12/09/2011 | Yazar: Gülistan Aydoğdu

Emekli-Sen Ankara üyesi Avukat Ali Ersin Gür 9 Eylül Cuma günü milli gelirdeki artışın emekli maaşlarına da yansıtılması talebiyle, İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

‘Milli Gelirdeki Artış Emekli Maaşlarına Yansıtılmıyor’ Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Emekli-Sen Ankara üyesi Avukat Ali Ersin Gür 9 Eylül Cuma günü milli gelirdeki artışın emekli maaşlarına da yansıtılması talebiyle, Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

23.05.2011 Tarihinde “Milli gelirdeki yıllık artış oranında maaşına ek zam yapılması” Talebiyle yaptığı başvuru, SGK tarafından olumsuz yanıtlanan Av Ali Gür dava dilekçesinde şunları dile getirdi:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2.maddesi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” demektedir. Anayasanın “ Kanun önünde eşitlik” başlığını taşıyan 10.maddesi ise “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir… Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” der.
Biz emekliler ile dul ve yetim aylığı alanlar, açlık sınırının da altında bir ücretle yaşamımızı sürdürmek için çırpınırken, milli gelirden meydana gelen artıştan faydalandırılmamış olmamız ve sadece enflasyon oranında komik artışlarla yıllık zam yapılması, hem anayasanın 2.maddesinde düzenlenmiş olan “SOSYAL DEVLET İLKESİ” ve hem de 10.maddede formüle edilmiş olan “EŞİTLİK İLKESİ” ile çelişmektedir. Sosyal Devlet ilkesi, SOSYAL ADALETİ gerekli kılar. Oysa haklı talebimin reddi, aynı zamanda sosyal adaletsizliğin kabulü anlamına geliyor.
Bilindiği üzere anayasa, ülkemizdeki normlar hiyerarşisinin tepesinde yer almakta olup, hiçbir kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, genelge vs. buna aykırı olamaz. Yıllardır her sene %10-12 büyüdüğü ile övündüğümüz milli gelirdeki artıştan toplumun tüm kesimleri gibi bize de hakkımıza düşen pay verilmesi gerekmektedir. Her yıl Bütçe Kanunları ve benzeri düzenlemelerle bu hakkımızın gasp edilmiş olması yukarıdaki anayasa hükümlerinin alenen çiğnenmesi anlamına geldiği gibi, diğer yandan biz emeklilerin de ölüme terk edilmesi anlamına gelmektedir. Zira açlık sınırının altında maaş almakta olan milyonlarca emekli için bir alt kademesi tabut ve mezarlıktır. Öte yandan milli gelirdeki artıştan bana ve diğer emeklilere pay verilmemesi, vatandaşlık hakkımızın ihlali ve yok sayılması manasına da gelmektedir.
Türk-İş tarafından yapılan bir araştırmaya göre; 2010 Mart ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 845,11 TL, yoksulluk sınırı ise 2 bin 752,80 TL dir. Oysaki ülkemizde milyonlarca emeklinin aylık geliri açlık sınırının da çok altındadır. Geçmişte çalışanlar ve emeklilerin milli gelirden aldıkları pay %42 iken günümüzde %17’lere düşmüştür.
Milli gelirdeki artıştan payımıza düşenin bizden esirgenmesi, aynı zamanda bu artıştan pay alan bir avuç küçük azınlığa hakkı olandan fazlasının verilmesi anlamına gelmektedir. Oysaki anayasamızın 10.maddesi, …devletçe Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz…” demektedir. Bizden esirgenenin, başkalarına hakkı olandan fazlası olarak verilmesinin hiçbir hukuki ve insani dayanağı yoktur, olamaz.
Bu koşullarda, anayasadaki “sosyal devlet ve sosyal adalet ilkesi” ile “eşitlik ilkesi” gereğince biz emekliler ile dul ve yetimlerimize enflasyon + milli gelirdeki büyüme kadar yıllık artış yapılması gerekir. Oysaki emekli olduğum 2001 yılından beri sadece enflasyon oranında maaşıma yıllık artış yapılmaktadır ki bu tutum adil değildir. Kaldı ki resmi enflasyon oranının, sokaktaki yaşamımızda karşılaştığımız gerçek enflasyon oranının çok altında olduğu inkâr edilemez bir gerçektir”.
 
Dava 14 No’lu İdare Mahkemesi’nde görülecek. Gür buradan da ret kararı çıktığı takdirde davayı AHİM’e taşıyacağını da söyledi.

Etiketler: insan hakları, çalışma hayatı
Nefret