09/10/2019 | Yazar: Umut Güven

Türkiye’deki siyasi atmosferin ve yasakların engeline takılı kalan bu film, kadın kadına aşkı ve beraberinde bir göç hikâyesini bizlere sunuyor.

Kadın kadına aşkın ve göçün hikayesi: İZ Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

2017 Yılı Kuirfest Kısalar Seçkisi’nde yer alan filmlerden İZ’in yönetmeni Salih ile bir araya geldik. 

Bize biraz İZ’den bahsedebilir misin? Filmi açtığımızda ne izliyoruz?

İZ, yazdığım bir öykünün kısa bir kesiti sadece. Öyküde, filmde izlediğiniz Türkiye’ye zorunlu göçün öncesi var; ancak film, öykünün ikinci kısmı, Türkiye’deki ayağı. Türkiye’ye göç eden iki kadın, bir erkek karakterimiz var. Filmde ve öyküde hem coğrafyalara çizilen hem de aşka çekilen sınırların ihlal edildiği umutlu bir hat çizmeye çalıştık.

“Bir yanda yabancı düşmanlığı bir yanda homofobi… Hikâye mutlu sonla bitsin istedim”

Öykünün çıkış noktasına gidecek olursak, neden bir göç hikâyesi ve neden queer? 

Uzun süredir bu konuya dair kafa yoran herkes sanırım şuraya varır, aslında bu dünyada hepimiz göçmeniz. Savaş, ekonomik sebep ya da başka sebeplerle milyonlarca insan göç etti halen de göç ediyor. Mültecilere dair okuduğumuz göç haberlerinde transların, eşcinsellerin var olduğunu görmek mümkün değil, heteroseksizm ve ikili cinsiyet rejimi mülteci LGBTİ+’ları görünmez kılıyor.

Zorunlu göçün kendisi zaten oldukça ağır, bir de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden ötürü yok sayılmak ya da ayrımcılığa maruz kalmak bu ağırlığı daha da artırıyor. Savaştan kaçıp homofobi, bifobi ve transfobinin çok sert hissedildiği coğrafyalarda göçmen olarak yaşamak da hiç kolay değil. Bir nevi yağmurdan kaçarken doluya tutulmak. Bir yanda yabancı düşmanlığı bir yanda homofobi… Bu sebeple bu öyküyü yazdım, hikâye mutlu sonla bitsin istedim ve mülteci lezbiyen bir çiftin kavuşma anına odaklandım.

Ardından KuirFest’in kısa film yarışmasını görünce, queer bir öykü biz bunu çekelim dedim, böylece hayata geçirmiş olduk.

Filmde bazı detaylar benim çok hoşuma gitti. Mesela hiç diyalog yok filmde, çok net olarak her şeyi okuyoruz yine de. Bazı tekrarlayan görüntüler, imgeler var. Kadınlardan biri, evli oldukları kişiyle yatak odalarına gittiğinde, içerde tek kalan kadın musluğu açıp başında bekliyor ve sürekli akıyor su. Bir de göz kalemi var tekrar tekrar gördüğümüz, bunların bir anlamı var mı?

Filmimizin sözsüz olmasıyla o aşkı, o bakışları verebileceğimizi düşündük.

Suyun ise sır tutan bir yanı var ve akıp gider ya… Yani işte o orada kalmaz, gider her şey… O musluk da zaten yanlış bilmiyorsam eğer, Osmanlı’da gizli görüşmelerde sesin dinlenmesini engellemek amacıyla kullanılırmış. O dönemlerde çok önemli toplantılar su sebillerinin, havuzların etrafında yapılırmış. Oradaki sohbeti dinlemeye çok izin vermezmiş akan su.

Kadınlar tabi birbirlerini seviyorlar ama erkekle yatmak zorundalar, birlikte yatma şansları yok. Dolayısıyla içerden gelebilecek herhangi bir sesi duymamak için, suyu kullanıyorlar… Musluk bir katlanamama haline işaret ediyor.

Diğer yandan kadınların adamla karşılaşmayacakları bir yer mutfak, kültürel olarak “kadının yeri” oradır ya hani! Adam mutfağa gelmez, bulaşık yıkamaz, yemek yapmaz, her şey ayağına gelir. Mutfak bir kaçış alanı oluyor karakterlerimiz için o sesten de kaçmak…

Göz kalemi metaforunu ben önemsiyorum. Filmin ismi İZ ve karakterlerin isimlerinin ilk harfi “İ” ve “Z” ama bu izi; ikisi arasındaki bağı göz kalemiyle veriyoruz filmin sonunda. O küçük göz kalemi, onların kurtuluşunun, onların kederinin, ayna karşısında birbirleriyle kurdukları ilişkinin bir sembolü bir yandan. Hep o adam için hazırlandılar ama en son birbirleri için makyaj yaptılar.

