06/04/2020 | Yazar: Kaos GL

“Çatışma, felaketler ve toplu göç gibi insancıl krizler transların zaten katlanmaları gereken problemleri daha da şiddetlendirici bir etki yaratırlar.”

İnsancıl krizlerde transların durumu: Gözden uzak, gönülden ırak mı? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) Hukuk Ekibinden Av. Sevde Avcı, Av. Gültekin Can ve Av. Polat Yamaner; Sandra Smiley’nin ICRC’nin sitesinde 31 Mart Uluslararası Trans Görünürlük Gününde yayımlanan “Out of sight, out of mind? Transgender people in humanitarian emergencies” başlıklı yazısını CC BY-NC-SA 4.0 kurallarına göre Türkçeleştirdi:

Gözden uzak, gönülden ırak mı?

Hayat adeta sona erdi, translar ve diğer cinsel yönelim ve cinsiyet azınlığı gruplarına mensup kişiler ölçüsüz bir şekilde şiddet ve ayrımcılık riski altına girdiler. Çatışma, felaketler ve toplu göç gibi insancıl krizler transların zaten katlanmaları gereken problemleri daha da şiddetlendirici bir etki yaratırlar. Bir de üstüne kimlikleri, ki bu nitelikleri sebebiyle halihazırda mağdur durumdadırlar, nedeniyle insancıl yardımlardan mahrum bırakılırlar.

Uluslararası Trans Görünürlük Günü vesilesiyle, bu yazıda neden transların özel ihtiyaçlarının insancıl krizlerde önceden umursanmadığını ve bu göz ardı etmenin önüne geçebilmek için neler yapılabileceği ele alınacaktır.
-
2018 yılında 33 yaşında olan Roxsana Hernandez adında Honduraslı bir trans kadın, Amerika Birleşik Devletleri Göç ve Gümrük İcra Birimi’nde (“GGİB”) göz altındayken New Mexico Eyaleti’nin Albuquerque şehrinde hayatını kaybetti. Merkez ve Güney Amerika’daki birçok diğer trans kadın gibi Roxsana da daha güzel bir hayat hayaliyle ABD’den sığınma talebinde bulunmuştu. Kendi memleketinde taciz, şiddet ve ayrımcılığa maruz kalmıştı ve cinsiyet kimliği nedeniyle maruz kaldığı zulmün daha da artmasından endişe etmişti.

Roxsana’nın avukatları gözaltındayken uygun tıbbi tedavinin sağlanmadığını ifade ettiler. Gerçekten de Roxsana’nın vefatına sebebiyet veren olaylara ilişkin kurumsal inceleme raporuna göre, görünür bir şekilde rahatsız olmasına rağmen, o tutukevinden bu tutukevine sürekli sevk edilmişti. Roxsana’ya ilişkin muayene kayıtları ve yazılan ilaçların reçetelerinin kaybolduğu anlaşıldı. Uygun seviyede bakıma ulaşana kadar durumu birçok defa kötü olarak değerlendirildi ve kayıt altına alındı. HIV’e bağlı komplikasyonlar sebebiyle sığınacak bir liman olduğunu düşündüğü ABD’ye vardıktan iki hafta sonra hayatını kaybetti.

Transların karşı karşıya olduğu tehlikeler

Roxsana’nın Honduras’ta karşılaştığı cinsten acılara translar birçok yerde karşılaştırılamaz bir ölçüde maruz kalmaktadırlar. Toplumsal ve kültürel damgalama sebebiyle, hatta bazı hasmane hukuk rejimlerinde kanunlaştırılmış bir şekilde, bir kenara itilebilmektedirler.  Sık sık ev yardımı, eğitim, iş ve sağlık hizmeti gibi sosyal yardımlar konusunda ayrımcılığa uğramakta ve bu haklardan mahrum bırakılmaktadırlar. Cinsel şiddet de dahil olmak üzere, translara karşı şiddet yaygındır ve trans kadınların genel popülasyona oranla HIV ile enfekte olma ihtimalinin 49 kat daha yüksek olduğuna inanılmaktadır. Ruh sağlığı, şiddet ve HIV gibi sağlık sorunlarından karşılaştırılamaz ölçüde daha fazla etkilenmelerine rağmen, genellikle korku ve damgalama sebebiyle, transların sağlık hizmetlerine erişim oranı düşüktür.

Translar ve cinsel azınlıklara mensup diğer kişiler tarafından deneyimlenen kırılganlık hali, insancıl krizler esnasında daha da yoğunlaşmaktadır, bu krizlere çatışma halleri, sözde ‘doğal’ afetler ve toplu göç durumları da dahildir. Bahsedilen duruma verilebilecek sayısız örnek bulunmaktadır: Nepal iç savaşının sonlarına doğru translar polis şiddetine maruz bırakılmış; İŞİD [ISIL] kontrolü altındaki Irak’ta, gerek bizzat İŞİD tarafından, gerekse hükümet ve diğer silahlı kuvvetler tarafından lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT)  insanlara vahşice saldırılar düzenlenmiştir. Peru’daki silahlı çatışma sırasında LGBT’lerin maruz kaldığı şiddetin yansımaları bugün dahi hissedilmektedir. Böylesi kriz zamanlarında güvenlik, barınma ve toplumsal cinsiyet kalıplarına ve cinsel yönelimlerine uymayan [non-conforming] insanlara geçim kaynağı sağlayan sosyal güvenlik ağları yıkılabilmektedir. Bunun da ötesinde, LGBT’ler sel ve deprem gibi felaketlere sebep olmakla suçlanarak toplum nezdinde günah keçisi ilan edilmekte ve artan şekilde şiddete maruz bırakılmaktadır.

Ne yazık ki bir kişinin cinsiyet kimliği, o kişinin kriz zamanlarında yaşamını sürdürebilmesi için gerekli destekten mahrum bırakılmasına yol açabilmektedir. Bu durum, normatif cinsiyet anlayışının, kimin koruma ve destek alıp almayacağına karar verilmesinde bir ölçüt olarak kullanıldığı katı sistemlerde özellikle doğruluk payı taşımaktadır. Örneğin 2004 yılında Hint Okyanusu’nda yaşanan tsunami felaketi sonrasında, Hindistan’ın belirli bölgelerindeki trans kadınlar geçici barınaklara alınmamış, gerekçe olarak bu kişilerin görünümlerinin kimlik belgelerindeki cinsiyetle uyumlu olmadığı gösterilmiştir. Katrina Kasırgası sonrası tarih kendini tekrar etmiş ve Birleşik Devletler’in güneyinde trans kadınlar geçici meskenlerden mahrum bırakılmışlardır. Trans insanların ‘makbul’ kimlik belgelerine sahip olmamaları, ‘makbul’ yaşam alanlarının bulunmaması (örneğin, çocukların bulunduğu bir hane) ya da doğrudan ‘makbul’ bir cinsiyet kimliği ifadeleri bulunmaması gerekçeleriyle, felaket sonrası şartlarda destekten mahrum bırakılmaları çeşitli defalar HaitiNepal ve Pakistan’da yaşanan örneklerden görülmüştür.

Öz bir şekilde ortaya koymak gerekirse translar, esas amacı en kırılgan durumda olana yarar sağlamak olan – özellikle de bu kişilerin kırılgan durumda addedilmelerine neden olan özellikler sebebiyle, insancıl yardımdan yoksun bırakılmaktadırlar. İnsancıl kuruluşların bu birincil amacı yerine getirememesi altında ne yatıyor olabilir, sonuçta yardıma en çok ihtiyacı olana yardım edilmemeli midir?

