02/10/2019 | Yazar: Ali Erol

Eylül ayının son haftasından, homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazıları…

Hem ırkçı hem seksist ve de heteroseksist! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını sizler için okumaya devam ediyoruz. Batman Sonsöz ve Malatya NetHaber gazetelerinden seçtiğimiz işte Eylül ayının son haftasından nefret “köşe”leri…

Batman Sonsöz gazetesinden Ekrem Işık, “Bu Eser Sizin!” başlıklı köşe yazısında, sosyal, siyasi, kültürel gelişmeleri eleştirip, “seküler” ve “laikçi” diye tarif ettiği “anlayışı” suçlarken, “Seküler yaşam tarzı bizi dinden uzaklaştırdı. Din diye yaşadığımız şey ise gelenek, görenek ve bidatlerimiz oldu.” diye yazdı.

Köşe yazarı Işık, “Laikçi anlayış” diye sıraladığı tekerlemesine “Ahlak, Din, Allah korkusu, Namus gibi kavramların içini boşaltılar. İnsanlara manevi değerler yerine maddi değerler benimsetildi.” diye devam etti.

Ve nihayet Ekrem Işık’ın tekerlemesinde beklenen son tabii ki homofobik nefret boşalmasıyla geldi: “Namus ve şeref anlayışının alt üst olması, her türlü sapıklığın ve sapkınlığın giderek artması, cinsel istismarların, ensest ilişkinin, LGBT gibi sapıklıkların artması…”

Malatya NetHaber köşe yazarı Zeki Taşkıran, “Kadın fıtratı ve siyonizmin eşitlik oyunu” başlıklı iki köşe yazısı yayınladı.

Yazar, “Malatya merkezli olarak kurdukları İhvan Strateji ve Araştırma Merkezi (İSAM) bünyesinde yaklaşık 3-4 aydır Kadın ve Aile konusunda araştırma ve bilimsel çalışma yaptıkları” bilgisini verdiği köşe yazısında, yazısını “korka korka” kaleme aldığını belirtiyor ve gerekçesini şöyle açıklıyor: “Korka korka diyorum, çünkü mevzuu kadın olunca ve eşitliği eleştirmeye başlayınca çok ağır tepki ve önyargılar baş göstereceğinden maalesef pısırıkça bir yazı yazmak durumunda kalıyor insan.”

Taşkıran, “sinsice düzenlemeler getiren”, “aile hayatını yerle bir eden”, “LGBT’lileri ve eşcinselliği baz alan” İstanbul Sözleşmesi üzerine çalıştıklarını söylüyor.

Hızını alamayan köşe yazarı, yazısının başlığında dikkat çektiği “oyun”u nihayet bozuyor: “Avrupa’nın üzerinde en çok oynadığı husus, Türk Toplum yapısında kadın-erkeğin her alanda ve her şekilde mutlak eşitliğini hatta kadını biraz daha yücelterek aile yapısını değiştirmek olup Siyonizm’in amacını gerçekleştirmek yolunda en önemli adımı atmaktır.”

“Kadın fıtratı ve siyonizmin eşitlik oyunu” başlıklı köşe yazısına ikinci bölümle devam eden Zeki Taşkıran, “sinsice” hazırlanan İstanbul Sözleşmesini “cinsiyet eşitliği” ve “cinsel eğilim” kavramlarıyla deşifre ediyor, “siyonist oyun”u bir kez daha bozuyor: “Cinsiyet eşitliği erkek-erkek karşısında, erkek-kadın karşısında, kadın-kadın karşısında eşitliği öngörüyor, Lezbiyen ve Gey’lerin Türk toplumunda meşrulaştırma ve yasalar karşısında davranış ve tutumlarını ve cinsel haklarını yasalaştırmayı gizlice planlamaktadır.”

Bir kez daha, sosyal psikolog Melek Göregenli’nin dediği gibi: “Homofobik olmayan bir milliyetçilik söz konusu bile olamaz”

“Cinsiyetçilik, heteroseksizm ve homofobi-transfobi, sadece cinsiyet ve cinsel kimliğe yönelik ayrımcılık, şiddet ve nefret suçlarının siyasetleri değildir aynı zamanda hayatımızı zindan eden her türden nefret siyasetinin de belirleyicisidir. Milliyetçilik, ırkçılık, anti-semitizm, otoriterlik vb. bütün nefret siyasetleri genel bir muhafazakârlık ikliminde yeşerir ve bu iklim esasen homofobiden beslenir, genel olarak bütün beden kontrolüne dayalı siyasetlerden güç alır. Homofobik olmayan bir milliyetçilik söz konusu bile olamaz. Bu benim fikrim değil, gerek teorik gerek uygulamalı bütün sosyal bilim birikimi ve hayatın kendisi buna işaret ediyor.

Türkiye’de yaptığımız pek çok çalışma da açıkça bunu gösteriyor. Milliyetçilik, kökten dincilik, kör vatanseverlik, kadın düşmanlığı, yabancı düşmanlığı ve genel olarak içinde yaşadığımız sistemin meşrulaştırılması eğilimleri mutlaka homofobik tutumlarla birlikte var oluyor. Yani homofobik olmayan bir milliyetçilik ya da başka bir siyasi kötülük yok. Esas oğlan her zaman Türk, Sünni, Müslüman ve heteroseksüel. Dünyada da eşitlik ve adalet ilkesini savunan ama homofobik olan bir toplumsal siyaset, böyle bir hayat tasavvuru yok.

Homofobiyi bu anlamda basit bir kişisel eğilim, “heteroseksüelliğin normal kabul edilmesi, diğer cinsel varoluş biçimlerini anlamama, hoşlanmama vb.” gibi görmek, onun muhafazakârlığın ve toplumun genel olarak hizada tutulmasının en önemli ideolojisi olduğunu görmezden gelmek, hiçbir adalet ve eşitlik fikrini inandırıcı kılamaz. Hiç kimseyi buna ikna edemezsiniz. Hele neredeyse her hafta bir insanın bedeniyle, cinselliğiyle ilgili bir nedenle öldürüldüğü bir ülkede, bu nefretin siyasi kaynaklarını görmezden gelmek bence nefret siyasetlerinin ve suçlarının, genel hegemonik siyasetlerden beslendiğini hiç anlamamış olmayı gerektirir.”

Not: Bu haberde, internet ortamı ile sosyal medyadan yapılan alıntıların yazım hatalarına dokunulmadı; olduğu gibi alındı.


Etiketler: medya
Nefret