18/07/2008 | Yazar: Kaos GL

‘Sen kendini uykunun ılık, loş güzelliğine bırakmış, tüm savunmasızlığınla yanımda öylece yatarken; sanki hep orada öylece durabilir, seni rüyalarında ya da gerçekte gelebilecek tüm kötülüklerden sons

‘Sen kendini uykunun ılık, loş güzelliğine bırakmış, tüm savunmasızlığınla yanımda öylece yatarken; sanki hep orada öylece durabilir, seni rüyalarında ya da gerçekte gelebilecek tüm kötülüklerden sonsuza kadar koruyabilirmişim gibi hissediyorum. Koruyabileceğimden eminim de hatta; anlayamadığım buna duyduğum istek oluyor.’ 3. Kadın Kadına Öykü Yarışması’nda Eller Konuşur/Tutkunun Kanatları Özel Ödülü’nün sahibi öykü.

Rumuz: Jarmush

''3. KADIN KADINA ÖYKÜ YARIŞMASI – Eller Konuşur/Tutkunun Kanatları Özel Ödülü’ – 2008

Sakin bir uyuyuş; izlendiğinde bile huzurunu hissettiren… Dudakların çok hafif aralık, yüz üstü yatıyorsun. Üzerindeki bol bluzundan bir omzun açılmış, yüzünün dönük olduğu taraftaki. Uyanıkken bile böyle kırılmıyorsun, böyle gönül çeler bir şekilde durmuyorsun hiç sanki. İnanmaz gözlerime anlatmaya çalışıyorum güzelliğinin katlanışını. Omzuna kondurduğum kaçıncı öpücük bu, gözlerimi yüzüne kilitleye aça, bilmiyorum. Derin uykunun sakin rüyaları bana çarpıyor sanki. Öyle olduğunu umuyorum ya da. Çünkü sen’li düşlere giriyorum birden; gözlerim hâlâ bir omzunda bir yüzünün güzelliğindeyken. Senin gördüğün düşlerin aynısı gördüğümü diliyorum ve bir düşü bitirip diğerine geçiyorum.

Sen kendini uykunun ılık, loş güzelliğine bırakmış, tüm savunmasızlığınla yanımda öylece yatarken; sanki hep orada öylece durabilir, seni rüyalarında ya da gerçekte gelebilecek tüm kötülüklerden sonsuza kadar koruyabilirmişim gibi hissediyorum. Koruyabileceğimden eminim de hatta; anlayamadığım buna duyduğum istek oluyor. Kendini benim yanımda hiç bu kadar korunmasız bırakmadığından mı acaba? Bilmiyorum…

Keşke bıraksan… Keşke kaldırsan seni çevreleyen şeffaf sınırlarını da öyle var olsan benimle…

Korkularını biliyorum; ve ben de onlardan korkuyorum zaten. ‘Seni öyle bulursam karşımda biter mi içimdeki tutku?’ diye… Ben de korkuyorum ve biliyorum; bu çok kötü. Ama o zaman da kalırsa içimde tutkum, böylece ‘en gerçek’ olmaz mı?

Yine iyi tarafından bakıyorum, değil mi? Ya o zaman biterse içimde tutkum… O zaman ben boşlukta kalırken sen benden nefret ediyor olmaz mısın?

Kulağına fısıldıyorum o anda –hep aynı düşlerden geçtiğimizi varsaymaya devam ettiğim için: ‘Benden nefret etme sakın’. Bu, şu anda hayatımda en korktuğum şey oluyor bir anda. ‘Benden nefret etme sakın’. Üçüncü kez tekrarlayacakken aynı cümleyi, varlığının saflığı çarpıyor yüzüme; o anda zaten tüm sınırlarını yok etmiş, tamamen savunmasız bir şekilde yanımda uyuduğunu hatırlıyorum. Ve bu, birden varolmuş, git gide büyüyen korku anlatıyor bana: tutkum bu sebepten bitemez!

Üçüncü kez kulağına bir şeyler fısıldamaya yeltenirken hiç düşünmüyorum ne söyleyeceğimi, kendiliğinden dökülüyor kelimeler kulağının içine doğru: ‘Hep yanımda uyu, tedirgin olmadan, tetikte beklemeden, tıpkı şu anki gibi, yalnızca benim yanımda uyu. Yoksa ne yapacağımı bilmiyorum, hayat denilen -bu zamana kadar oyunmuş gibi geçirdiğim- şu şeyi, olmazsan nasıl yürütebilirim bilmiyorum artık. Sanki yokluğunu fazlaca yaşamış belleğim bile fark edip anlamsızlığını, silmiş olmadığın zamanları ve ben olmama durumunda nasıl yürütüyordum ve artık nasıl yürütebilirim bilmiyorum. İster sınırlarınla, kalkanınla, ister çırılçıplak… Yanımda kal. Hep benim yanımda uyu, sonuna kadar.’

Kıpırdamıyorsun bile. Daha çok inanıyorum cümlelerimi içine bir yerlere, sağlam bir şekilde yerleştirmiş olduğuma bu sayede. Sonra yeniden izlemeye başlıyorum seni sessizce. Karaltılı hayallerden uzaklaşabilecek kadar kapıldım artık ‘yanımda olman’ oyununa. Gözlerimde farklı farklı senli anlar canlanıyor art arda. Yetmediği anda değiştirip düşümü, başka düşlere yol alıyorum. Hiç bitmeyecek kadar düş var içimde sanki. Her düş bir öncekinden daha dolu, daha arzulu, daha bağlı oluyor.

Birden ‘Dudaklarım dudaklarına kavuşmayı bekliyor’ diyorum içimden yalnızca. Öyle sanıyorum çünkü. Yalnızca dudaklarına kavuşsa dudaklarım, yeter şu anda, diye düşünüyor beynim. Ama içimden geçenlere kapılıyor bir süre sonra, ruhumdan ve bedenimden yayılan efsunlara… Dudaklarımın dudaklarına değdiği an’ın hayalinden itibaren gözlerimin önünde bir film oynamaya başlıyor istemsiz:

''Ellerim bedeninde gezinmeye başlıyor. Bir ayine kapılmış gibi usul usul hareket ediyor. Kanunsuz, kuralsız, bilinenlerin silinişinde; dinsiz… Tanrıların öldürdüğü yerde değilim; öldürmediğini ise hiç düşünmüyorum. Yoklar çünkü zaten. Yokluk var yalnızca… Dünya ya da evren yok, varlık yok. Ellerim var, bedenin var, dudaklarımız var, an var. Yalnız ‘biz’, varız. Eylemin saflığındayız. Yavaş bir ritme uyum sağlar gibi geçiyorum teninden, geçiyorum senden, geçiyorum kendimden. Göğüslerinin diriliği, istiyor beni; ya da yalnızca dokunuşlarımı belki de. Bir anlık bir karaltı; ama umursamıyorum bunu bile. Dokunuşlarımla varsam sende, var olmam yeter bir şekilde. Kapılıyorum yeniden ayine…''

