23/04/2020 | Yazar: Sibel Yükler

“Şimdi tam da sırası” diyerek başladığımız “Haklar” dizisinde ilk konuklarımız kapatılan Gündem Çocuk’tan Esin ve Ezgi Koman: “Çocuğun kendini ifade edememesi de bir şiddet ve temel hak ihlali”

Şimdi tam da sırası: “LGBTİ çocuklar ayrımcılığın her boyutunu yaşıyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Hak ihlali; yasalarla belirlenmiş ve güvence altına alınmış kazanılmış hakların kullanımının engellenmesidir.” Google’a “Hak ihlali nedir?” diye yazıldığında ilk sırada yer alan tanımlardan biri bu. Peki, bir hakkın “hak” olarak tanımlanabilmesi için illa yasalarda tanımlı olmasına mı ihtiyaç var? Örneğin, “Nefret ve Ayrımclılık Suçu”nu düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) 122. Maddede tanımlanan gruplar arasında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibaresi hala yok. Eğer yasalar önünde cinsiyet kimliği ibaresi olsaydı, trans cinayetleri failleri doğrudan cinsiyet kimliğine dönük nefret suçundan yargılanabilecekti. Oysa cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dönük her suç, nefret suçu.

İşte bu noktada, hak meselesi yasalar önünde yetersiz kaldığı için gözler hak örgütlerine ve hak savunucularına çevriliyor. İhlale ve ayrımcılığa karşı yıllardır mücadele eden hak örgütlerinin ve hak savunucuların kapısını bu kez LGBTİ+ haklarını konuşmak için çaldık.

Dosyadaki söyleşilerde, insan hakları örgütlerinin LGBTİ+ haklarını gündemine ne zaman, ne şekilde aldığı, örgütlerin LGBTİ+ çalışmalarının yeterli olup olmadığı, geçmişte hak alanında yaşanan ayrımcılıklar ve bugün gelinen noktada herhangi bir hakkın neden “Şimdi sırası mı?” demeden yürütülmesi gerektiği yer alıyor.

“Şimdi sırası mı?” tepkisini sıklıkla duyuyoruz. Özellikle, herhangi bir hak meselesi gündemleştirildiğinde, başka birileri çıkıp “Bu haklar da var!” diye görmezden gelinen başka hakları işaret ediyorsa… Kadın hakları, LGBTİ+ hakları, çocuk hakları, mülteci hakları, hayvan hakları ve dahası, birileri tarafından hep belli zamanda gündemleştirilmesi gereken hiyerarşik sıraya tabi tutuluyor. Hakların öncelik sırasını ve hak arama zamanını hangi otorite, neye göre belirliyor? Oysa ortada bir hak öznesi ve bir talebi var; tıpkı, hep onlar adına konuşulan ama hiçbir zaman kendisinin konuşmasına izin verilmeyen çocuklar gibi.

Çocukların ailenin, devletin ve toplumun uzantısı olarak görülmesinin, ne yapmasına, nasıl yaşamasına yine “ait bulunduğu” gruplar tarafından karar verilmesinin ve haklarının her dönem kolaylıkla ihlal edilmesinin yegâne sebeplerinden biri özne olarak kabul edilmemeleri. Çocuğu nesneleştiren, kendisini ise otorite gören bu algı, LGBTİ+ çocukların hakları ve uğradıkları hak ihlalleri de ne zaman gündemleştirilse, cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerini görmezden geliyor.  

Paternalist yaklaşım çocuklar üzerinde tahakküm kurabiliyor”

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nde uzun yıllar çalışma yürüten, bugün ise Fikir ve Sanat Atölyesi bünyesinde kurulan Çocuk Hakları Merkezi’nde çalışmalarına devam eden Ezgi Koman ve Esin Koman ile LGBTİ+ çocukların haklarını ve bu hakların ihlallerinin hangi sonuçlara sebep verdiğini konuştuk.

Çocuk gelişimine ikili cinsiyet sistemiyle bakmanın büyük bir sorun olduğunu işaret eden Esin Koman, Oueer teorinin gelişimsel olarak tartışılması gerektiğini vurguluyor.

Çocuk haklarının hiçbirinin ertelenemez olduğunu, bu nedenle çocuk evliliklerinin yasaklanmasını isterken bir yandan çocukların cinsel özgürlüğünü de konuşmak gerektiğini söyleyen Ezgi Koman ise, yetişkinlerin çocuklar üzerinde hakkı olmadığını, sadece sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor.

Tam da bu nedenle, LGBTİ+ bir çocuk eğer hormon almak istiyorsa, yetişkinlerin iyi bir rehberlik sağlaması ve destek olma süreçlerini işletmesi gerektiğini söylüyor.

simdi-tam-da-sirasi-lgbti-cocuklar-ayrimciligin-her-boyutunu-yasiyor-1

En başta, çocukların hak ihlallerine ve ayrımcılığa uğramasındaki sistemsel ve toplumsal sebepleri konuşabiliriz. Çocuklar devlet, aile ve toplum içinde belki de en fazla ve en kolay ayrımcılığa ve hak ihlaline uğrayan toplumsal özne. Hatta belki de özne olarak görülmüyorlar… Burayı tartışabiliriz.

