07/08/2014 | Yazar: Yıldız Tar

Kadına yönelik erkek şiddetinin önlenmesine ilişkin İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Sözleşme, taraf devletlere ciddi yükümlülükler getiriyor. AKP Hükümeti’nin sözleşmeyi nasıl uygulayacağı ise merak konusu…

Kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesi yürürlükte Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Kadına yönelik erkek şiddetinin önlenmesine ilişkin İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Sözleşme, taraf devletlere ciddi yükümlülükler getiriyor. AKP Hükümeti’nin sözleşmeyi nasıl uygulayacağı ise merak konusu…
 
Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) 1 Ağustos’ta Türkiye’de ve 11 Avrupa ülkesinde yürürlüğe girdi.
 
Sözleşme, pek çok konuda yeni ve kapsamlı tanıma yer veriyor, kadına şiddete yönelik korumayı genişletiyor. Sözleşmenin daha önceki anlaşma ve düzenlemelerden farkı; kadına karşı şiddetin toplumdaki kadınlar ve erkekler arasındaki güç eşitsizliğinden kaynaklandığını net bir biçimde vurgulanması. Sözleşme, şiddetin eşitliği sağlanarak önlenebileceğini vurguluyor. Eşitsizlik politikalarını yasaklıyor.
 
Sözleşme devletlere ciddi yükümlülükler getiriyor
İstanbul Sözleşmesi; kadına yönelik şiddeti kamusal ve özel alanda kapsamlı olarak tanımlıyor, devletlere aile içi şiddet dahil kadına yönelik fiziki, cinsel, psikolojik ve ekonomik her türlü şiddete ilişkin verileri toplama, kadına yönelik şiddeti önleme ve kadını şiddetten korumak üzere ekonomik, toplumsal ve ceza yaptırımları alanında bütüncül politikalar uygulanmasını; bunun için bütçe ve denetim mekanizmaları oluşturulmasını öngörüyor.
 
İstanbul Sözleşmesi, devlete de ciddi yükümlülükler getiriyor. Sözleşme ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti devleti; şiddete karşı eğitimin müfredata dahil edilmesi, özel sektör ve medyanın teşvik edilmesi, tazminat, zorla evliliklerin feshi, ısrarlı takibin cezalandırılması, zorla evlendirme ve kadın sünneti yasağı, sözde “namus” adına işlenen suçlar dahil olmak üzere kabul edilemez gerekçelerle şiddet uygulanmasına karşı mücadele etme sözü vermiş oluyor.
 
Sözleşme, imzacı devletlere dört konuda yükümlülük getiriyor: Kadına karşı şiddeti önleme, şiddetten koruma, şiddet eylemlerini kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma. Sözleşme imzacı devletlerin bu dört yükümlülüğü yerine getirirken herhangi bir ayrımcılık yapmamaları üzerinde önemle duruyor.
 
Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı da Sözleşme’de
Sözleşmenin “Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı” başlıklı 4. maddesi ile cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı yapılamayacağı net bir şekilde belirtiliyor. 24 Kasım 2011’de iç hukukun bir parçası olan ancak yürürlüğe girmesi 1 Ağustos 2014’ü bulan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulamada ne kadar yer bulacağı ise merak konusu.
 
Sözleşme güzel, peki uygulama?
Türkiye Cumhuriyeti İstanbul Sözleşmesi’nde yer almasına rağmen cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına ilişkin herhangi bir düzenleme yapmamakta ısrarcı. Gerek Nefret Suçları Yasası’nda gerek Anayasa’nın ayrımcılığı ve eşitliği düzenleyen maddelerinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği yer almıyor.
 
Kadına yönelik erkek şiddeti ve cinsel yönelim, cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık ile mücadelede bir zemin oluşturması beklenen İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için kadın örgütleri ve siyasi partiler de AKP Hükümeti’ne baskı yapıyor.
 
HDK Kadın Meclisi: Sözleşme’nin uygulanması için mücadeleye!
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisleri, kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığını ve her gün en az beş kadının öldürüldüğünü hatırlatarak, “Anayasa ve yasalarını uygulamayan Hükümet’ten İstanbul Sözleşmesini uygulamasını beklemek hayaldir. Ancak, biz kadınlar eşitlik, özgürlük ve şiddete karşı mücadelemizde, İstanbul Sözleşmesinin uygulanmasını da Hükümet’in takdirine bırakmamaya kararlıyız. Hükümet ve Meclisi, İstanbul Sözleşmesinin uygulanması için göreve; tüm kadınları ve kadın örgütlerini, demokrasi güçlerini Sözleşmenin uygulanmasında ısrarlı bir mücadelede dayanışmaya çağırıyoruz” diyor.
 
