04/12/2009 | Yazar: Nevin Öztop

“‘Kadın Olma Halleri’ deyince aklımıza ne geldiği” üzerine kadın kadına bir sohbetimiz oldu 7 Şubat Cumartesi günü… Sorunun direkt sorulmasının da payı

Kadın Olma Halleri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı “‘Kadın Olma Halleri’ deyince aklımıza ne geldiği” üzerine kadın kadına bir sohbetimiz oldu 7 Şubat Cumartesi günü… Sorunun direkt sorulmasının da payı olsa gerek, birer cümleler halinde içimizdeki en hassas kadınlığı sıraladık. İşte Kadın Olma Halleri sohbetlerimizin açılışını yapan kadınlık halleri…
 
- Karma örgütlerde kadın olmak -hatta eşcinsel bir kadın olmak- konusu tartışmayı başlatmaya değer bir konu olabilir. Kaos GL de karma bir örgüt ancak Kaos’un içinde belirgin bir feminizm algısı ve toplumsal cinsiyet sorgulaması var. Diğer karma örgütlerdeki eşcinsel kadınların sorunları -özellikle “açılma” ve cinsel yönelim üzerinden politika yürütmek söz konusu olduğunda- çok daha dramatik olmalı. Erkekler ile birlikte politika yapıyorlar ve belki de arta kalan zamanlarda feminist toplantı düzenliyorlar. Tabii bu arada, çok fazla ve farklı alanlarda toplantı yapmamız; hassasiyetimizin sayısının çok olması ve gündemin yoğunluğu nedenleriyle, feminizmin ne olması gerektiği ve kadınlığın ne olduğu konusunda bizler de çok konuşamıyoruz belki… Bu zemini -belki de aynı nedenlerden dolayı- diğer örgütlerle tartışmak için de oluşturamıyoruz.
 
- Kadınlık aynı zamanda “görünürlük sorunu”nu çağrıştırıyor bana. Tabii ki kadınlık, başlı başına görülmemeyi ya da görüldüğünde “göze batma”yı getiriyor; ancak konu lezbiyenlik ise, kadınlar arası bir görünmezlik de söz konusu. Feminist toplantıların ardından büyük kadın grupları olarak bir araya geliyoruz ve “Aslında ben de eşcinselim.” diye kısık bir sesle paylaşımlara şahit oluyoruz. Maalesef bunun ötesinde bir şey olmaktan öteye gitmiyor ve toplu bir politikaya dönüşemiyor. Sinirlendirdiği oluyor ama daha çok beni üzüyor. Daha öncelerini bilmiyorum ancak feminist hareketin yalnızca son yıllarda cinsel yönelim mevzuunu tartışmalara yedirdiğini görüyorum.
 
İnsanlar kazanacaklarını düşüneceklerine kaybedeceklerini düşünüyorlar; kaybedeceklerini düşündükleri vakit ise, bireyselliklerinin önüne stratejik sıfatlar getiriyorlar. Sığındıkları kelimeler ve şablonlar ortaya çıkıyor. “Değilim”ler önümüzü kapatıyor. Tabii insanları suçlamamak ya da herkesin bu kadar “dürüst” olmasını beklememek gerekiyor çünkü sıfatlarla gelen riskler de çok fazla. Şunu da unutmamalıyız ki “Ben bir lezbiyenim.” diyebilmek yeni bir ufuk, taze bir yaşam ve politik bir duruşu da kazandırıyor.
 
- Bu aynı zamanda mücadeleye yeni bir pencerenin açılması da demek…
 
- Anne olmak, -anne olsanız da olmasanız da- kadın olmak duygusunun bir parçasıdır ya da bir parçası haline getirilir. Doğurmak için büyütülürsünüz; bir gün anne olacağınız varsayımına göre “terbiye” alırsınız. Çocuk yaşlarında bile, “annelik” statüsüyle bağdaşmayacak davranışlardan uzak durmanız gerekebilir; böylece “kusursuz kişilerin anne olacağı” ya da “annelerin kusursuz olacağı” tezine ters düşmezsiniz, düşmemelisiniz…
 
- Taşrada yaşamak ya da taşrayı tanımış olmak da kadınlığı oluşturan öğelerden biri olabilmekte… Taşrada kadın olmak; orada “kendine benzeyen”i bulmak; taşrada paylaşım yolları keşfetmek ve orada örgütlenmek, şehirdeki deneyime oranla daha zor. Bir yoksunluk hali hâkim. Tek olduğunuzu ve kendinize benzeyen başka hiçbir kadının olmadığını düşünmenize neden olan bir izole olma durumu şeklinde ifade edebilirim taşrada yaşamayı ya da yaşamış olmayı.
 
