21/04/2020 | Yazar: Yunus Emre Demir

Av. Evrim Demirtaş: İnsanlar LGBTİ+ özneleri mağdur olarak görmeye alışmış. Müvekkil olmasına alıştıkları kişinin orada hak savunan, müvekkilin hakkını arayan kişi olduğunu görmek çok şaşırtıyor onları.

Lavanta Tavan: “Müvekkil olmasına alıştıkları kişi artık bir avukat” / Evrim Demirtaş Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü yaklaşırken, çalışma hayatında LGBTİ+’lar dosyamızı başlatıyoruz. “Lavanta Tavan” dosyamızda iş hayatından LGBTİ+’lar konuşacak. Lavanta tavan kavramı cam tavana benzer şekilde LGBTİ+’ların çalışma yaşamında üst düzey olarak addedilen karar alıcı ya da temsil edici nitelikteki görevlere gelebilmelerine yönelik engelleri ifade ediyor. Bütün tavanların yıkılması dileğiyle biz de yazı dizimize başlıyoruz.

Kaos GL’nin Kadir Has Üniversitesi ile yürüttüğü özel sektör ve kamuda LGBTİ’lerin durumu araştırma sonuçlarına göre, özel sektörde de kamuda da LGBTİ+’lar gizlenmeye zorlanıyor, ayrımcılık işe alımdan başlıyor ve özellikle kamuda işyerinde nefret söylemi yaygın.

Peki LGBTİ+’lar iş hayatında neler yaşıyor? Sektöre göre farklılıklar var mı? Ayrımcılık çalışma hakkını nasıl etkiliyor? Bir yanda işsizlik diğer tarafta sömürü… Bu cendereden çıkış yolları neler? Tüm bunları ve daha fazlasını farklı sektörlerden LGBTİ+’larla ve uzmanlarla konuştuk.

Bir ay boyunca her Salı ve Cuma günleri yayınlanacak dosyada ilk konuğumuz Avukat Evrim Demirtaş. Mesleğe yeni başlayan genç Avukat Evrim Demirtaş’la, ruhsatını aldıktan birkaç gün sonra trans kadın bir avukat olmayı ve avukatların uğradıkları çalışma hakkı ihlallerini konuştuk. Bir baroda stajı reddedilen ve İzmir Barosu’nda stajını tamamlamak zorunda kalan Evrim, hem kendi yaşadığı ayrımcılığı hem de avukatlık mesleğinin ahvalini anlattı.

“Çok büyük bir emek sömürüsü var”

Evrim selam. Öncelikle teşekkür ederim röportaj teklifimi kabul ettiğin için. Biraz kendinden bahseder misin?

Evrim ben. 2018’de mezun oldum Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden. İlk başta başka bir baroda stajım onaylanmamıştı, kötü süreçler geçirdim, ayrımcılığa uğradım. Sonra bazı bağlantılarla İzmir’e yerleştim, İzmir Barosu’nda staja başladım. Trans kadınım aynı zamanda. İstediğim mesleği yapabildiğim için çok mutluyum.

Avukat olmanın özel bir sebebi var mı?

Çok klasik bir cevap olacak ama hukuk alanında çalışmanın insanı güçlü kılacağına inanarak büyüdüm. Hem kendime hem de LGBTİ+’lara ve diğer dezavantajlı gruplara daha faydalı olabileceğime inandım. Ben avukat olmak için hukuk okudum, hakim veya savcı olmak için değil.

Avukatlığın güçlü bir meslek olduğuna inanıyorum. Bir avukat işini gerçekten çok iyi yaparsa birçok insanın birçok konuda hak kaybına uğramasının önüne geçebilir. Bu meslekte yaşadığım ve yaşayabileceğim insani tatminler beni çok mutlu ediyor. En basiti, bir trans kadın geliyor Kabahatler Kanunu’ndan haksız yere para cezası yazılmış. Hem bununla nasıl baş edebileceğini bilmiyor hem de bunu yapacak vakti de yok. Ben bunu biliyorum, onun haklarını koruyabilirim.

Mesleğe yeni başlayan genç bir avukatsın. Stajın da yeni bitti ama genel olarak hem okuduğun sürede hem de staj döneminde alana dair izlenimlerin olmuştur. Bunları paylaşmak ister misin?

Şu an birçok avukat bağlı çalışıyor, işçi avukat olarak çalışıyor. Avukat olmayan bir işçiye göre çok daha fazla bir iş yükü altındalar, çok büyük bir emek sömürüsü var ve aldıkları maaş yeni başlayan avukatlar için genelde asgari ücret. Şu an zaten pandemiden dolayı birçoğu işlerini kaybetmek üzereler. Çünkü zaten işveren avukat da idame ettirecek durumda değil.

Evet, avukata her zaman ihtiyaç var ama ne yazık ki Türkiye’de avukatın yapabileceği işler çok kısıtlı. Avukatın yapabileceği işler artmadan, hukuk fakültesi mezunları o kadar fazla ki… Mezun çok ve avukatın pasta dilimi hep aynı. Bu pasta sabit kalırken bundan faydalanan avukat sayısı hep artıyor. Böyle olunca da birileri birilerinin sırtına çıkıyor, emek sömürüsü başlıyor.

Bu pasta genişlese, ki Avrupa’da Amerika’da sistemlerde bu pasta çok daha büyük, durum daha farklı olur. Bu pasta genişlese avukat sayısı aslında şu an bile az. Gerçekten çok az. Türkiye’de Avukatlık Kanunu çok eski. Bu kanun ne zaman yazıldıysa avukatların yapacağı işler de hala o dönemki gibi. Kanun asla şu anki çağa hizmet etmiyor. Dolayısıyla avukatlar çok cüzi miktarlarda köle gibi çalıştırılıyorlar.

Pastanın artmasından kastın ne? Ne değiştirilebilir bu noktada?

Şu an aklıma pek bir şey gelmedi ama, Adalet Bakanlığı bununla ilgili çalışmalar yapabilir. Arabuluculuk, uzlaştırmacılık gibi şeyler dahil oldu son zamanda sektöre. Bunlarla ilgili çalışmalar yapılabilir. CMK ücretleri çok az, adli yardım ücretleri çok az bunlar arttırılabilir. Bunların kapsamları genişletilebilir.

Herkes için hak diyoruz, herkes için avukat, savunmaya özgürlük diyoruz ya; e parası yok cebinde. Adli yardımdan faydalanamıyor insanlar, çünkü adli yardımın şartları çok kısıtlayıcı.

lavanta-tavan-muvekkil-olmasina-alistiklari-kisi-artik-bir-avukat-evrim-demirtas-1

“Hukuk ve hak ihlali azınlıktan başlar”

Aynı zamanda avukatlar üstünde politik baskı da çok fazla artmış durumda.

5 Nisan Avukatlar Günü’ydü. Ama bunu biraz tartışmak gerekiyor. Mesleklerini yaptığı için tutuklanan avukat meslektaşlarımız var bizim şu an ne yazık ki. Genelgelerle kanunlar değiştiriliyor.

Bir avukatın müvekkiliyle olan ilişkisi savunmanın özgürlüğü kapsamı içerisindedir. Adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir parçası. Ama Türkiye’de avukatlar ne yazık ki mesleklerini yaparken bu tarz korkulara kapılabiliyorlar. Bazı müvekkilleri geri çevirmek zorunda kalıyorlar. Aslında orada yapacağımız şey çok basit, müvekkilin o konuyla ilgili haklarını savunuyoruz. Benim müvekkilin haklarını savunmam onunla aynı düşüncede olduğum ya da olmadığım anlamına gelmiyor, gelemez. Ama ne yazık ki Türkiye’de böyle bir algı var. Avukatları baskılayarak adaleti güçlendireceklerine inanıyorlar ama hayır, bu onların ütopyası fakat Türkiye’nin distopyası olacak.

Hukuk herkes için, azınlıklar için de. Azınlıktan başlar hukuk ve hak ihlali. Piramidin en altında azınlıklar vardır ama yukarıya doğru çıktıkça fark ederler hukuk sistemindeki sorunları. O zaman da “bu hukuk ne oldu, savunmanın özgürlüğü ne oldu, adil yargılanma hakkı ne oldu” derler.

“Cis- hetero biri 1 çalışıyorsa, senin kendini ispat etmen için 10 çalışman gerekiyor”

Sence hukuk alanı LGBTİ+ dostu mu? Bunu değerlendirirken ayrıca şu gözle de bakmanı istiyorum, bazen bazı yerler örneğin gey dostu olur ama trans dostu olmaz ya, buradan da yorumlarsan sevinirim.

Hukuk sistemi ne yazık ki çok erkek ve eril bir sistem. Hukuk fakülteleri de zaten öyle. LGBTİ+’ları dahil etmesek, örneğin en basit kadın-erkek denkleminde bile kadınları dahi dışlayan bir meslek. Dolayısıyla bir trans kadının veya trans erkeğin o adliyede, mahkeme salonlarında, icra dairelerinde, karakollarda olmalarını algılayamıyorlar.

İnanılmaz büyük bir ön yargı var. Sanki transların ve LGBTİ+ öznelerin beyni daha farklı çalışıyormuş ve bu beyin yapısı avukatlığa uygun değilmiş gibi davranıyorlar. Dolayısıyla bununla ilgili çok büyük ayrımcılık yaşanıyor. İş ararken çok fazla ayrımcılık yaşadım. Stajımı yaptığım yeri çok kolay buldum ama para kazanmak için bir yer ararken inanılmaz korkunç şeyler yaşadım. Asla senin bu işi yapabileceğine inanmıyorlar.

Cis- hetero biri 1 çalışıyorsa, senin kendini ispat etmen için 10 çalışman gerekiyor. Çok daha fazla emek vermen, çok daha fazla esas bilmen gerek. Kendini bu şekilde ispatlaman gerek. İnsanlar sana karşı ön yargılı oluyorlar trans olunca.

Bilmiyorlar, tanımıyorlar ve bu da onların ön yargıları olmasına sebep oluyor. Kafalarındaki trans algısı ve LGBTİ+ algısı komik, eğlenceli falan. Bir sürü şey yapabilirler; insanları güldürebilirler, seks işçiliği yapabilirler, kulüplerde çalışabilirler ama avukatlık yapamazlar algısı var. Konu avukatlığa gelince, “avukatlık sert bir meslek, kadınlar bile çok fazla zorlanabiliyor müvekkil ilişkilerinde, bu nasıl yapacak?” gibi şeyler konuşuluyor. LGBTİ+ özneleri çok fazla yakıştıramıyorlar bu mesleğe.

Mesleğin kesinlikle LGBTİ+ dostu olduğunu düşünmüyorum. En çağdaş avukatın kafasında bile “bir LGBTİ+ bunu yapabilir mi, bir trans bunu yapabilir mi?” gibi soru işaretleri var.

Transları eşcinsel ve bi+’larla kıyaslayacak olursak evet translar daha fazla zorlanıyorlar. Translar elbette daha fazla ayrımcılığa uğruyorlar ama geyler, lezbiyenler, biseksüeller çok rahatlar da diyemez kimse. Açık kimlikli bir sürü arkadaşım var neler yaşadıklarını ben çok iyi biliyorum. İnsanlar bunu ifşalanacak bir durummuş gibi düşünüyorlar. Meslek o kadar korkunç bir durumda ki, seni karşındaki avukat bir anda eşcinsel olmanla vurabilir. Seni üzebilir, kırabilir.

Zaten meslekte de ne yazık ki translar yeterince görünür değiller. Elbette bilemem kimin trans olup olmadığını, kişi kendisi bilir. Ama görünürlük açısından, sektör kesinlikle bilmiyor. Buna alışık değil insanlar şaşırıyorlar.

İcra Mahkemesi’nde ben duruşmaya girdiğim zaman hâkim şok geçirdi. Görüntümden alıkmadı, kimlikteki adım da değişmemişti, konuşmaya başlayınca durdu ve kimliğinize bakabilir miyim dedi. Verdim kimliği, “nasıl yani?” dedi. Kadın çok şaşırdı.

Karakollarda da aynısı oluyor. Sektör alışık değil. Sektör bunu bilmiyor. İnsanlar LGBTİ+ özneleri mağdur olarak görmeye alışmış. Müvekkil olmasına alıştıkları kişinin orada hak savunan, müvekkilin hakkını arayan kişi olduğunu görmek çok şaşırtıyor onları.

