07/12/2006 | Yazar: Murad Esin

‘Doğruldu ve pantolonunu çekip çıktı. Limana yanaşan gemiden inip karaya ayak bastığı o günün heyecanını duyarak bir başka odaya girdi. Bacakları titriyordu. Bu oda daha karanlıktı ama onu içeri çeken ellerin duygusuzluğu önceki odadakilerin aynısıydı. Vücudunda gezinen eller ona büyük bir haz yaşatıyordu. Eller görevlerini yapmaya başlamışlardı işte.’ Murad Esin’in kaleminden 1 Aralık öyküsü.

O Gece Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı ‘Doğruldu ve pantolonunu çekip çıktı. Limana yanaşan gemiden inip karaya ayak bastığı o günün heyecanını duyarak bir başka odaya girdi. Bacakları titriyordu. Bu oda daha karanlıktı ama onu içeri çeken ellerin duygusuzluğu önceki odadakilerin aynısıydı. Vücudunda gezinen eller ona büyük bir haz yaşatıyordu. Eller görevlerini yapmaya başlamışlardı işte.’ Murad Esin’in kaleminden 1 Aralık öyküsü.

KAOS GL

Murad Esin - ABD

''Bu yazı şu anda hastanede olan Roberto ve bütün AIDS hastalarının yaşam savaşlarına adanmıştır.''



Bu sinemanın adresini arkadaşlarından almıştı. Heyecanlıydı, meraklıydı. Acaba neler olacaktı? Ancak şundan emindi ki çok eğlenecekti. 19. caddeden Samson’a döndüğünde heyecanı bir kat daha artmıştı. Nihayet sinemanın önündeydi. Sinemaya benzemeyen bir girişi vardı. Ön camın arkasındaki küçük tezgahta bir kaç gey porno filminin resmi sıralanmıştı. Bu resimler dışında içeriyi görmek mümkün değildi. Siyah, tahtadan bir kapısı vardı. Açtı, içeri girdi. Kalbi hızla atıyordu.

İçerisi biraz karanlıktı. Karşısına bilet satılan bir pencere ve onun yanında yeşil renkli bir kapı çıktı. Duvarlar koyu sarı renge boyalıydı. Bilet satılan kısım bu koridordan bir camla ayrılmıştı. Bakılınca içerisinin rahat seçilemediği kirli bir camın arkasında üç kişi oturmuş konuşuyorlardı. 35 yaşlarında, kırları bol sarı saçları geriye taranmış, iki kulağı küpeli olan biletçiydi. 40’lı yaşlarda, sert tipli zenci 19 -20 yaşlarında sarışın bir çocukla konuşuyordu. Bilet istedi, adam parayı alıp bileti uzattı ve yeşil renkli kapıyı gösterdi. Sessizce teşekkür edip, kapıyı açtı.

Ana kapının açıldığı yer 8 – 9 metrekare büyüklüğünde bir yerdi. Arka arkaya sıralanmış 7 sıranın önünde 70 ekran bir TV duruyordu. Burası sinemaya pek benzemiyordu. En arka sırada çirkin denilecek 50’li yaşlarda bir adam kimseye aldırmadan mastürbasyon yapıyordu. Ön sıralarda 30’lu yaşlarında iki adam birbirlerine bakıyorlardı. Odadaki bir başka kapı başka bir yere açılıyordu. Merak etti. Kapıyı açtı ve içeri girdi. Daracık bir koridordan bir önceki odanın büyüklüğünde bir başka odaya geçiliyordu. Burası da loştu. İçeride 5 -6 kişi vardı. İkisi siyahtı, ötekileri 40’lı yaşlarda beyaz ve Asyalı tiplerdi. Bu odada da bir TV ekranından dışarıya yansıyan film oynuyordu. Bu odaya da girmedi. Odanın yanında tuvalet vardı, tuvaletin yanında aşağı inen merdivenler… Merdivenlerden indi. Karşısına 10 metrekare büyüklüğünde bir oda çıktı. Duvar kenarında kahverengi renkli okul sıralarına benzeyen, tahtadan uzunca bir sofa vardı. 20’li yaşlarda Asyalı bir genç kimseye aldırmadan, kendi evinde yatıyormuş gibi bu kirli tahta sıraya uzanmıştı. Gözleri yarı açıktı. İçeri girenleri kesiyordu. Bu odanın bir yanında başka odalara açılan bir kapısı ve diğer yanında tuvaletlerin olduğu küçük bir koridorla çıkışı vardı. Bir an önce tuvalete gitmesi, yanında getirdiği kokaini çekmesi gerekiyordu. Küçük koridordan tuvaletlerin olduğu kısma geçti. Kabinlerin birinde iki erkek vardı. Kapı açık olduğu halde kimseye bakmadan oral seks yapıyorlardı. Garipsedi ama heyecanı bir kat daha arttı. Diğer kabine girerek cebindeki poşeti çıkardı ve tuvaletin kapağını kapatarak yere çöktü. Kapağın üstünü eliyle üstünkörü temizleyerek poşettekini boşalttı ve bir pipetle hepsini hızla, derinden içine çekti. Her çekişinde beynine bir sıcaklığın yayılıyor, bu sıcaklık beyninden aşağıya, ayaklarına dek iniyordu. İki-üç defadan sonra kapağın üstünde hiçbir şey kalmamıştı. Ayağa kalktı, poşeti ve pipeti tuvalete attı, sifonu çekti, dışarı çıktı. Öteki kabindekiler çoktan çıkmışlardı. Lavaboya yöneldi. Anaya baktı. Yüzü kararmıştı, gözlerinin içindeki parlaklık sönmüştü. Annesini düşündü. Çocukluğuna dalıp gitti. Bir süre sonra hırıltıya benzeyen seslerle kendine geldi. Kafasını çevirdi, pisuarların yanında zevkle öpüşen iki kişiyi gördü. Düşünceleri bir anda kafasından uçtu. Zonklayan beyni geri dönmesini, öteki odaya gitmesini söylüyordu. Bu gece onun gecesiydi, annesi nerden aklına gelmişti ki? Küçük koridora geri döndü ve merdivenlerin bittiği yerde duvarları koyu mavi renge boyalı odaya geldi. 20’li yaşlardaki Asyalı genç uykuya dalmıştı. Kimseye aldırmadan uyuyordu. Koridora girdiğinde, küçük bir masanın üzerinde prezervatifleri gördü. Sadece baktı onlara. Beyni ona devam etmesini söylüyordu. Koridorda yürüdükçe karanlık çoğalıyordu. Koridorun üstünde başka karanlık odalara geçişi sağlayan küçük kapılar vardı. Bu açık kapılar daha çok dehliz girişlerini andırıyorlardı. İçeriden iniltiler geliyordu. Başka bir koridora geçti. Kapısı açılabilen 8 kabin vardı. Bir de öteki koridorun karanlık odalarının arka girişleri... Kabinlere doğru yöneldi. Bu arada beyninin uyuştuğunu hissediyordu. Uyuşma yavaş yavaş omuzlarına doğru iniyordu.

