28/04/2015 | Yazar: Ömer Akpınar

Lezbiyenler ve Geyler Madencileri Destekliyor (LGSM) grubundan Nicola Field, lezbiyenlerin 1984/85 grevinde madencilere verdiği desteği, yasalarda eşit olmanın yetersizliğini, sendikal harekette LGBT mücadelesini ve Birleşik Krallık’taki genel seçim öncesi durumu anlattı.

‘LGBT çalışmaları sendikalara yalnızca yarar sağlar’ Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Lezbiyen ve geylerin Thatcher hükümetine karşı grev kararı alan madencilerle dayanışmasını konu alan Pride (Onur) filmi, 4. Pembe Hayat KuirFest kapsamında Türkiye’de ilk kez gösterildi. Festival kapsamında Ankara’ya gelen Lezbiyenler ve Geyler Madencileri Destekliyor (LGSM) grubundan Nicola Field, lezbiyenlerin 1984/85 grevinde madencilere verdiği desteği, yasalarda eşit olmanın yetersizliğini, sendikal harekette LGBT mücadelesini ve Birleşik Krallık’taki genel seçim öncesi durumu anlattı.
 
“Kim olduğumuzu kendi kelimelerimiz ve becerilerimizle anlatmaya çalıştık”
 
Pride filminden önce, sizin video aktivizmiyle tanışmanızdan başlayalım mı?
 
İlk açıldığımda KuirFest’te de gösterilen “Framed Youth: The Revenge of the Young Perverts” (Kadrajdaki Gençlik: Genç Sapkınların İntikamı) videosunu yapan lezbiyen ve gey video projesine dâhil oldum. 1982 yılında, dünyaya bizim aslında kim olduğumuzu, kendi kelimelerimiz ve becerilerimizle anlatmaya çalışan genç lezbiyenler ve geylerdik. Ekipman nasıl kullanılırdan tutun da kendi hikâyemizi anlatmanın farklı yöntemlerine kadar pek çok şeyi öğrendiğimiz bu proje benim lezbiyen ve gey toplumuyla ilk temasımdı. Dünyayı değiştirme yolculuğum için çok zengin, heyecan verici ve yaratıcı bir başlangıçtı. 
 
Nükleer Silahsızlanma Kampanyası ve başka mücadelelerde yer alsam da bu proje benim kendimi gerçekten adadığım ilk yerdi. Akıl, beden, kalp hepsi bir aradaydı. Tabi bu durum ailemle büyük sorunlar yaşamam yol açtı. Benim giderek güçlenen görüşlerim ailemin görüşlerine ters düşüyordu. Aileme cinsel yönelimimi söyledim, kabul etmediler. Tüm zamanımı projeye ayırıyordum. Susup hiçbir şey olmamış gibi davranmam, unutmam imkânsızdı. Sonrasında bir ilişkimin olması gündelik hayatımı tamamen değiştirdi çünkü sevdiğim kişiyle aynı eve taşındım. Üniversiteden sonra doktora için burs bulsam da proje için burstan vazgeçtim. Projede yer almak için aslında her şeyden vazgeçtim. Ondan sonra Converse Pictures (Karşıt Sinema) adında bir lezbiyen ve gey video kolektifi kurduk ve bizi etkileyen meseleler hakkında film çekmek için para bulduk. O zamanlar pek çok yerel kuruluşa fon başvurusunda bulunabiliyordunuz. Her şeyin denendiği, tam bir açık olma zamanıydı.
 
Kuirfest, devletten ve yerel hiçbir kaynaktan faydalanamadı...
 
Biliyorum, Birleşik Krallık’ta da durum bu sıralar benzer olurdu. Eskiden fon başvurusu yapardınız ve çoğu zaman da fon bulurdunuz. Artık böyle bir imkân yok.
 
Peki, madencilere destek veren eşcinseller grubunun bir parçası olmanız nasıl gelişti?
 
