30/08/2019 | Yazar: Aslı Alpar

İmge, beden cinsellik galeri de bu hafta, animasyon sanatçısı Eda Erdoğmuş ile yaptığımız röportajı yayımlıyoruz.

“Kahramanlık diyarının erilliği de ayrıştırıcı” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İmge, beden cinsellik galeri de bu hafta, animasyon sanatçısı Eda Erdoğmuş ile yaptığımız röportajı yayımlıyoruz.

Eserleriyle görsel sanatlarda kadın ve LGBTİ+ temsilini güçlendiren sanatçılara yer verdiğimiz imge, beden, cinsellik galerinin 54. bölümü olan bu hafta animasyon sanatçısı Eda Erdoğmuş’un işleri ve sohbeti yer alıyor.

Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film bölümünden mezun olduktan sonra dizi ve reklam projelerinde illüstratör ve animatör olarak çalışan Eda Erdoğmuş çalışma hayatına 2014 yılından beri serbest devam ediyor.

Ayrıca çocuk kitapları resimleyen ve oyuncak tasarlayan Eda Erdoğmuş’un “Dö la fiti” isimli bir bez bebek çalışması var.

Erdoğmuş ile animasyon sanatını ve eserlerini konuştuk.

Dö La Fiti’den başlayalım. Seride queer bebekler var mı?

Var, var. Bebeklerimden biri kadınlara ilgi duyduğunu artık çevresinden gizlemeyen bir akademisyen Lale. 

Yeni arkadaşlar gelecek mi Lale’nin yanına?

Dö la fiti’ye iş akışım dolayısıyla devam edemiyorum. Ancak bebeklerin kendi hikâyelerinde queer izler var.

Animasyonla devam edelim… Erkeklerin domine ettiği bir alan mı? 

Animasyon kesinlikle erkek egemen bir alan. Hatta geçtiğimiz yıllarda Çizgi Film bölümü giriş sınavında basketbol topu sektirme animasyonu sorulmuştu uygulamalı sınavda. Bunda ne var diyebilirsiniz ama orada çok net bir kadın-erkek gözlem ve ilgi alanı farkı ortaya çıkıyor.

Genel olarak da en azından bizim dönem ve öncesi için konuşmak gerekirse, kadın-erkek öğrenci oranında  hep bir uçurum vardı. Biz koca sınıfta 3 kızdık mesela. 

Erkek çizer popülasyonu yüksek mi?

Erkek çizer popülasyonu kadın çizerlere oranla yüksek. Hikâyenin temeli çocukluğumuzda atılıyor bence. 

Erkek çocuk çizgi roman koleksiyonuna başlarken, kız çocuğu peçete koleksiyonu yapıyor mesela. Burada elbette o kahramanlık diyarının erilliği de önemli bir ayrıştırıcı. Kadın kahramanlar çoktu da biz mi okumadık? (Her canlı bir İbrahim Tatlıses alıntısı yapmış olmayı tadıyor maalesef…) Bu kesin böyledir diye söylemiyorum tabii ki, ama kendi  çocukluğumu referans  aldığımda benzer hikâyeler çok. 

“Ayrımcılığın ata sporu olduğu bir ülkede…”

Peki, sen nasıl nefes alıyorsun? Kariyerini olumsuz yönde etkiledi mi bu durum?

Kariyerim anlamında hiçbir sıkıntı yaşamadım.  Aksine erkek meslektaşlarımla gayet  sağlıklı ilişkiler kurduk. Birbirimizi hep motive ettik, işler pasladık. Sanırım bu anlamda şanslı biriyim, etrafımda dünya yeteneklisi bir yığın tatlı insan var.

Sadece kurum içi çalışma hayatımda bazı sıkıntılarım oldu. Çalıştığım yerlerden birinde, sürekli korkunç küfürler eden bir iş arkadaşım vardı mesela. Ekipteki tek kadın olarak ona katlanmak gerçekten çok zordu. Bir gece sabahlarken, kendisine mini bir çemkirme seansım olmuştu.

Sonrasında ekip içinde yer yer kendimi dışarda kalmış hissettiğim durumlar oluyordu. Şimdi düşündüğümde bunun aslında normal olduğunu görüyorum. Özellikle bizimki gibi ayrımcılığın ata sporu olduğu bir ülkede, yaptığınız meslek dolayısıyla bir azınlığa aitseniz; ya daha erilleşip size şaka olsun diye “Mahmut” denilmesine gülümseyecek; ya da “minnoş”, “çıtkırıldım” ya da “vamp” diye etiketlenmeyi göze alacaksınız. 

Toplumsal cinsiyete dair işler de ürettin. Bu işleri üretirken diğerlerinden farklı hissediyor musun?

Genel olarak yaptığım iş, bir çeşit hikâye anlatıcılığı aslında. Ancak bazı hikâyelerdeki anlatıcı gerçekten sen oluyorsun.

Örneğin geçen yıl Uçan Süpürge Derneği işbirliğiyle yaptığım, kız çocuklarını bilimle buluşturan Bilim ve Teknolojide Kız Çocuklar isimli projede, Dr. Neva Çiftçioğlu’nun çocukluğunun anlatıldığı filmin hem çizimlerini hem de animasyonlarını yaptım. Çalışırken sık sık hikâyenin içine girdiğimi hatırlıyorum. Her kadının kendi hayatında konumlandırabileceği o kadar tanıdık noktalar var ki... 

İlgili haber:

İmge, beden, cinsellik (50): Magda Sayeg’in işleriyle

İmge, beden, cinsellik (51): Eren Eyüboğlu’nun işleriyle

İmge, beden, cinsellik (52): milomars’ın işleriyle

“En çok söylenen yalanlar cinselliğe dair”


Etiketler: kültür sanat
Nefret