05/05/2020 | Yazar: Yunus Emre Demir

“Hepimiz hayatlarımızda zorluklar yaşıyoruz ama kendimizi yıpratarak devam ettiremeyiz bu süreci. O yüzden ben kendimi yaptığım sanata vererek aşıyorum böyle anları.”

Lavanta Tavan: “Lubunya olarak kendini bir alanda var etmek başlı başına mesele” / Aria Na Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

LGBTİ+’ların iş hayatında neler yaşadığını konuştuğumuz Lavanta Tavan dizisinde beşinci konuğumuz performans sanatçısı Aria Na. Aria Na ile çocukken 23 Nisan gösterilerinden sahnelere sanatını, gece hayatında çalışmayı ve karantinada performans sanatçısı olmayı konuştuk.

“Yıllardan sonra tekrar temas etmiş oldum sahneyle…”

Aria Na merhaba. Röportaj teklifimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Başlamadan önce kendinden bahseder misin?

Ben Aria Na, 22 yaşındayım. Bilgi Üniversitesi’nde Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi okuyorum. Aynı zamanda performans sanatçısıyım. Performans sanatçılarıyla birlikte oluşturduğumuz bir grupta performans yapıyorum. Bunun yanında, O Perf Türkiye adında arkadaşlarımla beraber başladığımız bir projemiz de var.

Performans sanatıyla ne zamandır ilgileniyorsun? Nasıl başladın?

Çok küçükken başladım aslında performansa. İlkokulda 23 Nisan gösterilerine bir şey hazırlamakla başladı. Senaryosunu yazdığım, yönettiğim, arkadaşlarımı bir araya getirip oynadığım tiyatro oyunları oldu. Yine 23 Nisan’da bir dans gösterisi hazırlamıştık arkadaşlarımla… Çocukken başladı aslında bu süreç benim için.

İlerleyen zamanlarda İstanbul’a taşındım ve başka sorumluluklarım oldu. Sanattan, performanstan uzaklaşmış oldum ama Dudakların Cengi’yle beraber tekrar o dönemim canlandı gözümde. 2 sene önce Dudakların Cengi daha bu kadar büyük kitlelere ulaşmamışken, izlemeye gittiğimde sahneye çıkmak gibi bir planım yoktu. Ama oraya gidip o sahnenin, alkışın etkisine girince ben de ismimi yazdırdım sahneye çıkmak için.

Uzun yıllardır sahneye çıkmadığım için çok heyecanlıydım. Yıllardan sonra tekrar temas etmiş oldum sahneyle ve arkasından da devamı geldi. 2 yıldır yapıyorum aralıksız.

Performans yapmayı neden seçtin peki?

Bence biz lubunyalar performans için doğuyoruz. Kendi adıma konuşuyorum, hayatta yapmayı sevdiğim şeyleri gerçekleştirmek istedim hep. Alkış almak, takdir edilmek gibi duygular hoşuma gidiyor. Aynı zamanda yeteneğimin de olduğunu düşünüyorum. Sahneye yakıştırıyorum kendimi.

Eser ortaya koymayı, sahnede olmayı seviyorum. Çocukken de o vardı bende. Bir şey yazmak, o şeyi kafamda canlandırmak, bunu sahnede arkadaşlarımla birlikte sergilerken aynı zamanda yönetmenlik yapmak… Kendi şovlarımda da hep kalabalık çıkmayı tercih ediyorum bu sebeple.

“Cis-het mekanlara gitmeyi çok göze alamadığım için reddettiğim mekanlar oldu”

Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi okuduğunu söyledin. Okul sürecini anlatır mısın? Nasıl ilerledi?

Okula bu sene başladım. Geçen sene üniversite sınavlarına hazırlanırken bölümü biliyordum ama hayalim bu değildi. Daha önceden fen lisesinde okudum ve bu alana dair bir şey yapmak istiyordum. Ama bir yandan da performans yapmaya başlamıştım, hayatımın önemli bir kısmındaydı performans.