HDP’li Tuncel: Kağıt üzerinde kalmaması için takipçiyiz
HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de Sözleşme’yi şu ifadelerle değerlendirdi: “İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan devlet olmakla övünen Türkiye’de hala çok sayıda kadın cinayeti haberi duyuyoruz.  Mevcut yasaların cinsiyet ayrımcı maddeleri halen yürürlükteyken, yasal olarak uygulanması gereken pek çok pratik yerine getirilmemektedir.
 
“Kadına yönelik şiddeti en çok üreten devlet ve devlet kurumlarıdır. İstanbul Sözleşmesi’nin derhal yürürlüğe geçmesi ve devletin sözleşmenin yükümlülükleri gereği yasal, hukuki ve fiili tüm tedbirleri bir an önce alması gerektiğini düşünüyoruz. Meclis’in bir an önce kadına yönelik şiddeti gündemine alarak, yasalar çıkarmasını talep ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesini olumlu bir adım olarak görürken, asıl yükün bundan sonra olduğunu, sözleşmenin gerekliliklerinin yerine getirilmesinde takipçi olacağımızı ve yasaların, sözleşmelerin kâğıt üzerinde kalmaması için kadınlarla, kadın örgütleriyle birlikte mücadele edeceğimizi kamuoyuna bildirmek isterim.”
 
CHP’li Bilgehan: Sözleşme için acil eylem planı uygulanmalı
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi üyesi Gülsün Bilgehan ise, “Kadına şiddet gelişmiş ülkelerde de bir sorun. Geçen yıl İsveç’te 80, İspanya’da 45, Portekiz’de de 36 kadın öldürüldü. Ancak Türkiye’de karşı karşıya bulunduğumuz tablo çok vahimdir. 1 Ağustos’u bir milat olarak kabul edip kadınlarımızı uluslararası bir zırhla korumak için gerekli adımları atmalıyız” dedi.
 
Gülsün Bilgehan, Türkiye’de her türlü şiddetin artış gösterdiğine işaret ederken, “Böyle bir dönemde kadınların uluslararası koruma altına alınması önemli. Türkiye için bu kritik sözleşmenin sözde kalmaması çok önemli. Türkiye Avrupa Konseyi’nin tam üyesidir. Bu sözleşmenin uygulanmasında da tam bir kararlılık göstermelidir. Sözleşmenin öngördüklerinin yaşama geçirilmesi için hemen bir eylem planı uygulamaya konulmalıdır” şeklinde değerlendirdi.
 
Aile içi şiddet tanımı genişliyor
Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kısaca imzaya açıldığı yer olan İstanbul’un adıyla biliniyor. Sözleşmenin hükümleri özetle şöyle:
 
-Aile içinde veya hanede, mağdur faille aynı evi paylaşsa da paylaşmasa da, eski veya şimdiki eş veya partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet aile içi şiddettir.
 
-Taraf devletler, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti bir zulüm biçimi olarak kabul eder ve mülteci uygulamasında toplumsal cinsiyete duyarlı yorum getirir.
 
Şiddete maruz kalan kadına mülteci statüsü
-Şiddete maruz kalan veya zulümden korkulduğu durumda kadına mülteci statüsü verilir. Şiddet nedeniyle eşinden ayrılan kadın, o ülke vatandaşı olmasa da sınır dışı edilemez ve ikamet izni verilir.
 
Namus mazeret değil!
-Taraflar, kültür, örf ve âdet, gelenek, din veya sözde ‘namus’un herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmamasını sağlar. Özellikle cinsel suç faillerinin tekrar suç işlemesini engelleyen tedavi programlarının oluşturulması için yasal veya diğer tedbirleri alır.
 
-Zorla gerçekleştirilen evliliklerin, mağdura aşırı mali ve idari yük olmaksızın sona erdirilmesi sağlanır.
 
-Ayrıca aynı sözleşme kapsamında psikolojik şiddet ile kadın sünneti de yasalarda cezaya bağlanacak. Kadına yönelik şiddete yataklık edenler de cezalandırılacak. Devlet radyo ve televizyonlarında her ay en az 90 dakika toplumsal cinsiyet eşitliğine dair yayın yapılacak. İlk ve orta öğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın-erkek eşitliği konusunda eğitime yönelik dersler konulacak. 

Etiketler: kadın
Nefret