Ezgi Koman: Çocukların hak ihlaline maruz kalmasının pek çok sebebi var. Ama asıl bütün bunları yeniden üreten bir durum var, o da toplumun çocuk algısı. Toplumun, devletin, ailenin, toplumu oluşturan tüm mekanizmaların çocuk algısı, çocuk hakları ihlallerinin yeniden oluşmasına sebep oluyor. Bu algı ne? Aslında bu algı bir yandan ayrımcılığı ortaya çıkartıyor. Bir yandan da ayrımcı bakış açısından kaynaklı şekilde bu kadar yaygınlaşmış, pekişmiş durumda. Çocuk; Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tariflediği gibi hakları, özgürlükleri olan, bağımsız bir birey olarak ne yazık ki algılanmıyor. Nasıl algılanıyor? Genellikle ailenin uzantısı, aileye, anne babaya, ebeveynlere ait bir varlık olarak görülüyor. Devletin kendi bekasını sürdüreceği, -bunu milli eğitimin politikalarından, müfredatından, temel amaçlarından da görüyoruz- bir varlık olarak tanımlanıyor. Ama çoğunlukla zayıf, korumaya muhtaç, hep başına kötü şeyler gelen, hep güçsüz, deneyimsiz…

Bu algı; sadece çocukların değil, azınlık gruplarının, kadınların, LGBTİ bireylerin de maruz kaldığı bir yaklaşım aslında; paternalist yaklaşım. Bu yaklaşım yetişkini esas alıyor, yetişkinle de sınırlı kalmıyor, yetişkin ama erkek yetişkin, erkek ama beyaz yetişkin, beyaz ama Türk, Türk ise Müslüman, Müslüman ise Sünni gibi… Bu esasın dışında kalan tüm gruplar ayrımcılığa maruz kalıyor. Bu ayrımcılıktan çocuklar da payını alıyor. Bu yaklaşımın devamlılığı için de çocuk hep korunmaya muhtaç, güçsüz, zayıf varlıklar olarak kalmalı. Çünkü paternalist yaklaşım ancak güçsüz oldukça çocuklar üzerinde tahakküm kurabiliyor…

Uzantı olarak görülmesi çocukların özne ve birey olarak kabul edilmemesinden kaynaklanıyor. Bu yüzden de hakları çok kolay ihlal ediliyor. Haklarının bu kadar kolay ihlal edilmesi aslında “çocukların haklarının olmadığı” düşüncesinden de mi kaynaklanıyor?

Ezgi: Bunun bir sebebi de “geçicilik” algısı. Çocukluk dönemi “geçici” bir dönem olarak algılanıyor. Esası yetişkin olarak kuruyorsan çocukluğu geçici bir dönem, yetişkinliğe hazırlık dönemi olarak görürsün. Dolayısıyla o döneme ait haklar, özgürlükler, o dönemin ihtiyaçları ve potansiyeli, -sadece ihtiyaçları da değil, çocuklar da aslında her bir birey gibi, her insan bir potansiyele de sahip- bunların hepsi görünmez hale geliyor. Bir an evvel çocukluk dönemi bitsin, yetişkin olsunlar diye bekleniyor. Böyle olunca da çocuklar hep “gelecek zaman”la ilişkileniyorlar. Büyüyecekler, okula gidecekler, meslek sahibi olacaklar… Çocukluk dönemi yetişkinlik için bir hazırlık dönemi görülüyor. Dolayısıyla çocuk hakları ihlallerinde, en çok hissettiğimiz bu; yeniden yeniden pekişiyor. Ev içinde de pekişiyor, devlet tarafından da pekişiyor. Bu çok da riyakar bir durum. Bir yandan çocuğa çok masum, temiz, biraz dinî referanslarla melaikelik de atfediliyor. Ama hatırlayacaksınız, aslında hala “terörist” olarak yargılanan çocuklar var, dolayısıyla riyakar da bir durum. Bir yandan, “Sen anlamazsın, sen daha büyümedin” gibi bir düşünce var ama öte yandan devlet için en tehlikeli olan kimdir; teröristtir, terörist olarak da görülebilir. Böyle iki uç var ve Türkiye’de çocuk algısı çok çarpık. İhlaller bu iki uç arasında gidip geliyor, bununla yeniden yeniden karşımıza çıkıyor.

Esin Koman: İhlali ortaya çıkaran şeylerden biri de gücü kim elinde tutuyorsa, iktidar kimse -aile ebeveynler, devlet- elinde tuttuğu bu gücü de çocuk üzerinde kullanabileceğini düşünmesi ve bunu kötüye kullanabilmesi. Gücü çocuk üzerinde daha rahat kullanabiliyor. Çünkü zaten kendisine ait gibi görüyor ya da kendi geleceğini onun üzerinden inşa ettiğinden, elinde bulundurduğu gücü çocuk üzerinde çok rahat kullanıyor. Yani kötüye kullanıyor. Bu da aslında o hak ihlalinin ortaya çıkmasındaki etkenlerden birisi oluyor, o çarpık algıyı da beslemiş oluyor.

“Sorun, çocuk gelişimine ikili cinsiyet sistemiyle bakmak”

LGBTİ+ çocuklar da aile, devlet, eğitim alanı gibi sistemin birden çok alanda çizdiği “normatif” yapıya uygun görülmediği için daha fazla ihlale ve ayrımcılığa uğratılıyor. LGBTİ+ çocuklar heteronormatif sistem içerisinde cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği sebebiyle aileden eğitime kadar birçok alanda ayrımcılığa maruz kalıyor. LGBTİ+ çocukların uğradığı ihlaller ve ayrımcılık nerede, nasıl başlıyor?