Bir gün kafası geldi ve hayatımı laboratuvarda harcamak istemiyorum dedim. Aynı zamanda o dönem performansta en zirve yaptığım dönemdi. Önemli yerlerde sahne almıştım ve yola bunun eğitimini görerek devam etmem gerektiğine karar verdim. Hayatıma sevdiğim bir işi yaparak devam etmek bana daha iyi gelecekti. Bu düşüncelerin hemen ardından hızlıca karar vererek yetenek sınavına hazırlandım ve ardından da sınavı kazanarak okula girdim.

lavanta-tavan-lubunya-olarak-kendini-bir-alanda-var-etmek-basli-basina-mesele-aria-na-1

Fotoğraf: Aleyna Fox'un videosundan, Aria Na sahnede

Gece hayatında sıkça sahne alıyorsun. Sahne aldığın zamanlarda ayrımcılığa maruz kaldığın veya zorlandığın oluyor mu?

Kendi adıma güvenli alanımı oluşturduğumu düşünüyorum. Bu yüzden herhangi bir ayrımcılığa maruz kaldığım da olmadı. Ama bu da benim daha kapalı bir çevrede olmamla alakalı. Kendi çevremin dışına çıkmayı çok tercih etmedim, sadece güvendiğim işlere evet dedim. Bir sürü yazan oluyor ama cis-het mekanlara gitmeyi çok göze alamadığım için reddettiğim mekanlar oldu. Kendi sınırımı hep kendim belirledim. Çünkü güvende olmadığım yerde yaşayacağım bir olay benim için travmaya dönüşebilir. Yaptığım sanat orada anlaşılmayabilir. O mekanlardakilerin sanatımı sadece para karşılığı aldıkları bir hizmet olarak görmelerini istemiyorum. Bu da rahatsız eder beni. O yüzden de o sınırları hep kendim belirledim ve çalışmak istediğim alanları kendim yarattım.

Ben bir sanat yapıyorum ve evet yaptığım sanat üstünden de para kazanıyorum. İkisinin tek taraflı olmasını ister miyim bilmiyorum. Sadece sanat yapmak veya sadece para kazanmak istemem sanırım. Günümüz şartlarında hayatımızı devam ettirebilmek için veya yeni üretimler düşünebilmek için bir şekilde maddi bir güce ihtiyaç duyuyoruz ve kendi bütçemiz ne yazık ki bunu desteklemiyor. Dolayısıyla kendi kaynağımı da kendim yaratıyorum, yaptığım sanat karşılığı para alıyorum. İkisini bir arada götürmek beni hem rahatlatıyor hem de motive ediyor. Bir sonraki işe hazırlanmamı da sağlıyor. Ama yaptığım işi sadece para için veya sadece sanat için yapıyorum dersem yalan olur.

Gece hayatında çalışmanın LGBTİ+’lar için avantaj ve dezavantajları neler sence?

Bence lubunyalar dünya üzerinde bu “entertainment” dediğimiz ağı en güzel yöneten, en iyi şekilde organize eden grup. Gördüğüm bütün örnekler bu fikrimi destekledi. Çünkü çok geniş düşünebiliyoruz. Hayatın bize verdiği o şey her neyse, bu sayede bir meseleyi her tarafıyla ele alabiliyoruz.

Bir kere, politik bir şekilde doğuyoruz bu hayata. Gece hayatında en önemli şey güvenlik. Biz bu güvenliği nasıl sağlayacağımızı, insanların sınırları olduğunu ve bu sınırların aşılmaması gerektiğini çok iyi biliyoruz. Bunu sağladığımız zaman, karşı tarafa bu güveni verdiğimiz zaman da bir sıfır önde başlıyoruz. Lubunyaların tüm bu süreci iyi yönetebilmesi avantajımız yani.

Dezavantajlarına gelirsek, gece hayatı dediğimiz şey bizi geceye hapsediyormuş gibi geliyor. Entertainment ağımız gündüzleri devam etmiyor. Bu bence önemli bir dezavantaj. Gece yaşamak, gece hayatında var olmak lubunyalığın doğasında varmış gibi bir algı var yani… Gece hayatı dışında sosyalleşebileceğimiz, çalışabileceğimiz alanlar yaratamıyor olabiliriz dışarıdaki etkenlerden dolayı.

Gündüz festivalleri gibi etkinlikler oluyor ve oraya daha cis-het bir dünyanın hakim olduğunu düşünüyorum.

