15/06/2015 | Yazar: Ömer Akpınar

Boston Eşcinsel Erkek Korosu’nu okullarında ağırlayacak Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ Çalışmaları Kulübü’nden Beren Azizi ve Madır Öktiş sorularımızı yanıtladı.

ABD’nin önde gelen eşcinsel korolarından Boston Eşcinsel Erkek Korosu’nun İstanbul konseri, LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) Onur Yürüyüşü’nden bir gün önce, 27 Haziran’da Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’te gerçekleşecek. 
 
Boston Eşcinsel Erkek Korosu’nu okullarında ağırlayacak Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ Çalışmaları Kulübü’nden Beren Azizi ve Madır Öktiş, Zorlu Center tarafından iptal edilen konser ve ifade özgürlüğüne ilişkin sorularımızı yanıtladı.
 
“Sansürsüz bir Türkiye’ye hepimizin ihtiyacı var”
 
Boğaziçi LGBTİ Çalışmaları Kulübü olarak Boston Eşcinsel Erkek Korosu’na yönelik nefret haberlerine gecikmeden tepki gösterdiniz ve koroyu okulunuza davet ettiniz. Sizin için bu konserin akademide gerçekleşmesi ifade özgürlüğü açısından nasıl bir anlam taşıyor?
 
Beren Azizi: Açıkça bu konserin basın yoluyla homofobik nefretin hedefi olduğunu söyleyebiliriz. Bugün demokrasilerde dördüncü güç kabul edilen basının hiçbir kesimi, kendi ideolojisi iktidara geldiğinde karşıt kodladığı hiçbir kesime karşı basını nefreti için araçsallaştırmamalı ve silahlaştırmamalıdır. Basın nefret suçlarının bu kadar kolay işlenebildiği bir alan olmamalı. Bu konserin yandaş basının tüm nefret saldırılarına rağmen halen gerçekleşecek olması bu ülkede homofobik sansüre karşı direnenlerin hiç de az olmadığını gösterir. Bir umuttur, sahiplenilmesi gerekir. Ayrıca bu sadece LGBTİ bireylerin kazanımı değil tüm herkesin kazanımı olarak okunmalıdır. İfade özgürlüğüne ve sansürsüz bir Türkiye’ye hepimizin ihtiyacı var.
 
“Boğaziçi homofobi karşıtlığı felsefesini benimsemiş bir üniversitedir”
 
Koroyu Boğaziçi’ne taşıma fikrinizi üniversite yönetimiyle paylaştığınızda süreç nasıl ilerlerdi? Onların yaklaşımını paylaşır mısınız?
 
B.A.: Açıkçası koronun homofobik sansüre uğradığı kesinleştiğinde, hiçbir kurumun ya da yönetimin fikrini almaksızın doğrudan basına kapılarımızın her zaman açık olduğunu duyurduk. Korodan ve organizasyon firmasından bize geri dönüş olduğunda bu konuyu yönetimle görüştük. Tahmin edersiniz ki bürokratik bir süreç başladı. Bu noktada gayet profesyonel bir ekip çalışması yürüttük. Sıkı bir işbölümü ile süreç sandığımızdan hızlı ilerledi. Boğaziçi Üniversitesi homofobi, transfobi, cinsiyetçilik karşıtlığı felsefesini benimsemiş bir üniversitedir. Yönetim de bu doğrultuda kolaylaştırıcı oldu her zaman.
 
“Homofobi ve Broadway kol kola gitmez”
 
Zorlu Center Genel Müdürü Murat Abbas’ı okuldaki Eğlence Ekonomi Zirvesi’nde protesto ederek “siz bu kafayla ancak sünnet düğünü yaparsınız” dediniz. Uluslararası başarı elde etmiş gösterileri İstanbul’a getiren bir gösteri merkezinin homofobik haberlere karşı nasıl bir tutum geliştirmesini beklerdiniz?
 
