25/06/2020 | Yazar: Ezgi Epifani

Rowling’in tüm karakterlerine dayattığı katı heteronormativite, utanç verici şekilde karakter çeşitliliğin azlığı ve cinselliğin normatif olmayan hallerini patolojikleştirmesi yedi kitaplık seri ve uyarlamaları boyunca yazılı olarak görülebilir.

J.K. Rowling’in berbat cinsiyet siyaseti Harry Potter hayranlarını şaşırtmamalı Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

McGonagall gözlüklerinin üzerinden onaylamayarak bakıyor.

Aisling Walsh’ın 16 Haziran 2020 tarihli ve https://www.themarysue.com/jk-rowlings-awful-gender-politics-should-be-no-surprise-to-harry-potter-fans/ linkli yazısını Ezgi Epifani KaosGL.org için çevirdi.

Bir zamanlar sevdiğimiz sanatçı ve yaratıcıların şiddet eylemleri ve nefret söylemlerine olan müsamahamız azaldıkça, sanatı sanatçıdan ayırabilmemiz ve sanatçının eylemlerinin sanatına yönelik yargılarımızı belirlemesine izin vermememiz gerektiği fikri artarak sorgulanmaktadır.

Harry Potter’ın yazarı J. K. Rowling’in son trans karşıtı tweetlerine gelirsek, trans kadınlar, Potter hayranları, Emma Watson ve Daniel Radcliffe gibi Potter oyuncuları Rowling’in trans topluluğuna karşı son saldırılarını kınamış ve sevilen çocuk edebiyatı yazarının İngiltere’nin zehir zemberek TERF (Trans Dışlayıcı Radikal Feminist) takımıyla artan iş birliğini hayranlarına bir ihanet olarak adlandırmıştır. 

Rowling’in biyolojik ve toplumsal cinsiyet hakkındaki muhafazakârlığı ve cehaleti maalesef, sosyal medyayı trans topluluğuna yönelik nefreti yaymak ve ayrımcılığı teşvik etmek için kullanmasıyla sınırlı değildir. Rowling’in tüm karakterlerine dayattığı katı heteronormativite, utanç verici şekilde karakter çeşitliliğin azlığı ve cinselliğin normatif olmayan hallerini patolojikleştirmesi yedi kitaplık seri ve uyarlamaları boyunca yazılı olarak görülebilir.  

Takıntılı bir Potter hayranı olarak burada savunabileceğim hiçbir şey yoktur.

Potter hayranları kitaplarla kişisel ve derin bir ilişki kurmaya meyillilerdir ve ben de istisna değilim. Ergenlik yıllarında kitapları okurken, Harry ile büyüyen benim yaşımdaki çoğu kişi için Potter kültürel bir markaydı. Erkek kardeşlerim ve ben Boyhood filmindeki gibi, Ateş Kadehi’nin yayınlandığı gün mahalle kitapçısının kapısında sıraya giren çocuklardandık.

Büyüdükçe can sıkıntısıyla Orwell, Steinbeck, Austen vb. yazarların daha “ciddi” kitapları için Potter’ı terk ettim. Seriye geri dönüşüm, yirmilerimin başlarında yurt dışında İspanyolca öğrenmeye çalışırken oldu. Felsefe Taşı’nın bir köşeye atılmış çevirisini bulunca bir kez daha kendimi kurgunun içinde kaybettim ve İspanyolca’m da bir solukta iyileşti.   

Ölüm Yadigârları çıktığında, ciltli kopya için bir kez daha mahalle kitapçısının önünde sıraya girdim ve kitabı hafta sonu bir çırpıda bitirdim. Seriyi bitirdikten bir hafta sonra dedem vefat etti. Bir hafta sonra da, anneme rahim ağzı kanseri tanısı kondu; bir yıldan az bir sürede onu da kaybettim. 

