15/03/2020 | Yazar: Yıldız Tar

Görkem’le onun Berlin’ini, koli hayatını, sokakları, ayrımcılığı ve Berlin’de yaşamayı konuştuk.

“Herkes onur duymayı hak ediyor, herkesin gullüme ihtiyacı var” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Görkem, İstanbul’dan ziyarete gelen arkadaşı Aleyna Fox ile

Görkem uzun yıllar boyunca İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda yer alan eşcinsel bir erkek. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü’ndeydi. Görkem geçtiğimiz yıl mastır yapmak için Berlin’e taşındı.

Görkem’le onun Berlin’ini, koli hayatını, sokakları, ayrımcılığı ve Berlin’de yaşamayı konuştuk.

Ne zaman ve neden geldin Berlin’e?

21 Ekim 2018’de geldim. İstanbul’dan Berlin’e taşınan bir erkek arkadaşım vardı. Onu da fırsat bilip yapmak istediğim mastır programına başvurdum. Ama ben daha okuldan kabul bile almadan ayrılmıştık. Ama ben yine de geldim.

Uzun yıllar İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’ndaydın. Bir yandan da Boğaziçi’nde LGBTİ+ kulübündeydin. Aktivizmin bu kadar içinde olmak göç kararını nasıl etkiledi?

Şimdi ben 2010-2016 yılları arasında onur haftası etkinliğindeydim aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ kulübündeydim. Mezun olduktan sonra iş hayatına girdim ama iş hayatında da aslında çok rekabetçi bir ortam var. İstanbul’da bence iş hayatında Boğaziçi mezunu olmak yetmiyor. Herkesin bir İngiltere, ABD, Hollanda’da mastır yapmış olduğu bir şirketin içinde buluyorsun kendini.

Ben bir Alman lisesinden mezun oldum ve Almanca biliyorum, Almanya’da okullar ücretsiz, Berlin güzel bir şehir ve diğer Avrupa başkentlerine göre ucuz bir şehir. Bunların hepsinin etkisi oldu ama benim politik sebeplerden dolayı ülkeden çıkayım gibi bir kaygım aslında yoktu. Ama tatsızdı İstanbul. Çünkü ben bu kadar yıl onur haftasında çalıştım, bebeğim gibi görüyorum ve bu yasaklar bir türlü geçmek bilmedi. Benim hayatımdan büyük bir parça eksilmiş oldu. Çünkü o yasaklarla keyifli olmuyor onur haftası. Onur Yürüyüşü yapamıyorsun… İlk kez 2015 yılında yasaklandı ve sonraki yıllarda yürüyüş günü İstiklal Caddesi’ne çıkıyorum ve artık stresten titriyorum. Bunlar tabi tatsız olaylar… Ama bu yüzden çıktım diyemem. Bunun mücadelesini kalıp verebilirdim ama bu dönem gelip geçici bence. Benim de de daha çok eğitime ihtiyacım var, yurtdışı deneyimine ihtiyacım var. Bunlar benim hayatım için önemli şeyler, bu yüzden çıktım.

Berlin’e geldiğinde nasıl bir şehir karşıladı seni?

Ben daha önce 5-6 kere gelmiştim buraya. İlk geldiğim gün bir arkadaşımın evinde kaldım. Ekim ayının sonu, acayip bir fırtına, hani kar incecik olur ya rüzgarla beraber yüzünü yakar… Arkadaşımın 15. kattaki evinden bütün şehri görüyorum. Allahım ben napıyorum, niye geldim, geri mi dönsem acaba diye düşündüm (Gülüyor). Sonra tamam dedim geldik bir kere burada tutunmak zorundasın.

Daha önceki geldiklerinde turist olarak geliyorsun, bu keyif veriyor ama yerleşmek için geldiğinde aylarca buradasın, İstanbul’a dönmeyeceksin aylarca ve onun başka psikolojisi oluyor insanda. Ama burada çok insan var ve ben gelir gelmez birçok insan beni yemeğe çıkardı. İhtiyaçlar hemen gideriliyor. Ben bir tane Alman okulunda okuduğumu söylemiştim. Bizim çok eski mezunlarımız var. Öte yandan İstanbul’dan gelen çok fazla insan var. Queer’ler var, aktivistler var. E benim Almancam da vardı. Bunlar hep avantajdı.

Ben bir senede alıştım buraya. İlk zamanlar özlüyorsun, hafif yalnızlık hissi de oluyor. Tamam Berlin’de yakın arkadaşlarım var ama birçok şeyi İstanbul’da bıraktım ve konfor alanımın dışına çıktım. Ama bir senenin sonunda alıştım gibi geliyor. İstanbul’a gittiğimde aşırı kalabalık gördüm. Bazı insanlar şey diyor “Berlin sıkıcı sokakta insan yok, İstanbul cıvıl cıvıl”. Oysaki İstanbul’da gidecek bir tane park yok. O yüzden herkes sokakta kafelerde oturuyor. Sadece kafe görüyorsun sokakta, kitapçı görmüyorsun.

