20/03/2019 | Yazar:

“Ruh Sağlığı Çalışanlarına Yönelik Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” atölyelerinde bu ay trans kimlik gelişimi ve geçiş süreci, travma ve şiddet, azınlık stresi ve deneyimler konuşuldu.

“Kimlik değişimi için ameliyat istenmesi çok politik” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Ruh Sağlığı Çalışanlarına Yönelik Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” atölyelerinde bu ay trans kimlik gelişimi ve geçiş süreci, travma ve şiddet, azınlık stresi ve deneyimler konuşuldu.

Fotoğraflar: Koray Arkadaş / Kaos GL

Türk Psikologlar Derneği ve Türkiye Psikiyatri Derneği’nin birlikte düzenlediği “Ruh Sağlığı Çalışanlarına Yönelik Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği” atölyelerinin üçüncüsü 17 Mart Pazar günü, Ankara’da Türk Psikologlar Derneği Genel Merkezi’nde gerçekleşti.

Atölyede trans kimlik gelişimi ve geçiş süreci, travma ve şiddet, azınlık stresi konuşuldu; kişisel deneyim paylaşımı ve vaka sunumları üzerinden tartışmalar yapıldı.

“Kendine söylemek de güç, çevreye söylemek de...”

Doç. Dr. Koray Başar, bu atölyedeki oturumuna ikili cinsiyet düzeninden, bu düzenin dünya toplumlarında hangi dinamiklerle şekillendiğinden ve ikili cinsiyetin sınırlarından söz ederek başladı. Cinsiyet rejimi ve bu rejimin getirdiklerinin insanların yaşantısına olan etkisine değinen Başar, bu kalıplara uymayanlara dayatılan yaşam koşullarının anlattı.

Danışmanlık süreci ilerletilirken dikkat edilmesi gereken noktaları vurgulayan Başar, ruh sağlığı çalışanlarından gelen kalıp yargıların, danışanları ne denli kötü etkileyebileceğinin altını çizdi.

Trans kimlik gelişimi sürecinden, bu süreçte danışanların yaşadıklarından ve kendilerini keşfetme sürecinden bahseden Başar danışandan danışana bu sürecin farklı algılanabileceğini, buna göre farklı destek mekanizmalarının devreye sokulması gerektiğini vurguladı. Bu durumu da “konfeksiyoncu değil, terzi olmak” sözüyle tanımladı.

Danışanların da diğer tüm toplum üyeleri gibi homofobi ve transfobi sahibi olabileceğini, ruh sağlığı çalışanlarının bu konuda nasıl davranması gerektiğini tartışmaya sundu. Danışanların açılma sürecini, bu sürecin ne denli zor olabileceğini anlatan Başar, bu süreç için “kendine söylemek de güç, çevreye söylemek de güç” yorumunda bulundu.

Trans geçişin hukuki ve tıbbi sürecini anlatırken, mahkemenin kimlik değişimi için “üreme yetisinin olmadığı”na dair uzman görüşü talep ettiğini belirten Başar “Kimlik değişimi için ameliyatın, hatta üreme yetisinin engellenmesinin istenmesi aslında çok politik.

Ruh sağlığı çalışanlarının trans geçiş sürecindeki rolleriyle oturumuna devam eden Başar, heteroseksizm barındırmayan kanallar için nasıl hareket edilmeli tartışmasını yürüterek oturumunu sonlandırdı.

“Travma insan yaşam süresini aşan bir olgu”

Atölyenin ikinci oturumunda Dr. Öğr. Üyesi İrem Yıldız travma ve şiddet konusunda bir sunum gerçekleştirdi. Travma çeşitlerini, travmanın kişiden kişiye farklı algılanış biçimleri olduğunu anlatan Yıldız, terapinin nihai hedefinin danışanın güçlenmesi ve yeni travma sonrasında yeni bağlar kurabilecek hale gelmesi olduğunu belirtti.

Klinikte travma çalışırken öncelikli olarak şiddete, şiddete bağlı travmaya sebep olan olayların sorumlusunun danışan olmadığının anlatılması gerektiğini belirten Yıldız; söz konusu olay cinsel yönelim nedeniyle yaşandıysa da cinsel yönelimin herhangi bir şiddete gerekçe olabilecek bir olgu olmadığının özellikle belirtilmesi gerektiğini vurguladı.

Sinsi, süreğen ve toplumsal travma türlerini açıklayan Yıldız, travma stresinin ne kadar süreceğinin bilinemediği ve hatta travma toplumuna doğmuş bir insanın da toplumun geri kalanına benzer travma sonrası stres sorunlarını yaşayabildiğini, bu nedenle travmanın insan yaşantısıyla dahi sınırlanamayabileceğini belirterek oturumunu sonlandırdı.

“Damgalama ve ayrımcılığı uygulayan kendinde bu tutumu hak görüyor”

Atölyenin üçüncü oturumunda Doç. Dr. Zeynep Tüzün cinsel kimlik ve süreğen travma: azınlık stresi konusunu işledi. Toplumsal travmanın birey üzerindeki etkilerini anlatan Tüzün, bu etkilerin uzun süre devam edebileceğini ve hatta içselleştirilebileceğini aktardı.

İnsan hakları ihlali temelli ayrımcılıkların temeline değinen Tüzün, insan hakkının ihlal edilmesinin temelde insanın doğasına aykırı olduğunu, insanı içten sarsan, güven duygusunu zedeleyen ve bağlanma sorunlarına sebep olan bir olgu olduğunu vurguladı.

Azınlık içinde bulunmayıp ayrımcılık ve damgalamayla hak ihlali yapabilecek konumda olanın, yalnızca azınlık içerisinde olmamasına bağlı olarak güç hissettiğini ve çeşitli yollarla azınlıktakini mağdur etmeyi kendine hak gördüğünün altını çizdi.

Günün dördüncü oturumu deneyim paylaşımı üzerine oldu ve son oturumda da Doç. Dr. Koray Başar olgular üzerinden tartışmalar yürüttü. Atölye görüş ve önerilerle tamamlandı.

İlgili haber:

“Toplumda birçok heteroseksüel, heteroseksüel olduğunu bilmiyor”

Ruh sağlığı çalışanlarına cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği atölyeleri başlıyor


Etiketler: insan hakları
Nefret