18/07/2008 | Yazar: Kaos GL

‘Bileğim yanıyordu. Kaldıramadım bakışlarımı. Kapadım gözlerimi. Kalbim patlayacakmışçasına genişliyor ama patlamıyor birden büzülüyor, içimi kurutuyordu.

“Bileğim yanıyordu. Kaldıramadım bakışlarımı. Kapadım gözlerimi. Kalbim patlayacakmışçasına genişliyor ama patlamıyor birden büzülüyor, içimi kurutuyordu. Parmakları kolumda daireler çizerken kırmızı olmuştu göz kapaklarımın içi. Her yer kırmızıydı ve her yer O’ydu.” 3. Kadın Kadına Öykü Yarışması’nda birinci seçilen öykü...

Rumuz: Angelique

''3. KADIN KADINA ÖYKÜ YARIŞMASI – Birincilik Ödülü” – 2008

ASLI’NIN SABAHI: Siyahtan başka renk giymeyen ben o gün bembeyaz giyinmeye karar verdim. Boyundan ince bir iple bağlanan, göğüsten büzgülü, etekleri uçuşan beyaz bir elbise seçtim. Gözlerimi siyaha, dudaklarımı kırmızıya boyayıp, topuklu sandaletlerimi geçirdim ayağıma. Çıktım evden. İstanbul en sıcak yazlarından birini yaşıyordu. Güneş omuzlarıma değdikçe biraz daha yanıyordum. Kitapçılar, kahveler, ara sokaklar, şemsiye altları, pasajlar... Dolaştım. Dili dışarda yürüyen köpekler, sıcağa direnen milli piyango satıcıları, yapış yapış olmuş camekanlarda tatlılar, limonata, nane yaprağı... Dükkanlara gire çıka, bir şeyler alıp çantama ata ata, tünele kadar gelmiştim. Sıcaktan en uzak yerdi tünel o anda. Gölgede serin bir masaya oturup buz gibi bir vişne votka söyledim. Kitabımı çıkardım çantamdan. Okumaya ve içmeye başladım. Ne kadar zaman geçti, kaç kadeh gitti geldi, kaç sayfa çevirdim... Serinlik çöktükçe masalar dolmaya başlamıştı. Hararetli sohbetlere kahkahalar karışıyor, çınlayan bardak sesleri kulağımda hoş bir tını oluşturuyordu. Kalkmalıydım artık. Hesabı istedim. Başım dönüyordu hafiften ve bu bana öyle büyük bir keyif veriyordu ki, kollarımı iki yana açarak döne döne dans etmek istiyordum. Yaklaşık on dakika yürümüştüm ki birinin adımla seslendiğini duyup sesin geldiği yöne döndüm:

- “Aslı!”

O’NUN SABAHI: Her zaman zar zor uyanan uykucu ben o gün sıcaktan uyanıverdim nemli yatağımda. Güneş kalın perdelerimi zorluyordu adeta. Aman tanrım o nasıl bir sıcaktı! Kalktım. Alelacele bir duş alıp çıkmaya karar verdim evden. Akşama Beyoğlu’nda bir terasta hoş bir parti vardı. Parti saatine kadar dükkanları dolaşıp vakit geçirmeyi planlıyordum, biraz da alışveriş yapardım hem. Ismarladığım plaklar eskiciye gelmiş olmalıydı. Genelde hep beyaz giyinmeme rağmen sıcağa uygun ateş kırmızısı cüretkar bir elbise giymeye karar verdim o gün. Açık topuklu sandaletlerimi ayağıma geçirip fırladım evden. Plakçılar, eskiciler, mağazalar, henüz açılmamış barların gölgelikleri... Dolaştım. Gereksiz yere bir sürü para harcayıp rahatladıktan sonra Cihangir’e, her zamanki serin kahveme gitmeye karar verdim. Bana o an için en serin yer gibi görünmüştü. Her zamanki kahvemde her zamanki yerime oturdum. Limonatam ve türk kahvelerim eşliğinde günlük gazeteleri en ince ayrıntısına kadar okudum bitirdim; ta ki güneş çekilmeye başlayıp parti vaktine az bir zaman kalıncaya dek.

ASLI’NIN RASTLANTISI: Bu uzun süredir görmediğim liseden arkadaşım Zeynep’ti. Bir kadının koluna girmiş bana gülümseyerek yaklaştı.

- “Aaaaaa!!!” dedim heyecanla. “Naber?”

- “İyiyim canım, ne kadar uzun zaman oldu, ne kadar değişmişsin” diyerek şaşkınlık ve hayranlıkla baktı bana.

- “Teşekkür ederim, biraz değiştim işte” diyerek gülümsedim.

Uzun süredir görmediğiniz biriyle karşılaştığınızda o şaşkınlık ve sevinç anının bitiminde karşılaşılan tıkanma noktasında, birbirimizin suratına baktık ‘şimdi ne desek’ diye. Sözü alan o oldu:

- “Tanıştırayım” dedi “Özlem bu Aslı. Aslı, bu Özlem.”

- “Ah memnun oldum” dedim. Özlem de başını hafifçe yana eğerek gülümsedi. Ben de memnun oldum gibilerinden bir şeyler geveledi.

Zeynep:

- “Biz birkaç arkadaşla buluşmaya gidiyorduk. Sen de bizimle gelsene, çok hoş bir yer, teras inanılmaz ferah ve serin” dedi.

Bu teklif hoşuma gitmişti. Serin ve ferah bir yerde bir kadehçik daha içip eskilerden laflamanın pek de bir zararı olmazdı ne de olsa.

- “Peki” dedim “hadi gidelim.”

O’NUN SIKINTISI: Cihangirden Beyoğlu’na çıktım acele etmeden. İstiklal Caddesi hayli kalabalıklaşmıştı güneş yavaş yavaş çekilirken. Partiye yalnız gidiyordum ve bu yüzden biraz gergindim. Herkes soru soran gözlerle boş koluma bakacaktı ve herkese tek tek açıklamak zorunda kalacaktım. “Ayrıldık!” diye. Derin bir nefes alıp hiç bitmeyecekmiş gibi duran merdivenleri çıkmaya başladım.

ASLI’NIN SÜRPRİZİ: Birlikte yürümeye başladık. Ara sokaklardan birine sapıp, eski koca kapılı apartmanlardan birine girdik. Bana o an için milyonlarca gelen sayıdaki merdivenleri çıkıp nihayet terasa ulaştık. Terasa açılan kapının eşiğinde dikilip durdum bir an. Ortam gerçekten kalabalıktı ve tek bir erkek bile yoktu. Sarı, siyah, kırmızı, mor, pembe renkteki saçları, uzun kısa boyları, büyük küçük göğüsleri, boyalı boyasız dudakları, etekleri pantolonları, topuklu topuksuz ayakkabılarıyla onlarca kadın... Kiminin elinde bir kadeh barda dikiliyor, kimi kenarlıklara yaslanmış ortalığı izliyor, bazıları öpüşüyor ya da şezlonglarda yan yana uzanıyor... Muazzam bir görüntüydü karşımdaki. Güneş bu kadınların üzerinde batarken kafamı çevirip Zeynep’e soru işaretleri taşan gözlerimle baktım. Zeynep:

- “Alışık olduğun yerlere benzemiyor, değil mi?” diye sordu.

- “Evet” dedim “ve bu harikaaa!!!”

- “Tamam o zaman hemen getiriyorum içkilerinizi” dedi Zeynep

O’NUN GÖRDÜĞÜ: Bir içki alıp muhteşem manzarayı seyretmeye başladım kuytu bir köşeye saklanıp. Kapıdan girenlere başımla gülümseyerek selam veriyordum. İdare etsinler bununla diye düşündüm; şimdilik ortaya çıkıp soru-cevap yumağı olmaya gerek yok. Kapıdan biri girdi tam kadehimden son yudumumu içerken. Takıldı boğazıma o yudum, bakakaldım. Omuzları parlayan beyaz elbiseli kırmızı dudaklı bir kadın şaşkın gözlerle çevresini süzüyordu. Siyaha boyadığı gözleri belli ki alışık değildi o anda terastaki manzaraya. Dayanması güç bir dokunma isteği duydum parlayan omuzlarına. Birden tüm benliğimi kaplayıverdi bu güdü. Omuzlarına dokunmak istiyordum. O zaman dokunmalıydım.

ASLI’NIN GÖRDÜĞÜ: Zeynep’le hepi topu yarım saat konuştuk. Özlem çekiştirip duruyordu, bir an baktım yoklar. Kendimi inanılmaz derecede hafif hissediyordum, o terastan uçup gidecektim sanki az sonra. Boynumda bir ürperti hissederek kalakaldım bir an olduğum yerde. Bir el omzuma dokundu ama sanki dokunmadı. Başka bir şey yaptı. İsim veremedim o an bu eyleme. Tok bir kadın sesi:

- “Elbisene bayıldım” dedi. Döndüm. Sesin sahibi simsiyah uzun saçlı, boyu benden hayli uzun bir kadındı. Kalbimden tek bir güm sesi geldi sanki.

Aptal aptal suratına bakarak:

- “Teşekkür ederim ben de çok seviyorum” diyebildim.

O: Omzuna dokunmak beni ateşlemişti sanki. Artık omzu yetmiyordu bana. Ellerini tutmak istiyordum. Bileğindeki bileklik sıkıyordu belli ki. Onu gevşetmeliydim.

ASLI: “Bilekliğin bileğini çok sıkıyor gibi” diyerek bileğimi tuttu.

Kalbimden bir güm daha geldi o anda. “Gevşetelim biraz” diyerek çözmeye başladı bilekliğimi. Köprücük kemiklerini şahane bir biçimde ortaya seren straplez kırmızı bir elbise vardı üzerinde. Saçları göğüslerini kapatıyordu, sandaletlerinden kemikli ayakları görünüyor, elbisesinin kırmızısına ayak uyduran dudakları sanki bir türlü kapanmayacakmış gibi hafif aralık duruyordu.

O: Dance me to the end of love çalıyordu arkadan. Onu alıp belinden tutarak ortada çevirmek, belini ellerimin arasında hissetmek istiyordum. Başka şeyler de söylemek istedim aslında; ama sesim çıkmıyordu, boğazıma bir şey gelip oturmuştu sanki. Açgözlülükle süzüyordum onu. Gözlerine, beline, kollarına, dudaklarına, bileklerine tekrardan dudaklarına bakıyordum. Karşılaştı bir an bakışlarımız. Mahcubiyetle indirdim bakışlarımı

-“Bakışlarını kaldır” dedi “ama bakma bana.”

ASLI: Bileğim yanıyordu. Kaldıramadım bakışlarımı. Kapadım gözlerimi. Kalbim patlayacakmışçasına genişliyor ama patlamıyor birden büzülüyor, içimi kurutuyordu. Parmakları kolumda daireler çizerken kırmızı olmuştu göz kapaklarımın içi. Her yer kırmızıydı ve her yer O’ydu. Ayak parmaklarımı hissedemiyordum. Dizlerim öğretmeninin karşısında kabahat işlemiş minik bir öğrenci gibi titriyordu. Omuzlarıma değdi parmakları sonra. Uzun tırnakları kırmızıydı, görmemiştim ama adım gibi emindim bundan. Boynuma gidiyordu şimdi parmakları, tek tek öptüğümü düşünüyordum parmaklarını; dudaklarımın arasına alıp dilimle tuzlu bir tat aldığımı görüyordum zihnimde. Ensemden saçlarıma giden elleri saçlarımı okşamaya başladı. Bedenimi titreten bir heyecan dalgasının yanında huzuru da duyumsuyordum şaşkınlıkla.

