01/07/2020 | Yazar: Ezgi Epifani

“Benim insanlığımı tamamen kabul etmeyenlerin benden kibarlık beklemesine izin vermeyi reddediyorum” diyor.

Mona Eltahawy kibarlık siyasetinizi de alıp defolup gitmenizi istiyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

*Leila Ettachfini’nin 27 Aralık 2019 tarihli ve “Mona Eltahawy Would Like You to Fuck Right Off With Your Civility Politics” yazısını Ezgi Epifani KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

Mona Eltahawy son on yılını bilerek kaba olmaya harcadı.

Mısırlı-Amerikan yazar ve konuşmacı daha genç ve daha kibarken, sekiz yıl önce Arap Baharı sırasında, Tahrir Meydanı’nda Mısır devrimini haberleştirirken isyan polisi tarafından alıkonuldu ve fiziksel ve cinsel saldırıya uğradı. Bu olay hem Eltahawy’nin kibar aktivizme karşı mücadelesinin hem de feminist bir ikon olarak yükselişinin başlangıcı oldu.  

Eltahawy son on yılda New York Times gibi kaynaklarda siyaset ve feminizm üzerine yazdı, TV haber ve talk şovlarına çıktı ve iki kitabını yayınladı (Headscarves and Hymens: Why the Middle East Needs a Sexual Revolution [Baş örtüleri ve Himenler: Ortadoğu’nun Neden Cinsel Devrime İhtiyacı Var] ve The Seven Necessary Sins for Women and Girls [Kadınlar ve Kız Çocukları İçin Yedi Olmazsa Olmaz Günah])

Zamanla ataerki ve onun neferlerine – kibar feminizme inanan beyaz kadınlara böyle diyor – siktirip gitmelerini söyleyerek daha da fazla tanınmaya başladı. Küfretmek Eltahawy’nin feminizminin çok önemli bir parçası ve son kitabının “Profanity (ağzı bozukluk)” adlı üçüncü bölümünün de konusu. İnsanlara “siktir git, kedicik” demekle tanınan Eltahawy’nin, Twitter’da 300.000’i aşkın takipçisi var.

“Benim tüm insanlığımı kabul etmeyenlere kibar olmayacağım” diye açıklıyor.

Bununla beraber Eltahawy’nin retoriği, şok etme potansiyelinden daha fazlasıyla güdülü. Kökü, dünya genelinde karşılaştığı korkunç cinsiyetçi deneyimlerde ve gelecekte hem kendisi hem diğer kadınlar için tüm bunları def etmeye olan bağlılığında.

VICE: Beni bir on yıl öncesine götürün. O zaman feminizminiz neye benziyordu ve sizi bugüne getiren nedir?

MONA ELTAHAWY: Her zaman feminizme doğru travmatize edildiğimi söylerim. Ailemin Kahire’den Londra’ya taşınmasına ve sonra İngiltere’den Suudi Arabistan’a taşınmamıza ve bu yolculuklarda neler öğrendiğime kadar geri gideyim. İngiltere’de öğrendiklerimden hızlıca bahsedecek olursam, Arap gibi gözüken kadınlardan beklentinin çok düşük olduğunu gördüm çünkü beyaz öğretmenlerim bana “Baban seni Kahire’den Londra’ya getirecek hangi işle meşgul?” diye sorup duruyorlardı. 

Hiçbir zaman annemin ne yaptığını sormadılar halbuki hem annem hem babam tıp alanında doktora yapmak için devlet bursuyla oradaydılar. 70’lerin ortasında Londra’da beyaz öğretmenlerimin hiçbirinin aklına annemin doktora yapıyor olabileceği gelmedi. Daha sonra bu sefer Suudi Arabistan’a taşındığımızda ne olduğunu gördüm. Annem artık araba süremiyordu. Bizi her yere götürmesi için tamamen babama bağımlı hale gelmiştik. O yüzden hem İngiltere’de hem Suudi Arabistan’daki bu arka arkaya deneyimler ataerkinin nereye giderseniz gidin evrensel bir olgu olduğunun hatırlatmasıydı. Ancak benim için hayatımın dönüm noktası 2009 ve 2010 yılları yani Mısır’da devrimin başladığı zamandır. Benim için devrim, kişisel olarak eski Mona’nın ölüşüne ve yeni Mona’nın ortaya çıkışına sebep olmuştur çünkü 2011 Kasım’ında yani tam sekiz yıl önce, Mısır isyan polisi beni dövdü, sol kolumu ve sağ elimi kırdı ve bana cinsel saldırıda bulundu. Ayrıca 12 saat boyunca alıkonuldum.

Hayatta pek nadiren öncesi ve sonrası olan bir an yakalarsınız; “Bu işte benim ânımdı” dediğiniz çok nadir an vardır. Ama o an benim ânımdı. Son on yıl işte benim hayatta kaldığım o andı ve eski Mona’nın ölüp yeni Mona’ın oluşa geçmesiyle hayatta kaldım.

O anda ne öğrendiniz?

Bence o an, eski Mona’nın – ki tüm güçlü yanları ve deneyimleri beni o ana getirdiği için çok müteşekkir olduğum Mona’nın – ölüşünün bana söylediği Audre Lorde’den öğrendiğim bir şeydi ve bence bunu hepimiz biliyoruz. Lorde, “Sessizliğiniz sizi korumayacak” demişti. Bence bana olan da buydu çünkü eğer o zamana kadar yaptıklarıma ve o zamandan beri yaptıklarıma bakarsanız, sıçarım böyle işe dediğimi görürsünüz. Artık beklemiyorum. Hepinize sıçayım. O zamandan beri feminizmime olan budur. Bu yüzden saçımı tam da orada kırmızıya boyadım çünkü “siktirin gidin, ben hayatta kaldım”. Kendime bir hediye olarak, saklanmıyorum. İki koluma da hayatta kalışımı ve bedenimin mülkiyetini geri alışımı kutlamak için dövme yaptırdım. O zamandan beri biliyorum ki, ataerkinin ağzına sıçalım türünde bir feminizmim var ve bunu sonraki on yıla taşımak istiyorum. Kendim için, feminizmin sonraki on yılda ataerkinin gözlerinin içine bakıp “seni mahvedeceğim” demesini istiyorum.  

O zaman sizi bugün tanındığınız türde feminizme iten o andı?

Tümüyle o andı çünkü isyan polisi tarafından etrafınız çevrildiğinde ve iki kolunuzu birden kırıp size cinsel saldırıda bulunduklarında, komiserleri sizi toplu tecavüzle tehdit ettiğinde, hepinizi sikeyim der hale geliyorsunuz. Burada kibar olacak ne var? Bunu yaşadığında ve ataerkinin ne yaptığını gördüğünde, kibarlığın sadece otoriteyi elinde tutanların iktidarını sürdürdüğünü fark ediyorsun. Tabii ki ataerkiyle beraber, ataerkinin yerini koruyan tüm tahakküm sistemlerini de. Yani, beyaz üstüncülük, kapitalizm, homofobi, sağlamcılık, İslamofobi gibi her tür dar kafalılıktan bahsediyorum. Ben benim insanlığımı tamamen kabul etmeyenlerin benden kibarlık beklemesine izin vermeyi reddediyorum. Bu yüzden kibarlığını da al ve siktir git diyorum. Benim insanlığımı kabul etmeyen kimseye kibar olmayacağım. Bu sebeple o an benim için, bir öncesi ve sonrası anıydı diyorum. Benim için her şeyi berraklaştırdı.

Peki insanlar kibarlığı umursamamanıza başta nasıl tepki verdi?

Duymak istemediler çünkü çoğu kişi mağduru oynamamı istedi ve de makbul mağduru oynamamı istediler. Tüm bunları söylemeden önce şunu da dile getirmem lazım, ben hayatta kaldım çünkü ünlüyüm, çünkü insanlar kim olduğumu biliyor, çünkü ayrıcalıklıyım. Sekhmet’in Memeleri adlı bir şiir yazdım ve bu şiir basitçe benim tüm bu öfkeyi bedenimden siktir edişimdi. (Sekhmet bir Antik Mısır tanrıçasıdır, koluma ilk onun dövmesini yaptırdım).    

Mısırlılar, devrimciler de dahil, bana “İğrençsin”, “Nasıl böyle şeyler yazabilirsin?” gibi şeyler yazmaya başladılar çünkü makbul mağdur olmamı istediler, o yüzden de böyle tepki verdiler. Dediğim gibi, sikimde bile değil. Tüm dünyaya ataerkiyi siktir edin diyorum. Tüm dünyaya siktirin gidin, bedenimle ne istersem onu yaparım diyen benim. Hoşuna gitmeyenler için de aman ne üzücü... Sonraki on yıla taşıyacağım mesaj budur.

2010’lar boyunca mesajınızın karşılanışının değiştiğini düşünüyor musunuz?

Bence dünyada öyle çok şey oldu ki insanların “ataerkiyi siktir edelim”i daha yüksek sesle söylememiz gerektiğine dair anlayışı canlandı. Birçok şeyle beraber, bir neden de Trump’ın başkan oluşudur. Trump, beyaz kadınların ataerkiye çok uzun zamandır geçit verdiğinin somut örneğidir. Kendisi gerçekten beyaz üstüncülüğün, kapitalizmin ve dar kafalılığın her daim burada oluşunun ama kişisel olarak can yakmıyorsa görmek istenilmediğinin somut örneğidir. Trump tek de değil. Mısır’da Abdel Fattah el-Sisi var, Suudi Arabistan’da MDS (Muhammed Bin Salman) var, Brezilya’da Bolsonaro var, İsrail’de Netanyahu var, İngiltere’de Boris Johnson, Çin’de Xi (JinPing) var. Bence insanlar tüm dünyaya bakınca fark ediyorlar.

Benim insanlığımı tamamen kabul etmeyenlerin benden kibarlık beklemesine izin vermeyi reddediyorum.

Tüm konuşmalarıma “ataerkiyi siktir edelim” diye başlarım ve ben “ataerkiyi siktir edelim” dediğimde insanlar, bu moment nedeniyle neyden bahsettiğimi şimdi anlıyorlar. O yüzden bu son on yılda değişen budur.

2018’de #CamideBenDe etiketini başlattınız. Neden cami içinden deneyimlere özel bir #MeToo etiketi oluşturma ihtiyacı duyduğunuzdan bahsedebilir misiniz? 

Twitter takipçilerimden biri, Mekke’de hac sırasında cinsel tacize uğradığını Facebook hesabından duyuran Sabica Khan isimli Pakistanlı genç bir kadın hakkında bir makale yolladı. Şimdi ben Müslüman bir soydan geliyorum ve bunu okuduğumda “taşak mı geçiyorsunuz ya?” dedim. Aman Allah’ım yani, böyle bir şey hâlâ oluyor.

1982’de ailemle İngiltere’den Suudi Arabistan’a taşındığımızda hacca gitmiştik. Sadece on beş yaşındaydım ve hac sırasında iki kez cinsel tacize uğradım. İmanınızın beş şartından birini yerine getirirken iki kez cinsel tacize uğramak korkunç bir şey. Bunun hakkında konuşabilmek yıllarımı aldı. Sabica’yı duyduğumda dayanışmanın vaktidir diye düşündüm. Etiketi başlatmamın en büyük sebebiyse, Me Too hareketi içerisinde Müslüman kadınlar için bir alan yaratmak istememdi. Çünkü hepimiz biliyoruz ki Me Too hareketini Tarama Burke 2006’da genç siyah kadınlar için başlattı. Bu yüzden zengin, beyaz ve ünlü olmayan kadınlarla konuşmaya başladı. Ancak 2017 sonuna doğru zengin, beyaz ve ünlü kadınlar Harvey Weinstein hakkında açıklamalarda bulundular. Bunu yaparken çok cesurdular ancak geldikleri yer çok farklıydı ve hareket zamanla çok beyaz, zengin ve ayrıcalıklı bir his vermeye başladı. Me Too zengin, beyaz ve ünlü olmayan, engelli, yoksul, Müslüman, kuir kadınlar içindi. Bu yüzden Camide Ben De etiketini başlattım.

Geçen on yılın büyük bir kısmını hem “Batı”da hem Arap dünyasında cinsiyetçiliği eleştirerek geçirdiniz. İki toplumun da eksik taraflarını vurgulamak sizin için neden bu kadar önemli?

Söyleyeceklerim beyaz olmayan kadınların geneline hitap edecek ama Camide Ben De’den bahsettiğimde özellikle dile getiriyorum. Müslüman soylu kadınlar iki arada bir derede kalıyorlar. İşte bu yüzden sözde Batılı olan ve olmayan bağlamlarda ataerkiyi bağlantılamak benim için bu kadar önemli çünkü derenin bir tarafında “orayı” işaret eden bir grup ırkçı ve İslamafobik var ve işaret edilen orası ise Batılı ve beyaz olmayan her yer.

