10/07/2020 | Yazar: Yıldız Tar

Hande Buse Şeker davasını avukatlarla konuştuk: Avukatsız soruşturma ve keşif, sanık polis diye kapalı dava, kamuoyundan davadan uzak tutma girişimleri ve cezasızlık rejimi…

Kısıtlılık ve kapalılık arasına sıkıştırılan Hande Buse Şeker davası Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Çizim: Aslı Alpar / Kaos GL

Belki bir hastag’le tanıdınız Hande’yi, belki de haberlerde gördünüz. Hande Buse Şeker, İzmir’de yaşayan, geçimini seks işçiliğiyle sağlayan bir trans kadındı. Geçmiş zaman takısının sebebi geçtiğimiz yıl 9 Ocak’ta Hande Buse Şeker’in bir polis memuru tarafından öldürülmesi.

Volkan Hicret isimli polis memuru görevde olmadığı sırada, polis silahıyla Hande Buse Şeker’i 9 Ocak 2019’da Şeker’in Alsancak’taki evinde öldürdü. Polis memuru Volkan Hicret, Şeker’i öldürdü, gasp etti, cinsel saldırıda bulundu ve evdeki arkadaşını ise yaraladı.

Katil polis Volkan Hicret hakkında İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Dava bir süre kapalı görüldü. Avukatların itirazı ve tepkiler üzerine kapalılık kararı kaldırıldı. Bir sonraki duruşma 28 Eylül’de görülecek.

kisitlilik-ve-kapalilik-arasina-sikistirilan-hande-buse-seker-davasi-1 

Hande Buse Şeker

Yedi yıllık meslek hayatımda takip ederken en zorlandığım davalardan biri Hande Buse Şeker’in katledilmesi üzerine açılan dava. Cinayet haberini ilk aldığım, avukatlar ve Genç LGBTİ+ Derneği ile görüştüğüm ilk andan iddianamenin hazırlanması, davanın açılması ve duruşmaların görülmesine kadar bir nefret ve kadın cinayetinin anatomisi aleniyken; kısıtlılık ve kapalılık kararlarıyla bu aleniyetin üstü örtülmeye çalışılıyor.

Dava dosyası, dosyada yer alan kamera görüntüleri Volkan Hicret’in Hande Buse Şeker’e ateş ettiğini, Şeker’in arkadaşı başka bir trans kadına cinsel saldırıda bulunduğunu, ardından Şeker’e cinsel saldırıda bulunup tekrar ateş ettiğini ortaya koyuyor.

Görüntülerde çok açık bir şekilde görülen cinayetin davası ise bir yıldan uzun süredir devam ediyor. Önemli bir bölümü kapalı görülen, İzmir Barosu ve Genç LGBTİ+ Derneği’nin katılım talebinin reddedildiği, Uluslararası Af Örgütünün davayı gözleme talebinin kapalılık gerekçesiyle reddedildiği, kapalılık kararının kaldırılmasının ardından ise koronavirüs pandemisi nedeniyle kamuoyunun takip etmesinin zorlaştığı davayı başından beri Av. Deniz Yenikaya, Av. Kerem Dikmen, Av. Mahmut Şeren ve Av. Sena Yazıbağlı takip ediyor.

Hande Buse Şeker’in avukatları ile davanın tüm yönlerini konuştuk.

TIKLAYIN - Birinci yılında Hande Buse Şeker cinayeti ve davası

kisitlilik-ve-kapalilik-arasina-sikistirilan-hande-buse-seker-davasi-2 

İzmir’de Hande Buse Şeker’in öldürülmesinin ardından eylem, 10 Ocak 2019

“Karşıtlığın hissettirildiği bir karakol günüydü”

Av. Deniz Yenikaya cinayetin hemen ardından karakola gitti. Ve karakolda polislerin ilgisiz ve tacizkar tutumlarıyla karşılaştı. Yenikaya karakol sürecini şöyle anlatıyor:

“Karakol süreci hayli yıpratıcıydı. Ben olayı sabah erken saatlerde Genç LGBTİ+ Derneği vasıtasıyla duydum. Dernekten arkadaşlarımızla karakola intikal etmemiz mağdur ve tanık kızlarla irtibata geçebilmek, ihtiyaçlarını öğrenmek, dayanışmak niyetiyleydi. Mağdur ve tanıklar için ceza soruşturması, ifadelerinin alınması ve varsa delillerin sağlanmasından oluşan bir süreçtir; ancak bildiğimiz gibi mağdur ötekileştirilen herhangi bir gruptan olursa -ki orta yaşlı Sünni cis-erkekler dışındaki herkes diyebiliriz- iş bu kadar kolay olmuyor. En başından kızlara yönelik bir tavır olacağından endişe duyuyorduk.

Karakola vardığımızda avukat kimliğim sayesinde kızların yanına yalnızca ben girebildim.

“Karakolda esas sorun kızlardan birinin verdiği ifadenin tutanağa farklı yansıtılmasıydı. Yargı süreçlerinde olanlar bilir, avukatlar olarak en büyük sıkıntılarımızdan biri tutanakların eksiksiz veya doğru geçirilmemesidir. Yazı dilindeki noktayı virgülü konuşurken ses tonunla, vurgulamanla anlatıyorsun. Yazıya geçirirken, ağızdan çıktığında anlam dolu olan cümleler kuşa çevriliyor. Orasından burasında kırp, o kelimeyi değil yakın anlamlısını yaz, o cümleyi başa değil sona yaz; oldu mu sana kastedilenden tamamen alakasız bir ifade tutanağı. Bu her zaman kasti yapılmıyor elbette; ancak beyanları özetlemek isterken o an akla gelmeyen pek çok anlam kayboluyor. O sırada da kolluğun bunu kasti yaptığını iddia edemem, yalnızca olaylar bu şekilde gelişti.  Önce ifadeyi veren müvekkilimi dinleyip sonra yazılan tutanağı okuduğumda gördüm ki sözlü beyanı yansıtmadığı gibi o hali dosyayı Hande Buse ve diğerleri için baştan kayıp hale getirecekti. Müvekkilime, bana anlattığıyla tutanakta geçenin farklı olduğunu belirttim. İfadeyi tekrar okuması ve farklı bir anlam varsa tutanağı değiştirmelerini isteyebileceği veya değiştirmezlerse doğru şeklini imzalamadan önce üzerine şerh düşebileceği konusunda bilgilendirdim. Sıkıntı burada patlak verdi. Kolluğa göre müvekkile talimat verip baskı kuruyordum. Oysa avukatın bulunma amacı en başta hukuki hakların hatırlatılmasıdır. Müvekkilim şerh düşme hakkını bilmeden, imzalamadan önce tutanağın doğruluğunu kontrol edebileceğini bilmeden karşısındaki otorite figürlerinin yönlendirmelerine uymak durumunda kalacaktı.

“İfadenin doğru şekilde geçmesine uğraştığım için beni ifade odasından çıkarmak istediler, çıkaramayınca Baroya şikayet etmekle tehdit ettiler. Avukatı görevini yaptığı için Baroya şikayet edip istedikleri sonucu alabilecekleri bir merci en azından şimdilik bulunmuyor elbete. Bütün bu süreç içinde maruz kalınan diğer psikolojik zorlukları saymıyorum bile zira baştan sona ortaklığın değil karşıtlığın hissettirildiği bir karakol günüydü.”

“Davaya 2-0 yenik başladık”

Karakol aşamasında avukatlara psikolojik şiddet ve polisin tutumunun ardından avukatlar soruşturmanın polis tarafından değil, başka bir kolluk kuvveti tarafından yürütülmesi gerektiğini talep eden bir dilekçe verdi. Polisin taraflı bir tutum içerisinde olduğu, şüpheliyle meslektaş oldukları için başka bir kolluk kuvveti tarafından soruşturulması gerektiğini belirttiler ancak bu dilekçe kabul görmedi.