O: Beline cesaret edemesem de bileğini tutmaya cesaret gösterebildim. Ona heyecanımı yansıtmamaya çalışıyordum. Halbuki zihnimin içinde dans ediyordum onunla ve bacaklarım titriyordu teninin kokusunu duymaktan. Saçları yanağıma her değişinde bir adım daha havalanıyordum sonsuza.

ASLI: Nefesiyle saçlarımı uçuşturarak, “Sarhoşluğunu sevdim” diye fısıldadı kulağıma.

Boğazım düğümlenmişti. Ne bir kelime söyleyebildim Ne de gözlerimi açabildim. Vücut kıvrımlarının elbisesinde yarattığı görüntüyü atamıyordum zihnimden, çıkarmak istedim elbisesini, o kıvrımlara dokunmak istedim. O hissetmeden çıkardım elbisesini hayalimde.

-“Dans et benimle” dedi.

O: Dayanamadım.”Dans et benimle” diye fısıldadım kulağına. Tuttum belinden sürükledim terasın ortasına doğru. Şimdi tüm vücuduyla kollarımdaydı. Dönüyorduk. Ne yavaş ne hızlı: ne vücutlarımızın tamamen birbirine sürtüneceği kadar yavaş, ne de birbirlerinden uzak kalacakları kadar hızlı. Hissediyordum, duyuyordum; boynundan gelen kokuyu, saçlarından geleni, göğüslerinin arasından taşan kokuyu, dudaklarından gelen ruj kokusunu… Teninin kokusunu tamamen alıyordum ve başım dönüyordu şimdi.

ASLI: Komutanının karşısındaki çaresiz bir asker gibi itaat ettim ona. Kolları dolandı, sarmaladı, kapladı beni. Teniyle aramdaki elbisesini atmıştım ben çoktan, her an yitirebilirmişim korkusuyla koydum ellerimi beline ve hissettim onu. Birlikte dönüyorduk şimdi terasın tam ortasında, ne hızlı ne de yavaş, İstanbul’un ışıklarıyla özdeş. Kah yüzünü boynuma gömüyor kah ellerini teklifsizce kalçalarıma koyuyor, beni pistte sürüklüyordu. Bense köprücük kemiklerinden göğüslerine, öpüyordum tenini. Sırtımın tam ortasına koydu elini birden, daha bir sıkı çekti kendine. Ritmi artan müzikle kasıklarımda zorlanmaya başlamıştı. Zihnimi uçurabilirdim buna hakkım vardı artık. O salınmaya devam ederken ben zihnimde çoktan dudaklarımı göbek deliğine ulaştırmıştım, durmadan öpüyordum onu. Öpmeyi bir an bile bırakmayı göze alamıyordum ya kaçıp giderse diye. Şehvetim huzura dönüyor, kalbim bacaklarımın arasına inip çıkıyor, beynim zonkluyordu.

-“Dudaklarını ver bana” diyen sesini duydum.

O: Kollarımdaki kadın bambaşka alemlere uçmuş gibiydi gözlerimi açtığımda. Dudakları dudaklarımda olmalıydı o an. “Dudaklarını ver bana” diye fısıldadım.

ASLI: Çoktan dudaklarım onundu zaten, başımı kaldırıp uzattım dudaklarımı. Öpüşmeye başladık. Zihnimde şimşek gibi çakan cümleler, kelime dizileri, gözlerimi açmakla açmamak arasında bocalamam. Aralık ağzını öpüyordum bir sağa bir sola yalpalarken müzikle, aynı anda zihnimdeki kıvrımlı dudaklarının tadına karışıyordum. Saçlarım terden boynuma ve alnıma yapışmıştı.

O: Onu öperken sanki ben de onun zihninin içine sızdım. Uçsuz bucaksız bir hayal dünyası vardı orada. Tamamen çıplaktım o bölgede, tamamen onun tenine yapışıktım. Birlikte hareket ediyorduk, ellerimiz birbirine kenetlenmiş bir halde.