Madenci grevi başladığında Converse Pictures’ta birlikte çalıştığım Jeff, “Lezbiyenler ve Geyler Madencileri Destekliyor diye bir grup var, sen de gelmelisin” dedi. Böylece bir toplantılarına katıldım. Bir pub’ın hemen üzerindeki bir odadaydı. Gittiğimde yalnız bir kadın var, gerisi erkekti. Çok korkmuştum; o zamanlar kolayca huzursuz hissedebiliyordum, öyle de oldu ama orada olan kadın sayesinde bu durumu aştım. Kendisi Sosyalist İşçi Partisi üyesiydi. Bir şeyler yapmak istediğimi öğrenince bana geldi, bir kovanın üzerine etiketi yapıştırdığımız gibi lezbiyen ve gey pub’ına gidip para topladık. Tüm yapmanız gereken bunu yapmak. Bu kadar yani. Biz de yaptık. Sonra bunu tekrar tekrar yapabileceğimiz fark ettik.
 
Topladığımız para madenciler için çok önemliydi çünkü hükümet maden işçisi sendikasının banka hesaplarını dondurmuştu. Açlıktan işlerine geri dönmelerini bekliyordu. Madencilerin devletten aldıkları yardım da kesilmişti. Cenaze için yapılan yardım bile yoktu. Ölülerini gömemiyorlardı. Tüm ülkeden gelen yardımlarla hayatta kaldılar.
 
“Madencilere yönelik saldırı aslında hepimize yönelik”
 
Lezbiyenler bu süreçte madencilere nasıl yardımcı oldular?
 
Sosyalist İşçi Partisi üyesi o kadınla birlikte lezbiyen klüplerine gittik. Biraz gerilmiştim, hâlihazırda çok fazla ayrılıkçılık var diye düşünüyordum. Bilirsiniz işte “sorun erkekler, düşmanımız erkekler, erkekler baskıcıdır, erkekler saldırgandır” gibi... Bir yandan bir sosyalist olarak madencilere yönelik saldırının aslında hepimize yönelik olduğunun farkındaydım ama öte yandan lezbiyenlerin arasına karışabilmek için bu ayrılıkçılıkla iyi geçinmem gerektiğinin farkındaydım. Derken sadece kadınların olduğu klüplere gittik ve çok iyi karşılandık. Tüm o ayrılıkçı görüşlerin altında işçi sınıfı ailelerden gelen işçi sınıfına mensup insanların deneyimi yatıyordu. Özellikle de kırsal bölgelerden gelenlerin deneyimi çünkü lezbiyen ve geyler büyük şehirlere geliyordu. Çoğu kişinin kafasında “evet, tabii ki madencileri desteklemeliyiz, bu saldırının bizi de etkilediğinin farkındayız” düşüncesi vardı. Tam olarak bu kelimelerle ifade etmeseler bile madencilerle bir bağları olduğunu hissediyorlardı. Para toplama işini yalnızca kadınlar olarak yapmak isteyenler Lesbians Against Pit Closures’ı (Lezbiyenler Maden Kapatmalarına Karşı) kurdu. Ben ve birkaç kadın daha her iki grupta da yer aldık. Tamamen birlikte çalıştık. Ayrı çalışmak isteyenlerse ayrı çalıştı. Pride filmi dramatik etki yaratmak için hikâyenin gerçek yüzünü göstermiyor. Biz ise video grubumuzla yaptığımız etkinlikleri filme çekiyorduk. Yapıp ettiklerimizi belgelemenin, duygu ve düşüncelerimizi sunmanın ve bunları erişilebilir kılmanın önemini anladık.
 
“İşçi Partisi lideri, bağnaz olmanıza izin vereceğim, diyor”
 
Madencilere 1984 ve 1985 yıllarında verdiğiniz desteğin ardından 1985 yılında İşçi Partisi konferansında eşcinsel hakları parti gündemine alındı. Son 30 yılda yaşanan bu çarpıcı değişimi bugün itibariyle nasıl yorumluyorsunuz?
 