Av. Mahmut Şeren, “Savcılık tarafından dikkate dahi alınmadıklarını belirterek, “Kabul etmediklerine ilişkin cevap dahi almadık. Polisin soruşturmaya devam ettiğini görünce kabul edilmediğini anladık” diyor.

Av. Yenikaya, trans kadınların yargı süreçlerine 1-0 geride bu davada ise 2-0 yenik başladıklarını söylüyor. “Olayı aydınlatmakla görevli teşkilat sanıkla meslektaş ilişkisi içindeydi, bunu da olay yeri görüntülerinde ilk saniyelerde görebildik. Başka olaylarda en sert önlemler alan kolluk, şüpheli meslektaşları olunca görüyoruz ki olay yerinden sohbet eşliğinde çıkarıyor, telsiz konuşmalarında şüpheliden meslektaş gibi ifadelerle bahsedebiliyor” diyor.

Av. Yenikaya taleplerinin kabul edilmemesini ise şöyle yorumluyor:

“Tüm bu sebeplerle kolluk teşkilatının değiştirilmesini talep ettik ki savcının buna karar verme yetkisi bulunuyor. Talebimizin kabul göreceğinden emin değildik nitekim kabul de edilmedi. Yine de talebimizi savunduk zira bu talepleri yılmadan verip yargılama pratiğini değiştirmek avukatların marifeti. Yargılamalar hakimlerin, savcıların ani vahiylere uyup pratik değiştirmesiyle değil avukatlık pratiği sayesinde gelişiyor.”

Avukatsız soruşturma, avukatsız keşif!

Av. Kerem Dikmen de bu talebin reddedilmesine ilişkin jandarma ve polisin savcının eşit derecede yardımcısı olduğunu hatırlatarak, “Haliyle hukuki bir engel yoktu. Ancak dosyada genel olarak çok alışık olmadığımız bir durum var. Sistemde 22,24,25 Nisan tarihli üç ayrı iddianame var. İçerikleri üç aşağı beş yukarı aynı ama neticede bir özensizlik hali daha en başta mevcuttu” diyor ve ekliyor:

“Soruşturma aşamasında soruşturmanın başka bir kolluk kuvveti tarafından yürütülmesi talebinin yanı sıra, dosyadaki gizlilik kararının kaldırılmasını da talep ettik ve bu talep de reddedildi. Duruşma aşamasındaki aleniyet sanıkları korumak içindir, soruşturma aşamasındaki gizlilik ise şüphelinin delil karartmasının önüne geçmek için kullanılır. Ancak ortada video görüntüleri var, otopsi raporu alınmış, tanık beyanları toplanmış… Ve soruşturma aşamasındaki gizlilik kararının delil karartmayı engelleme motivasyonuyla değil, kamuoyunun ilgisini engelleme motivasyonuyla yapıldığını görüyoruz. Kamuoyunun gözlerinden uzak bir soruşturma süreci yürütmek istediler. Bu durum biz avukatların da işini yapmasını engelleyen bir sonuç doğurdu. Örneğin biz olmadan keşif yapılmış. Soruşturma dosyasında gizlilik kararı olsa bile keşifte taraflar hazır bulunmalıydı ve bizim de mağdurun vekilleri olarak keşfe katılmamıza imkan sunulmadı. Dosya içindeki bilgileri taraflarla paylaşmasanız bile bizim keşfe katılmamıza imkan sağlamak zorundasınız.”

Av. Şeren de bu görüşe katılarak, soruşturma aşamasındaki kısıtlılık kararının istisnai olması gerektiğini söylüyor, bu kararla avukatların soruşturmadan uzaklaştırıldığını vurguluyor: “Soruşturma aşamasında kısıtlılık kararı aldırması sadece kamuoyunda konuşulmasını değil avukatların davaya dahlini de engelledi.”

