18/06/2020 | Yazar: Ali Erol

Haziran’ın ilk yarısından LGBTİ+’lar için gökkuşağı “köşe”leri Ticari Hayat, Adıyaman’da BuHafta, Hürriyet, İzGazete ve Cumhuriyet yazarlarından…

“‘İbne’ diye küfrederseniz, sırf eşcinsel olduğu için bir bardak çay içemez gencin biri” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Gökkuşağının hakkını veren, LGBTİ+’lara selamı esirgemeyen, en azından homofobik nefret söyleminden medet ummayan pozitif “köşe”leri okumaya devam ediyoruz.

Haziran ayının ilk yarısından gökkuşağına selamı esirgemeyen “köşe”leri Ticari Hayat, Adıyaman’da BuHafta, Hürriyet, İzGazete ve Cumhuriyet yazarlarından seçtik.

Ticari Hayat, Hüseyin Alpaslan: “Neticede öz cümlemiz; ayırım yapmayarak, ayrımcılıkla mücadele edeceğiz”

Ticari Hayat gazetesinden Hüseyin Alpaslan, “George Floyd ve Ayrımcılık” başlıklı köşe yazısında, okurlarına sesleniyor, “yaşamımızda farkında olarak veya olmayarak, ön yargılı olduğumuz, tabu haline getirdiğimiz sadece kendi doğrularımızın olduğu bakış açılarımızı hiç değiştiremediğimiz olgusu”na dikkat çekiyor.

“Ayrımcılık konusunda bir şeyler yazma ve paylaşma sorumluluğu” ile devam eden Ticari Hayat köşe yazarı, ırk ayrımcılığı ile birlikte diğer ayrımcılık kategorilerini sıralarken, ilgili terimler hakkında bilgi veriyor ve cinsiyet ayrımcılığı ile cinsel yönelimleri de sayıyor.

Adıyaman’da BuHafta, Suat Sezgin: “ABD’nin ırkçı, ayrımcı tarihinde farklı cinsel yönelimi olanlar da baskılandı…”

Adıyaman’da BuHafta gazetesinden Prof. Dr. Suat Sezgin, “Amerikan Rüyasının Çöküşü: Diallo ve Floyd Cinayetleri” başlıklı köşe yazısında, ABD polisinin ırkçı cinayetleri üzerinden “ırkçılık zehirlidir, şiddet zehirlidir ve insan yaşamı her şeyin ama her şeyin üzerindedir” diye yazıyor.

ABD’nin tarihsel ayrımcılık ve baskı tarihini sıralarken “farklı cinsel yönelimi olan bireyler”i de sayıyor: “Tarihi Kızılderililere, siyahilere, göçmenlere, farklı cinsel yönelimi olan bireylere karşı ayrımcılıklarla ve baskılarla dolu olan Amerika Birleşik Devletleri’nde ırkçılık kadim bir mesele. Amerika kıtasının keşfinden bu yana, bu topraklarda ırkçılık her daim kazandı; ırkçılar ödüllendirildi, hak ettikleri cezaları almadı; ırkçılık gerilimi, gerilim şiddeti tetikledi. Beyazların üstünlüğüne inanan, köleliği yücelten düzenle kurulmuş bir devlet, kanlı tarihinden aldığı güçle 21. yüzyılda halen siyahileri hedef alabiliyor, tek umudu hayalindeki yaşama erişmek olan göçmenlere yönelik baskıya fütursuzca devam edebiliyor. Bu asla kabul edilemez.”

Hürriyet, Şahap Bayram Tokgöz: “Toplumsal cinsiyet eşitliğinde LGBT’ye de bir selam çakmak herkesin borcu”

Hürriyet’ten Şahap Bayram Tokgöz, “Kurumda Cinsiyet Eşitliği” başlıklı köşe yazısında, eşitliği, ardından toplumsal cinsiyet eşitliğini tanımlarken ekliyor: “Prof. Dr. Nilay Çabuk Kara, “kadınların ve erkeklerin toplumsal yaşamın her alanına eşit katılımları” olarak tanımlamış ki aslında farklı alternatiflere de (LGBT) bir selam çakmak herkesin borcu.”