Bir kabine yöneldi. İçeride iki kişi sevişiyordu. Yaratığa benzeyen 60’lı yaşlarda 3–5 adam da onları izliyordu. Hepsi çok çirkindi ve ölüm meleğini andırıyorlardı. Oysa onun ölümü düşünecek vakti yoktu, geri döndü ve karanlık odalardan birine girdi. İnlemelerle karışık hırıltıların geldiği tarafa yöneldi. Karanlıktan pek bir şey görülmüyordu. Zevk iniltilerinin taştığı odada 5- 6 kişi vardı Bunlara dokunarak aralarında girdi. Bir el çekti onu ve duvara yasladı. Karşı koyamıyordu. Bir başka el pantolonunu indirdi, bir diğeri kafasını duvara bastırdı. Canı acımıştı. Birden iç çamaşırının indirildiğini fark etti. Bir kaç el daha üzerinde dolaşıyordu. Korkuyordu, ancak uyuşan beyni düşünmesine engel oluyordu. Bıraktı kendini. Birden gemide çalıştığı yıllara hatırladı. 24 yaşındaydı, Lizbon limanına ilk gelişiydi. Nasıl da heyecanlıydı. Dalgaların gemiye sessizce vuruşunu seyrediyor ve sarsılan gemiyle birlikte o da sarsılıyordu. Uzaklara bakıyordu. Şehrin gürültüsünü hissediyordu. Dalgalar hırçınlaşmıştı, onu sarsıyordu. O sarsılmanın verdiği hafif mide bulantısına rağmen Lizbon’da olmanın verdiği zevkin tadını çıkarıyordu. Her dalganın gemiye vuruşuyla içine bir başka heyecan yayılıyordu. Ülkesi geldi aklına sonra; çocukluğu, annesi, kardeşleri… Annesinin yüzü karşısındaydı. Ağlayacaktı ancak ağlayamıyordu, ağzındaki sertlik nefes almasına bile izin vermiyordu, anne diyemedi. Birden dalgaların hırçınlığı ile yere yıkılmak üzere olduğunu anladı, adım atmayı denedi, kollarını saran eller bırakmadı. İlk cinsel ilişkisini hatırladı, o andaki hazzı… Ağzında, midesinde. Midesinden ayaklarına bir sıcaklığın gittiğini hissetti, çok zevkliydi. Kelimelerle anlatılmazdı, ona buranın adresini veren arkadaşları Pepe ve Jose haklılardı, bu çok zevkliydi, ancak daha çok zevk alabilirdi.

