18/07/2020 | Yazar: Kaos GL

Kaos Queer+’nın “Tarih” konulu dokuzuncu sayısı 1 Eylül’e kadar yazılarınızı bekliyor: Queer bir tarihselciliğin tarihyazımına sunduğu imkanlar nelerdir?

KaosQueer+ “Tarih” sayısının teslim tarihi uzatıldı! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Ezgi Sarıtaş’ın editörlüğünü yaptığı hakemli akademik dergi KaosQueer+’nın dokuzuncu sayısının dosya konusu Tarih. Dergiye yazı göndermek için son tarih 1 Eylül 2020.

Çağrı metninin tamamı şöyle:

“Joyce tarihin bir kâbus olduğunu söylerken haklı – fakat bu ancak kimsenin uyanamadığı o kâbus olabilir. İnsanlar tarihe ve tarih de insanlara hapsolmuştur.”

James Baldwin’in İsviçre’nin ücra bir köyüne adım atan ilk siyah olma deneyiminden yola çıkarak kaleme aldığı Köydeki Yabancı isimli denemesindeki bu cümleler, egemenliğin, imtiyazlılığın, şiddetin ve ezilmenin tarihini olduğu kadar, tarihi uyanamadıkları bir kâbus olarak deneyimleyenlerin suskunluklarını da okura taşır. Baldwin’in sözcükleri, tarihin kabusundan uyanıp onu yeniden yazmak isteyenleri şu soruyla baş başa bırakır: İçine hapsolunmayan bir tarih yazmak mümkün mü? Hemen akabinde şu soruları ekleyebiliriz: Tarihin ördüğü ve ona ördüğümüz duvarlar ilk anda göründüğü kadar sağlam ve istikrarlı olmayabilir mi? Queer, sarsak duvarları sökerek yeni bir tarih inşa edebilir mi?

KaosQ+ Dergisi bu soruların peşine düşerek dokuzuncu sayısını “queer tarih”e ayırıyor. Eşcinsellerin tarihine ilişkin ilk çalışmalar, onların ellerinden alınan, saklanan, susturulan bir geçmişi görünür kılmaya yönelik çabayla şekillenmiştir. Resmi tarihin hemcinsini sevenleri, cinsiyetini toplumsal kurallara uymayan biçimlerde yaşayanları görünmez kılmasına karşı eleştirel tarihçinin görevi, esirgenen görünürlüğü iade etmek olarak tanımlanmıştır. Fakat kimliklerin sorgulanması, kaçınılmaz biçimde o kimliklerle şekillenen tarihsel anlatıların da sorgulanması anlamına gelmiştir. Tarihte cinsel kimliklere dair arayışlar “vardık, var olacağız” diyebilmenin güvenini aşılamış olsa da o kimlikleri tarihsizleştirdikleri için eleştirilmiştir. Foucault’nun Cinselliğin Tarihi eseri bu açıdan bir dönüm noktası olmuş; “bir tür olarak eşcinsel”i tarihselleştirmeye soyunan çalışmalar, modern kategorilerin ve kimliklerin ortaya çıkışına ilişkin sorular sormaya başlamıştır.

Yalnızca kimliklerin değil eylemlerin, farklı sınırlandırma biçimlerinin ve bunların aşındırılmasının, baskı ve isyanın olduğu kadar uzlaşının zengin tarihçesi, her türlü özdeşleşmenin, arzunun, erotik eylemin, toplumsal cinsiyet ifadesinin hem tarihsel kopuşlarla hem de sürekliliklerle şekillendiğini gösteriyor bize. Queer tarihyazımı, en makbul görünen kimlik ve eylemlerin kuruluşundaki tutarsızlıklara dikkat çekerek bugünü kuran geçmiş anlatılarını istikrarsızlaştırıyor. Tarihselciliğin içerdiği çelişkiler ve tutarsızlıklarla oynayarak, eleştiri alanını tüm bir tarihyazımına genişletiyor.

Bu çelişkilerden belki de en önemlisi, tarihsel dönüşümün ancak Batı’ya tanınan bir ayrıcalık olması. James Baldwin, Batı medeniyetinin şuursuz mirasçıları olan İsviçre köylüleri arasında, o medeniyet üzerinde hiçbir hak iddia edemeyecek olan bir yabancı, “şüpheli bir geç kalan” olduğunu söylüyordu. “Tarihin bekleme odasında” tutulan Batı-dışı’ndan gelen sömürge sonrası eleştiri, emperyalist tarihselciliği hesaba katmayan bir queer tarihyazımının mümkün olmadığını ortaya koyuyor. Bu doğrultuda Batı’nın cinsel ötekilerinden biri olan Osmanlı coğrafyasına odaklanan queer tarihsel sorgulamalar, bir yandan Şarkiyatçı mirası, öte yandan heteronormatif ulus anlatılarını eleştirel bir biçimde gözden geçirme gerekliliğiyle karşı karşıya kalıyor. Resmi tarih anlatısının kurucu arşivlerini yaratıcı yeniden okumalarla ele alırken, bu anlatının dışına atılan malzemelerden yeni yap-boz arşivler oluşturuyor.

Bu çerçevede Kaos Q+ Dergisi, queer tarihin açtığı geniş tartışma alanındaki soruların peşine düşmeye davet ediyor: Queer bir tarihselciliğin tarihyazımına sunduğu imkanlar nelerdir? Bugün veya geçmişte tutarlı, geçirimsiz kimliklerden söz etmek mümkün mü? Tarihsel metinlerde karşılaşılan öznellikler, hangi kategoriler, tipler veya sınıflandırmalar üzerinden anlamlandırılabilir? Evrensel kimlik kategorilerini sorgulayan bir tarihyazımı, tarihsel ve coğrafi özgünlüklere odaklanırken, yeni kronolojik ve yerel duvarlar örmemeyi nasıl başarabilir? İlerlemeci tarih anlatılarının sorgulanması, Batı merkezli ve nesilsel tarihsel anlatıları nasıl altüst edebilir? Queer, geleceğe seslenen ve bugünün hapishanesinden kaçmamızı sağlayan bir ütopya mıdır yoksa vaat dolu gelecek tahayyüllerinin bir reddi mi?

KaosQ+ Dergisi tarih sayısı bu çerçevede, aşağıdaki konulara odaklanan fakat bunlarla sınırlı kalmayacak katkılarınızı 1 Eylül 2020’ye kadar editor@kaosgl.org adresine bekliyor:

-Cinsel arzu, kimlik ve eylemlerin suçlulaştırılmasının ve tıbbileştirilmesinin tarihi

-Direniş tarihleri

-Farklı tarihsel dönemlere ait biyografik çalışmalar

-Farklı tarihsel dönemlere ait görsel sanatlarda ve edebiyatta queer temsiller

-Queer arzu ve eylemlerin dile getirildiği özanlatısal metinler

-Osmanlı cinselliğine ilişkin güncel tartışmalar

-Tarihyazımına ilişkin yöntembilimsel ve kuramsal tartışmalar

-Arşive eleştirel yaklaşımlar ve yeni arşivlerin inşası

-Queer sözlü tarih çalışmaları



Etiketler: medya
Nefret