Uzun bir süre boyunca Harry Potter kitaplarını elime alamadım. Filmler çıktığında sinemada tek başıma izlemekle ve yılbaşlarında, yine yalnız başıma, tekrarlarını izlemekle yetindim. Yirmili yaşlarımın başına damga vuran kayıplar ve yokluklarla en çok boğuştuğum yılın belirli günlerinde Harry Potter beni teselli etti çünkü Harry Potter’ın en iyi işlediği şey ölüm ve yalnızlıktır. Kurgu beni kanser, ölüm ve yasın kara deliğinde yok olmuş gibi görünen çocukluk iyimserliğime, masumluğuma ve hayal gücüme geri götürdü.

Annemin ölümünün onuncu yıl dönümünden sadece birkaç hafta sonra, Hogwarts beni bir kez daha çağırdı ve iki aydan az bir sürede tüm seriyi bir daha okudum. Otuz dört yaşında bile, kendimi hâlâ kurguda kaybedebiliyor ve Rowling’in titizlikle yarattığı hikayelerden, hikayelerin kompleksliklerinden ve canlılığından keyif alabiliyorum. Bununla beraber, bir feminist olarak nihayet kendi kuirliğimi keşfetmeye başlarken, daha önceki okumalarımda fark etme ya da adını koyma becerimin olmadığı cinsiyet muhafazakârlığı nedeniyle, kendimi her defasında daha da öfkeli ve hayal kırıklığına uğramış buldum. 

Harry Potter’ın dünyasında cinsiyet rolleri öyle katı işlenmiş ki, Ginny ve Hermione kadar güçlü cadılar Weasley’nin hile dükkanına gittiklerinde sadece aşk iksirleriyle ilgilenmektedirler. Anka Kuşu Yoldaşlığı’nda sadece üç kadın üye vardır ve bu kadınlar asla karar alırken görünmemektedirler. Molly Weasley ise taşıyıcı anneden sadece biraz daha fazlasıymış gibi gösterilmektedir.

Büyü dünyasında siyasi bir mevkide bulunan tek kadın ise kurbağa suratlı, kedi sevici, pembe giyinen, güç aşığı ve kontrol manyağı Umbridge’dir. Kitapların hepsinden gösterebileceğim sayısız örnek var ancak Rowling’in hem Muggle hem büyücü dünyasında kadının hak ettiği yere dair görüşlerine dair çok şey söyleyen iki karakter vardır. 

Bunlardan biri Fransız, Triwizard yarışmacısı ve güzeller güzeli Fluer Delaceur ki kendisi ateş kadehi için seçilen tek cadıdır. Ancak Fluer, göze çarpan hiçbir erkek rakibinin olmadığı bir kız mektebinden gelmektedir (en azından filmlerde böyledir). Bill Weasley ile evlenmeye hazırlanırken aptal bir gelinillaya dönüştürülür ve divamsı davranışları ve istekleri yüzünden Weasley klanı tarafından kolektif olarak hor görülür.

Serinin sonuna doğru, bir hanımefendiden beklenen her şeyin resmedildiği, kocasının üstün maskülenliğine karşı gelmeyen, gülümseyen ve uysal bir ev hanımına indirgenir.

j-k-rowling-in-berbat-cinsiyet-siyaseti-harry-potter-hayranlarini-sasirtmamali-1 

Harry Potter filmlerinden Bellatrix Lestrange

Spektrumun diğer ucundaki karakterse, tüm dünyanın sövdüğü Bellatrix Lestrange’dir. Nefis Helen Bonham Carter tarafından harika bir şekilde canlandırılan Bellatrix, seride zapt edilmemiş bir cinselliği olduğunu ima eden tek karakterdir. Hem bu yüzden hem de Lord Voldemort’a saplantılı bağlılığı nedeniyle kaçık bir suçludan biraz daha fazlası olarak canlandırılmıştır.

Bellatrix ve Voldemort’un cinsel bir ilişkisi olduğu şüphesi Harry Potter ve Lanetli Çocuk’ta onaylanmıştır ve tabii ki, bu münasebetin ürünü tam bir tiksintiyle karşılanmıştır. Lestrange’in kötülükle ittifakı ve romanın önde gelen anne figürü Molly Weasley’nin ellerinde can vermesi, kadın gücünün ve zapt edilmemiş cinselliğin tehlikelerine yönelik bir derstir.