Bir de, “orası o kadar berbat bir yer ki oradaki kadınları kurtarmamız gerekiyor” diyorlar. Ancak oradaki ne kadınlar ne kadın düşmanlığı ne de ataerki siklerinde. Diğer taraf ise biliyorsunuz, bizim sözde cemaatimiz, ki orası da bizi siklemiyor, ama kötü görünmemek için bizi susturmak istiyor. Bana “bu konuda konuşma artık Mona çünkü bizi kötü gösteriyorsun” diyecekler. Onlara bize karşı koz veriyorsun diyecekler. Ben de “sağ kanadı da sikeyim, cemaatteki kadın düşmanlarını da” diyorum. Yani özetle, derenin iki tarafını da sikeyim.

Bu yüzden Trump seçildiğinde “Amerika’ya geri taşınacağım çünkü beyaz kadınları kurtarmam lazım çünkü feminizmin onlar için neler başardığı konusunda hayal görüyorlar” dedim. Feminizmleri öyle kibar ki. Trump’a oy veren beyaz kadınlara ataerkinin neferleri ve dalkavukları diyorum.

Peki önümüzdeki on yılda feminist harekette ne gibi değişiklikler görmek istersiniz?

Daha çetin ve agresif olmamız gerekiyor. Bu yüzden bu kibarlık meselesi benim için bu kadar önemli. Hem seyirciye açık konuşmalarımda hem röportajlarımda herkese, dünyada odaklanmamız gereken çok fazla feminist kahraman olduğunu ve onların en iyi yöntemlerini benimsememiz gerektiğini hatırlatacağım. Feminizm beyaz olmayan kuir aktivistlerin öncülüğünde olmalı.

Beyaz olmayan kuir aktivistlerden bahsederken, özellikle şu an hapishanede olan Ugandalı feminist Dr. Stella Nyanzi’yi düşünüyorum. Kendisi şu an hapishanede çünkü ülkesinin otuz yıldır iktidarda olan diktatörünü gücendirdi.

Bu adamı, tüm dünyada benimsememiz gerektiğini düşündüğüm bir strateji kullanarak gücendirdi. Bu stratejinin adı radikal kabalık ve radikal kabalık bana sormuş olduğun Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki ataerki, Amerika Birleşik Milletleri’nde ve sözde Batı’daki ataerki sorununun özüne inen bir strateji. Ataerki evrensel bir mesele ve tüm dünyada ataerkinin bizden talep ettiği, Stella Nyazni ve radikal kabalığın tahrip ettiği bu tarz bir kibarlık ve incelik.    

İnsanların Stella Nyazni’ye kulak vermesini ve yanlısı olduğu radikal kabalığı benimsemeye başlamasını istiyorum. Bizi ezenlerin gözlerinin içine bakmalarını ve siktir git demelerini istiyorum. Gelecek on yıla mesajım budur.

Gelecek on yılda feminizmin küresel bir güç olmasını istiyorum. Ataerkinin evrensel olması gibi feminizmin de evrensel olmasını istiyorum. Birlikte çalışan otoriter ataerkiller gibi feministler de beraber çalışmak zorundalar. Feminizmin güçlü kadın tanımlarını alaşağı etmesini istiyorum çünkü meclise daha fazla kadın talep etmekle kalmaktansa, ataerkiyi sürdürecek değil parçalayacak daha fazla kadın için zorlamalıyız. Sırf kadın diye kadın başbakan ya da kadın devlet başkanıyla ilgilenmiyorum.

Feminizmin saygısız ve agresif olmasını, karşı koymasını, başkaldırmasını ve alt üst etmesini istiyorum. Çok az insanı zorlayan kibar bir feminizm istemiyorum. Çok fazla ülke silahlı kuvvetlerinde kadınların olmasıyla böbürleniyor. Ben bir anarşistim ve askeriyeye karşıyım ve kadınların sadece ataerki adına şiddet göstermeye izni olduğunu hatırlatmak istiyorum. Ordu da buna bir örnektir. 

Feministler olarak ataerkiye karşı gelmeye ve onunla mücadele etmeye hakkımız var. Kasım’da Avustralya’da bir televizyon şovunda sadece: “Erkekler tecavüz etmeyi bırakana kadar kaç erkeği öldürmemiz gerekiyor?” diye sorduğumda şovun bu bölümü, konuşma özgürlüğüne değer veren, görünürde demokratik Avustralya’da yasaklandı. Bir feminist, erkeklere karşı bir şiddet senaryosu ortaya attığında işte bu oluyor, ki erkeklere yönelik hayali şiddet kadınlara karşı gerçek olan şiddetten daha fazla öfke uyandırıyor.

Ataerkiyi feminizmden korkutun. Her yerde.


Etiketler: kadın, dünyadan
Nefret