Av. Dikmen diğer yandan olay yeri görüntülerine göre eve gelen polislerin sanığa alışılmışın dışında “kibar” tavırlarda bulunduğunu söylüyor:

“Kolluğun benzer durumlardaki davranış kalıbından oldukça uzak bir tutumda olduğunu net şekilde görüyoruz görüntülerde. Örneğin son günlerde eylem yapan avukatlara tutumunu düşünelim ve bundan yola çıkarak suçüstü yakalanan bir katile nasıl muamele ettiğini tahmin edelim. Tahmin ile yaşananlar arasında dağlar kadar fark var. Avukatların cübbeleriyle yaptığı bir yürüyüşte reva görülen muamelenin binde biri yok. Mağdurun cansız bedeni yerde, sanık kanepede oturuyor. Polisler geliyor ve bir film sahnesi gibi bir durum var. Nedense bazı durumlarda insanlar Norveç koşullarını yaşıyor, bazı durumlarda ise yaşamıyor…”

kisitlilik-ve-kapalilik-arasina-sikistirilan-hande-buse-seker-davasi-3 

İzmirli LGBTİ+ örgütlerinin ilk duruşma sonrası eylemi, 21 Haziran 2019

Sanık polis diye davada kapalılık kararı alındı

Soruşturmadaki kısıtlılık kararı dava açıldığında ilk duruşmada ise kapalılık kararına dönüştü. İlk duruşmada ise şu ifadelerle “iddialar, savunmalar, beyanlar, cinselliğe ilişkin görüntüler, sanığın mesleği göz önüne alınarak genel ahlakın ve kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hal kapsamında olduğu anlaşıldığından duruşmanın kapalı yapılmasına” karar verildi.

Av. Şeren bu yolla kamuoyunun davaya katılımının engellendiğini belirtiyor:

“Dava açıldıktan sonra bir kısıtlılık kararı almak mümkün olmadığı için uzunca süre davada kapalılık kararıyla duruşmalar görüldü. Böylece yayın yasağı da gelmiş oldu. Avukatların demeç vererek kamuoyu gündeminde tutmasını da engellemiş oldular. Biz avukatlar bu kararın hukuka aykırı olduğunu düşünerek defalarca itiraz ettik. Hande Buse’nin ailesi de duruşma sırasında kapalılık kararı olmamasını istedi. 13 Ocak 2020’de görülen duruşmada kapalılık kararı kaldırıldı ancak bir yıl boyunca davada kapalılık kararı vardı.

“Kolluk kuvvetleri içerisinde özelleşmiş transfobinin gün yüzüne çıkmasını istemediler”

“Kapalılık kararının alınma nedenleri kanunda belli. Kamu güvenliğinin tehlikeye girmesi ve genel ahlaka ilişkin ifadeler. Ama biz her zaman olduğu gibi bu ‘genel ahlak’ ifadesinin LGBTİ+’lar aleyhine yorumlandığını gördük. Sanığın mesleği de dikkate alınarak kapalılık kararı verildi. Yani bu kapalılık kararı sanık polis diye alındı. Kamuoyunda polis olan bir kişinin mesleği nedeniyle bulundurduğu silah ile seks işçisi bir trans kadını canice bir şekilde öldürdüğünün duyurulmasını istemediler. Çünkü bu, devlet ve kolluk kuvvetleri içerisindeki özelleşmiş bir transfobinin gün yüzüne çıkmasına neden olacaktı. Bunu istemediler. Kamuoyunun denetimine açması noktasında İzmir Barosu, Genç LGBTİ+ Derneği, İnsan Hakları Derneği ve Cinsel Şiddete Karşı Hukuki Yardım Derneği’nin katılma talebini de reddettiler. Bu kurumların katılma talebi kabul edilseydi tamamen açık olmasıyla aynı olmasa bile kamuoyunun ve öznelerin denetimine açacaktı.”

kisitlilik-ve-kapalilik-arasina-sikistirilan-hande-buse-seker-davasi-4 

İstanbul’da Hande Buse Şeker için eylem, 14 Ocak 2019, Fotoğraf: Ali Gali

“Dosyayı kaçırmak istiyorlar”