“Derdimiz, yoksulları da bu meselenin öznesi haline getirmek.”

Türkiye’de LGBTİ temalı bir filmi çekme sürecinin kendisi de zorlu olabilir belki. Zonguldak’ta küçük bir mahallede çekildi bu film diye biliyorum, çekim süreci nasıldı?

Çekimden ziyade gösterimde sorun yaşadık ne yazık ki. Gösterimde yaşadığımız sorunları anlatmadan önce çekim aşamasından bahsedeyim.

Mekân ayarlamak kolay olmadığı gibi mekânının sahibine filmin detaylarını aktaramadık, ‘iki kadının hikâyesi’ dedik sadece.

Zonguldak’ın en yoksul mahallelerinden birinde çektik filmi; Karaelmas Mahallesi. İşçi mahallesidir orası. Kamerayı görünce meraklı kalabalık çekim platomuza geldi ve bol bol soru sordular, “hangi film?”, “nasıl bir film?” diye. İki gün süren çekimler boyunca filmin konusunu kimseyle paylaşamadık, kadın kadına aşkı anlatmak bugün hala çok zor. Halbuki belki o mahallede lezbiyen, biseksüel, trans kadınlar var, yaşıyor ve gizlenmek zorunda kalıyor.

LGBTİ+’lara dair konuşurken meselenin sınıfsal bir boyutu olduğunu da görmek zorundayız. Aslında böylece, bu filmle sınıfsal olarak daha aşağıda konumlandırdık kendimizi. Cinsel yönelimin yoksulluk, zenginlikle alakası yok onu da vurgulamak istedik. Yoksul kadınlar da, erkekler de âşık olabilirler, cinsiyetsiz bir aşk da olabilir. Yoksulluğun getirmiş olduğu ataerkinin daha net hissedildiği bölgelerde, gecekondularda daha zor belki aşk, işte biz biraz bunu vurgulayabilmek istedik. Çok odalı bir evde, sevdiğin kadının sevmediği/sevmediğin bir adamla birlikte olması belki zordur ama bir gecekonduda hemen yanında bunların yaşanması, bu zorundalık çok daha zor bir süreç.

Biraz derdimiz, yoksulları da bu meselenin öznesi haline getirmek. Bir özne olarak yoksulları, göç edenleri, göçmenleri işledik filmimizde.

Yaptığın ilk iş OHAL bahane edilerek yasak engeline takıldı. Birçok yerde gösterimleri iptal edildi. Bize bu süreci biraz anlatmak ister misin?

LGBTİ+ temalı bir işi gösterebileceğiniz çok alan yok, KuirFest bu nadir alanlardan biri. Ancak OHAL kapsamında Ankara Valiliği’nin hukuksuz yasağı nedeniyle festival de amacına ulaşamadı. Filmi istediğimiz ölçüde seyirci ile buluşturamadık. 

Bizim filmimiz 2017 Kuirfest’e katıldı. Festivale katılan kısa filmlerden ikisi, Ankara’da gerçekleşecek gösterimin ardından yapılacak seyirci oylaması sonunda İngiltere’deki en büyük film festivallerinden birine katılacaktı. Biz jüri seçiminde 41 film arasından ilk 10’a girmeyi başardık fakat sonrasındaki izleyici oylaması gösterimler yasaklandığı için yapılamadı. Festivalin İstanbul ayağında oylama olmadan bizim filmimizin de içinde olduğu 10 film gösterildi.

Valilik yasağının ardından Ankara Barosu bu yasağa tepki olarak seçilen 10 filmi Baro’da gösterme kararı aldı ama bu etkinlik de Valiliğin genel ve süresiz LGBTİ+ etkinlik yasağına takıldı ve Baro’yu polis bastı. Filmleri izlemek isteyen avukatlar da, baro binasının önüne çıkarak kısa filmleri telefonlarından izlediler.

Yakın zamanda Ankara Valiliği’nin Baro’daki yasak kararı, Baro avukatları tarafından mahkemeye taşındı. Mahkeme sonunda çıkan karar umut verici; karar diyor ki, “senin görevin vatandaşı korumak, etkinliği yasaklamak değil”.

kadin-kadina-askin-ve-gocun-hikayesi-iz-1

Film başka hangi mecralarda gösterime girdi?