Ezgi: Çocuklar zaten sadece çocuk oldukları için ayrımcılığa uğruyorlar, yetişkinlerin sahip olduğu pek çok hakka, özgürlüğe sahip olamıyorlar, buna ilişkin mekanizmalar onlar için kurulmuyor. Ama aynı zamanda sahip oldukları bazı özelliklerden kaynaklı da ayrımcılığa maruz kalabiliyorlar ya da ebeveynlerinin sahip olduğu birtakım durumlardan ötürü; Alevi ailelerin çocukları gibi. Dolayısıyla hem çocuk oldukları için hem de sahip oldukları başka özellikler sebebiyle daha da derinleşmiş ayrımcılıkla karşı karşıya kalabiliyorlar. LGBTİ çocuklar da tam bu sebepten dolayı çok daha derin bir ayrımcılıkla karşılaşıyor. Hem çocuk oldukları hem de LGBTİ oldukları için maruz kaldıkları ayrımcılığın boyutları ve etkileri derinleşiyor. LGBTİ çocuklar ayrımcılığın her bir boyutunu yaşıyorlar ama ayrımcılığın en kötü formu olan şiddete de maruz kalıyorlar. Bu şiddet ailede ya da evde başlayabiliyor, zaman zaman yaşam hakkı ihlallerine kadar varabiliyor, psikolojik ya da sözel olarak kalabiliyor ya da eğitim hakkına erişimin önüne geçebiliyor.

Çocuğa yönelen şiddetin yaşandığı 5 tane temel alan vardır. LGBTİ çocuklar da bu beş temel alanın her birinde ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Birincisi ev içinde, ikincisi eğitim ortamlarında, üçüncüsü sokakta, dördüncüsü kapalı kurumlarda, beşincisi ise eğer çalışmak zorunda kalıyorsa çalışma yaşamı içerisinde ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Biz her birinde LGBTİ çocukların çok derin ayrımcılığa maruz kaldıklarını görüyoruz.

Esin: Çocukluk dönemine ait olan özellikleri kabul etmeyen yetişkin algısında; o çocukluk döneminde de aslında çocuğun bir cinselliğinin olduğunun, cinsel kimliğinin olabileceğinin, kendine özgün bir şeyler yaşayabileceğinin, kendi cinselliğini cinsel kimliğine ilişkin yaşayabileceğinin görülmemesi aslında en başta ayrımcılığı ortaya çıkartıyor. Çocukların gelişimsel dönemlerini düşündüğümüzde yetişkin algısı ve yetişkin kurgusuyla beklentiler vardır. Toplumun da ebeveynlerin de okulun da öğretmenin de doktorun da... Gelişim kuramlarının, hep kabul gören, var olan ikili cinsiyet sistemi dışında olan bir şeyle karşılaşmayı istemezler, karşılaştıklarında da ne yapacaklarını bilemezler. O yüzden bu algı aslında LGBTİ çocuğun da en baştan ayrımcılığa uğramasına sebep oluyor. Bu yüzden çocukların cinsel gelişimi, cinsel kimliğinin bu kuramlar içinde tartışmaya açılması, bunun üzerine kafa yorulması gerekiyor.

Ezgi: İkili cinsiyet sisteminin dışında yeniden kurmak gerekiyor.

Esin: Evet, çocuğun gelişiminde de başka göze daha ihtiyaç var. “Ayrımcılığı nasıl önleriz?” dediğinizde öncelikle bunları tartışmaya açmak gerekiyor. Açmadığımız sürece yaşanılanın ayrımcılık olduğu kabul edilmiyor. Aileler, öğretmenler herhangi bir farklı bir cinsiyet kimliği bilmiyor, görmüyor. Çünkü kafasında belli bir kuramsal bir yapı var, belli bir tip var ve o belli şeylerin ötesine geçilemiyor.

Ezgi: O ikili cinsiyet sisteminin dışında bir şeyle karşı karşıya kaldığında bunu gelişimsel anlamda atipik bir durum, davranışlarda problem, bozukluk olarak tanımlıyor ve sorun bundan sonra başlıyor.

Esin: Evet, LGBTİ çocukların maruz kalacağı ihlaller de ilk sinyalini veriyor bize. Ondan sonra zaten bu beş alanda da ayrımcılığa uğramaması mümkün değil. Evet, çocuk algısı var ama çocuğun gelişimsel dönemlerin içindeki cinsiyet kimliği algısının da bunu beslediğini net söyleyebiliriz.

simdi-tam-da-sirasi-lgbti-cocuklar-ayrimciligin-her-boyutunu-yasiyor-2

Pek çok aile çocuklarını gelişimsel yönden izlemek için çocuk gelişimi uzmanına götürüyor. Eğitim sisteminden veya aile yapısından azade olarak şunu merak ediyorum. Çocuk gelişimi üzerinde uzmanlık elde etmiş kişiler bu eğitimi alırken, uzmanlaşırken LGBTİ + çocuklarla ilgili araştırma ve çalışma yapıyorlar mı? Çocuk gelişimi alanı LGBTİ+ çocuklar için neler vadediyor, neler içeriyor? LGBTİ+ bir çocuk, çocuk gelişimi uzmanına götürüldüğünde karşılaştığı yaklaşım, bundan sonraki hayatını olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek önemli noktalardan biri.

Ezgi: Biz ikimiz de çocuk gelişimciyiz. Bizim aldığımız dersler, öğrendiniz kuramlar içerisinde cinsel gelişim kuramları her zaman ikili cinsiyet sistemi üzerine kurulmuştur. Bunun ötesinde herhangi bir başka bakış açısı, farklılık, farklı bir durum benim bildiğim yok. Birkaç tane cinsel gelişim üzerine çalışan bir isim vardır, onlar da hala ikili sistem üzerinden tanımlar.