Kollarını tutan eller üzerinden çekildi. Doğruldu ve pantolonunu çekip çıktı. Limana yanaşan gemiden inip karaya ayak bastığı o günün heyecanını duyarak bir başka odaya girdi. Bacakları titriyordu. Bu oda daha karanlıktı ama onu içeri çeken ellerin duygusuzluğu önceki odadakilerin aynısıydı. Vücudunda gezinen eller ona büyük bir haz yaşatıyordu. Eller görevlerini yapmaya başlamışlardı işte. Bu odanın öteki odalardan daha kalabalık olduğunu hissetti ve daha çok heyecanlandı. Değişik ellerin üzerinde gezdiğini ve her birinin ayrı şiddeti olan sarsıntıları yaşıyordu. Çocukluğu, aşkları, erkekleri geliyordu aklına. Daha fazlasını istiyordu. Bu gece bütün karanlık odaları dolaşmalıydı. Bütün kabinlere girmeli, bütün sinema salonlarını gezmeliydi. Çünkü bu gece onun gecesiydi; istediği kadar yaşamalıydı. Yaşadı da…

Saatlerin nasıl geçtiğini oradaki herkes gibi o da anlamıştı. Birden burnuna sigara, sperm, sigara, marihuananın birbirine karıştığı keskin bir kokunun geldiğini ve genzinin yandığını hissetti.

Neyin nesiydi bu koku?

İçini yakıyordu. Nefes borusundan aşağı inerken midesi bulandı, kusmaya başladı ve odayı fark etti. Elbisesi hemen hemen yırtılmış gibiydi ve üstüne spermler yapışmıştı. Yüzüne dokundu, pekmez kalınlığında bir sperm tabakası saçlarından aşağıya damlıyordu. Mahvolmuştu. Kusmaya başladı. Tuvalete koştu, aynaya baktı. Kimdi bu adam? Tanıyamadı.


Odanın ışığının yanmasıyla uyandı. Kapıdan içeriye giren 30’lu yaşlarda, güler yüzlü hemşire ona ilaç saati olduğunu söyledi. Bir şey diyemedi, çok terlemişti. Yastığının ıslaklığını hissetti. İlaçlarını aldı. Hastanede olduğunu hatırladı. Geçen hafta yatırmışlardı onu. Doktorlar test için kan almışlardı. Testlerin sonucunu iki gün içinde alacaktı. Çok kilo kaybetmişti. Virüs, vücudunu çok zayıf düşürüyordu. Çeşitli hastalıklardan dolayı defalarca hastaneye yatmıştı. 4 ay önce de kanser şüphesiyle testler olmuştu ancak bir şey çıkmamıştı. Şimdiki test sonuçları ise onu korkutuyordu.

HIV+ olduğunu öğrendiği günü hatırladı. Şiddetli karın ağrısı ve aşırı terleme nedeniyle doktora gitmişti. Doktoru, kan tahlillerinin sonuçlarını açıklamak için çağırmıştı onu. Bir kayıtsızlık içinde doktorun karşısına otururken o sandalyeden bir daha kalkmayacağını düşündü. Doktor konuştukça odanın duvarlarının üstüne yıkıldığını hissediyordu. Konuşma bittiğinde odanın tavanı üzerindeydi. Bu tavanla birlikte sanki dünya da başına yıkılmıştı. O odadan çıktıktan sonra uzunca bir süre eve gidememişti. Saatlerce yürüdüğünü, sonunda yorgunluktan bir düşüp kaldığını, polislerin onu uyandırdığını hatırladı. Keşkeler aklında sıralanıyordu. Oysa olan olmuştu!

Hastalığı gittikçe ilerlemişti. Artık kemikleri sayılıyordu. Kendini çok çirkin hissediyordu. Ellerine baktı, parmaklarında et yok gibiydi. Beş tane kemik sıralanıyordu yalnızca. Patronunu hatırladı sonra. İşten kovulmuştu, kaldığı odanın kirasını ödeyemeyecekti. Birden karnındaki ağrı şiddetlendi ve öksürmeye başladı. Ciğerleri, midesi dışarı fırlayacak gibiydi. Saçlarını yokladı, dökülmüşlerdi. Kaşları da yoktu artık. Elmacık kemikleri çıkmıştı, çenesine doğru yüzünün iki yanında derin bir çukur oluşmuştu. Elini dudaklarına götürdü, kuruydu. Dudaklarının kenarında çıkan yaraların hafif sancısını hissetti ve ölüm geldi aklına!

Ne zaman ölecekti? Bunu düşündü ve yıllar önce okuduğu bir şiiri hatırladı:

‘Yarım saniye, bir saniye, bir dakika, bir yüzyıl uyumak istiyorum.

Fakat herkesin benim yaşıyor olduğumu,

Sanki dudaklarımda altın bir yemin olduğunu,

Sanki benim batı rüzgârının küçük arkadaşı olduğumu,

Sanki gözyaşlarımın bir fil büyüklüğündeki gölgesi olduğumu bilmesini istiyorum.



Çünkü elmaların uykusunu uyumak istiyorum.

Ve benim dışımdaki tüm yeryüzünü temizleyecek kederli bir şarkı söylemek istiyorum,

Çünkü kalbini denize kadar açan bir çocuğun gölgesi ile yaşamak istiyorum.’*



*Karanlık Ölümün Gazeli (Gacela of the Dark Death) – ''Federico Garcia Lorca'' (Çev:TY)



Etiketler: insan hakları, sağlık
Nefret