İzGazete, Ebru Dinçel: “‘İbne’ diye küfrederseniz, sırf eşcinsel olduğu için bir bardak çay içemez gencin biri”

İzGazete’den Ebru Dinçel, “Mor örgütlenme: Gezi isyanı” başlıklı köşe yazısında, Gezi isyanının 7. yıldönümünde, “Tabii ki kapitalist-erkek egemen sistemin her daim hedefinde olan” dediği, “kadınlar ve Lgbti+’lar”ı da anıyor: “Gezi’yi anarken de anlatırken de kadınların ve Lgbti+’ların varlığı, direnişleri göz ardı edilemez. ‘Kimsenin askeri değiliz!’ diyerek militarizme, ‘Küfürle değil, inadınla diren!’ diyerek de cinsiyetçi, homofobik ve transfobik dile itiraz ettik.”

“Gökkuşağının çocukları da ordaydı. Örgütlü Lgbti+’lar başından itibaren Gezi’deydiler. Örgütsüz olanlar Lgbti+ örgütleriyle temas ettiler. Örgütlendiler. Tüm kitlesel eylemlerde olabildiğince güçlü katılım göstermeye çalışan ama Onur yürüyüşlerinden uzak duran sol/sosyalist örgütler, gökkuşağı direnişçileri ile temas ettiler. Homofobik ve transfobik dilleriyle yüzleştiler. Gezi’den bu yana işler daha kötüye gitti. Ama ne kavgamız bitti ne de sevdamız! Gezi’nin meşhur sloganı bizim için geçerli değildi bence; kadınlar, Lgbti+’lar olarak mücadelemiz çok önceden başlamıştı. Devam da ediyor! Edecek de!”   

“Erkekyerinibilsin” başlıklı köşe yazısında ise İzGazeten Dinçel, sosyal medyada aynı isimli kampanyaya değiniyor: “Sosyal medya sallanırken bizimle, kadınlar öldürülmeye devam etti. Çocuklar istismar edildi. Lgbti+’lara saldırıldı. Kadınların meclisteki iradesi olan Leyla Güven bir kez daha tutuklanıp cezaevine kondu.”

‘İbne’ diye küfür ederseniz, sırf eşcinsel olduğu için bir bardak çay içemez gencin biri.

Farkı yok; solcu, muhalif, eşcinsel, Ermeni, Kürt, Alevi, kadın, emekçi, trans, feminist olmamızın ‘erk’in nezdinde. Onun derdi hepimizle. Bizler de içimizden birilerini yok sayarak, aşağılayarak, ötekileştirerek, şiddet uygulayarak erk’in ekmeğine yağ sürüyoruz. Lgbti+’lar, Kürtlerle de ilgili ayrımcılığı deşifre eden kampanyalar var. Destek verelim hepsine derim. Yüreğimiz, vicdanımız bizi gerçek eşitliğe götürsün!”

Cumhuriyet, Mine Söğüt: “Bir eşcinselseniz, transsanız, lezbiyenseniz sizden kuşkulandıklarında... aslen neden kuşkulanacaklar?”

Cumhuriyet’ten Mine Söğüt, “Eşkıya dünyaya nasıl hükümdar oldu?” başlıklı köşe yazısında, “Tehlikeli olan tek ötekileştirme ırkçılık değildir” diyor ve ekliyor: “Farklı cinsel yönelimlere dair tartışmaları “ama”larla yapıyorsanız tehlikelisinizdir.”

“Bekçiler neyin başını bekleyecekler?” başlıklı köşe yazısında ise Mine Söğüt, “…polislerin yanına bir de bekçiler ekleniyor” diyor ve devam ediyor: “Ellerinde silahlar kalplerinde kim bilir hangi karanlıklar. Şehrin dört bir yanına dağılacaklar. Kimliklerinize bakacaklar. Gerekli görürülerse üstünüzü arayacaklar. O bekçiler size hangi duygularla dokunacaklar? Bir eşcinselseniz, transsanız, lezbiyenseniz, tuhaf giyimliyseniz, sizden kuşkulandıklarında... aslen neden kuşkulanacaklar?”

LGBTİ+’lara selamı esirgemeyen, en azından homofobik nefret söyleminden medet ummayan “köşe”leri okumaya devam edeceğiz: “Hep kahır, hep kahır, hep kahır, hep kahır” nereye kadar…



Etiketler: medya
Nefret