07/07/2020 | Yazar: Ezgi Epifani

Nasıl oluyor da LGBTQ+ Müslümanlar bu bağlama oturtuluyor ve kendilerine Sarah Hegazi’ye yapıldığı gibi böylesine kötü muamelede bulunuluyor?

Müslüman alanlarda homofobi ve transfobi ile mücadele etmek Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Sarah Hegazi’nin Anısına…

*Junaid Jahangir’in 30 Haziran 2020 tarihli ve https://missmuslim.nyc/challenging-homophobia-and-transphobia-in-muslim-spaces/ linkli yazısını Ezgi Epifani KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

Mısırlı bir LGBTQ+ aktivisti olan 30 yaşındaki Sarah Hegazi, Kanada’da yakın zamanda vefat etti. Lübnanlı müzik grubu Mashrou Leila’nın halk konserinde gökkuşağı bayrağı salladığı için bir Mısır hapishanesinde elektrik şoklu işkenceye maruz bırakıldı. Gördüğü işkenceden unutamadığı anılar kendilerini “kabuslar, depresyon ve panik atak” olarak gösterdi. Bunun üstüne, Kanada’ya varmasından bir hafta sonra annesi kanserden öldü. 

Mashrou Leila’nın baş solisti Hamed Sinno, Sarah’ya yönelik Allah’a karşı gelerek yaşadığı için öldüğü yorumlarına acı içinde sitem etti.

Rastgele vuku bulan musibetleri ve hastalıkları önlemek için yapabileceğimiz çok bir şey yoktur ancak kontrolümüzde olan şeyler de vardır. Birlikte yaşadığımız insanlara farklılıkları yüzünden çektirdiğimiz acı Allah’ın değil bizim yaptığımız şeylerdir.

Uzun zamandır homofobik tutumlarına karşı çıkılmayan bir gençlikten çok fazla homofobi çıkması talihsiz bir şey. Sistemli bir şekilde ırkçılığı ve cinsiyetçiliği meşrulaştıran kurumların her geçen gün daha çok sorumlu tuttuğu bir dünyada, bu talihsiz bir şeydir.

Mesela, tamamen erkeklerden oluşan panellere kadınların seslerinden yoksun olduğu için hesap sorulmaktadır. Benzer olarak, son zamanlarda devam eden Black Lives Matter (Siyahların Hayatları Değerlidir) protestoları bağlamında bazı Müslüman Öğrenci Dernekleri (Muslim Student Associations), meclislerinde çeşitlilik olmaması sebebiyle yerel camileri sorgulamaktadırlar. Bunun üzerine bazı camiler de, Müslüman topluluklarında ırkçılığın üzerine gitmek için çaba göstermektedirler.

Camilerin birinden gelen mesaj şöyledir:

“… Irkçılık gibi büyük bir sorunun üzerine en ön safta giden bizler olmalıydık ve de topluluğumuzda olumlu değişimlerin liderleri olmalıydık, … Peygamber (sav) ırkçılığı görüp ona karşı ilk harekete geçen olmuştur, buna rağmen camide, okullarımızda ve evlerimizde yani kendi aramızda geçen günlük hayatımızda hâlâ ırkçı tutumlar görüyoruz. Hepimizin ırksal adaletsizliklere, örtük ön yargılara ve sistematik orantısızlıklara karşı durma sorumluluğu vardır.”

Yine, Dr. King’in hatırlandığı ancak işlerine gelmediği için Bayard Rustin’in dışlandığı Medeni Haklar Hareketi (Civil Rights Movement) bağlamında olduğu gibi, Müslüman topluluklar da cinsiyetçilikle ve ırkçılıkla fiilen mücadele ediyor ancak homofobi ve transfobinin Sarah Hegazi’ye yaptığı gibi hayatları mahvetmeye devam etmesi (çoğunlukla) göz ardı ediliyor. 

Sanki cemaat bazı hayatların diğerlerinden daha değerli olduğuna karar vermiş gibi. Kuran ve Arapça konusunda oldukça bilgili olan kişiler, sırf cinsel yönelimleri nedeniyle topluluk mevkilerinden dışlanıyor. Biraz olsun tahammül göstermek için bu insanlardan kendilerini tekrar gizlemeleri bekleniyor.

Çoğu kişi iyiliği emredip kötülüğü yasaklama gücünü İslam’ın etik anlayışından aldığına inanıyor ve dışlayıcı tavır ve davranışlarını buna dayandırıyor. Halbuki İslam, bir kişinin baskıcı gerçekliklere karşı baş kaldırdığı anlatılara dayanır.

Mesela hem cinsiyetçiliği hem ırkçılığı düşünün. İslami metinlerde erkeklerin kadınların giyinişlerini denetleme, davranışlarını izleme ve cinsiyetçi klişeleri sürdürmelerine izin veren yeterince ayet var. Benzer olarak, siyah karşıtı ırkçılığı meşrulaştırmaya da izin veren yeterince metin var. Bu gibi siyah karşıtı klişeler ve cinsiyetçi klişeler bugün bile bazı Müslüman vaizler arasında bulunmaktadır.

Yine de Müslümanlar, kadınlara zihinsel eksiklik atfeden ya da siyahlara ilkel nitelikler atayan metinleri bilinçli bir şekilde reddederler. Cinsiyetçilik ve ırkçılık gibi ön yargılardan kurtulmayı destekleyen metinleri zikrederler.

Aynı şey İslam’daki diğer meseleler için de geçerlidir. Faizcilik, Allah ve peygamberine savaş açmakla bir tutulurken zorunluluk haline dayanan argümanlar, itibarlı İslam bilginleri tarafından faiz bazlı ipoteklere izin vermek için destekleniyor.

Benzer olarak, mastürbasyon konusunu düşünün. Koca bir argüman silsilesi birinin bu konuda durduğu yeri desteklemek için sıraya dizilebilir. Bazı katı tefsirciler mastürbasyonu cehennemde işkenceyle ilişkilendiren metinlere atıf yaparken, diğerleri bu eylemi tiksindirici bulmakla beraber zorunluluk halinde izin verilebilir gören hükmi fikirlere işaret ediyor. Bazıları da hâlâ, birilerinin vücut sıvılarını dökmesinde hiçbir sorun görmeyen sahabelerin metinlerine atıf yapıyor

Bunlara rağmen, konu LGBTQ+ Müslümanlar olduğunda bu argüman çeşitliliği önemsenmiyor. İslam birdenbire billur gibi apaçık oluyor; eşini dövmeye ve Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmemeye dair ayetler söz konusu olduğunda başvurulan tüm o nüans ve bağlamlar görmezden geliniyor. 

Bu sebeple, Müslümanların kendi homofobi ve transfobileriyle mücadele etmelerinin ne kadar önemli olduğunu daha fazla vurgulamak mümkün değildir. Bununla beraber, Black Lives Matter hareketi, statükoya meydan okuyacak zor konuşmaları yapma yükünün sistematik ayrımcılık altında halihazırda acı çekenlerin üzerine yüklenemeyeceğini haklı olarak göstermiştir. 

Akademik emek okunmak için oradadır. Scott Kugle’ın kitabı 2010’da yayınlanmıştır. Samar Habib’in işi on yıldır oradadır. Jahangir ve Abdullatif’in başyapıtı İslam Hukuku ve Müslüman Hemcins Birliktelikleri neredeyse üç yıldır oradadır. Bu yüzden yükümlülük, Müslüman ve LGBTQ+ dindaşlarıyla dayanışmak için üstlerine düşen görevi yapması gereken Müslüman çoğunluğun üzerindedir. 

ISIS gibi radikallerin bir strateji olarak benimsediği Lut Kavmi ile ilgili ayetleri bağlamdan koparmak ve Arapça’yı dikkatlice okumak için hiçbir özen göstermemek yerine, Müslümanlar Lut Kavmi’nin davranışları hakkında bilgi veren Kuran anlatısı üzerine derince düşünmelidir. 

Kuran, Lut Kavmi’nin Lut’u misafirlerine koruma sağlamaktan men ettiğini (15:70), Lut’un misafir ağırlamaktan rahatsız olduğunu (11:77), kavminin misafirler için koşarak evine geldiğini (11:78), Lut’un misafirlerini koruyacak gücü olmamasına yönelik endişesini belirttiğini (11:80), kavminin çıkış yolunu engellediğini ve halk meclislerinde kötülükler yaptığını (29:29) vurguluyor.  

Peki nasıl oluyor da LGBTQ+ Müslümanlar bu bağlama oturtuluyor ve kendilerine Sarah Hegazi’ye yapıldığı gibi böylesine kötü muamelede bulunuluyor?

Bir kişi Kuran’ın LGBTQ+ tefsirine ikna olmasa bile, hayatlarını kabalıkla ve terbiyesizlikle ilişkilendirseler bile, Müslüman kurumlarda İslami etik anlayışı gittikçe artan homofobik ve transfobik tutumlara karşı çıkmak için yeterince mevcuttur.   

Birkaç yıl önce Müslüman akademisyen Leyla Jagiella, Hellmut Ritter’ın The Ocean of Soul (Ruhun Okyanusu) kitabından bir pasaj paylaşmıştır. 269. sayfada Şafi bir alime kısaca değinen şöyle bir anlatı vardır:

Abd al-Wahhab al-Thaqafi anlatıyor:

“Üç erkek ve bir kadın tarafından taşınan bir tabut gördüm. Kadının yerini aldım ve mezarlığa doğru yürüdük, ölü adam için dua ettik ve onu gömdük.

Sonra kadına: ‘Adam neyindi?’ diye sordum.

‘Oğlumdu.’ dedi.

‘Hiç komşunuz yok muydu?’ diye sordum.

‘Vardı ama ondan nefret ederlerdi.’ dedi.

‘Nasıl biriydi ki?’ diye sordum.

‘Mukhannath’tı’ (cinsellik satan efemine genç erkek) dedi.

Sonra onun için üzüldüm, onu evime aldım ve para, tahıl ve giysi verdim. Aynı gece bir imgelem gördüm, dolunay gecesi bembeyaz giyinmiş ay gibi biri bana doğru geldi ve teşekkür etti.

‘Peki sen kimsin?’ diye sordum.

‘Ben bugün gömdüğün fahişeyim. İnsanlar benden nefret ettiği için Allah bana acıdı.’ diye cevap verdi.”

Sarah Hegazi aramızdan ayrıldı ancak başka bir Müslüman gencin aynı şeyi yaşamamasını temin ederek Sarah’yı onurlandırabiliriz. Sarah huzur içinde uyusun ve Allah bize İslam adına meşrulaştırılan bu zulme karşı durma cesareti versin.


Etiketler: insan hakları, yaşam, din/inanç
Nefret