''Sırtının oluk gibi inen, içe doğru kıvrık omurgalarından iniyorum aşağıya. Çıplaklık aynı anda hem bu kadar saf hem bu kadar ihtiras dolu olmamıştı hiç. Korunmasızlığın aldığı en güçlü kalkandı tutku… Kapılıyorsun sen de ayine; an’dan kaçamayacağını anlatan arzuların sayesinde. Bedenin -hiç var olmamış ama ikimizin de duyduğu- o ritme ayak uydurarak hareket etmeye başlarken gerçek yokluğu şimdi var ediyoruz işte. Bacaklarından geçerken dudaklarımla, eğiliyorsun yanıma, beni de kaldırıyorsun. Birlikte yükseliyoruz, uçar gibi göklere doğru. Eller birbirini aynen takip ederken dudaklarımız kavuşuyor bir daha. Yüzüne, yanaklarına, kulaklarının arkasına, boynuna, ensene, omuzlarına dokunuyorum yavaş yavaş. Ve ellerin izliyor ellerimi. ‘The English Patient’ filminde ‘aşk çukuru’ diye isimlendirilmiş boynundaki o başka zamanlarda kıskançlığımı körükleyen çukura dokunuyorum ve orası için ayırıyorum dudaklarımı dudaklarından, dudaklarımın ıslaklığıyla dolduruyorum aşk çukurunu, dudaklarımı ve dilimi teninden bir an bile ayırmadan dudağına yeniden kavuşmak için çıkıyorum yukarı. ‘Mahrem’ dedikleri bölgede ellerim, mahremiyeti de yok ettik zaten, bende olan bir şeylerdeyim sanki; ıslaklığın ateşimi yükseltiyor içimden içimden. Daha da istiyorum; daha ıslak, daha bizden olsun. Bedenin çekiyor beni, bedenim çekiyor seni. İçinde olayım diye tutkundan akıyor sular. Mahremiyeti sonlandıran su. Tutku suyu… Aşk suyu… Masumiyet suyu. Saf su. İçine alıyor beni benliğin. Daha derinlerini istiyorum, en derinlerini. Kendinden geçmiş hareketlerin, ritmin hızlandığını fark ettiriyor bana. İçeri giren ve geri çıkan her hareketimle biraz daha hızlanıyor sanki ritim. Değmiyor bedenlerimiz yere, boşluktayız…''

Dudağımda gezen parmağının dokunuşuyla irkilerek uyuyakaldığımı fark ediyorum birden. Gözlerimin içine bakıyorsun, biraz korkmuş ama kararlı gibi bir halin var. Tek kelime etmeden, tek tepki vermeden duruyoruz bir süre öyle. Ben bekliyorum, ‘Ne yaparsan yap, varım!’ demeye çalışıyorum ses çıkarmadan. Gözlerimiz birbirine güvendiği anda başlıyorsun beni uyuşturmaya…

Ellerin bedenimde gezinmeye başlıyor. Bir ayine kapılmış gibi usul usul hareket ediyor. Kanunsuz, kuralsız, bilinenlerin silinişinde; dinsiz… Tanrıların öldürdüğü yerde değiliz; öldürmediğini ise hiç düşünmüyoruz. Yoklar çünkü zaten. Yokluk var yalnızca… Dünya ya da evren yok, varlık yok. Ellerin var, bedenim var, dudaklarımız var, an var. Yalnız ‘biz’, varız. Eylemin saflığındayız. Yavaş bir ritme uyum sağlar gibi geçiyorsun tenimden, geçiyorsun benden, geçiyorsun kendinden. Göğüslerimde ellerin.

Kapılıyoruz yeniden ayine…


Birincilik Ödülü: [[Sappho’yla Sevişmek]] - Angelique

İkincilik Ödülü: [[Ahret Çiçeği]] - Poo

Üçüncülük Ödülü: [[30 Dakika]] - Hidden Dragon

Bağlılık Özel Ödülü: [[Bir Kadının Pusulası]] - Ekin Ak

Duygunun Baharı Özel Ödülü: [[O]] - İmge Oranlı

*2006/2007 öykülerini okumak için:

[[‘Kadın Kadına" öyküler]]

*Konuyla ilgili haberler:

[[Ten ve tutkulu öyküler yayında]]

[[‘Ten ve tutku’yu yazanlar kazandı]]

[[Kadınların mürekkebinden ‘ten ve tutku’ akacak]]

[[İlk aşklarını anlatanlar kazandı]]

[[İlk Adım, İlk Kadın, İlk Aşk]]

Etiketler: kadın
Nefret