Bugünden başlayacak olursam, lezbiyen ve gey haklarını yasal düzlemde taçlandıran Eşitlik Yasası bile yalnızca birkaç yıl önce geldi. Evlilik eşitliğini de bu yasadan ötürü getirmek zorunda kaldılar. Ancak çalışma hayatında homofobi kol gezmeye devam ediyor. Bir çağrı merkezinde çalışan bir arkadaşım geçenlerde anlattı. Satışlarımı artırmak için ne yapmamı önerirsiniz, sorun nerede diye müdürüne danışıyor. Aldığı cevap ise şu: Sesin biraz fazla gey sanki.
 
Bir insanı eşcinsel diye işten atmak artık yasak, ki bu çok yeni bir şey sayılır; ama yine de işverenler bir yolunu buluyor. Tıpkı sendikal faaliyetlerden ötürü kovulmanın yasak olması ama arkadaşlarımızın disiplin soruşturmasıyla başlayan süreçlerin sonunda işlerinden olmaları gibi. Eşit olmayan bir toplumda yaşadığımızı anlamamız gerekiyor. Bu sınıflı bir toplum. Bazıları zenginliğin sahibiyken diğerleri zenginliği üretiyor. Kâğıt üzerindeki eşitlik kazanımlarımıza değer vermiyorum sanılmasın ancak onlar yalnızca sembolik anlam taşıyor. Bizim dünyayı başaşağı çevirmemiz gerekiyor. İhtiyaçların değil kârın itici dürtü olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden de Birleşik Krallık’ta evlilik hakkımız var, çalışma hayatında koruma var ama İşçi Partisi lideri Ed Miliband seçim öncesi dinî gruplara, inançlarına ters diye, eşcinsel çiftlere nikâh kıymama olanağı sağlayacağını söyleyebiliyor. Bağnazsanız, sizin bağnaz olmanıza izin vereceğim, diyor. Madencilere verilen destek ve sendikalardaki eşcinsel üyelerin çalışmalarının bir sonucu olarak 30 yıl önce İşçi Partisi çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığını yasaklamışken şimdi Ed Miliband bağnaz olmakta sorun yok diyor. Bu kabul edilemez.
 
“Eşcinsel eşitliği kâğıt üzerinde kalabilecek bir konu değil”
 
Çalışma hayatından sendikalara gelecek olursak, sendikalarda cinsel yönelim ayrımcılığına karşı nasıl bir yol izlendi?
 
Sendikalar Kongresi TUC’ta 1985 yılına kadar lezbiyen ve gey hakları politikasını kabul edecek oy sayısına ulaşılamamıştı. Bu ancak Ulusal Maden İşçileri Sendikası’nın LGSM’nin çalışmalarına arka çıkmasıyla kabul edildi ama TUC hiçbir şey yapmadı. Politikası vardı, o kadar. Lezbiyen ve gey eşitliğinden sorumlu kişilerin atanması için aktivistlerin çalışması gerekti. Sendika temcilerini, sendika adına sunum yapacak kişileri eğitmemiz gerekiyor. Bu kâğıt üzerinde kalabilecek havalı bir konu değil. Bu, zorbalığa maruz kalan, işlerinden olan, ayrımcılık gören, açılmaktan korkan, korunmaya ihtiyaç duyan insanların haklarıyla ilgili bir mesele. Sendikaların bunun farkında olması gerekiyor. Ayrıca başlangıçta tabanla bağları kuvvetli olan lezbiyen ve gey eşitliği yetkilileri zamanla bürokrasiden nasibini almaya başladı. Kendileri için bir kariyer yapmak yerine hayal gücü geniş ve radikal olmaları tamamen kendi politik duruşlarına kaldı.
 
Türkiye’deki sendikalarda da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığıyla mücadele konusunda bir direnç görüyoruz. Sendikaların LGBT haklarıyla arasına mesafe koymasına dair neler söyleyebilirsiniz?
 