Esin: “Queer teoriyi de gelişimsel olarak tartışalım, tartışmaya açalım” diyorsun, çocuk gelişimiyle uğraşan uzmanların bunu da anlamasının önemli olduğunu söylüyorsun. Çünkü çocuğa bakarken o teoriden bakmadığın zaman eksik kalacağını görüyorsun. Çocuklara ikili cinsiyet sisteminden bakmak zarar veriyor. Tanımlanması, çocuğun kabul etmesi, kabul ettirmeye yönelik sunacakların önemli. Aileye bununla ilgili bir şey söylemeyeceksen çocuğu olumsuz etkiliyor olacaksın. O yüzden gelişimsel olarak başka bir açıdan da bakmak gerekiyor. Kuramsal çalışmaların ötesinde bireysel çalışmaları olan uzmanların var olduğunu biliyoruz, bu çok önemli, ne kadar yaygınlaşırsa tabii ki çocuğa ulaşmak, aileye ulaşmak, doğru yaklaşıma ulaşmak da daha kolay olacaktır. Ama bireysel çaba yeterli değil, hakikaten kuramsal değişiklikler gerekiyor, bunları tartıştırmak, paradigma dönüşümünü sağlamak lazım…

Bunun örnekleri var mı peki?

Esin: Dernek kapatılmadan önce aslında bunun üzerine çalışıyorduk. “Queer teori üzerinden gidelim, biz de öğrenelim, çocuğa böyle bakalım” diye bir araya gelip kafa yormaya başlamıştık ama tam o dönem dernek kapatıldı. Aslında bunu tekrar başlatabiliriz, çünkü bunu hem çocuklarla çalışmak, birlikte meseleye bakmak, hem de konunun uzmanları ve hak savunucuları ile birlikte bakmak çok önemli. Çünkü tek başına olacak bir şey değil.

“Çocuğun kendini ifade edememesi de bir şiddet ve temel hak ihlali”

LGBTİ+ çocukların ayrımcılık ve şiddete uğradığı bu 5 alanda yaşananları nasıl örneklendirirsiniz?

Ezgi: Her bir alanda yaşanan önemli şeylerden bir tanesi bir çocuğun varlığını kabul etmemedir. Özellikle de eğer içinde bulunduğu daha muhafazakar, daha dinî temeller üzerine kurulmuş bir yapıysa…  Eğitim ortamı, mahalle, devletin kurumları, kapalı kurumlar, devlet koruması altına alınan ya da tutukevleri, ruhsal merkezler gibi yerlerde, eğer biraz daha dinî temelli ortamlarsa doğrudan yaşam hakkı ihlaline uğrayacakları büyüklükte bir şiddete maruz kalabiliyorlar. Sadece dinî referanslar değil, aslında birtakım ideolojileri de sayabiliriz, ev içindeki şiddet için. Mesela asker bir baba kızını öldürmeye kadar yeltendi. Belki daha seküler bir aileydi ama bu şiddet yaşanabildi. Dolayısıyla LGBTİ çocuklar ev içinde yaşam hakkına uğrayacak şekilde şiddete maruz kalıyorlar. Fiziksel şiddete uğruyorlar. Sözel ve psikolojik şiddet oldukça yaygın… Ev içinde çocuklar “dalga geçme”, “etiketlenme” gibi tutumlarla da karşı karşıya kalıyor. Onun bildik, ikili cinsiyet sistemi dışında kalan hareketleriyle çok kolaylıkla dalga geçiliyor, etiketlenebiliyor. Ya da onu zorla kalıba sokmaya çalışıyorlar. Çocuklar, ebeveynlerin bu tür davranışlarına maruz kalıyor. Türkiye’de devletin çocuk koruma mekanizmaları zaten işlemiyor ya da zor işliyor. LGBTİ çocuklar için bu mekanizmaları işletmek çok daha zor.

Eğitim ortamında ise bu kez eğitimcilerin benzer tavırlarına maruz kalabiliyorlar. Bir yandan fiziksel, sözel şiddet, bir yandan ayrımcılık, dışlanma…. Aynı zamanda LGBTİ çocuklar eğitim ortamlarında akran zorbalığına da maruz kalıyor. Ama biz biliyoruz ki akran zorbalığı da aslında diğer çocuklar açısından bir dizi hak ihlalinin sonucunda ortaya çıkan bir şey. Eğer çocuğun cinsiyet kimliği açısından maruz kaldığı bir şiddet varsa, aslında okulda başka türlü ayrımcılıklar da söz konusudur, ayrımcılık sistematik hale gelmiştir. Bu yüzden de bir çocuk bir başka çocuğa şiddet ya da ayrımcılık uygulayabiliyordur. Akran zorbalığı dediğimiz şiddet türü aslında zaman zaman eğitimcilerin görmezden geldiği bir şey de olabiliyor. Zaten kendisi de benzer bir ayrımcı yaklaşıma sahip dolayısıyla engellemeyi tercih etmiyor… Ya da zaten bu konuda hiçbir farkındalığı yok…

Çocuk gelişimden konuştuğumuz gibi eğitimcinin bu konuda hiçbir farkındalığının olmaması da büyük bir sorun. Kendini bu noktada geliştirmemesi ve ayrımcı uygulamalarıyla hem çocuğu hem de çocuğun akranlarını etkilemesinin yanında müfredatın da desteklediği bir ayrımcılık var.

Esin: Evet, müfredat bu anlamda çok zorlayıcı. Siz evde istediğiniz kadar toplumsal cinsiyet algılarının dışında bir şey kurmaya çalışın, ama okula gittiği andan itibaren müfredat ve paradigma o kadar güçlü ki çocuk onu hemen kapıyor. Toplumsal cinsiyeti besleyen çok ciddi bir paradigma var. Eğitim ortamında, ev içinde, mahallede, kapalı kurumlarda çocukların nasıl ve hangi yetişkinlerle, yöneticilerle ve profesyonellerle karşılaştığı çok önemli. Akran zorbalığı da böyle. “Çocuklar, kendinden farklı gördüğüne şiddet uygular” diye bir şey yok. Barışçıl iklimin oluşmadığı eğitim ortamlarında ya da diğer ortamlarda çocuklar akran zorbalığına maruz kalıyorlar. Aslında bunun benzeri engelli çocuklar için de geçerli. Bir arada yaşama kültürünü vermediğinde bunu hissettiriyor.

Ezgi: Bir diğer hak ihlali de çocuğun kendini ifade etmesinde, etme olanaklarıyla karşılaşmasında yaşanıyor. Kendisi bir şey hissediyor, bir karmaşa yaşıyor, bunu tanımlayamıyor ama bunu seziyor, eğer açık ederse başına neler gelebileceğini düşünüyor. Bu yüzden akranlarından, ebeveynlerinden, öğretmelerinden saklıyor. Aslında bu durum kendini gerçekleştirmesinin önünde çok büyük engel oluyor. E bu da gerçekten temel bir hak ihlali. Diyelim ki kendini tanımlamaya karar veriyor, -ki bazen kendi cinsel kimliğini tanımlama konusunda daha erken harekete geçmeye başlayabiliyor. Çünkü çocukların bilgiye erişimleri artık çok daha kolay ve bu durumla kendi içinde oldukça barışık. Ama bu kez de kendini tanımladığı ve açıkladığı andan itibaren özellikle de diğer insanlar tarafından bir dizi soruna maruz bırakılabiliyor. Çünkü çocukları koruma, destekleme mekanizmaları yok. Eğitimciler, ebeveynler açısından çocuğu koruyacak mekanizma da yok.

Bugün 18 yaş altı bir çocuk gelip, “Ben kendi cinsiyet kimliğini şöyle ifade etmek istiyorum ” dese nasıl bir evde yaşadığını, nasıl bir okula gittiğini sormak zorundayız öncelikle. Çünkü kendini tanımladığı ve bunu açıkladığı andan itibaren çok büyük şiddete maruz kalabilir ama biliyoruz ki kendini açamamak, ifade edememek de başka bir şiddet. Bazen çocukları ebeveynlerine karşı korumak zorundasınız, ama hangi mekanizmayla? Çocuk, “Ben bunu ifade etmek istiyorum, desteğe ihtiyacım var” dediğinde, ev içerisinden başlarsak, ebeveynlerine danışmanlık hizmeti vereceğiniz güvenli bir koruma, yönlendirme mekanizması mı var? Yok tabii ki… Bu tür durumlarda kendi mekanizmamızı kurmamız lazım, bu alanda çalışan bir psikiyatrist bulmak, önermek gibi… Sonra okul ortamı var. Öğretmenlerle ayrıca çalışmak vs gerekiyor. Çünkü çocuk okula gittiğinde öğretmenlerle karşılaşıyor… Yani LGBTİ çocuklar da etkili bir çocuk koruma mekanizması olmadığı için şiddete çok daha açık oluyorlar.

“Yetişkinlerin çocuklar üzerinde hakkı yok, sadece sorumlulukları var”

Bahsettiğin şiddetin boyutunu düşünürsek eşcinsel, biseksüel, trans ya da interseks çocuklar, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği nedeniyle birbirinden farklı ayrımcılığa ve fobiye maruz kalıyorlar. Örneğin trans ve interseks çocukların ayrımcılığa ve ihlale uğradığı alanlardan biri de sağlık hakkı. İnterseks çocukların rızaları dışında ameliyata zorlanmaları ya da trans çocukların ameliyat hakkının, hormon kullanımının engellenmesi gibi hak ihlallerine ve ayrımcılığa uğruyorlar. LGBTİ+ çocukların özellikle sağlık hakkı ihlalleri ve ayrımcılığına uğraması hakkında ne söylemek istersiniz?

Ezgi: Bu durum çocuğa nasıl baktığımızla ilgili bir şey. Çocuğu masum, güçsüz varlıklar olarak düşündüğümüz o çocuk algısı nedeniyle, böyle bir iradeyi onlara atfetmediğimiz ve o akıllarını teslim etmediğimiz için aynı zamanda çocukların bir cinselliği olduğunu da düşünmüyoruz. Bugün çocuk evlendirilmeleriyle ilgili meseleyi konuşurken biz de, “Çocuk evliliklerini konuşalım, tabii ki yasaklansın ama bir yandan çocukların cinsel özgürlüğünü de konuşmamız gerekiyor” diyoruz. Bu meseleye de oradan bakmak gerekiyor. Cinsel özgürlük ve cinsiyet kimliği özgürlüğünü görmemiz gerekiyor. Burada yetişkinlerin, “Hormon almayacaksın ya da alacaksın, zorla ameliyat olacaksın ya da olmayacaksın” gibi baskı kurmaya hakları yok. Yapılması gereken şey şu: Çocuğa gelişimsel açıdan, sağlığı açısında en iyi rehberliği vermek… Evet, bir kere daha söylemek lazım; yetişkinlerin çocuklar üzerinde hakları yok, onların kendilerini gerçekleştirmeleri için sorumlulukları var. 