Türkiye’de varolan hukuk sistemine baktığımız zaman insan hakları idealinin yeterince gerçekleştirildiğini söyleyemeyiz. Gel gelelim cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimle ilgili düzenlemeler de mevcut değil. Örneğin siz uyum sürecinin başında olan bir kadınsanız ve uyum süreciniz resmi olarak bitmemişse, ruhsat fotoğrafınızı kravatlı bir şekilde çektirtmek zorundasınız. Benim ruhsat fotoğrafım kravatlı çünkü beden uyum sürecimi tamamlayacak ekonomik güçte olmadığım için henüz resmi olarak sonuçlandıramadım, kimliğimi almadım. Kimlikte devlet beni erkek atadığı için kravatla fotoğraf çektirmek zorunda kaldım. Bu durum beni çok üzdü. Aynı durum trans erkekler için de geçerli. Hiçbir insan mesleğini yapabilmesi için herhangi bir operasyon geçirmek zorunda olmamalı. Bu kişinin kendi tercihi, hayata bakışıdır diye düşünülmeli. Kişiler imkanları ve istekleri çerçevesinde ameliyat olup olmamaya karar vermeli ancak cinsiyet kimliği alanında bir düzenleme yapılmadığı için trans avukatlar bu noktada çok yoğun ayrımcılığa maruz kalıyorlar.

lavanta-tavan-muvekkil-olmasina-alistiklari-kisi-artik-bir-avukat-evrim-demirtas-2

“Biz özneler kendimize inanmak, birbirimize inanmak zorundayız”

Trans kadın olduğun için işsiz kalmaktan, kendi büronu açabilsen bile müvekkil bulamamaktan veya istediğin alanlarda çalışamamaktan kaygılı mısın?

İş bulamamaktan çok korkuyorum tabii ki. İzmir’de iş bulamadığım için korkunç geçen 2 ayım oldu. Ama trans kadın olduğum için müvekkilim olmayacağından hiç korkmuyorum. Yine de ben şu an işçi avukat olmak istiyorum çünkü bir büronun giderlerini döndüremem kaynağım olmadığı için.

Bunun yanında ne yazık ki ben çok fazla LGBTİ+ müvekkil bulabileceğime inanmıyorum. Özellikle biraz daha orta yaşlı olan kuşak kendine inanmıyor ve dolayısıyla bana da inanmıyor. Bunu bazen hissettiriyorlar bazen de açıkça söylüyorlar. Bugün mesela bir diyalog yaşadım. Bir trans kadın arkadaşım genelevde çalışan trans kadınların maruz bırakıldıkları bir ayrımcılık üstüne beni aradı. Ararken de önyargılıymış. İhtiyacı olan bilgileri verdim, verdikten sonra da şaşırdı bayağı. Ben üzülüyorum bu şaşkınlıklarına. Bunun alana zarar verdiğine inanıyorum. Kendimizin inandığı bir şeyi biz başkalarına inandıramayız. Ben bugün buna inanmasam İzmir’e gitmezdim.

Biz özneler kendimize inanmak, birbirimize inanmak zorundayız.

Az önce bahsettiğin stajının bir baro tarafından reddedilmesi meselesiyle bağlantılı olarak şunu sormak istiyorum, baroların veya Türkiye Barolar Birliği’nin yapması gerekenleri yaptığını düşünüyor musun? Meslek örgütleriniz yeterli durumda?

Barolar Birliği’nin yapması gerekeni yaptığını düşünmüyorum. Düşünmekten de öte görüyoruz zaten yaptıkları şeyleri. LGBTİ+ avukatları, engelli avukatları falan geçtim çoğunluk durumunda olan avukatlara bile bir faydası yok. Avukatının arkasında durduğunu düşünmüyorum ben.

Özel olarak baroları incelediğimiz zaman da, çağdaş barolar gerçekten avukatını ayırmıyor. Avukatı ister Cumhuriyetçi ister muhafazakâr ister sağcı olsun ayırmıyor. Ben İzmir Barosu’nda bu örneği yaşadım. İzmir Barosu en azınlık avukatının da hakkını koruyor, tabi madileyebileceğim yerleri var ama, en çoğunluk grubunda olan avukatının da haklarını koruyabiliyor. Bunu görüyorum ben.

Bu tabi benim gözlemim. Belki başka bir arkadaş başka bir şey görür ve onu anlatır ama benim deneyimim bu. Ben açık kimlikli bir trans kadındım ve pozitif ayrımcılık dahi görmedim. Bu benim çok hoşuma gitti.

“Baro stajımı reddederken hiçbir hukuki gerekçe sunmadı”

Stajının reddedilmesi süreci nasıl oldu?

Stajımın reddedildiği baro stajımı reddederken hiçbir hukuki gerekçe sunmadı. Azınlığa karşı duyulan bir öfkeydi. Açık kimlikli LGBTİ+ özne olduğum için duyulan bir öfkeydi. Bana bu yazılı bir belge olarak gelmedi. 3 tane ret oyu olduğunu biliyorum sadece.