“Kapalılık kararında dosyayı kaçırmak ya da bizim çekincelerimiz dışında, evrensel hukuk teorisine de bakınca doğru bir karar değil” diyen Av. Sena Yazıbağlı, “Cezanın amaçları bakımından toplumun vicdanını tatmin etmek de var” diyor ve ekliyor:

“Biz bugün Kayseri’deki, Kars’taki bir kadın cinayeti davasını neden bilmek istiyoruz? Çünkü toplum sözleşmesi gereğince bizleri korumakla, huzuru sağlamakla yükümlü devletin bu koruma vaadini ne kadar gerçekleştirdiğini, nasıl bir yargılama süreci yürüdüğünü bilmek bizim hakkımız. İleriye dönük büyük zararlar söz konusu değilse her yargılamanın açık olması gerekiyor. Mağdurun çekincesi ve talebi nedeniyle kapalılık olması durumunda bir değerlendirme yapılabilir. Ancak bu davada böyle bir durum söz konusu değil. Mağdurlar da Hande Buse Şeker’in ailesi de kapalı bir yargılama istemiyor. Kapalı olmasının gerisinde bir bellek de var. Bu bellek, eril hukuk tarihinin belleği. Dosyayı kaçırmak istiyorlar ve asla polislik kimliğinin burayla ilintilenmesini istemiyorlar.”

“Temel amaç davayı kamuoyundan uzak tutmaktı”

Av. Dikmen ise yargılamada aleniyetin temel ilke olduğunu hatırlatarak, “Aleniyet ilkesi mahkemenin gayri adil tutumlarının halkın katıldığı duruşma silsilesi ile önüne geçilmesini sağlar. Yargılamanın kapalı yapılması prensip olarak sanığın aleyhinedir ancak kapalılık kararının gerekçesinde sanığın mesleğin göz önünde tutulması mağdurun aleyhine bir karar olduğunu gösteriyor. Nitelim aleniyet sanık için güvence olmasına rağmen sanık baştan itibaren duruşmanın kapalı olmasını talep etti. Demek ki kapalı yargılamanın aleni yargılamaya göre kendisi için daha büyük bir güvence sağlayacağını düşündü.” diyor. Görüntülerin inceleneceği aşamada salonun boşaltılabileceğinin aile ve avukatları tarafından da dile getirildiğini ancak tamamen bir kapalılık kararı verilmesinin hukuka uygun olmadığını belirtiyor:

“Kapalı bir ortamda yapmanın ne amacı olabilir ki? Ne amacı olduğunu gördük. Biz aleniyeti hem adil yargılanmanın hem de kamuoyunun bilgilenmesinin temel aracı olarak görmüştük. Aleniyetin engellenmesindeki temel sonuç kamuoyunun davadan uzak olması. Biz burada adil yargılanmanın etkilenmesinden değil, kanaatlerin özgürce ifade edilmesinden bahsediyoruz. Bu anlamda Şule Çet davası iyi bir örnektir. Orada kamuoyuna açık şekilde yürümesi yargı makamlarının üzerine baskı anlamına gelmedi ama toplumun bu davayı daha iyi takip edebilmesi anlamına geldi. Bu, öldürme fiilinin mağdurları ve potansiyel mağdurları açısından önemli. Bütün mağdurlar, mağdur yakınları, LGBTİ+ toplumu oradaki yargılamanın hukuka uygun bir yargılama olduğunu görmek istiyordu.”

Av. Yenikaya da dosyadaki kapalılık kararında “madalyonun iki yüzü” olduğunu söylüyor: “Bir yönüyle sivil toplumun dava takibinden uzaklaştırılması, mahkemeye toplum vicdanını gösterecek kitlelerin bulunmaması dava seyrini bizim aleyhimize çevirecek bir adımdı. Daha önce defalarca gördük ki sosyal medya; yazılı, görsel basın, kitlesel protestolar, davalara kitlesel izleyici katılımı, dava sonucunu pek çok zaman etkiliyor. Karar mercii robot değil; yargıçların birer birey olarak çekinceleri, duyguları, düşünceleri, cesaretleri, korkuları vb faktörler karşılarındaki kitlesel duruştan etkilenmelerini sağlıyor.