İlk olarak, sendikanın eşcinsel çalışmaları her seviyede olmalı. Sonuçta sendika, üyelerini korumakla yükümlü. Sendikaların örnek teşkil edecek davalar bulacak ve yasaları zorlayıp değiştirecek avukatlarla çalışmaları gerekiyor. LGBT’ler her etnik ve dinî grupta var, bu yüzden LGBT hakları üzerine çalışmak çok birleştirici bir süreç olabilir. LGBT çalışmalarının sendikalara yalnızca yararı dokunur. Birleşik Krallık’ta pek çok sendikaya üye kazandıran LGBT çalışması olmuştur. Çünkü bu insanlara kişisel olarak da anlam ifade ediyor. Pride filmini medya çalışanları sendikasına yönelik bir etkinlikte gösterdiğimizde yalnızca LGBT üyeler yoktu, sendika temsilcileri de oradaydı. LGBT meselesini öncelik haline getirmekle sendikaların kazanacağı çok şey var.
 
“Kemer sıkma politikasıyla fedakârlıkta bulunan hep işçi sınıfı oluyor”
 
Birleşik Krallık, Türkiye’den tam bir ay önce, 7 Mayıs’ta genel seçime gidiyor. Bir sosyalist olarak, seçim öncesi ne gibi zorluklar görüyorsunuz?
 
2010’dan beri BBC devlet medyası olarak faaliyet gösteriyor. Kemer sıkma politikası tamamen onaylanıyor. Başlangıçta kemer sıkmaya karşı gelen, meselenin insanî ve ekonomik yanlarına dikkat çıkan yorumcuları izleyebiliyorduk. Çok geçmeden bu sona erdi. Artık yalnızca kemer sıkma politikasının nasıl uygulanması gerektiğini tartışıyoruz. Zenginlerin daha da zenginleştiğine, insanların kemer sıkma politikalarından ötürü hayatlarını kaybettiğine değinilmiyor bile. Kemer sıkma politikası İslamofobi, ırkçılık ve engellilere yönelik kirli kampanyalarla el ele yürüyor. İşte, diyorlar, içimizdeki düşman. Tüm bunlar doğrudan LGBT’ler üzerinden ilerlemediyse de sağın yükselişine yol açtı, faşistlere yeşil ışık yaktı. Parlamentoda eşit temsil edilse de BBC haberlerinde UKIP’e Yeşillerden daha fazla yer ayrılıyor. 
 
Zihinsel engellilere yönelik merkezler, engellilere yönelik hizmetler, yaşlı bakım evleri, toplum merkezleri, birbirimizle iletişim kurmak ve örgütlenmek için kulllandığımız ne varsa ortadan kaldırıldı. Kemer sıkma politikası ilk açıklandığında Parlamentoda sevinç çığlıkları yükseliyordu. Özveri, tasarruf gibi çağrışımlar yapsa da fedakârlık yapan hep işçi sınıfı oluyor. Yönetici sınıf hiçbir özveride bulunmuyor. Kemer sıkma politikalarının 2020’ye kadar süreceği söyleniyor ama refah devletinin altyapısı ortadan kaldırılıyor. Kaybedilenleri geri almak için başka bir toplumsal devrime ihtiyacımız olacak. Dünyanın en zengin 4. ülkesi olan Britanya’da kemer sıkma politikasına ihtiyaç olabilir mi? Dünyayı tepetaklak etmeliyiz. Zenginliği üreten, tüm işi yapan insanlar olarak sağlık, barınma, eğitim, cinsel özgürlük, kişisel tatmin, iç huzuru, fiziksel ve psikolojik sağlığın bizlerin ortak menfaatine olduğunu görmemiz gerekiyor. Biz çokuz, onlar ise az.
 
Bu röportaj, ilk olarak Kaos GL Dergisi’nin “Lezbiyenizm” dosya konulu Mart-Nisan 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Etiketler: insan hakları, çalışma hayatı
Nefret