Filmimiz, başka film festivalleri kapsamında, kadın filmleri platformlarında ve başka başlıklarla Berlin, İsveç, Atina gibi yerlerde; Türkiye’de ise İzmir, İstanbul, Çanakkale gibi bazı şehirlerde gösterilebildi.

En son Film Okulu kapsamında Onur Ünlü ile buluştuk, filmimizi göstermek istediklerini söylediler ve Youtube kanalı olan Eflatun TV’de gösterildi.

“Özellikle Türkiye’de, homofobinin, ataerkinin, kapitalizm krizinin bu kadar yaygın hissedildiği dönemlerde bu alanda işler üretmenin önemli olduğunu düşünüyorum.”

Daha ilk işinde bu şekilde sansürlenmek ve engellenmek nasıl bir his?

Çok ilginç oldu aslında, yasaklar peş peşe geldi. Ankara yasaklandıktan sonra “tamam daha İstanbul var” dedik. İstanbul’u da yasakladılar. Yasaklar olmasa filmimiz daha çok izleyici ile buluşacaktı fakat diğer yandan insanın ilk filminin ‘yasaklı filmler’ içine girmesi de havalı bir şey…Şaka bir yana Türkiye gibi bir ülkede yasaklar hep olur. Yasaklara teslim olup, bir daha iş üretmemek gibi bir ruh haline girmesek yeter…

Queer sinema çok bakir bir alan, çok iş yapılabilecek bir alan, çok fazla hikâye var. Türkiye’de bu alanda yapılmış işler olsa da, yeterli değil. Lubunyaların yer aldığı filmler var ama doğrudan temanın queer ile örüldüğü filmler yok, özneleri lubunyalar değil. Bu alanda açıklık ve açlık var. Özellikle Türkiye’de, homofobinin, ataerkinin, kapitalizm krizinin bu kadar yaygın hissedildiği dönemlerde bu alanda işler üretmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Gerekçelere falan çok takılmadan hayata geçirmek lazım fikirlerimizi. Elimizde bekleyen çok öykü var; zaman, mekân, prodüksiyon yok. Maliyet, ekonomi, başka etkenler de diğer yandan. Yine de harekete geçmek lazım.

Türkiye'de böyle bir işi hayata geçirebilmek için destekte bulunan / bulunabilecek platformlar yok mu?

Bakanlıklar, Kültür Bakanlığı vs. destek veriyor normalde kısa filmlere ama LGBTİ+ etkinliklerinin yasaklandığı bir dönemde queer temalı filmlere destek verilmeyeceği aşikâr. Dünyada ödüller toplayan “Kelebekler” filmine de kimsenin destek vermediğini biliyoruz.

Yurtdışında fon veren yerler varsa da, o da uzmanlık istiyor. Türkiye’de bu filmleri çekmek zor, bir finansman bulmak daha zor. Oturup hakikaten finansal ve kaynak yaratma alanlarında da uzmanlaşmak lazım, bunun için de zaman gerekli. Kendi gücünle yapabileceğin, çekebileceğin çerçeve içinde sanatsal bir faaliyet üretmek adına kafa yoruyorsun böylece.

Bu filmin hayata geçme sürecinde senin yaşamının da bazı insanlara ilham verebileceğini düşünüyorum. Senin mesleğin bu değil, hayattaki bambaşka sorumluluklarının ve mesleğinin yanı sıra sen böyle bir iş çıkarttın. Film çekmek isteyen nice insan için bize biraz bunlardan bahsedebilir misin?

Çok az kişi “sevdiği” işi yaparak para kazanıyor, büyük çoğunluk yapmak istemediği işlerde geçim kaygısıyla çalışıyor. Ben mevzuya şöyle bakıyorum, değiştiremiyorum bu gerçekliği, bu denklemin dışına çıkamıyorum. Madem bu değişmiyor, hiç değilse çalışmak zorunda olduğum alandan data topluyorum.

O işin kendisini katlanabilir hale getiriyor bu, çünkü bunun faydası da var bana. Bu sayede birçok farklı yere temas ediyorum yaşamda. Çünkü yalnızca sanat ya da sinema alanında çalışmak kişiyi, beslenmesi gereken gerçek hayattan koparabilir. İşlerin genel kaygıların dayattığı ve yarattığı tüm basınçlardan biraz olsun dışarı çıkabildiğinde sanatsal yaratıcı faaliyetin bir parçası olabiliyorsun.

Kaos GL dergisine nasıl ulaşabilirsiniz?

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin 167. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise önümüzdeki haftadan itibaren kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.


Etiketler: kadın, kültür sanat