06/11/2017 | Yazar: Yıldız Tar

Sözümü hâlâ tutuyorum.

O gece “söz kimseyi hafife almıcam bundan sonra” dedim. “Kimseye manyak muamelesi de yapmıcam. Sonra en manyak biz oluyoruz”. Sözümü hâlâ tutuyorum.

Güzel bir gün dizisinin beşinci yazısında Deniz Dursun, Gümüşlük’te geçen bir günü, Jehan Barbur’u, bir sahaf dükkanındaki bilinç akışı sohbetlerini ve o günden sonra hâlâ tuttuğu sözünü anlatıyor:

Zihnimin çöplüğe döndüğü aylar bir toz bulutuna dönüşüp beni terk ettiğinde teyzemle koşa koşa bir tatil planı yaptık ve soluğu Gümüşlük'te aldık. Aylardan temmuzdu. Şimdi ne zaman o günleri hatırlasam çene kaslarıma hakim olamayıp etrafa kocaman gülücükler saçarım.

Oraya ilk gidişimizdi ama methini çok duymuştuk. Bir de bilirsiniz Gümüşlük ve türevi Ege kasabaları canını şehirden kurtarmak isteyenlerin uğrak yeridir. Özellikle entelektüel kesimden belli gruplar vardır ki kokularını oraya varır varmaz alırsınız. Her neyse. Ben de Gümüşlük'ün uzun ince sahilinden ve oturup içki yudumladığımız havalı kafelerinden ziyade köyü merak uyandırıyordu. Teyzemle iyi bir ikiliyiz ve birbirimize benzeriz. Aynı durum onun için de geçerli olunca bir gün erkenden kalktık ve yüzümüzü kocaman ağaçların, güzel bahçeli taş evlerin -bahçelerde tavukların ve köpeklerin- minik lokantaların ve kahvehanelerin bulunduğu köye çevirdik.

Gözüme bir sahaf çarptı. Tam yolun üstü. Dedim “Girelim şuraya, biraz keyfimizi bulalım.” Girdik. Karanlıktı hafif, daha doğrusu böyle loş ışıklar, oh bir de buram buram kağıt kokusu. Müşteri yoktu bizden başka. Yalnız biraz ötede buranın sahibi olduğunu düşündüğümüz bir amca oturuyordu. Karşısında da gençten bir çocuk, biralarını yudumlayıp usul usul muhabbet ediyorlar. Bizi görünce bir hareketlenme oldu. Amca yavaş yavaş kalktı, bir plak taktı, Jehan Barbur’dan Gidersen çaldı. Çocuğun yanına döndü sonra. “Ulan” dedi, “şimdi Jehan girse şu kapıdan amma sevinirsin”. Gülüştüler. Amca bizden tarafa birkaç adım attı. “Kitapçı değil burası ha” dedi, “sahaf”. İstediğimiz kadar ve istediğimiz gibi bakabileceğimizi söyledi. “Sakın ola yabancılık çekmeyin” diye de ekledi, teşekkür ettik. Aradan 1 dakika geçti geçmedi, yine geldi. “Haa ama, kitap almadan çıkamıyorsunuz buradan” dedi. “Almasanız bile para vermeniz lazım, Gümüşlükspor'a katkı”. Nedense onu ciddiye alıp “ben tüm paramı yedim” deme gafletinde bulundum. Başladım gün içinde tükettiğim ürünleri sayıp hayıflanmaya. Diyaloğun sonunda tüketme merakımıza olan tüm nefretimi kusmuş, nihayetinde rahatlamıştım ama amca ikna olmuş görünmüyordu. İki ileri bir geri gidip duruyor, en sonunda yine yanımıza ulaşıp bu kez bambaşka bir şey söylüyordu. “Eee buraya neyle geldiniz o zaman, uçtunuz mu?” diye sordu, şaşkınlıktan anca suratına baktık. “Valla” dedim, “şu an gözüm Gümüşlükspor görecek durumda değilim, karnımın nasıl acıktığını bir bilsen”. Bunu bir an evvel oradan çıkıp gidebilmek için değil, gerçekten kalbimden geçtiği için söylemiştim çünkü sahaftan içeri burnumuzu uzatmadan bir önceki hamlemiz yemek yiyecek minik bir lokanta aramaktı ancak umduğumuzu bulamamıştık. Bizim bu Gümüşlükspor'a gönlünü vermiş pek değerli amcamız bunu duyunca “Aaa, yemek ısmarlayayım size canım” demesin mi? Dedi. Saymaya bile başladı: “Antrikot, yanında rokfor peyniri ve kırmızı şarap, bir de bol yeşillikli salata.” Teyzemle birbirimize baktık. Genç çocuk ötede bir yerde gülüyor. Dayanamadık, biz de başladık kıkır kıkır... Hiçbir şey söylemedik, yavaştan kapıya yöneldik. Çıkıp gideceğiz artık, amca yine seslendi: “Tüh, Nejat'ı da göremediniz”. Nejat İşler'den bahsediyor. “Yoo” dedik teyzemle bir ağızdan, “gördük”. Sonra iki adım daha attık, kapıya ulaştık ve tek kelime daha etmeden çıktık. Hasret kaldığımız oksijeni güzelce içimize çektikten sonra “ne garip adamdı” dedik, “buralarda Nejat görmekten kolay ne var! Bilmiyor mu bunu...”