“Ancak madalyonun diğer yanı da şu ki bu dava çok travmatik bilgiler ve dosyadaki kişilerin bilinmesini istemeyeceği kişisel bilgiler; kimlik isimleri, kütük bilgileri, adresler vb. içeriyor.  Zaten dosya avukatları olarak bizim de en başından beri talebimiz görüntülerin kapalı duruşmada izlenmesi, diğer duruşmaların açık görülmesiydi. Ancak her duruşmada defalarca kimlik bilgileri, bazen adresler, olayın ayrıntıları vb. geçeceğini bilmek zor değil. Her zaman şunu savunuyorum ki kimseyi kahraman olmaya zorlayamayız. Bir kişi kendi fiziksel ve mental sağlığını koruyamadan başkalarına faydalı olamaz/olmak zorunda değildir. Kişisel bilgilerini böylece ortaya koymak çok zor bir karar.”

kisitlilik-ve-kapalilik-arasina-sikistirilan-hande-buse-seker-davasi-5 

Çizim: Aslı Alpar

Kamuoyunun tepkisinin ardından kapalılık kararı kaldırıldı

Hande Buse Şeker’in Avukatları 7 Ocak 2020’de açıklama yaparak, “Temel talebimiz kapalılık kararının kaldırılarak duruşmaların açık olarak yapılmasıdır” dedi. Avukatlar, 9 Ocak saat 20.00 – 21:00 saatleri arasında #HandeŞekerİçinAdalet hashtag kampanyasına da çağırdı. Kamuoyunun tepkisinin ardından Hande Buse Şeker davasındaki kapalılık kararı 13 Ocak 2020’deki duruşmada kaldırıldı.

Kapalılık kararının kaldırılmasının ardından 24 Mart ve 18 Haziran’da iki duruşma daha görüldü. Ancak bu sefer de duruşmalara katılım koronavirüs pandemisine takıldı. Bir sonraki duruşmanın 28 Eylül’de görülmesi bekleniyor. Ancak davada karar aşamasına henüz geçilemedi. Beyanı alınmayan bir tanığın beyanının alınması, ardından savcılığın mütalaasını hazırlaması, sanık müdafinin savunması ve Hande Buse Şeker’in avukatlarının beyanlarının ardından davada karar verilebilecek. Avukatlar en az iki celse daha davanın sürebileceğini söylüyor.

“Mağdur, trans kadın ve seks işçisi olmasa bu dava bu şekilde mi ilerlerdi?”

Nefret cinayetleri ve kadın cinayetlerinde katillere uygulanan ‘haksız tahrik’ ve ‘iyi hal’ indirimlerinin uygulanmaması gerektiğini belirten Av. Şeren cezasızlık rejimini şöyle eleştiriyor:

“Cezasızlık rejimi derken hiçbir ceza almamasından çok hak ettiği cezayı almamasını kast ediyoruz. Bu davada sanığın hiçbir ceza almaması mümkün değil. Deliller, sanık beyanı ve kamera kayıtları ortada. Ama biz hak ettiği cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olduğunu düşünüyoruz. Çünkü işlenen suçun ‘canavarca hisle öldürme suçu’ olduğunu düşünüyoruz. Ve buna ilişkin görüntüler dahil olmak üzere çok somut deliller var. Ancak gidişat bize böyle olmayabileceğini maalesef düşündürtüyor.

“Burada şu soruyu sormak gerekiyor: Mağdur, trans kadın ve seks işçisi olmasa bu dava bu şekilde mi ilerlerdi? Böyle olmayacağı cevabını veriyorsak bu bir cezasızlık rejimidir. Bu davanın sadece aslında tek bir mağduru yok. Potansiyel mağdurları da etkileyen bir dava. Trans kadınlar adalet mekanizmalarına başvurmaktan çekiniyor çünkü ikincil mağduriyetler yaşanabiliyor. Bununla insanların mücadele etmesi çok zor. Sizi koruması gereken bir mekanizmanın sizi korumak bir yana üstüne bir de başka mağduriyetler yaşatması durumunda siz o kapıyı tekrar çalmazsınız. Devletin bir nefret suçu davasında nefret suçunun potansiyel mağdurları açısından da kendisinde yükümlülük hissetmesi gerekiyor.”