ASLI: Çektim dudaklarımı. Bakışlarım hala yerde, kulağımda onun çığlıkları, haykırmaları... Bastırabilsem beynimin içindeki sesini konuşabileceğim belki, ama hayır susmuyor. Ben kıvrımlarında gezindikçe daha çok çıkıyor sesi.

O: Onun zihninin en serin köşesinde sevişiyorduk terasta bir oraya bir buraya salınıp dururken. Beni ele geçirmişti artık ve ben bundan hiç de şikayetçi değildim. Her yerime dokunuyordu, her bir kıvrımımı dolaşıyordu. Bense parmak uçlarımın dokunmadığı tek bir yer kalsın istemiyordum. Oburca dolaşıyordu parmaklarım vücudunda. Ve sonra bir an geldi ikimizde aynı dalgayla karşı karşıya kaldık.

ASLI: Parmaklarıyla çenemden tutup yüzümü kendi yüzünün hizasına getirdi. Gözlerimiz çakıştı; ve beynimde son ve en şiddetli çığlık çaktı!

O: İkimiz de o dalgayla sarsıldık çığlıklar içinde. Önce sağa sonra sola büküldük. Bir öne bir arkaya kıvrıldık. Genişledik tüm evreni kapladık ve sonra kendi vücutlarımıza doğru büzüldük, çektik bacaklarımızı karnımıza doğru.

ASLI: Önce sağ sonra sol elini çekti belimden, bir adım geriye çekildi gözlerini gözlerimden ayırmadan. Sanki beynimin içindekileri okuyormuş hissine kapıldım birden. Saydamlaşmış olabilir miydim?

O: Ayrıldım zihninden. Baktım. Hala terastayız. Nerdeyse herkes gitmiş.

ASLI: Dudaklarının arasından derin bir nefes koyverdi yüzümü yalayıp geçen. Şaşkın mıydı yoksa afallamış mıydı bilemedim. Bir gözünü kısarak:

O: “Kimsin sen?” diye sordum. Baktı. Gözlerinin dibine dek baktı.

ASLI: “Ben Sappho’yum” dedim gülerek. Güldü. Güldüm. Masada duran çantama uzandım. Teras artık iyice boşalmıştı. Uzak bir köşeden Zeynep’le Özlem’i seçebiliyordum, şezlongta uyuyakalmış olmalılardı. “Hoşça kal” dedim.

O: “Hoşça kal” dedi hala aynı gülümseme yüzünde. “Görüşmek üzere” diyen sesimi duydum. Baktım ona. Günlerce böyle gülümseyecekmiş gibi duruyordu

ASLI: Günlerce dudak kenarlarım yukarı doğru kıvrık dolaştım. Canımı sıkamadı genelde sıkan şeyler. Tam gülümsemeyi bırakmışken bir başka terasta bir başka manzarada yeniden gördüm onu bembeyaz bir elbiseye bürünmüş şekilde. Gülümsedim... Güldü bana.

O: Atamadım sarhoşluğumu günlerce. Tam geçti derken başka bir terasın başka bir manzarasında simsiyah bir elbisenin içinde yeniden gördüm onu. Gülümsedi... Güldüm.

SON


İkincilik Ödülü: [[Ahret Çiçeği]] - Poo

Üçüncülük Ödülü: [[30 Dakika]] - Hidden Dragon

Bağlılık Özel Ödülü: [[Bir Kadının Pusulası]] - Ekin Ak

Duygunun Baharı Özel Ödülü: [[O]] - Ayşe Fatma

Eller Konuşur/Tutkunun Kanatları Özel Ödülü: [[Kesişen Düşlere]] - Jarmush

*2006/2007 öykülerini okumak için:

[[“Kadın Kadına" öyküler]]

*Konuyla ilgili haberler:

[[Ten ve tutkulu öyküler yayında]]

[[“Ten ve tutku”yu yazanlar kazandı]]

[[Kadınların mürekkebinden ‘ten ve tutku’ akacak]]

[[İlk aşklarını anlatanlar kazandı]]

[[İlk Adım, İlk Kadın, İlk Aşk]]
 


Etiketler: kadın
Nefret