Bir doktor bir çocuğa istemediği bir müdahaleyi yapamaz. Ama çocuk o kadar ebeveyne ait olarak görülüyor ki, hormon alması, ameliyat olması konusunda kararı ebeveynleri tarafından veriliyor. Bu da bahsettiğimiz çocuk algısıyla ilgili. Çocuk anneye, babaya aittir, değilse devlete aittir diye görülüyor. Nasıl bir birey olacağı bellidir: Ya kadın olacaktır ya erkek olacaktır, bildiğimiz toplumsal cinsiyete uygun davranışlar geliştirecektir, bunun ötesindeki her şey bir şekilde düzeltmesi gereken kusurdur. Bu algıdan kaynaklı çocuklar, vücut bütünlüğüne müdahaleye kadar ihlale uğruyorlar. Yetişkinlerin çocuklar üzerinde hakkı yok, sadece sorumlulukları var. Trans, interseks çocuklar açısından düşündüğümüzde de sorumluluğumuz onlara en iyi rehberliği yapmak.

Esin: Evet. Bunu çocuğun üstün yararı ilkesinden tartışmak gerekecek. Çocuğun yüksek yararını düşünüp, gelişimsel olarak bütüncül bir şekilde ele alınması gerekiyor. Çocuk bu değişim için uygun mu, hazır mı, yoksa birkaç yıl sonra mı olmalı bir gibi çocuğu yani gereksinimlerini ve görüşlerini merkeze almak gerekiyor.

Ezgi: Her bir çocuk biriciktir ve özeldir, her bir çocuğa özgü destek süreçleri işletmeniz gerekiyor. Bir çocuk hormon almak istiyorsa bunun için hazırdır ya da bazen hazır olması gerekiyordur, o yüzden her bir çocuk için en iyi rehberlik ve destek olma süreçlerini işletmemiz gerekiyor. Çocuğun yüksek yararı aslında tam da böyle bir şey.

Bu durumda açık kimlikli olan çocuklarla henüz açılmayan çocuklar arasında ayrımcılık boyutunun değiştiğini gözlemlediniz mi?

Esin: Her bir çocuğun ortaya çıkarması gereken potansiyeli vardır. Olduğu haliyle kıymetlidir, değerlidir, biriciktir. Eğer kimliğini açıklayamıyorsa aslında yapabileceklerini gelişimsel olarak durdurmuş oluyorsun. Kendisini özgürce ifade edemeyişi birey olarak önündeki en büyük engel. Bir ara bununla ilgili çalışmaları konuşmaya başlamıştık. Gençlerle çalışıyorduk, buluşuyorduk, onların talebiydi. Biz de bu daha çok öğrenmeye çalışıyorduk.

Ezgi: Hatta Kaos GL ve Pembe Hayat’la da konuşmuştuk. Biz gelişimci olduğumuz için bu perspektiften bakıyoruz ama bir çocuk örgütü olarak toplumsal cinsiyet ve LGBTİ konusunda Kaos GL’den çok fazla şey öğrendik, hala öğrenmeye çalışıyoruz. Bir dönem yaşam hakkı raporlarımızda cinsiyet ayrımı yapmıyorduk, daha sonra vermeye başladık. Bu bir aradalıkla çok ilgili. Bir dönem Kaos GL ve Pembe Hayat'la düzenli toplantılar yaptık. Önce kendi algımızla yüzleşmemiz, kendimizi toparlamamız lazımdı, gerçekten çok öğreneceğimiz şey vardı.  O dönem Kaos GL’ye çok fazla 18 yaş altı bireyler başvuruyordu, onlar da hak ihlali konusunda ne yapacaklarını tam olarak bilmiyorlardı. O yüzden birlikte bir mekanizma kuralım diye düşündük. Kaos GL’ye geldiğinde belki bize yönlendirebilirler ya da biz süreci onlarla birlikte yürütebiliriz, birlikte bir şeyler yaparız diye düşündük. Bunları yapmaya başlamıştık da… Liseli LGBTİ’ler örgütlenmesi vardı, okulda yaşadıkları hak ihlallerini bize getirmeye başlamışlardı. Hem kendimizi geliştirme hem de ortak neler yapılabilir açısından çok iyi buluşmalardı onlar.

“LGBTİ çocuğun ve bir kadının maruz kaldığı şiddette aynı failler, benzer örüntüler var”

Nelere tanıklık ettiniz bu buluşmalarda?

Esin: İnsan hakları alanında çalışan örgütlerin, çocuk, kadın ve LGBTİ hareketinin bir araya gelmesi çok kıymetli. Buluşmalarımızda, yetişkin arkadaşlarımız çocukluklarıyla ilgili yaşadıklarını anlattılar. Bizler de çocuk gelişimci ve hak temelli çalışan örgütlerdeki bireyler olarak deneyimlerimizi ortaklaştırdık. “Ben de çocuktum, şöyle yaşıyordum, ailem şöyleydi, okulda şunları yaşadım, şu şiddetlere maruz kaldım ya da şöyle atlatabildim” gibi kendi çocukluk öykülerimizden yola çıkarak meseleye bakmaya başlamıştık. Çok kıymetliydi, buna ihtiyaç var, buraya bakamadan, göremeden hareket etmek çok sınırlı. Her bir deneyim kıymetliydi, böylece teorik olarak, kuramsal olarak bakalım ve tartışalım, hep beraber yapalım dedik. Bu buluşmalar insan hakları çalışması açısından da çok önemliydi. Hak alanında çalışsan da kendi deneyimin dışında deneyim görmen o hak ihlaline bakışını değiştiriyor. Çok şey değişiyor, çok şey öğreniyorsun. Ancak o zaman çalışmalar anlam ve etki kazanıyor. Bunun içselleştirilmesi ve destek mekanizmalarına yansıtılması ancak böyle birlikteliklerle mümkün oluyor. İlk zamanlar dernek açıldığında, sunumlarımızda LGBTİ çocuğa yönelik ayrımcılığı ilk olarak yazmıyorduk, sonra bu konuda farkındalığımız oluştu, temel bir ayrımcılık alanı olarak yazmaya başladık. Böyle oluyor farkındalık kazanmak zaten sonra da sen bu konuya dikkat çekiyor, hatta uyarıyorsun.