“Neden Hande Buse, evinin içerisine bir kamera yerleştirme ihtiyacı hissetmiş?”

Av. Şeren, Hande Buse Şeker’in evinde bir kamera olmasının da yargılama açısından önemli bir nokta olduğunu şu sözlerle açıklıyor:

“Hangimiz evinin içerisinde kamera var? Neden Hande Buse, evinin içerisine bir kamera yerleştirme ihtiyacı hissetmiş? Burada bile yargı mekanizmasına bir mesaj var. ‘Ben burada, bu evde tehlikedeyim. İşimi yaparken, barınırken tehlikedeyim ve ben bu tehlike gerçekleşir, zarara uğrarsam bana inanmayacaklar. Ben belki de öldürüleceğim, yaralanacağım ama ispatlamak için kameraya ihtiyaç duyuyorum’ diyor. Böyle bir ihtiyaç duyuyorsa burada da bir mesaj var.”

“Görüntülerde her şey net olmasına rağmen dava uzatılıyor”

Peki dava şu anda ne aşamada? Bundan sonra davada bizleri neler bekliyor? Av. Yazıbağlı, uzun uğraşlar sonucu kamuoyu baskısıyla davada kapalılığın kaldırıldığını ancak ortada ciddi tutarsızlıklar olduğunu söylüyor:

“Son celselerde biz kilit bir tanık olmayan bir tanığın beyanını bekliyoruz. Bu beyan alınamadığı için müzekkere yazılıyor. Görüntülerde, delillerde her şey çok net ifade edilse de dosya uzatılıyor.”

“Eril hukukun normalleştirme eğilimi var”

Av. Yazıbağlı, katil Volkan Hicret’e sorulan sorulardan dolayı hukukun dışında bir indirim yoluna gitme eğiliminden endişeli olduklarını vurguluyor:

“Eril hukuk içerisinde kadınlara yönelik bu şiddeti, cinayetleri bir tür normalleştirme eğilimi var. Mahkemeler ‘haksız tahrik indirimini’ hep kadınlar aleyhinde kullanıyor. Yok efendim ‘erkekliğim zedelendi’, ‘kadın sandım erkek çıktı’, ‘kırmızı ruj sürmüştü’, ‘mini etek giymişti’ şablon cümleleri kullanılıyor. Ay bu erkekler de ne çok tahrik oluyorlar! Erkeklerin sözde ‘dürtüsel’ bir yerden tahrik olması ise Ceza Kanunu’nda düzenlenen ‘haksız tahrik indirimi’ birbirine karıştırılıyor ve bu karışıklığın kendisi hep erkeklerin işine geliyor. Nevin Yıldırım’a neden uygulanması bu indirim?

“Bu davada da Volkan Hicret yine öğrenilmiş temalarla savunmalar yapıyor. Tıpkı polislik mesleğini yaparken de silahını göstererek yaptığı şovlar gibi kürsüde de bir performans sergiliyor. Beşinci celsede birden ‘bana beyaz bir şey içirdiler naptığımı bilmiyorum’ diyor. Ama biz avukatların bu konuda belleği var. Bunlarla çok sık karşılaşıyoruz ve açıkçası bunları yutmuyoruz. Aile de davada kararlı. İzmir Barosu olarak katılım talebimiz kabul edilmese bile gönüllü olarak biz bu davaya katılıyoruz, katılmaya devam edeceğiz.”

kisitlilik-ve-kapalilik-arasina-sikistirilan-hande-buse-seker-davasi-6 

Çizim: Aslı Alpar / Kaos GL

“Sanığın gelip oturması bile iyi hal olarak görülüyor”

Av. Dikmen ise, failin özelliklerinden yola çıkılarak mağdurun ikinci kere mağdur edilmesinin söz konusu olduğunu söyleyerek, “Bir mahkeme yargılama sonucunda bir ceza verdiğinde iki mesaj verecek. Birinci mesajı cezalandırılan kişiye olacak. Ancak mahkeme aynı zamanda topluma da bir şey söylemiş olacak. Bu eylemi bu şekilde gerçekleştirenlere bu cezayı veriyoruz demiş olacak” diyor.