- Kadın olmak, “azınlık” olmanın ve diğer azınlıklar ile omuz temasında durulmasının gerekliliğinin farkındalıktır diyebilirim. Feminist kadınlar da eşcinseller ile temas halinde… Bulundukları yerlerde eşcinsellik ile ilgili politika üretiyorlar. Lezbiyen olanlarının hepsi “Biz lezbiyeniz.” demeseler de çok söz söylüyorlar.
 
- Kadının bireyselliği nerede peki?
 
- Bireyselliği şekillendiren toplumsal faktörler var. Toplum, “Biz eşcinseliz.” dememizi çok büyük bir rahatlıkla karşılı da biz mi hala gizlenmeyi tercih ediyoruz. Feminist hareketin içinde de aynı şey geçerli… Evet, yeterince konuşulmuyor ve politika üretilmiyor ancak biz -eşcinsel ve biseksüel kadınlar olarak- ne zaman ve ne kadar sıklıkla feminist hareketin bir parçası olmayı denedik? Son yıllardaki gelişmeler de bir grup eşcinsel kadının feminist hareketle çalışma içine girmesine bağlı… Feminist hareket ve eşcinsel hareketin ayrı ayrı ilerlemesi oldukça derinliksiz ama zamanla her iki politika da, toplumsal cinsiyetlerimize karşı mücadelede birleşmeye başladı diyebilirim. Sorunun öznelerinin var olması ve dolayısıyla sorunun dillendirilmesi ile ilerleyen bir süreç olduğunu gözlemlememizde fayda var.
 
- Politik olmayan kadınlık da var… Benim gibi hayatlarına geçiriyorlar; politik değiller ve olamıyorlar. Politik olmanın ne kadar önemli olduğunu Kaos’taki kadınların sayesinde fark ettim ama bazı şeyler hâlâ eksik kalabiliyor. Cümle kurmanın ötesinde, hayata yayılmış bir aktivizmin değerini keşfediyorum ben zamanla…
 
- 25 Kasım ve 8 Mart kutlamaları öncesinde, basın açıklamalarımız oluyor ve bu metinlerin “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği”ni irdeleyen paragrafları elle sayılır lezbiyenin üzerine kalıyor. Bu sanki yalnızca lezbiyenlerin işiymiş gibi… Sert tepkilerin çoğunun eşcinsel kadınlardan geldiği de gördüğümüz oluyor.
 
- Hassasiyetlerimiz her zaman “eşcinsel olmak üzerine mi yoğunlaşmış durumda? Mesela sosyalist bir partinin çatısı altında bir lezbiyen politikası üretmenin de bir alternatif aktivizm olacağını düşünüyorum.
 
- Kadınların kendilerini etiketlemeleri sonucu gelişen bir görev dağılımından bahsediyor olabiliriz… Demek ki kendi önceliklerini kendi hazırlıyor insan… Sonuç ise “yalnızca feminist” ya da “yalnızca solcu” etiketini seçmek…
 
- Sıfatlar ve etiketler olmadan nasıl anlaşılacağız peki? Gündelik hayattaki pratiklerimizi sorgulatan bir politikadır feminizm. Ben neden kendime “lezbiyen” demek zorunda kalıyorum? Ben, birisinin kendisine lezbiyen dediğini ilk defa 1995 yılında gördüm. O kadar acayip ve tarifi zor bir duyguydu ki… Ben kendime “lezbiyen” diyemiyordum henüz ancak ondan güç alarak kendime lezbiyen demeye başladım. Tamamen yok saydığım cinselliğimin farkına varmak, hayatımı çok değiştirdi. Bu yüzden “Lezbiyenim.” diyebilmek ve görünür olmak çok önemli. “Hayır, tek değilmişim.” diyebilmek çok önemli. Kendini var etmek; kendini tanımlamak ve yok sayılmaya ve şiddete karşı direnmek adına önemlidir tüm bunlar… Feminizm de bunu yapmaya çalıştı: Kadınlar ile erkekler arasındaki keskin ayrımlara karşı çıktı ve bunun, zaman zaman yapılan bir politika değil, bir yaşam biçimi olduğunu anlattı. Sıfatları kabul etmek ve reddetmek birer direniş ve ayakta kalma biçimleridir.
 
* “Türkiye’de Kadın Olma Halleri” başlığı altında 2009 yılı boyunca gerçekleştiriyor olduğumuz söyleşiler, Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından desteklenmektedir. 


Etiketler: kadın
Nefret