Berlin’in lubunya ortamı nasıl? İstanbul’dan farklı mı?

İstanbul’dan farkı var, evet. Ben İstanbul’a çok daha diverse bir lubunya ortamındaydım. Burada daha çok geylerle bir aradayım. 30 yaş civarındaki geylerle… Gece dışarı çıkıldığında gey grubuyla çıkılıyor. Ben hep geylerle dışarı çıkmaya alışık değişim açıkçası. Başka arkadaşımız yok mu yani? Tabiki trans arkadaşlarımla da çıkıyorum ama burada böyle bir durum var. Ben de o yüzden evimde partiler yapıyorum. Benim yaptığım partilere çok çeşitli insanlar geliyor. Kesişim noktası oluyor. Bunun dışında lubunya ortamı burada bence daha özgür. Bu ne demek? Bir insanın dış görünüşü, cinsiyet kimliği yani maskülen feminen olması, ondan sonra yaşı dolayısıyla burada çok fazla sorun yaşamıyordur lubunya ortamında. Ya da mesela HİV statüsü… Bunlar mesela biraz daha aşılmış şeyler. Bunlar da benim diğer insanlarla sosyalleşmemi değiştirdi ve geliştirdi.

Sen çok yoğun bir aktivizm ortamından çıkıp buraya geldin. Burada da benzer bir aktivizm ortamı var mı? Sen dahil olabildin m?

Hayır asla İstanbul’daki gibi bir aktivizm ortamı içerisinde değilim. Ve bence insanlar burada o kadar ilgi de duymuyor. Bu konulara biz daha ilgiliyiz. Ama bir yandan da kimle tanıştıysam herkes çok politize. Sadece lubunyalardan bahsetmiyorum. Her yaş grubundan çok başka meslek grubundaki insanlar Berlin’dekiler, çok politizeler. Ben burada sol anlamında çok şey öğreniyorum.

Peki Berlin’in koli ortamı nasıl?

Berlin’i Berlin yapan şeylerden bir tanesi koli ortamı. Seks partileri, kulüpler, lubunya ortamının buradaki iyi yanından bir tanesi seks pozitif olması ve bu gerçekten insanın kendi cinselliği için de iyi oluyor. Ben eşcinsel bir erkeğim, geyim. Diğer arkadaşlarımla oturup konuşuyoruz. Türkiye’den gelmiş olan, burada yaşayan herkes aynı şeyi söylüyor: Ben burada cinselliğimi daha çok keşfettim. Türkiye’de atıyorum cinsiyet rolleri, erkeklerin üzerine giyindiği birtakım gömlekler, hani aktif pasif vs. birtakım roller var. Bunlar biraz kayboluyor tabi burada. İnsanlar kendisiyle daha çok barışıyor, cinselliğiyle barışıyor ve daha çok şey keşfediyor. Şehrin çok etkisi var bunda. Mesela İstanbul’a gittiğinde biraz keyiflenmek istediğinde hornet’e giriyorsun. İki profilden biri #nofem, #sağlamtipler, #gaybro… Ay hatta iyi eğitimli, iyi aileden olsun filan yazanlar bile var. İşte bunlar insana kendisini kötü hissettiriyor. Özgüveninin kırıyor. İnsan kendisine soruyor: Acaba ben eksik miyim? Kötü müyüm? Halbuki herkes çok iyi, herkes onur duymayı hak ediyor, herkesin gullüme ihtiyacı var… İnsanların ortak özelliği bu. Herkes saygı bekliyor, onurlu yaşam istiyor ve gullüm istiyor. Bu erkek ol, adam gibi ol gibi şeyler aslında bizim ilkokulda, lisede, işyerinde, askerde bize uygulanan linç, şiddet, zorbalık. Ve bunu biz uygulamalarda ya da sosyal ortamlarda birbirimizi yapıyoruz. Feminenliğe dair şakalar yapıyoruz mesela… Ben bunları Berlin’de bu kadar çok duymuyorum açıkçası ve bu beni güvende hissettiren bir konu oldu.

Burda da uygulamaya girdiğinde “nasyonaliten ne” diye bir mesaj alabiliyorsun. Veya ben barda çalışıyorum ve bana “Hiç Türk’e benzemiyorsun” gibi cümleler duyuyorum. Dark room’dayken bile Erdoğan’ı soran oluyor. Ben günlük sohbetlerde yanıtlıyorum ama bir süre sonra sıkıcı oluyor. Dark room’da Erdoğan mı sorulur?

