02/03/2015 | Yazar: Ömer Akpınar

LGBTİ aktivisti Barış Sulu, genel seçimler için Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) aday adayı oldu. Sulu, LGBTİ’lerin siyasî temsili ve çözüm sürecine ilişkin kaosGL.org’a konuştu.

LGBTİ aktivisti HDP’den aday adayı: Çözüm sürecinde LGBTİ’lerle de barışılması gerekiyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
LGBTİ aktivisti Barış Sulu, geçtiğimiz hafta Eskişehir’de genel seçimler için Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) aday adayı oldu. Sulu, LGBTİ’lerin siyasî temsili ve çözüm sürecine ilişkin kaosGL.org’a konuştu.
 
7 Haziran genel seçimlerinde yarışmaya nasıl karar verdiniz?
 
Öncelikle ben LGBTİ’lerin (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) artık siyasetle ilgilenmesi gerektiğini düşünen birisiyim. Yerel seçimlerin ardından Boysan Yakar, Sedef Çakmak ve Tuna Şahin’in belediye düzeyinde görev alıyor olmaları beni daha da umutlandırdı. Artık başka bir adımın atılması gerek diye düşündüm. O yüzden biraz farklı şeylerin konuşulabilmesi için öznelerin kendilerini dillendirmesi gerekiyor.
 
Homofobi ve transfobi karşıtı vekillerdense LGBTİ vekillerin Meclis’te yer almasını daha fazla önemsiyorsunuz yani?
 
LGBTİ hareketinin kazanımlarında biri de budur, özellikle son dönemde pek çok milletvekili LGBTİ’lerle ilgili yasa öneriyor. Ne kadar onlar bir şeyleri dillendirmeye çalışsalar da, LGBTİ’lerin siyasî temsilin, öznelerin mecliste olması daha önemli. Benim söylediğim söz daha farklı algılanacaktır.
 
Neden HDP?
 
Ben Halkların Demokratik Kongresi (HDK) sürecinde de oradaydım. Ayrımcılığa uğrayan bütün gruplar sözlerini birlikte üretiyorlar. HDK’nin mesela ilk açılış toplantısında 20 dilde hoşgeldiniz denildi. Türkiye’de bu kadar farklı kültür, bu kadar farklı insan grubu var ve hepsi bir araya gelip, birbirlerinin sorunlarını dinliyorlar ve birbirlerinin sorunlarını dillendireceklerine dair bir taahhütte bulunuyorlar. HDP’den aday adayı olmam onunla ilgili.
 
Çünkü orada özneler birebir kendi sözlerini üretiyorlar. Mesela LGBTİ Komisyonları var. İçerisinde doğrudan LGBTİ’ler söz üretiyorlar. LGBTİ Komisyonlarını oluşturanlar çoğunluk olarak LGBTİ’ler. Zaten o yüzden bu kadar çok çalışma yürütülebiliyor. Özneler bu kadar çok üretiyorlar ki 21 Şubat’ta İstanbul’da LGBTİ Çalıştayı yapıldı. Eş Başkan Figen Yüksekdağ da katıldı. Temsil olarak en üst düzeyde kişiler katılıp, söz üretip, neler yapılabileceğini dinleyip, birlikte konuşabiliyor. Bu açıdan önemli.
 
HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği yönündeki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Geçer diyorum çünkü gerçekten öyle görünüyor. Son süreçte CHP ve MHP muhalefet konusunda çok eksik. Şu anda konuşulan HDP. Bu da, demek ki barajı aşabilecek durumda ki bu kadar çok tartışılıyor, diye düşündürüyor.
 
Öcalan’ın 10 maddelik taslak metni üzerine çözüm sürecinde yeni bir döneme girildiği konuşuluyor. Çözüm süreci LGBTİ hak ve özgürlükleri için ne gibi bir önem taşıyor?
 
Toplumun barışması gereken gruplar var. Toplumun LGBTİ’lerle de barışması gerekiyor. “Burası yüzde 99’u Müslüman bir ülke, toplumun genel kuralları, genel ahlâk” gibi bugüne kadar duyduğumuz söylemlerden kurtulmamız gerekiyor. LGBTİ’ler, heteroseksit sistemin yani heteroseksüelliğin dayatıldığı sistemin içinde eziliyorlar ve artık bu bireylerle de barışmamız gerekiyor. Çözüm sürecini de buradan okumamız gerekiyor. Nasılsa Türkiye’nin toplumca Kürtlerle barışması gerekiyorsa, LGBTİ’lerle de barışması gerekiyor. Çözüm sürecinin içinden böyle de okuyabiliriz “barış”ı.
 
Kaos GL Derneği’nden Ali Erol’un bir lafı vardır, LGBT’lere yönelik ilan edilmemiş savaşa da son, der. Toplumun bizimle de barışması gerekiyor. Çünkü biz de bu toplumun içinde yaşıyoruz. Yolda yürürken yanınızdan geçtik, omuzlarımız çarpıştı, o derece yakınız yani. O toplu taşıma araçlarına binerken belki yanınızdaki kişi eşcinseldi. Siz hiçbir zaman bunun farkında varmadınız. Bizi görmediğiniz, duymadığınız için, sanki yokmuşuz gibi davrandığınız için sorun yaşadık. İlan edilmemiş bu savaşı durdurun.
 
Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği SPoD’un LGBTİ aktivistlerine yönelik Siyaset Okulu’na katıldınız. Program nasıl gidiyor? Şimdiye kadar neler tartıştınız?
 
Siyaset Okulu Çarşamba’ya kadar sürecek. Çok iyi, yoğun geçiyor. Demokrasi algısını, LGBTİ’lerin siyasi temsilini, hak taleplerinin nasıl dillendirilmesi gerektiğini konuştuk. Çok teknik şeyler öğreniyoruz aslında, kamp gibi, gayet iyi. Mağduruz dedikten haklarımızı talep etme noktasında biraz eksikliğimiz var. Bunları sürekli sürekli tekrar ediyoruz ama o mağduruz psikolojisinden kurtulup vatandaş olduğumuzu, bizim de vergi verdiğimizi, sağlık hizmetlerine erişmemiz gerektiğini hatırlatmamız gerekiyor. Siyaset Okulu’nda da siyaset nedirden, politika nasıl yapılıra, vatandaş olmaya pek çok konuyu tartışıyoruz.
 
Meclis’e girdiğin takdirde LGBTİ haklarının tanınması için nasıl bir yol izlemeyi düşünüyorsunuz?
 
Anayasa yapım sürecinde LGBT hakları konusunda bayağı tıkandı. LGBTİ hareketinin bir talebi var, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin Anayasada tanınmasını istiyor. İlk olarak bunun devam ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ondan sonrasında nefret suçları. Nefret suçları mevzuatından cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği hop diye çıkartıldı. LGBTİ’ler nefret suçlarından en çok etkilenen ve nefret suçları terimini belki de Türkiye’de literatüre sokan bir grup. Pat diye dışarı atıldık, çok kolay bir biçimde. Bunun üzerine odaklanılması gerekiyor.
 
Ama tabi ondan sonrası için haklar hiyerarşisi diye bir şeye inanmıyorum. Yaşam hakkı da çok önemli benim için, evlenemeyen birisinin hakkı da, bir transın geçiş sürecinde yaşadığı şey de hepsi inanılmaz derecede birbirine eşit aslında. Önce yaşam hakkını alalım da sonrasında şunu şunu yapalım diye bir şey yok kafamda. 

Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret