07/05/2020 | Yazar: Kaos GL

KESK: “Kadın özgürleşmesine ve LGBTİ+’ların varlığına düşmalığı; egemen eril, heteroseksist bakış açısından ayrı düşünmek mümkün değildir.”

“LGBTİ+ düşmanı politikaları ülkenin en kılcal damarlarına kadar taşımak laiklik ilkesine aykırıdır” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Yürütme Kurulu, Diyanet’in LGBTİ+’ları ve HIV’le yaşayanları hedef gösteren Cuma hutbesine ilişkin açıklama yayınladı. Kurul, “Kadın özgürleşmesine ve LGBTİ+’ların varlığına düşmanlığı; kadını sadece aile içerisinde ve erkek üzerinden tanımlayan anlayıştan, ilişkilerin yalnızca üreme, iş gücünü ve milliyetçi-muhafazakâr çerçevede tanımlanan ‘milleti’ yeniden üretme işleviyle donatılmasından, egemen eril, heteroseksist bakış açısından ayrı düşünmek mümkün değildir” dedi.

KESK’in açıklamasının tam metni şöyle:

“Cuma hutbesinde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinselleri, HIV ile yaşayanları ve evlilik dışı ilişkileri hedef alan, adeta yaşanan salgın için günah keçisi ilan eden söylemleri açıkça halkın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef göstermektir.”

“Anayasamızın 10. Maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu düzenlenmiştir. Diyanet İşleri Başkanının hutbesi, söz konusu maddede düzenlenen eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, Ceza Kanunu’nun 122. maddesinde yer alan nefret ve ayrımcılık suçunu teşkil eder.”

“Diyanet İşleri Başkanının işlediği suça yönelik tepkilerin ardından bugün geldiğimiz noktada olay bir devlet memurunun nefret suçu işlemesi olmaktan çıkmış, bir dinin inanç esaslarının, anayasanın ve hukukun üstüne koyulması haline dönüşmüştür. Doğrudan bir devlet kurumu başkanı sıfatıyla işlenen bu suça karşı harekete geçmek yerine doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından ‘Diyanet İşleri Başkanlığına yapılan saldırı devlete yapılmış sayılır’ açıklamasıyla iktidar suça destek çıkmış; bununla da yetinmeyip görevlerinden biri de insan haklarını korumak ve geliştirmek olan barolara soruşturma başlatılmış, barolar İslam düşmanlığı ile suçlanarak doğrudan iktidar tarafından hedef gösterilmiştir. Bu açıklamanın daha vahim yanı, devletin artık bir din devleti olduğunu belirten, Diyanet İşleri Başkanlığı ile devleti özdeşleştiren söylemdir. Bu söylem, Anayasamızın ikinci maddesinde güvence altına alınan laiklik ilkesinin açık biçimde çiğnenmesidir.”

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 4. maddesinde değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerden biri de cumhuriyetin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmasıdır. Devletle kendisini ve diyaneti özdeşleştiren ne Cumhurbaşkanı ne de Diyanet İşleri Başkanı Anayasanın üzerindedir. Her kurum ve kuruluş eleştirilebilir, Diyanet İşleri Başkanlığı da bundan azade değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı’na yöneltilen eleştirileri İslam düşmanlığı olarak lanse etmek, olsa olsa onun ideolojik işlevini örtmek, halkın bir kesimini Diyaneti eleştirenlere karşı kin ve düşmanlığa sevk etmek, yeni Çorum’lara, Maraş’lara davetiye çıkarmaktır.”

“Diyanet İşleri Başkanlığı bugün açıkça iktidarın politikalarını meşrulaştırmak için çalışan bir fetva kurumu niteliğindedir; kutsallaştırılarak her tür eleştiriden azade kılınmak, bir tür dokunulmazlık zırhına büründürülmek istenmektedir. Saray’a bağlı olan Diyanet, tıpkı Cumhurbaşkanının buyruklarının yasa sayılması gibi, verdiği fetvalarla kendini yasaların da anayasanın da üzerinde görmektedir ve toplumsal bağların ve ilişkilerin tamamının dinselleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır.”

“Koronavirüs salgınının tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yayılması, derinden yaşadığımız ekonomik krizin etkilerini arttırmış, işsizlik, yoksulluk artmış, insanlar evlerine ekmek götüremez olmuşken, kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması nedeniyle ‘paran kadar hizmet’ anlayışıyla sağlık, eğitim hakkı metalaştırılmışken, halk bu hizmetlere erişemediği için sağlığı ve geleceği tehlike altındayken, ücretsiz izne zorlanan işçilere aylık 1168 TL reva görülürken; Diyanet İşleri Başkanlığı 8 bakanlığı ve birçok icracı kurumu geride bırakan 11,5 milyar TL’lik bütçesi, son üç yılda lüks araçlara 2,6 milyon, bu araçların mazotuna 1,8 milyon TL olmak üzere lüks harcamaları, cennette tapu vaadiyle bağış kampanyaları ile hem halkın bütçe hakkını gasp etmekte, hem de vergilerimizle iktidarın tüm hukuk dışı, kadın, çocuk, LGBTİ+ düşmanı, sermaye yanlısı politikalarının yayılması, toplum tarafından tepki görmeden karşılanması için bir ideolojik aygıt olarak çalışmaktadır. Nasıl mı?

Sendikalı oldukları için işçilerin işten çıkarılmasının ardından müftülüğün camilerde okuttuğu hutbeyle grevin caiz olmadığını, ‘kârı ve kârlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmanın çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokacağını’ söyleyerek,

Soma’da yaşanan katliamın fıtrat, kader olduğunu söyleyip, hak aramanın önüne geçerek,

Salgınla mücadele adı altında bağış kampanyasına katılımı zorunlu tutup, bağış dekontlarının müftülüklere gönderilmesini isteyerek,

9 yaşında kız, 12 yaşında oğlan çocuklarının evlenebileceğine ilişkin fetva vererek,

Kadının elini sıkmak günah derken, babanın öz çocuğuna duyduğu şehvetin haram olmadığını söyleyerek,

Hazırladıkları İslam ansiklopedisinde kız çocuklarının, üvey babaya haram olmadığını yazarak,

Feminizmin, ahlaksızlık olduğunu, şiddet gören kadınlara ‘hatayı kendinde aramayı’ tavsiye ederek…”

“Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasanın laiklik ilkesiyle birlikte, kendi görev ve sorumluluklarını belirleyen 136. maddesini de çiğneyerek halktan toplanan vergilerle oluşan dev bütçesiyle AKP’nin tek mezhep üzerinden toplumu dinsel kurallarla yeniden şekillendirmesinde ideolojik bir aygıt olarak işlev görmektedir. Kadın özgürleşmesine ve LGBTİ+’ların varlığına düşmanlığı; kadını sadece aile içerisinde ve erkek üzerinden tanımlayan anlayıştan, ilişkilerin yalnızca üreme, iş gücünü ve milliyetçi-muhafazakâr çerçevede tanımlanan ‘milleti’ yeniden üretme işleviyle donatılmasından, egemen eril, heteroseksist bakış açısından ayrı düşünmek mümkün değildir.”

“Devlet, tüm inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmak zorundadır. Toplumu oluşturan bağlar, tek bir mezhebin egemenliğine dayalı bir din anlayışına dayanamaz. Toplumu oluşturan bağlar, seküler, akla dayalı, eşitliği, farklılıkların bir arada barış içinde yaşamasını esas alan bir temelle tanımlanabilir. Laiklik ilkesinin gereği budur ve ancak bu sayede inanç özgürlüğü güvence altına alınabilir.”

“LGBTİ+’lar vardır, kadınlar vardır; bu toplumun eşit yurttaşları olarak özgürce yaşamak haklarıdır. Bilimsellikten tamamen uzak, salgını dahi ilahi bir ceza olarak ele alan, AKP’nin emek, kadın, çocuk, LGBTİ+ düşmanı, sermaye yanlısı politikalarını ülkenin en kılcal damarlarına kadar taşıma, bunlara karşı tepkileri engelleme, bu politikaları meşrulaştırma işlevi taşıyan Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesine aykırıdır, eşit yurttaşlığın, temel hak ve özgürlüklerin önündeki en önemli engellerdendir.”

“Siyasal iktidarın Anayasa tarafından güvence altına alınan laiklik ilkesini, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını açık biçimde çiğneyen yaklaşımını, laik ve sosyal devletin gereklerini yerine getirmek, insan hak ve özgürlüklerini korumak ve geliştirmek göreviyle açıklama yapan Ankara ve Diyarbakır Barolarına yönelik saldırıları şiddetle kınıyoruz. Hukukun, AKP politikalarını, Saray rejimini eleştiren, onun gibi düşünmeyenlere yönelik bir tehdit ve sindirme aracı olarak araçsallaştırılmasını kabul etmiyoruz. Kendisi dışında hiçbir görüşe ve eleştiriye tahammülü olmayan siyasal iktidar, hukuku, toplumun örgütlü kesimlerini zapturapt altına almaya yönelik bir sopa olarak kullanmaktan vazgeçmelidir.”

“Başta siyasal iktidar olmak üzere tüm devlet kurumlarını ve yöneticilerini anayasaya, uluslararası sözleşmelere uymaya, hukukun üstünlüğüne saygı duymaya çağırıyoruz. Toplumun farklı kesimleri arasında kin, nefret ve düşmanlık yaratmayı, ayrımcılığı, toplumsal ilişkilerin tamamını dinselleştirmeyi esas alan yönetme anlayışına karşı insan haklarına saygılı, laik, demokratik bir hukuk devleti kurma mücadelesini yükselteceğiz.”


Etiketler: insan hakları
Nefret