Rowling erkek karakterlerine de, kadınlara atanan cinsiyet rollerinden fazlası olan özgürlüklerinden ötesini bahşetmemektedir. Yine, erkek karakterlerin heteronormativiteyi ve ataerkil cinsiyet rollerini nasıl pekiştirdiğine dair sayısız örnek var ama en göze çarpanı Harry ve Ron’un kadın arkadaş ve meslektaşlarına yönelik süregelen sıkıntılı tavırlarıdır. Ginny’yi cinsel hayatını özgürce yaşadığı için utandırmaya çalışmaları (slut-shaming) ya da Hermione’un onları sürekli becerisizliklerinden kurtarırken ödevlerini de yapıyor olması örnek olarak gösterilebilir.

Bununla beraber, belki de en sorunlu olan Dumbledore/Grindelwald dinamiğidir. Hogwarts müdürünün hiç âşık olup olmadığı sorusuna bizzat Rowling’in cevap vermesiyle Dumbledore gey olarak açılabilmiştir. Rowling, Dumbledore’u hep gey olarak düşündüğünü söyleyerek cevap vermiştir; sanki gey ve âşık olmak bir şekilde aynı anda olamayacak şeylermiş gibi.

Bu konudaki müteakip açıklamalara göre, genç Dumbledore’un Grindelwald’a derin bir ilgisi varmış ve bu ilgi, Grindelwald’un kazayla Dumbledore’un kız kardeşinin ölümüne sebep olduğu bir tartışmayla sona ermiş. Dumbledore, Grindelwald’a olan sevgisinin bu trajik sonucundan öyle çok korkmuş ki hayatı boyunca bakir kalmış. Öte yandan Fantastik Canavarlar’da canlandırılan Grindelwald, masum ve bastırılmış Credence’e hükmedip nihayetinde onu yok eden, şekil değiştiren, çapkın ve kuir olarak kodlanan bir zalimdir.

Otoriterlik yerine adaleti savunma iddiasında olan bir kitap serisinde, belki de en çok hayal kırıklığına uğratan şey, nihayetinde güç savaşı olan iyilik ve kötülük arasındaki mücadelenin, hangi erkek karakterin savaşı kazanacak kadar güçlü olduğuna indirgenmesidir.

Harry Potter’da cinsiyet ve cinsellik üzerine yapılacak her tartışma, tabii ki tüm Harry Potter kitaplarında ve diğer uyarlamalarda tam anlamıyla sıfır çeşitlilik olması nedeniyle sınırlı olacaktır. Başka bir deyişle bu kitaplarda söz konusu olan, tembel yazım ve sorunlu etnik tek tipleştirmenin yanı sıra ırksal ve etnik olarak çeşitli karakterlerin yokluğudur. Rowling’in hayallerindeki büyücülük dünyası için beyazların, cislerin ve heteroların dünyası desek pek de yanlış olmaz.

Sadık hayranlar yıllardır bu duruma dikkat çekip büyücülerin dünyasındaki homojenlik ve heteronormativiteyi düzeltmeye çalışmıyor olsalardı, J. K. Rowling’i tüm bu yazar hataları için affedebilirdik ve beyaz, Avrupalı, cis ve muhtemelen hetero bir yazarın örtük ön yargısının başka bir örneği diye deftere yazardık.  

Irksal ve cinsel çeşitlilik ile cinsiyet çeşitliliği edebiyat içinde ve dışında artarak fark edilmeye ve kabul edilmeye başlandığı için, Rowling’in yalnızca beyazların, heteroların ve cislerin iskân ettiği büyü dünyası güncel gerçekliğimiz açısından artık daha da anlamsız geliyor. 

Kaldı ki, dünya küresel bir pandemiyle sarsılırken ve daha önce görülmemiş sayıda insan ırksal şiddete karşı dururken, Rowling’in olağanüstü ayrıcalıklarını ve sosyal medya platformlarını nefret ve ayrımcılık yaymak için kullanmakta ısrar etmesi, bir zamanlar sevilen yazarın çeşitliliği kabullenmeyi ve kitaplarının savunduğu anlayış ve karşılıklı saygıyı desteklemeyi başaramadığını göstermektedir.  

(Görseller: Warner Bros.)


Etiketler: kültür sanat
Nefret