Göz ardı edilen transların gereksinimleri 

İnsani kuruluşlar bünyesindeki karar organlarının birçoğu transların dikkate alınmayacak kadar az sayıda oldukları inancıyla hareket etmektedir. Bunun iki nedeni olabilir. Bunlardan ilki, trans popülasyonlara dair gerek insancıl bağlamlarda gerek diğer çerçevelerde az bilgi toplanmasıdır. Bundan dolayı da translardan ve cinsel azınlıklara mensup diğer kişilerden kaçının insancıl krizlerde ya dış etkenler ya da bizzat insancıl programların dışlayıcı politikaları yüzünden olumsuz etkilendiğini bilmek çok zor ya da imkansız hale gelmektedir.

İkincisi ve en önemlisi, görünmezlik, transların marjinalize edildikleri toplumlarda güvende kalabilmek için benimsedikleri bilinçli bir strateji olabilir. Bu durum yardım sağlama sürecini, veri toplamadan uygun programlar inşa etmeye kadar pek çok yönden karmaşık hale getirmektedir. Sayılmayı tercih etmeyen bir nüfusun sayısı nasıl belirlenebilir? Bir hizmet, daha kötücül başka yollarla hedef gösterildiği için gözlerden uzak kalmak isteyen faydalanıcılarını nasıl “hedefleyebilir”?

Açıkça görülüyor ki, yardıma en çok ihtiyacı olanlara insancıl yardım sunma hedefine ulaşabilmek için toplumsal cinsiyet konusuna daha incelikle yaklaşmak gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım, transların ve cinsel yönelim ve cinsiyet azınlığı gruplarına mensup diğer kişilerin deneyimlerini tanıyıp olumlayacaktır; ve bu kişilerin tercih etmesi halinde onurlarına ve özel hayat haklarına saygı duyulmasını sağlayacaktır.

Kriz halinde LGBTİ topluluklarının gereksinimlerinin karşılanması

Alandaki son çalışmalar bunun bir ölçüde kabul gördüğünü ortaya koymaktadır. Örnek olarak, BM Mülteci Örgütü (BMMYK) ilgi alanındaki lezbiyen, gey, biseksüel, trans veya interseks (LGBTİ) kişilerin haklarını korumayı gözeterek politikalarını güncellemiş ve detaylı bir rehber yayınlamıştır. Uluslararası Göç Örgütü insancıl krizlerde veya zorla yerinden edilmiş olan LGBTİ’lerle çalışan personelleri için bu konulara dair bir eğitim programı başlatmıştır. Kuruluşlararası Daimi Komite [IASC] LGBTİ’ler özelinde dikkate alınması gereken hususları da toplumsal cinsiyet temelli şiddet kılavuzlarına dahil etmiştir. Bu kılavuzların, politikaların ve çerçevelerin eyleme nasıl yansıyacağı zaman içerisinde görülecektir – ancak bu bir başlangıçtır.

Kriz halinde transların kendine özgü ihtiyaçları insancıl kuruluşların bir bakıma kör noktası olagelmiştir. Bu durum, söz konusu popülasyona dair erişilen bilginin kısıtlı olmasının yanı sıra, ikili cinsiyetin dışında kalanlar da dahil olmak üzere marjinalleştirilen grupların görünmezliği bilinçli olarak bir hayatta kalma yöntemi olarak kullanmalarından kaynaklanıyor olabilir.

Translar kadar marjinalize edilen çok az kişi vardır. Roxsana Hernandez’in trajik ölümü, hem de bunun tam olarak onun faillerinden kaçıp sığındığı yerde başına gelmesi, bu gerçeği gözler önüne sermektedir. En kırılgan olanı korumayı amaç edinen insancıl kuruluşların programları ve çalışanları, bu amaçlarını yerine getirmek istiyorlarsa, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim azınlığı grupları gelip onlardan ne zaman destek talep ederse o zaman uygun desteği sunacak donanıma sahip olmalıdır. 

Aynı zamanda, “gözden uzak”, “gönülden ırak” anlamına gelmek zorunda değildir.


Etiketler: insan hakları, yaşam
Nefret