Ezgi: Problemin ne kadar sistematik olduğunu görüyorsun. LGBTİ çocuğun maruz kaldığı şiddetin de kadının maruz kaldığı şiddetin de aslında ne kadar aynı failler tarafından, aynı örüntülerle gerçekleştiğini görüyorsun. Dolayısıyla muhatap aldığın, değiştirmeye çalıştığın şey hakkında daha çok bilgi sahibi oluyorsun, onun araçları hakkında daha uyanık oluyorsun.

Esin: Kaos GL ile yaptığımız çalışmalar gibi bir arada olmak hak mücadelelerine güç katıyor. İhlalleri önleyebilmek, cezasız kalmamasını sağlayabilmek meselesinde hepimizi güçlendiriyor. Bu birliktelikler bir örnek olabilir bundan sonrası için de… Aslında düşününce daha önceden daha sık buluşulurdu. Ama şimdi sistemin geldiği noktada, baskılar, zorlar, elimizden alınan araçlar…. Herkesin daha fazla yalnız kaldığı bir yerdeyiz. Halbuki çabalarımızın bir arada, daha güç kazandığı noktadaydık, sonuç alıyorduk. Açıkçası bu söyleşiyle birlikte bunu yeniden düşünmeye başladık.

Aslında çok fark etmeden o birliktelik, o deneyim aktarımı elimizden alınmış durumda. Bir araya gelemiyoruz, sistemin hak çalışmalarını engelleyebilecek baskı mekanizmaları genişletildi. Belki bu süreçte bir araya gelmeye ihtiyacımız var, ihtiyaçları belirlemeyi konuşabiliriz. Peki LGBTİ örgütleriyle bu buluşmalar nasıl başladı?

Ezgi: Kaos GL, 25 yıldan fazladır çalışıyor. O tarihten beri o kadar güvenilir bir örgüt ki çocuklar Kaos’a gelmeye başlıyor. Kaos GL varlığıyla önemliydi ve orada çocukların da iradesi vardı. O dönem bizim konuyu gündeme almamız konusunda çocuklar bizi zorlamış oldu. Hareket güçlü olursa, desteğe ihtiyacı olan bireylerin onu bulma ihtimali var. Örgütlü yapın, söylemin ne kadar güçlü olursa hak sahipleri seni buluyor. Bu Kaos’un büyük bir etkisi, kazanımı. Ve noktada çocuklar da var, gelişiyorlar, arıyorlar, buluyorlar.

“Çocuk hak sahibi, çocuk hakları politik bir meseledir”

Burada sizi harekete geçiren bir çocuk var. Hak örgütleri harekete geçmesez dahi “Benim haklarım var” diyen bir özne var.

Esin: Evet, çocuk hak sahibi. Ama yetişkinlere yönelik bir kurgunun farkındalığı da vardı Kaos’ta, o farkındalıkla hareket ettiler. Hem hak düşüncesinin sağlanması hem çocuk bakış açısına sahip olmaları birlikte çalışmayı getirdi. Kadın örgütlerinin içine, çocuk hakları ve çocuk meselesini getirmek kendiliğinden olmadı. Gidip gelip, tartışıp, geliştirdik. Bu tartışmaların tamamı insan hakları hareketini güçlendiren bir şeydi, herkes birbirinden çok fazla öğrendi. Herkes bir başkasının konusunu kendi içinde ana akımlaştırmaya çalıştı. Bu da aslında insan haklarını hareketini güçlendirdi.

Buradan yola çıkarak çocuk hakları çalışmasının hak çalışmalarının yanında nerede durduğunu sormak istiyorum. Çocuk hakları, hak çalışmalarında ana akımlaşabildi mi?

Ezgi: Bu konuda çok yol aldığımızı düşünüyorum. İnsan hakları örgütlerinde çocuk meselesi artık en önemli gündemlerden biri. Bugün uluslararası bir mekanizmaya rapor yazacaksa çocukla da ilgili bir rapor yazıyorlar ya da çocuk konusunda uzmanlaşmış kişi ve örgütlerle birlikte çalışmaya çok açıklar. Çocuk hakları politik bir meseledir. İnsan haklarının zaten bir parçasıdır. Türkiye gibi demokrasinin kurulamadığı ülkeler açısından çocuk hakları politik bir meseledir, biz bunu hep söyledik. Yoksulluk varsa çocuk çalışır, çatışma varsa çocuklar yaşamını kaybeder. Dolayısıyla o büyük siyasetin, insan hakları konusunun önemli başlıklarından biri olması gerektiğini söyledik. OHAL meselesinden sonra Gündem Çocuk’un kapatılmış olması bizim söylemek istediğimizi ironik bir şekilde çok netleştirdi. İnsanlar çocuk örgütünü nasıl kapatırlar diye şaşırdı. Tabii ki önce çocuk örgütünü kapatırlar. Hatta ilk kapattıkları örgütlerden biri bu oldu

