29/09/2019 | Yazar: Kaos GL

Uluslararası Bellek ve Tarih Konferansı’nın son günü, ilk oturumunda queer arşiv tartışıldı.

İğneyle kuyu kazdığımız arşivlerde neyi neden arıyoruz? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL Derneği’nin düzenlediği Uluslararası Bellek ve Tarih Konferansı’nın son günü ilk oturumu “Arşiv” başlığı ile devam etti.

Konuşmanın moderasyonunu Remzi Altunpolat üstlendi. Altunpolat konuşmasına “Tarih ve bellek derken geçmişi sadece hatıra için hatırlamayız, bir devamlılık duygusu yaratmak ve buradan hareketle gelişmenin bir itici gücü olabilir diye anımsarız. Bu konferansta da geçmişi hatırlayarak oradan güç alarak geleceğe yöneleceğimiz bir araç olarak görebilir miyiz?” cümleleriyle başladı.

Madunların arşivleri, devletlerin arşivleri

Arşivin bir iktidar aracı da olabileceğine dikkat çeken Altınpolat, “Devlet arşivleri içiresinde yaratıcı bir unsur bulundurmaz, bir tür kabir gibidir. Oysa madun öznelerin arşivleri geleceğe dair bir söz taşır geleneksel devlet arşivleri gibi bir kabir değildir, yeni ittifak alanları yaratır” dedi ve sözü “Queer tarih yazımı ve hissedilen arşivler” başlıklı konuşması için Ezgi Sarıtaş’a bıraktı.

Arşivlerde neyi neden ararız?

igneyle-kuyu-kazdigimiz-arsivlerde-neyi-neden-ariyoruz-1Ezgi Sarıtaş, konuşmasına Zadie Smith’in Dans Zamanı (Swing Time) romanından bir pasaj ile başladı. Smith’in dans adımlarında arşivlenen tarih düşüncesine yakalandığını belirten Sarıtaş birlikte düşünmek üzerine şu soruları salona yöneltti:

“Arşiv nedir? Bir şeyi arşiv malzemesi yapan şey nedir? Arşivde neyin saklanacağına kim, nasıl karar verir? Arşive neden yöneliriz? Onlarda ne ararız ve neden ararız? Bulduğumuz şeyle ne yaparız? Ve tabii bulduğumuz şey bize ne yapar?”

Sarıtaş, salona sorduğu soruların ardından arşivin ürettiği duygulanımların, queer katmanları okumaya katkısına değindi:

“Arşivler dilimizde, tavırlarımızda, temaslarımızda hayatta kalırlar. Fakat bu arşivleri erişilebilir, okunabilir kılan da yine aynı duygulanımsal kamusallıklarımızdır. Queer arşivler yalnızca bilgi değil aynı zamanda duygulanımları da üretirler. O halde arşivlerin ürettiği duygulanımlar, ayrıca o arşivlerdeki queer katmanları okumamızı sağlayan şeydir. Aslında tüm arşivler ve her türlü arşivsel materyal ile karşılaşmanın benzer bir duygulanım boyutu vardır; ve aslında arşivin kendisini yok eden arşiv humması biraz da buradan çıkar.”

İğneyle kuyu kazmak igneyle-kuyu-kazdigimiz-arsivlerde-neyi-neden-ariyoruz-2

Serdar Soydan, 2004 yılından bu yana arşivlerle ilgilendiğini; gazete ve dergilerde dönemin yazarlarının gölgede kalmış eserlerini toparlamaya başladığında, lubunyalarla karşılaştığını ve duygusal bir bağ kurduğunu ifade etti:

“Arşivle ilgili duygusal bir bağ kuruyorum, iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey çünkü. Bir gazetenin bir yıl bir ayından çıkarıyorsunuz, sayfa sayfa tarıyorsunuz.”

“Arşiv tararken, haberin öznelerinin her zaman haberi yazanlar; konu edilen kişilerin ise nesneleştirilmiş olduğunu görüyoruz. Misal, biri hakkında “pasif homoseksüel katil” diye verilen birisi varsa, bu onun beyanı değil çoğunlukla.”

“Bizim de taramaları yaparken kimlik avcılığına çıkmamak gerekiyor. Bugünkü tanımlarla bakmamak gerekiyor. Tüm bu taramalarda dikkat etmemiz gereken bir noktayı gözden kaçırıyoruz: Bu kişiler hayatları boyu cinsel kimliklerini akışkan bir yerde tanımlamış olabilirler. Bugünden bakarak, biri hakkında, örneğin 1930’lu yıllarda Kurtuluş’ta (Şişli, İstanbul) yaşayan, gazetelerin ilgisini çeken ‘erkek kız’, ‘bay bayan’ gibi birçok sıfatla haberleri yapılan Kenan Çinili hakkında ‘trans erkek’ demek bu yüzden yanlış olur.”

igneyle-kuyu-kazdigimiz-arsivlerde-neyi-neden-ariyoruz-3

“Hatırlamak bazen bir fotoğrafla gelir bazen bir an”

Oktay İnce, “Hatırlamak bir imajı geri çağırmaksa eğer” başlıklı konuşmasına hatırlama nesnelerinden bahsederek başladı. “İnsan hayata başlayınca ömür boyu sürecek bir film montajlıyor” diyen İnce konuşmasını “Bellek inşa edilebilir bir şey değil, hatırlamak bazen bir fotoğrafla gelir bazen bir anla. İnşadan bahsedemeyiz ama bir örüntüden bahsedebiliriz” sözleriyle sürdürdü.

“Tarih gösterilebilir, kaydedilebilir bir şey günümüzde. Ancak bellek çalışmalarında halen sözün egemenliği var. 2000 yılında kameralarla sokağa indik, çektiğimiz görüntüleri ne yapacağımı bilmiyorduk, sadece şunu düşündük; toplumsal mücadele tarihini video ile yazmak. Bir gün bu görüntüler bir şekilde harekete geçecek diyorduk” diyen İnce arşiv çalışmalarındaki toplayıcı ve üreticiler ayrımına değindi ve sözü Okan Thedimi’ye bıraktı.

Taşınmalar, mekansızlık ve arşiv igneyle-kuyu-kazdigimiz-arsivlerde-neyi-neden-ariyoruz-4

“Lambdaistanbul’un biriktirdikleri: Velev ki zaman içinde…” başlığı ile konuşan Okan Thedimi, arşiv çalışmaları ile yolunun nasıl kesiştiğini anlattı.

“Lambdaistanbul danışma hattına telefon gelmediğinde arşivle ilgilenmeye başladım. 3 gün boyunca Zeliş’le vakit geçirdik, onunla bir arşiv üstünden geçmiş olduk” diyen Thedimi Lambdaistanbul’un değişen mekânlarını, mekânsızlığını ve arşivin taşınmasını anlattı.

Lambdaistanbul’un arşivini Kadın Eserleri Kütüphanesi’ne emanet ettiklerini aktaran Thedimi, arşiv projesini konuklarla paylaştı. Thedimi konuşmasını arşivden görüntülerle sona erdirdi.


Etiketler: insan hakları, kültür sanat, yaşam
Nefret