Ben zaten bu baroda stajıma başlamak istemiyordum. Burada sıkıntı yaşayabileceğimi biliyordum. Birkaç arkadaşım sorun yaşamazsın, barolar çağdaştır deyince yaşadığım şehirde başvurdum. Hemen çalışmaya da başlamıştım bir büroda. Bekliyorum bekliyorum onay yazım gelmiyor. Onay yazım TBB’ye gitmiyor, kimlik için süreç yürütmüyorum falan. Ve bana 3 tane ret oyu olduğunu, TBB’ye gideceğini ve oradan onay gelince staja başlayacağımı da söylemiyor kimse. Bir türlü askıya çıkmayınca orada bir madilik olduğunu anladım çünkü avukatlık kanununda verilen süre de geçmişti. Sonradan öğrendim ki ret yemişim.

Gerekçe benim cinsiyet kimliğimdi, trans kadın olmamdı. Bunu hatırladıkça çok üzülüyorum, yıkılıyorum. Okulda ayrımcılık yaşamışımdır, hocalarımdan ayrımcılık yaşamışımdır, sağcı gruplardan kaynaklı ayrımcılık yaşadım ama hiçbiri beni bu kadar etkilemedi. Hayalimdeki mesleği yapamayacağım sandım. O yaşadığım ayrımcılığın inanılmaz psikolojik sonuçları oldu bende, yeni yeni atlatıyorum.

Ben hala neden TBB’ye gittiğini, gerekçesinin ne olduğunu anlayamadım.

Gerekçe kısmı boştu.

TBB’ye giderken nasıl gidecekti peki? Nasıl değerlendirecekti TBB bunu?

Onu bilmiyorum ben de gerçekten. Benim danıştığım meslektaşlarım stajımın yanması gibi bir durum olmadığını, sadece evraklarımı TBB’nin inceleyeceğini söylediler bana. O kadar mantıksız ki…

Gerçekten şaşırtıcı bir durum. Normalde hangi durumlarda TBB’ye yolluyorlar?

Avukatlık Kanunu’nda staja kabul ve avukatlığa kabul şartları mevcut. Çok istisnai durumlarda bu şartları taşımadığınız takdirde ya da kanunda belirtilen suçları işlemişsiniz staja kabul edilmeyebilirsiniz. Belli bir yılın üstünde hüküm almış olmak gibi durumlar var. Bunların hiçbiri bende yoktu. Staj sonrasında ruhsatım gelene kadar da bir sürü paranoya yaşadım bu yüzden.

O süreçte kişiler kendi nefretleriyle aldılar bu kararı, ayrımcılıklarını işlerine yansıttılar.

Sonra ne oldu peki?

Sonra ben İzmir’e gittim. Yani zaten burada kalmak istemiyordum ama ekonomik açıdan şehir değiştirmem mümkün değildi. Kiralar falan da çok yüksekti. Burada normal bir paraya iyi bir yerde oturabilecekken İzmir çok daha pahalıydı buraya göre. Yaşadığım şehirden çıktım, stajyerken zaten çok az para alacağım gibi durumlar vardı, zorlandım bayağı.

Planım normalde 5-6 ay yaşadığım şehirde stajımı yapıp, kenara biraz para koyup aynı zamanda biraz da diğer şehirlerde çevre oluşturduktan sonra taşınmaktı. Ama bu şekilde olunca çok hızlı bir değişiklik yapmam gerekti çünkü burada TBB’den kararın gelmesini beklesem şu an hala stajyerdim. Vakit kaybı bayağı…

Aldım çantamı elime, gittim İzmir’e.

Geçmiş olsun tekrar. İzmir Barosu’nda LGBTİ+ Hakları Komisyonu’nda yer alıyordun. Komisyonun kurulma süreci de yaptığı çalışmalar da herkesi heyecanlandırdı. Biraz da oradan bahsetmek ister misin?