Esin: İnsan hakları örgütlerinin de çocuk algısının değişmesine ihtiyacı vardı. Bunu her zaman tartıştık. Artık insan hakları örgütleri yaşamını kaybeden insanların sayılarını verirken, içinde çocukların da olduğu bir biste veriyorlar. Ama biz hak temelli çalışanlar ve çocuk örgütleri bunun ayrışmasının neden önemli olduğunu ve ayrışması gerektiğini birlikte fark ettik. Politik olarak ayırt etmemiz gerekiyor ki; iktidar, -her kimse bu- bir yaşam hakkı ihlalini yaparken neden çocuğun hakkını daha kolay ihlal edebiliyor, bu soru temelinde bakmamız gerekiyordu. Artık bu sağlandı. İnsan hakları örgütlerini gündemlerinden biri de çocuk oldu. Her zaman tartışmak birlikte gerekiyor, o farkındalığı yaratmak ancak böyle mümkün. Devletle birey arasındaki ilişkiyi anlamak için, devlet ve çocuk ilişkisinin de beslediğini, ayrımcılık ve nefret söyleminin bir bütün olduğu ve oraya bakmak gerektiğini konuşmaya devam etmek gerek. Bu ülke BM Çocuk Hakları Sözleşmesini imzaladı. Çocuk hakları hareketi bir şey kazandı ve çok yol kat edildi. Ancak Gündem Çocuk Derneği’nin kapatılması ve buna yol açan süreçler ile biraz geriye gittik. Artık yeniden çocuk haklarının bilinmesinin, tanınmasının gerektiği noktaya geldik.

simdi-tam-da-sirasi-lgbti-cocuklar-ayrimciligin-her-boyutunu-yasiyor-3

“Devlet Gündem Çocuk’u kapattı. İnsan hakları hareketinde düşünülmesi gereken bir konu”

Gündem Çocuk kapatıldı ama hak ihlallerini raporlaştırmada artık nasıl bir prosedür, nasıl bir yol izliyorsunuz? Size gelen vakalar, ihlallerde neler yapıyorsunuz? Yeni bir çalışma veya örgütlenmeniz var mı?

Ezgi: Kapatıldıktan sonra Gündem Çocuk ekibi olarak yeni bir kurumsal yapı kuramadık ama başka şanslarımız oldu. İnsan hakları örgütleri ile çok yakın çalışma ve onların olanaklarından yararlanma durumumuz oldu. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’yla bir raporlama çalışması yaptık. İnsan Hakları Derneği ve İHOP örgütsel yapılarını bize açtılar, bazı arkadaşlarımız orada yöneticilik yaptılar, çocuk açısından katkı verebilir duruma geldiler. Farklı yapılarda çalışmayı sürdürdük, izleme ve raporlama yapabildik. Devlet Gündem Çocuk’u kapattı, biz “Gündem Çocuk kapatılamaz” dedik ama aslında kapatıldı. İnsan hakları hareketi açısından da düşünülmesi gereken şeylerden bir tanesi. Ama dayanışmayı çok iyi hissettik, şanslıydık. Benzer bir şeyi çocuk hakları hareketi açısından çok hissedemedik. Ama daha dirençli olmaya çalışan, daha çok mücadele içine giren arkadaşlar da oldu. Bir çocuk hakları merkezi kurmayı düşünüyorduk, nihayetinde Fikir ve Sanat Atölyesi’nin bir parçası olarak Çocuk Hakları Merkezi kuruldu. Hala ihtiyaç olan raporlama gibi çalışmalar var. Ama illa Gündem Çocuk’un birebir aynısı gibi bir şey değil de yeni deneyimlerimizle, yeni dönemin ihtiyaçlarıyla ve stratejileriyle bir araya gelebilmeliydik.

Esin: Şimdi çalışan çocukların örgütlenmesi ile ilgili bir araştırma yapacağız, farklı cinsiyet kimliğine sahip olan çocuklarla ve bütün çocuklarla bir araya gelmek gerekiyor. Ne olup bittiğini en iyi onlardan öğreniyoruz ve en iyi yönlendirmeyi de aslında onlar yapıyor. Bu yüzden hak çalışmalarında daha çok çocuklarla bir araya geleceğiz. Sorunları, ihlalleri, buna nasıl çözüm ürettiklerini ya da üretemediklerini onlarla beraber görmek ve çalışmak lazım. Çocuklarla daha fazla bir araya gelmek istiyoruz.

Çocuk Hakları Merkezi kuruldu: İhtiyacı çocukla birlikte önceleyeceğiz

Bir çocuk, çocuk hakları çalışan hak örgütüne başvurduğunda neyle karşılaşır, nasıl bir prosedür izlenir?

Ezgi: Çocuk Hakları Merkezi'ne başvuracağını varsayalım, demek ki bir şeye ihtiyacı olacak. İhtiyacını onunla birlikte önceleyebilmek, dinlemek, anlamak gerekiyor. Daha sonra onunla birlikte destek sistemini kurup hangi desteğe, hangi mekanizmaya ihtiyacı var bunu konuşmak gerek. Çocukla görüşmeden sonra ebeveyn ile mi görüşecek, okulla mı görüşülecek, akran zorbalığına mı maruz kaldı, başka şey ihtiyacı var mı gibi soruları sormak ve ortaya çıkarmak gerekiyor. Kendisini güvende hissedeceği, kendisini rahatça ifade edebileceği bir yer olduğunu hissettirmemiz gerekecek. O çocuğun bize ulaşabilmesi için bizim görünür olmamız lazım.


Etiketler: insan hakları
Nefret