Akşamına bir güzel içtik (kırmızı şarap değil hayır. Maalesef rokfor peyniri de bulamadık ama bol yeşillikli bir salatamız vardı) ve sahilde yıldızlara göz kırpa kırpa dans ettik. Güneşin doğmasına yakın toparlanıp odamıza gittiğimizde o amca aklıma geldi. Teyzemin aklından da zaten hiç çıkmamış. Güldük. Sonra zihnimde şimşekler çakmışçasına “duuur” dedim. Teyzem durdu. Yine güldük. Cümlemi tamamladım: “Ben şu sahafın adını Google'da bir aratayım. Bakarsın adamı da buluruz”. Böyle keyifli araştırmalara bayılan teyzem yatağımın ucuna çöktü, kafa kafaya verdik ve sonuç ekranına bakakaldık.

Oyunculuğa ara veren Nejat İşler, tam bir esnaf oldu. Bodrum Gümüşlük'te Tezgah isimli bir sahaf dükkanı açan oyuncu sayesinde işleri artan çarşı esnafının da yüzü güldü.

“Yakışıklı oyuncu, basın mensuplarının ricasına rağmen görüntü vermek istemedi. Gümüşlük'e tatil için gelen vatandaşların da Nejat İşler'i görebilmek için Tezgah isimli dükkana akın ettiği görüldü.

Başımızı yastığa koyup tatlı rüyalar evrenine girmeden önce bir kez daha güldük. Bu sefer kendimize ama. O gece “söz kimseyi hafife almıcam bundan sonra” dedim. “Kimseye manyak muamelesi de yapmıcam. Sonra en manyak biz oluyoruz.”

Sözümü hâlâ tutuyorum.

Sen de yazmak istemez misin?

Herkesin güzel günü kendi rengindedir. Kimisinin puslu mavi, kimisinin altın sarısı, kiminin ise alabildiğine yeşil, yemyeşil…

Peki senin güzel günün ne renk? Güzel bir gün dendiğinde aklına gelen o gün neler yaşadın? Kimler vardı yanında? Yalnız mıydın, kalabalık mı? Ne giymiştin? Ne yapıyordun? Çekinme yaz bize…

Yok ben hayalimdeki güzel günü yazacağım diyorsan o da olur.

Güzel günlerimizi hatırlamak, hatırlatmak, paylaşmak bir mail uzaklıkta: yildiz.tar@kaosgl.org

KaosGL.org’taki yanı yazı dizimizin parçası olmak için tek yapman gereken yildiz.tar@kaosgl.org adresine güzel geçen bir gününü yazmak. Bir de varsa elinde o günden bir fotoğraf…

Yazı dizisindeki diğer anlatılar:

‘Güzel bir gün’ yazı dizisi başlıyor

Güzel bir gün: Sesim kendi boşluğumda yankılanmıyor artık

Güzel bir gün: Işığı kucaklamışçasına parıldayan gözler

Güzel bir gün: Zıplıyom ben

Güzel bir gün: Londra’da bir gün

 


Etiketler: yaşam
Nefret