Ben komisyon kurulduktan sonra dahil oldum. Şu an Ekin’le birlikte koordinatörüyüm. Barolardaki komisyonlar gönüllülük esasıyla çalışıyorlar. Biz de bu sebeple vaka özelinde çalışma fırsatı çok fazla bulamıyoruz. Amacımız, avukatların ve baroların LGBTİ+’ları tanıması ve desteklemesi. Bundan sonraki amacımız da tabiki kişi LGBTİ+ olmasından kaynaklı bir ayrımcılığa maruz kalıyorsa bu konularda yardımcı olabilmek. Ama derneklerin yaptığı işe çok girmiyoruz. Giremiyoruz da zaten, bunun için henüz yeterli donanımımız yok.

“Eğer sen kadınsan, LGBTİ+ özneysen çok fazla ciddiye alınmıyorsun”

Hukuk alanına baktığımızda hukukun kendisinin çok eril olduğunu görüyorum. Ve aslında yaptığın, yaptığınız şey de bu eril döngü içinde bir nefes alma alanı bulmaya çalışmak. Bu mümkün mü?

Nefes almak gerçekten çok zor. Ben bu mesleği gerçekten çok yapmak istemesem 6 ay önce bırakır giderdim. Adliyeler o kadar eril ki nefes almak çok zor, aradan sıyrılabilmek çok zor. Erkeksen sözün geçiyor. Eğer sen kadınsan, LGBTİ+ özneysen çok fazla ciddiye alınmıyorsun ve bunun için de ayrıca bir mücadele vermen gerekiyor.

İlk haftamda polisle kavga ettim mesela. Kimliğim gelmemişti ama belgem var. Beni almıyorlar avukat girişinden! Stajyerler normalde bu belgeyle geçiyorlar. “Ne malum bu belgeyi kendin doldurmadığın?” gibi bir yanıt verdi bana. Benim işim gücüm yok oturup adliyeye girmek için resmî belgede sahtecilik yapacağım. Devlet ne kadar erilse, adliyeler de o kadar eril.

Ben kendime gerçekten çok güveniyorum. Hukuki bilgime, çalışkanlığıma çok güveniyorum. Bunu söyleyince de yine aynı eril döngüde yadırganıyorsun. 

Bu eril döngüde nasıl iyi kalıyorsun?

Motivasyonum yüksek ve hayal ediyorum. Mesleki başarılarıma dair hayallerimi kafamda canlandırıyorum. Ben kendimi 5 yıl sonra nerede görmek istiyorum? Bu soruya yazılı olarak kendi kendime cevap veriyorum. Planlarımı yazıyorum, yaşama ihtimalim olan iyi ve kötü şeyleri yazıyorum. Bunların beni bezdirmeyeceğine ve yıldırmayacağına dair inancımı tazeliyorum.

Geçen yıl bu zamanlar kendimi 1 yıl sonra avukat olarak görmek istiyordum. Motivasyonum buydu, buna kilitlenmiştim. 1 yıl boyunca sadece bunun için yaşadım İzmir’de. O motivasyon bana çok iyi geliyor.

Evet bazen çok ciddi bir ayrımcılık yaşıyorum. Mesela bir gün icra mahkemesinde duruşmaya girdiğimde erkek bir hâkim beni gerçekten çok kötü bir şekilde aşağılayarak bana “sen bu işi yapabileceğine inanıyor musun?” dedi. Hiçbir şey olmadan bunu söyledi. Ben de “evet, neye dayanıyorsunuz bunu söylerken? Davayla ilişkisi ne bunun?” dedim. O da ben yapabileceğine inanmıyorum ben bile zorlanıyorum dedi. Erkek ya, o bile…

O gün ben eve geldim, ağlıyorum. Galiba yapamayacağım, bu ayrımcılığa maruz kalmak istemiyorum diye ağlıyorum. Zaten kazandığım bir para yok, sürekli de ağlıyorum. 1 yılda 5 yıl falan yaşlandım. Sonra, bir kişinin yaptığı bu ayrımcılığın beni etkilememesi için motive oldum tekrar. Kendime 3 saat depresyon zamanı tanıma kararı aldım, böyle anlar yaşayınca.

Fakat şunu da söylemeliyim, çok olumlu yaklaşanlar da oluyor. Bazen öyle polislerle karşılaşıyorum ki mesela, bana “helal olsun” diyor. Bir duruşmada mesela karşı taraf çıktığı zaman salondan “sen çok iyi yerlere gelirsin umarım, helal olsun” diyenler oluyor. Bunlar da beni motive ediyor. Yalnız olmadığımı hatırlıyorum ve bu da beni mutlu ediyor.


Etiketler: insan hakları, çalışma hayatı
Nefret