“Geceyle birleşen, gündüzü de içine alan bir festival geliyor mesela aklıma…”

Sahnedeyken sergilediğin performans senin hikayenle ne kadar bağlantılı?

Her performansta kendi hikayemi anlatıyorum dersem yalan olur. Hayal gücü geniş biriyim. Dinlediğim bir şarkıdan, izlediğim bir filmden, yürürken yolda gördüğüm bir şeyden etkilenip onu bir performansa dönüştürebiliyorum. Çoğu performans böyle oluşuyor.

Ama tabii ki farkında olarak ya da olmadan kendi hayatımdan da bir şeyler koyuyorum. Yaptığım sanata hayatımdan detaylar eklemek, kendi tarzımı yaratmam ve özgün olmam için önemli bir nokta.

Yani, performanslarımda kendimden parçalar yok diyemem ama kendi hayatımın ötesine de geçiyorum.

lavanta-tavan-lubunya-olarak-kendini-bir-alanda-var-etmek-basli-basina-mesele-aria-na-2

Fotoğraf: Tuna Öğüt, Aria Na sahnede

Şu an aynı zamanda yaptığın işin okulunu da okuyorsun. Gelecek planlarından bahseder misin? Ne yapmak istiyorsun ileride?

Kendimle alakalı o kadar çok planım var ki… Arkadaşlarım Q-Bra ve Krutzog’la birlikte O Perf Türkiye diye bir proje başlattık. Aslında Türkiye kanallarında yayınlanan bir yarışmanın parodisi, isminden de anlayacağınız gibi. Bu televizyon programlarına karşı çeşitli duygularım var. Sanki lubunya olmaktan dolayı buralardan dışlanmışız ve bunu yaşayamamışız gibi geliyor. Hep hayalimdi katılmak, yarışmak, dramalar yaşamak falan. Ama bunu açık açık yaşayamadığımızı görüyorum. Açık kimliğiyle lubunya sanatçıların yarıştığı bir televizyon programı hatırlamıyorum.

O Perf Türkiye de buradan çıktı. Evin 5 metrekarelik salonunda canımız sıkıldı ve oynamaya başladık. Evde bunu yaparken çok eğlendik. O ufacık salonda inanılmaz güzel anlar yaşadık. Bu dönemde de bir mekan benden etkinlik düzenlememi istiyordu ve bunu yapmaya karar verdim. Hemen Q-bra ve Krutzog’a gittim jüri olmaları için. Onlar da okey verdiler, çok sevindiler. Ardından yarışmacılar seçildi, şarkılar seçildi, provalar alındı ve çok güzel bir gecemiz oldu. Yine yapacaktık ama pandemi süreci başladı. Yakın tarihteki hedefim bu geceyi tekrar düzenlemek.

Aynı zamanda okulumu bitirmek istiyorum. Yolun daha çok başındayım. İşin yolunu yordamını öğrenmek istiyorum. Akademide kalmak gibi bir planım da var. Ortalamamı yüksek tutup, yurt dışında alanımla bağlantılı bir okulda master yapmak istiyorum. Geleceğin iyi bir prodüktörü neden olmayayım diye düşünüyorum…

Gecelere hapsolma kısmının dışına çıkmak istiyorum. Bununla ilgili elimden geleni de yapacağım. Geceyle birleşen, gündüzü de içine alan bir festival geliyor mesela aklıma…

“Alışılmışın dışına çıkıp yeni bir şey yapınca o politik alana doğal olarak geçmiş oluyorsun”

Dudakların Cengi, O Perf Türkiye gibi sanatçı girişimleri aslında Türkiye’de kuir gece hayatının başka bir yöne kaymasını da sağladı. Önceden bazı mekanlarda çıkan drag queenler vardı ve bunlar genellikle lubunyalar oluyorlardı ama şu an yaptığınız bambaşka bir şey ve gerçekten rüzgar estiriyorsunuz gece hayatında. Bunun politikayla da çok iç içe geçmiş bir hali var. Sen nasıl hissediyorsun buraya dair?

Dediğim gibi, benim de performansla tekrar temas etmem Dudakların Cengi’yle başladı. Dudakların Cengi’nin bence kendine has muhteşem bir dinamiği var. Herkesin ortaya kendinden bir şeyler koyduğu ve muhteşem işler çıkarttığımız bir süreç. Farklı farklı kişiliklere sahip bir sürü kişi bir araya gelip büyülü bir şey çıkartıyoruz oraya.

Bunun yanında söylediğin gibi, yaptığımız işin politik bir tarafı da var. Drag ve drag queenlik peruk takmak, iyi makyaj yapmak, kıllarını almak gibi şeyler üstünden değerlendirilirdi. Biz bu alışılmış drag kalıbının dışına çıkıyoruz. Ben sakallı da çıkabilirim sahneye, başka biri kıllarını almadan veya makyaj yapmadan da performans yapabilir. Biz bunu göstermiş olduk. Bu noktada çok güzel bir politik duruşumuz var. Hepimiz bir noktada politik insanlarız aslında ve birbirimizle olan güven ilişkimiz de buradan gelen bağa dayanıyor.

Alışılmışın dışına çıkıp yeni bir şey yapınca o politik alana doğal olarak geçmiş oluyorsun ve biz de bunu yapıyoruz. Bizi diğer drag kültüründen ayıran durum bu oluyor.

Başlarda ben de dahil birçok insan için bu mesele “geyler drag yapıyor” seviyesindeydi. Ama bunun böyle olmadığını, kadınların ve kuirlerin de bu alanda olduğunu çok net biçimde ortaya koydunuz. Ben de tekrar özeleştiri vermiş olayım bu vesileyle. Hem verilen emeğe dair bir haksızlık yapıldığını hem de kuir kimliğe dair ayrımcı yaklaşımları ortaya serdiniz bu süreçte. Kuir politikanın da yönünü değiştirdiniz aslında. Buna dair söylemek istediğin bir şey var mı?

Bu tespitine çok katılıyorum. Türkiye’nin her yerinden gelen insanlarla çalışıyoruz ve çok farklı hayatlar, çok farklı kişilikler var. Durduğumuz yerle alakalı çok çeşitli kimlikler var içimizde. Bu kadar farklı kuir insanın bir araya gelmesi bile başlı başına politik bir sembol.

Hepimiz kendimizle alakalı bir şeyler yapıyoruz. İnsanların algılarını yok ediyoruz, onlarla oynuyoruz. Sakalın üstüne far sürerek veya abartılı makyaj yaparak toplumun dayattığı kadın profilini, erkek profilini yerle bir ediyoruz. Bu çok özel bir iş. Politikayı birilerinin gözüne sokmanın çok önemli bir yolu.

Ben Dudakların Cengi yapılırken mekan önüne gelmiş hetero çiftler görüyorum mesela. O insanlarla temas edebildiğimiz noktalar var hepimizin. Sen haber yaparsın, sosyal medya eylemi yaparsın bu insanların haberi bile olmaz. Ama oraya makyaj yapıp gidince ve o insanlarla sohbet edince onların dikkatini çekip bir şeyler öğretebilirsin. Bu bile çok önemli bir adım aktivizm için. Çok değerli buluyorum yaptığımız işi bu anlamda.

Performans her zaman aktivizm değildir ama benim yaptığım performansın aktivizm olduğunu düşünüyorum. Herkes kendi hayatından, politik duruşundan bir şeyler koyabiliyor. Sahnede çocuk gelinlerden bahseden de olabiliyor, trans cinayetlerine de dikkat çekebiliyorlar. O gece etkinliğe gelen ve bu konuyla ilgili hiçbir fikri olmayan insana da bunu aktarmış oluyorsun bir noktada. Bu da yine bir anlamda aktivizm.

“Lubunya olarak kendini bir alanda var etmek başlı başına bir mesele zaten…”

Yaptığınız işin beyaz olduğuna dair yorumlar yapılıyor. Sence “beyaz” bir iş mi yapıyorsun?

İstesek de beyaz olamayız bence bu işi yapıyorsak. Lubunya olarak kendini bir alanda var etmek başlı başına bir mesele zaten… Bu beyazlık kriterini anlamıyorum. En azından kendi adıma beyaz olamayacağımı biliyorum.

