20/10/2017 | Yazar: Ali Özbaş

‘Affedilmeyenler/Endless Love’ filmiyle dağılmak, üzülmek, keyif almak nostaljik tadın ötesine geçmese de güzel bir hafıza tazelemeydi.

Sonsuz mu aşk? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Affedilmeyenler/Endless Love” filmiyle dağılmak, üzülmek, keyif almak nostaljik tadın ötesine geçmese de güzel bir hafıza tazelemeydi.

“Affedilmeyenler/Endless Love” filmi yıllar öncesinden gelen, 5’in bile altında IMBD notuna rağmen gönül telimi titreten bir film olarak yazılmayı hak etmez mi? Lionel Richie ve Diana Ross’un birlikte seslendirdiği filmle aynı adlı şarkının o yıllarda yarattığı fırtına ile nostaljinin buruk tadı adına bile yazılır.

Sanırım Brooke Shields’in popülerliği dolayısıyla vizyona girdiği yıllarda adından çokça söz ettirmişti film. Elbette içerdiği çıplaklık da bunun sebeplerinden biriydi. Yönetmen Franco Zaffirelli’nin birçok filmi de seyirciyi duygularından yakaladığına göre onun da etkisi olmuştur filmin aklımda yer etmesinde.

Filmi vizyona girdiğinden izlemem mümkün olmamıştı. Her daim il olma çabası içinde olsa da sonuçta taşra olan ilçemizde sinema salonları, en azından bir sineması her zamanki gibi vardı o tarihlerde de. İlla ki gösterilmiştir de ancak benim ortaokul yıllarıma denk düşüyor. Eskiden gündüz ikide matine, akşam da suare şeklinde günde iki film gösterimi olurdu. Film üç saat kadar uzunlukta değilse, yeni vizyona sokulan film birinci film olarak, on dakikalık aradan sonra da daha önceden gösterilmiş herhangi bir film de ikinci film olarak gösterilirdi. Eğer ilk film biraz uzun sürmüşse ikinci film de hayli kesilip biçilmiş olarak gösterilirdi. İşte sonraki yıllarda sinemada bu şartlar altında görme imkânım olmuş, ikinci film olarak artık kaç dakikasını izleyebilmişsem izlemiştim filmi. Televizyonlarda da gösterilmiştir kesip biçilmiş hali. Ben yakın zamanda DVD’sini izleyerek tazelemiş oldum hatıralarımı.

Zaffirelli seyircide duygu sömürüsü yapmayı seven bir yönetmen. Filminde karakterin nasıl davranması gerektiğini düşünmez. O karakterin seyirciyi etkilemek için nasıl davranması gerektiğini düşünür ve öyle oynatır, çerçevesini öyle kurar. Bir önceki filmi “Şampiyon-The Champ” ile bunun en başarılı örneğini vermiştir. Hem duygusal anlamda hem de sinemasal anlamda en sükse yapan filmi olmuştur.

1980’lerin tipik filmlerinden olan “Endless Love”, Brooke Shields’in güzelliğini sergileyerek poz verdiği ama oyunculuktan kaldığı bir filmdir. Onun dışında oldukça yetkin ve başarılı oyuncular resmi geçidir aynı zamanda. İlginçtir ki çok küçük bir rolü olan Tom Cruise bugün Hollywood’un en büyük starlarından. Yardımcı roldeki James Spader sonradan birçok filmde başrolleri başarıyla oynayan biri. Başrolün yakışıklı ve tutkulu erkek karakterini canlandıran Martin Hewitt ise kendisine Hollywood’da pek yer bulamamış biri.

İki yeni yetmenin libidolarının da zirvede olmasının etkisi ile cinsellik yüklü aşklarının hikâyesidir film. Elbette okul, anne ve babaların da karıştığı ilişki gittikçe birbirinden ayrılamayan bedenlerden birbirine kavuşamayan insanlara doğru yol alır. Özellikle kızın babasının ve abisinin tutumuyla ilişki çocukça gelebilecek bir hata ile akıl hastanesi ve yaşanan büyük maddi manevi kayıplara kadar uzanacaktır.

Karakterlerin davranışları çok mu çocukça geldi; iyi de zaten biri 15 diğeri de 17 yaşında iki ergen. Ancak anne ve babalar öyle mi? Özgürlük, kişisel hayat, siyaset ve yaşam üstüne teoride oldukça açık fikirli olsalar da kimi haklı kaygılarının da etkisi ile çocuklarının yaşadığı aşkta bu açıklığı koruyamıyorlar. Zaten yaşanan onca kaybın ve yılların ardından her ki ailenin de dağıldığını görüyoruz. Elbette dağılma kelimesinin çağrıştırdığı olumsuz etkiye karşın her iki aile için de bu dağılma hayırlı olmuş durumda. En azından bitmiş olan aşklarını yok sayıp sadece aile olmayı sürdürmek için devam eden evlilikler yerini yeniden mutluluğu aramak, ömürlerinin son deminde yeniden aşkı sevgiyi bulmak çabasına girmişler.

Yıllar önce arkadaşlarla her konuda yaptığımız uzun tartışmalar, konuşmalar içinde “aşk mı” “sevgi mi”nin de yer aldığını hatırlıyorum. Bu tür konuşmalar insanın ufkunu açsa da sonuçta nihayete ermez. O an erse de değişime yeni ufuklara açıktır daima. Aşk dediğimiz şey ömürlük müdür hakikaten. Filmin orijinal isminin dediği sonsuz aşk gerçekleşmesi, hele ki ufacık bir kıvılcımın yarattığı yangınlardan sonra mümkün müdür? Ya da sonsuz aşkı yaşayanlar vardır da aşkın kendisi sonsuz mudur?

Geçmişten gelen bu filmle dağılmak, üzülmek, keyif almak nostaljik tadın ötesine geçmese de güzel bir hafıza tazelemeydi. Dileyen 2014 yapımı ve şimdilik IMBD notu bundan hayli yüksek yeni çevriminde şansını deneyebilir. Aşk, ergen sorunları benden uzak dursun, vasat filmlere ayıracak vaktim yok, birkaç ödülü yoksa bana ne diyenler başka filmlere…

Ali Özbaş'ın sinema yazılarının tamamına ulaşmak için burayı ziyaret edebilirsiniz.


Etiketler: kültür sanat
Nefret