06/02/2007 | Yazar: Selçuk Candansayar

‘‘Hepimiz Ermeniyiz’, tıpkı ‘eşcinsel’ olduğuna dair sürdürülen Amerikan ‘karalama’ kampanyasına karşı ‘Evet, tabii ki heteroseksüellere karşı ben i.yim’ diyen Kumandan yardımcısı Marcos'un yaptığıdır.’ Selçuk Candansayar’ın kaleminden.

‘‘Hepimiz Ermeniyiz’, tıpkı ‘eşcinsel’ olduğuna dair sürdürülen Amerikan ‘karalama’ kampanyasına karşı ‘Evet, tabii ki heteroseksüellere karşı ben i.yim’ diyen Kumandan yardımcısı Marcos'un yaptığıdır.’ Selçuk Candansayar’ın kaleminden.

KAOS GL

Selçuk Candansayar

Kimlik üzerinden kurulan politikaların yanılsatıcı gücü, kurgusal olanı doğuştan gelen değişmez bir özellik olarak kabul etmesi ve genelleştirmesidir.

Kadın kimliğini ele alalım. Kadının, sadece kadın olduğu için doğuştan ve değişmez bir şekilde zayıf olduğu varsayılır. Biyolojik olarak gelen bedensel farklılıklar, güç üzerinden değerlendirilir ve kas gücü en yüksek erkek ile kas gücü en zayıf kadın arasındaki güç orantısızlığı genelleştirilerek, kadının zayıf erkeğinse güçlü olduğu kabul edilir. Genelleştirme bedensel güçten yola çıkarak en sonunda karakter ve ahlaka yayılır.

Bu yolla kadının doğuştan zayıf karakterli ve düşük ahlaklı, erkeğin güçlü karakterli ve sağlam ahlaklı olduğu varsayılır. Bu genelleştirme kadının kandırılabilir ve kandırabilir karakterde olduğu sonucuna götürür. Bu durumda güçlü ve ahlaklı erkeğe düşen kadının zayıf özelliklerini denetim altında tutmak olur. İster döverek, isterse romantik şefkatle; aradaki fark "gelişmişlik" düzeyinden kaynaklanır.

Bu yanılsatıcı süreç bu haliyle bile gerçeklikten kaynaklanmaz aslında. Çünkü kadın, ancak erkeğe o da genel olarak değil herhangi birine oranla bedensel olarak daha zayıftır. Yoksa kadın ve erkeğin bedensel güçlerinin ölçüsü her bir durumda bazen birinin bazen de diğerinin güçlü olduğunu gösterecek yapıdadır. Bu durumu kaynakların kısıtlı, doğa/hayat şartlarının ağır ve iş gücünün az olduğu durumlarda açık olarak görürüz. Tarlada çalışan kadının yaptığı işler, onun kurgusal güçsüzlüğüne aykırıdır. Ciddi bedensel güç ve dayanıklılık gerektiren her tür işi kadın çoğu zaman çoğu erkekten daha ağır şartlarda yapar.

Daha dikkatli bir gözle bakarsak günümüz çalışma koşullarında da kadınlarla erkeklerin çalışma şartlarının güç özelliklerine göre ayrımlaşmamış olduğunu da görebiliriz. Güç farkı ücretlendirme aşamasında ortaya çıkar. Yapılan işin gerektirdiği güç göz ardı edilir ve kadına "güçsüz" olduğu için daha az ücret verilir.

Ondokuzuncu yüzyıl sanayileşme sürecinde Avrupa'da kadın ve çocuk işçilerin daha çok tercih edilmesi, günümüzde Çin ve Uzakdoğu'daki üretimin çoğunlukla kadın ve çocuk işçilerle yürütülmesi de bu yüzdendir.

Gerçekte olmayan ancak egemenliğin kurulması ve sürdürülüp yeniden üretilmesi için uydurulan bu güç farklılığı kimliğin her alanına yayılır. Her anlamda zayıf olduğu kabul edilen ve kendisine de dayatılıp benimsetilen kadın, zayıflığını ve korunması gerektiğini kimliğinin bir parçası olarak benimser. Zayıf olduğu için erkeklerin "tuzağına düşebileceğinden" o da korkar ve örneğin kapanmaya ve erkek için cinsel çekicilik taşımamaya çalışır. Kapanırken kendisini erkekten koruduğunu yanılsarken gerçekte kendisinin ahlaken zayıf olduğu için aklının çelineceğinin düşünüldüğünü fark etmez bile.

Bu yolla gerçekte aşağılanırken, kendisini yücelttiğini sanır. Güçlüyken zayıf olduğunu yanılsar ve ahlaksızlık kurgusal erkeğe özgüyken, kendisini ahlaksızlığa eğilimli kabul eder. Bu çarpıtılmış bilinç, üretim sürecinde kadının en olumsuz koşulları, kendisine sağlanmış nimet olarak görmesine yol açar. Güncel bir örnek Türkiye'de "türbanlı kadın" işçilerin, daha az ücretlerle, daha olumsuz ve ağır koşullarda sigortasız olarak çalıştırılmalarıdır.
Tahakküm altına alma kimlik politikalarının kaçınılmaz sonucudur ve kimlik üzerinden geliştirilecek karşı çıkma çabaları yenilgiye, egemenlik ilişkisinin yeniden üretilmesine neden olmaya mahkûm olur. Bu yanılsamayı kırmanın yolu, kimlik kavramını bozmakla mümkündür.

Kimlik kavramını bozmanın yolu zayıf olduğu varsayılanı güçlendirmek, az olduğu sanılanı çoğaltmak, aşağılananı benimsemekten geçer.

İşte "hepimiz Ermeniyiz", tıpkı "eşcinsel" olduğuna dair sürdürülen Amerikan "karalama" kampanyasına karşı "Evet, tabii ki heteroseksüellere karşı ben i.yim" diyen Kumandan yardımcısı Marcos'un yaptığıdır.

Egemene egemenliğinin içinin boş olduğunu göstermek, silah zannettiğini ona döndürmektir. Bir türlü hazmedilememesi bu yüzdendir.

Kaynak: Birgün Gazetesi, 5 Ocak 2007




Etiketler: insan hakları
Nefret