Yaptığımız sanatın beyaz olarak tanımlanmasını da haksızlık olarak görüyorum. Eleştirinin ötesinde biraz daha dışlamak niyetiyle yapılıyor gibi geliyor. Bu eleştiriyi yaparlarken sanatçıyı tanımıyorlar, işi tanımıyorlar, sanatçıyla işe dair bir kere bile konuşmamışlar… Dışarıdan yapılan beyaz yorumlarını bu sebeple haklı bulamıyorum.

Gelecek kaygın var mı peki? Umutlu hissediyor musun?

Benim de herkes gibi gelecek kaygım var… Üzgünüm ama kendimi bu ülkede gelecek kaygısı olmadan yaşayabilecek gibi hissetmiyorum. Yaşamın ve içinde bulunduğun koşullar düşünülmeden bir anda yapayalnız kalabiliyorsun. Devlet gelip de benim ihtiyacım olduğumda kiramı ödemiyor mesela. Ben de isterdim bu kaygımın olmamasını, sorumlu kişiler tarafından desteklenmeyi… Bu sebeplerle kaygım var tabii ki.

Bu ülkede bir şey yapmak istiyor muyum, evet istiyorum. Ama bu ülkede bu şartlarda kalabilir miyim emin de değilim. Belki yurt dışında bir şeyleri garantiledikten sonra buraya dönüp bir şeyler yapabilirim. Fakat benim de, birçok kişi gibi, planlarım hep yurt dışı üstünden.

Yaptığım işte de hak ettiğim değeri görür müyüm bilmiyorum. Hepimiz biliyoruz ki bu ülkede sanatçıların çok bir değeri yok. Örneğin 3 tane matematik çözebiliyorsan daha kıymetlisin ve bu da bana kötü hissettiriyor.

Zorlandığın anlarda ne yaparak tekrar motive oluyorsun?

Evet, hepimiz gerçekten hayatlarımızda çeşitli zorluklar yaşıyoruz. Ama bu durumlarla üzülerek veya kendimizi yıpratarak devam ettiremeyiz bu süreci. O yüzden ben kendimi yaptığım sanata vererek, üretim yaparak, işime kafa patlatarak aşıyorum böyle anları.

Bunun dışında, sahnedeyken yaptığım işten dolayı alkış alınca mutlu oluyorum. Bir şey başardığımı bilmek beni mutlu ediyor.

lavanta-tavan-lubunya-olarak-kendini-bir-alanda-var-etmek-basli-basina-mesele-aria-na-3

Karantinada performans sanatçısı olmak…

Karantina süreci nasıl geçiyor performans sanatçıları için?

İnanılmaz zor bir dönemden geçiyoruz. Yakın çevremde gördüğüm herkes afalladı, zor duruma düştü. Desteklendiğimiz, güvence altına alındığımız hiçbir alan yok. Bu işten geçinen, hayatını idame ettiren bir sürü insan vardı. Hepimiz kendimizi anlayamadığımız bir sürecin içinde bulduk. Bunun nasıl ilerleyeceğine dair hiçbir fikrimiz yok.

Çeşitli kampanyalar başlattık. Cengaver Dayanışma Fonu’nu başlattık. Queerwaves de başlattı bir fon. Bu tarz yollara başvurmak zorunda kaldık çünkü hayatımızı devam ettirebilmek için paraya ihtiyacımız var. Herkesten de bu konuda desteklerini bekliyoruz.

Aynı zamanda üretim açısından da bu süreçte ne yapabileceğimizi planlamaya başladık. Bu süreçte insanları nasıl motive ederiz, yaptığımız işi nasıl devam ettirebiliriz gibi yolları konuşuyoruz. İşlerimizi dijital bir yere taşımak istiyoruz. Ama tabii bu sürecin ne kadar devam edeceğini de bilmediğimiz için nasıl adımlar atacağımızı da kestiremiyoruz.

Çok teşekkür ederim zaman ayırdığın için. Benim sorularım bu kadar. Senin eklemek istediğin bir şey var mı?

Bence çok kıymetli bir iş yapıyoruz. Bu karantina sürecinde de sonrasında da desteklenmeye ihtiyacımız var. İlla ki maddi bir destek olmak zorunda değil bu. Güzel bir mesaj bile güçlendirici olabiliyor. Hepimiz zor süreçlerden geçiyoruz ve maddi- manevi desteğe ihtiyacımız var.


Etiketler: insan hakları, kültür sanat, çalışma hayatı
Nefret