Av. Dikmen cezasızlığın önüne geçmede topluma mahkemelerin verdiği mesajların da önemli olduğunu söyle anlatıyor:

“Topluma mahkeme sen bu eylemi gerçekleştirsen de ben ‘kravat indirimi yaparım’, ‘iyi hal indirimi yaparım’, ‘olur olmaz gerekçelerle haksız tahrik indirimi yaparım’ diyecek mi? En azından 36 yılını hapishanede geçirmen gerekirken ben sen, 13-14 yılda hapishaneden tahliye ederim mi diyecek? Yoksa adaleti sağlayacak mı? Mahkemenin kararı bunu belirleyecek. Birçok dosyada şablon sanık savunmalarına rastlıyoruz. Bu şablon ve ezbere savunmalar üzerinden haksız tahrik indirimleri uygulanıyor. Her durumda aynı savunmaların olması mümkün mü? Bu sanıklar ya da onlara tavsiyelerde bulunanlar Yargıtay kararlarını okuyor ve ezbere şablon savunmalar yapılıyor. Bu mesajlar verildiği müddetçe bu nefret cinayetleri devam edecek.

“İyi hal indirimleri de çok öznel şekilde kullanılıyor. Sanık ortalığı dağıtmadıkça, avukatlara saldırmadıkça iyi hal indirimleri uygulanıyor. Ne bekleniyor ki bu gerçekleşmeyince iyi hal olmuş oluyor. İyi hal normal bir davranıştan ötesine geçen bir davranış olmalıdır. Ancak gelip oturması bile iyi hal olarak görülüyor. Bu davada da evde bir satırın varlığı üzerinden haksız tahrik indirimi tartışılıyor. Ancak ortada satır yok, bıçak var. Ev olan bütün cinayet mahallerinde bir de mutfak ve bıçak vardır. Tanık ve sanığa yöneltilen sorularda ‘Evde neden bıçak vardı’ deme hali var. Dosyadaki bütün sözler, dosyaya giren bütün dilekçeler birer mesajdır. “

Av. Dikmen son olarak, “Biz dört avukatın yanı sıra Avukatlar Aysun Kılıvan, Fertan Ertekin, Elif Karlıdağ, Eren Keskin, Eren Selanik, Dilan Can Ateş, Hazal Aydın bu dosyada bizlere varlık ve önerileriyle destek veriyorlar. Katılım başvurusu da yapan Genç LGBTİ+ Derneği’nin yanı sıra Af Örgütü ve Kadın Meclisleri de davayı takip ediyor. Onlara ve davayı takip eden kurum ve kişilere teşekkür ediyoruz. Burada verilecek ceza Türkiye’de nasıl yaşadığımızı gösterecek. Kamuoyunun artık kapalılık kararı da kalktığı için daha yoğun ilgisini, insan hakları örgütleri, kadın örgütleri ve dava izleme yapan kurumların davaya katılımını bekliyoruz” diyor.

Av. Yazıbağlı ise şöyle diyor:

“Hande Kader cinayeti de, Hande Buse Şeker cinayeti de Azra Has cinayeti de politik cinayetler ve politik dosyalardır. Trans kadınların öldürüldüğü bu dosyaların gerisinde eril şiddet ve ayrımcılık yatıyor. Bu cinayetler devletin Anayasa’nın eşitliği eşitlik maddesini eğitim, iş, sağlık alanlarında uygulamamasının da bir sonucu.”


Etiketler: insan hakları, kadın, nefret suçları
Nefret