B.A.: Zorlu Center hakkında konuşmak istemiyorum. Hödük zenginleşmenin, çirkin binaların, vizyonsuz estetiğin ayakta alkışlandığı zamanlar geçirdik. Parkın, bahçenin önemini yeni anlar olduk. Murat Abbas, dünya gerçeklerine hakim bir yönetici yerine klasik Türkiyeli patron mantığından maalesef uzaklaşamamıştır. Dolayısıyla Zorlu Center’ı kapatıp yerine sünnet düğünü salonu açmaları kendi vizyonlarına daha uygun olacaktır.
 
Madır Öktiş: Broadway gösterilerini peşi sıra göstermekle övünen bir gösteri merkezinin eşcinsel bir topluluğu sansürlemesi bence Broadway gelenekleri hakkında fikri olan birisine oldukça gülünç gelecektir. Eşcinsellerin kendilerini var ettiği, görünür kıldıkları alanlar arasında müzikal tiyatronun yeri yadsınamaz. En straight müzikallerde bile gizli bir eşcinsellik duygusu hep barınmıştır denebilir biraz büyük konuşmak gerekirse. 1970’lerden beri de Broadway’de açık eşcinsel müzikaller sergilenmektedir. Kısacası homofobi ve Broadway kol kola gidebilen iki kavram değildir. Zorlu Performans Sanatları Merkezi düğün salonuna dönüştürülsün diyeceğim ama aklıma ilk operaların evlilik törenlerinde sahnelendiği gelince bir gülme tutuyor. 
 
“LGBTİ özgürleşmesi LGBTİ meselesi olarak kalamayacaktır”
 
Konserle birlikte pek çok kişi hayatında belki de ilk kez yüzden fazla eşcinsel erkeği bir arada şarkı söylerken dinleme fırsatı bulacak. Cinsel yönelimlerin, cinsiyet kimliklerinin ve cinsiyet ifadelerinin toplumda özgürce varolabilmesi neyi değiştirecek?
 
B.A.: Cinsiyet ifadelerinin özgürlüğü; irrasyonel sapmayı, faşist düşüncenin yığınlarda karşılık bulmasını imkansız kılar. Kesinlikle LGBTİ özgürleşmesi LGBTİ meselesi olarak kalamayacaktır, kendini aşan bir süreci olacaktır bu özgürlüğün. Bunun yanında çok acil sorunların çözümü kısmen gerçekleşecektir, hak ihlalleri, nefret cinayetleri gibi; ama nefret saldırılarının ve sansürlerin asıl sebebi, hedefi bu ikinci bahsettiğim çok acil sorunların çözülecek olması değil bu özgürleşmenin toplumsal son hedefidir. Yani asıl korku, cinsiyet ifadelerinin, özgürleşmenin acil sorunları çözmesi değil kendini aşmasıdır.
 
“Ayrımcılık karşıtlığında tavizsizlik ve samimiyet istiyoruz”
 
Boston Eşcinsel Erkek Korosu konserinin Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşmesi kampüsteki LGBTİ’leri kuşkusuz daha görünür kılacak. Geçtiğimiz dönemde kadın-erkek şeklinde cinsiyetlendirilmiş tuvaletlerin dışında yurtlar ve bölümlerde “cinsiyetsiz tuvalet” olması yönünde talebiniz olmuştu. Boğaziçi Üniversitesi kampüslerinde LGBTİ’lerin öncelikli talepleri neler?
 
B.A.: Bu biraz zor bir soru, taleplerimizi bir öncelik sırası ile kazanmak dahi bazen çok umut kırıcı olabiliyor; çünkü neredeyse bütün taleplerimiz temel bir hakkın ihlalinden doğuyor. Diyebilirim ki en öncelikli talebimiz fobi ve cinsiyetçilik karşıtlığında aktiflik, tavizsizlik, samimiyet ve garanti. Somut taleplerimize gelirsek burada BÜ LGBTİ Kulübü adına yeni bir somut talep belirleyemem, elbette var yeni taleplerimiz; ama basına duyurduklarımızı yinelersek tüm arzu edenler için cinsiyetsiz-queer yurt odaları, gene tüm arzu edenler için cinsiyetsiz-queer tuvaletler, tacize karşı tavizsizlik ve tabii ki ayrımcılığın önlenmesi. 

Etiketler: insan hakları, eğitim
Nefret