Şimdi benim 51 yaşında bir sevgilim var ve bunu ben İstanbul’da hiç hayal edemezdim. Aynı kafada olacağım ve aramızda da bu kadar yaş farkı olacak, jenerasyon farkı olacak biriyle kendimi hiç düşünemiyordum. Berlin’de bu insanlarla karşılaşma fırsatın var ve çok şey paylaşıyorsun, aynı frekansı tutturabiliyorsun ve şey düşünüyorsun yani ben 50 yaşıma geldiğimde hala hayatın içinde olacağım.

Avrupa’da yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi’nin arttığı söyleniyor. Böyle bir durum gözlemliyor musun sen?

Ben Berlin’de ve merkezi bir yerde yaşıyorum. İstanbul’daki ayrımcılıktan, Kürtlere ve Suriyelilere yapılandan sonra burada kendimi daha rahat hissediyorum. Tamam Kürt değilim ama o ayrımcılıktan, milliyetçilikten hepimiz etkileniyoruz. Berlinliler artık çok alışmış. 60 senedir falan burada Türkler yaşıyor. Türkleri artık tanıyorlar. Alman öğretmen Türk mahallesinde Türk çocuklara daha iyi eğitim vermek için atıyorum Türkçe öğreniyor. Ben geleli bir yıl oldu ve bir iyilik temasında yaşıyorum sanki. Yüzyıllardır işlenmiş iyilik diye bir kavram var burda. Çok yabancı var burda zaten. Bu da iyi hissettiriyor. Hetero ortamları bilmiyorum ama lubunya ortamları böyle biraz.

Bir de bana İstiklal’de gece yürümek çok zor gelmeye başladı. Geçenlerde İstanbul’daydım. Gece 3’te yürürken kendimi kötü hissettim, kaç defa tacize uğradım bilmiyorum. Herkes salça oluyor, sana laf atıyorlar sana ve artık sadece erkek görüyorsun. Çok kötü geldi bana. Bilmiyorum taciz meselesi benim Türkiye ile ilgili zaten en büyük sorunum. O erkeklerin aşırı maskülen tacizkâr halleri benim en en büyük meselem buydu. Evden çıkmıyordum İstanbul’da. Onun dışında iş görüşmelerine gidiyordum bana eşcinsel olduğun için bu işi yapamazsın diyorlardı. Böyle bir şeyle karşılaştığında birkaç ay iş başvurusu yapmıyorsun. Ee ben genç bir insanım yani ve benim motivasyonumun bu şekilde kırılması hiç iyi değil. Burada hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım. Gece kulüplerinin kapısında çalışıyorum. Yani bunu Türkiye’de yapmaya çalıştığını hayal edebilir misin?

Lubunya ortamı için “Beyaz Almanların yatak odasına giriyoruz ama aynı sosyal ortamları paylaşmıyoruz” diye bir cümle de duydum ben buraya ziyaretlerimde…

Ben Almanlarla aynı evi de paylaştım. Ama bence buraya Türkiye’den gelen insanların aklında iki tane önyargı. İlki buraya daha önce gelmiş işçi Türklerin eğitimsiz kaba maskülen ataerkil olduklarını düşüyorlar. Son yıllarda göç profili değişmiş. Artık sadece çalışan işçi olarak değil aynı zamanda artık akademisyen, varlıklı üst sınıf aileler de geliyor ve bunlar zannediyorlar ki “Biz Almanya’daki Türklere karşı ayrımcılığı bitireceğiz. Üniversite eğitimi aldık, diller konuşuyoruz”… Ama aynı insanlar hastalandığında Türk doktoruna gidiyor, Türk eczacısına gidiyor, işi düştüğünde Türk avukatına gidiyor… Buralı Türkler hiç mi hiç onların kafasındaki önyargıyla uyuşmuyor.

Bir diğer önyargı da Almanların ırkçı olduğu yönünde… Dünyanın her yerini görmedim tabi ama benim gözlemlediğim kadarıyla göçmenler meselesini dünyada şu anda en iyi yürüten ülkelerden bir tanesi Almanya. ABD’ye bakıyorum işte İngiltere’de şu an yaşananlar ve diğer Avrupa ülkeleri… Ama bir yandan da Türk arkadaşlarımla konuştuğumda, komşuları mesela sebepsiz yere onların posta kutularına zarar veriyor, onlarla oturmak istemiyor. Böyle olaylar da var.

Buralı Türkler 50 yıl önce gelmiş. Artık ikinci üçüncü jenerasyon. Bu insanlar çok saygı duyulması gereken insanlar. Mücadelelerini iyi tahlil etmek gerekiyor ve onların ne kadar dayanışmacı, ne kadar yardımcı insanlar olduğunu bilip gelmek lazım. Almanlara karşı önyargıları da arkada bırakmak lazım.


Etiketler: yaşam
Nefret