28/06/2020 | Yazar: Evrim Demirtaş

“Biz hayallerimizin ötesine geçtik. Sıkıntılı zamanlarda 'şu an'ın sonsuz olmadığını kendime hatırlattım hep.”

“Sorunların çözümleri ortada, mesele kamu politikasına dönüşmemesi” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Adaletin bu mu dünya” yazı dizisinde avukatlara mikrofon uzatıyor, LGBTİ+ hakları ve hukuku konuşuyoruz. Yazı dizisinde bugünkü konuğumuz Avukat Yasemin Öz. 22 yıldır avukatlık yapan Öz, 1995 yılından beri Kaos GL ekibi içerisinde.

Öz, “Harekete başladığımız zaman bana deselerdi ki; ‘Siz bir gün İstiklal Caddesi’nde 100 bin kişi yürüyeceksiniz, siz bugün yaptıklarınızı yapmazsanız yarın o da olmayacak’, ben bunu hayalimde bile canlandıramazdım. Biz hayallerimizin ötesine geçtik” diyor.

“Size “Bizden değilsiniz” duygusunu konuşmadan bile veriyorlar”

Cinsel yöneliminizden kaynaklı meslek hayatınızda problem yaşadınız mı?

Bağlı çalıştığın zamanlar, kimliğini açık edememek gibi bir problem yaşıyorsun. Kimliğinle ilgili veya özel hayatında bir sıkıntı yaşadığında herhangi bir şekilde iş yerinde durumu izah edememe, işten izin alamama ve kendi özel hayatında yaşadığın sorunları paylaşıp, heteroseksüellerin rahatlıkla kullandığı izin dahil destek ve empati görme ayrıcalıklarını görememe veya kimliğimi öğrenecekler kaygısıyla hayatını paylaşamama veya belirli kısımlarını kapalı kutu içinde tutma gibi.

Bir de biz LGBTİ+ hareketin kurucu dalgası olduğumuz için, Türkiye'de LGBTİ+ hareket yoktu, yeni oluşuyordu, tanınmamıştı ve kabul görmemişti benim mesleğe başladığım yıllarda. Dolayısıyla şu an baroların sahiplenmeye başladığı LGBTİ+ hakları, dünyada dahi insan hakları olarak henüz kabul görmemişti. O zamanlar insan hakları derneklerinin bile LGBTİ+ haklarını insan hakkı olarak görmediği zamanlardı. O yüzden hem aktivizm yapmaya çalışıyordun hem de kimliğini belirli şekillerde gizlemeye çalışıyordun komşulardan, iş arkadaşlarından, geniş ailenin belirli fertlerinden. O zamanlar internet kullanımı, dolayısıyla sosyal medya kullanımı ve bu derece açık olma durumun da olmadığı halde. Şimdi zaten her an istemeden açık olabilirsin, dünyadaki tek yaşam ve var oluş formu dijital iletişimmiş gibi yaşanan bir zamanda. O zamanlar Kaos GL'nin toplantılarını kafelerde yapıyorduk başlarda. Bir yerde arkadaşlarınla otururken bile bizim grubun LGBTİ+ bir grup olduğu anlaşılır mı kaygısını, stres ve baskıyı hissediyorduk. LGBTİ+ların çok marjinalleştirildiği, karikatürize edildiği, aşağılandığı ve onurlarının çok gasp edildiği bir dönemdi. Ben LGBTİ+’yım demenin çok kolay olmadığı, insanların bunu yüksek sesle söylemediği, söyleyenlerin çok az olduğu bir dönemdi. Bu durum tüm sosyal ilişkilerimize yansıyordu. Ben o dönem aileme açılmıştım ama Türkiye'de yeni bir hareket kuruyorsun zaten, herkes yabancı varlığını ifade etmene. Bugün bile sesimiz yükseldikçe ve duyuldukça toplumsal dışlama daha hoyratça açığa çıkıyor. Şu gün verdikleri desteği o gün vermeye ailem de daha çok çekiniyordu. ''Senin başına bir şey gelir'' korkusuyla tedirgin oluyorlardı. Toplumdan kaynaklı korkuları vardı.

Mesleki faaliyetlerinizle ilgili sorun yaşadınız mı?

Doğrudan kendime yönelik olarak değil ama yaşadım. Bizim LGBTİ+ örgütleri avukatları olarak mahkemeye ilk çıkışımız 2005 Kaos GL'nin pornografi sayısının toplatılmasında, Kaos GL'nin editörü Umut Güner yargılanmıştı, biz onun avukatı olarak savunma yapmıştık. Türkiye'de LGBTİ+ temalı böyle bir dava görülmemişti daha önce. Hakimler için de çok yabancıydı; ne basından duyuyorlar, ne hareketin varlığından haberdarlar, ne böyle bir dergiden haberdarlar ve önlerine böyle bir dava geliyor. Sonrasında Kaos GL'nin ve Lambda'nın kapatılması talep edilmişti savcılıktan, o süreçte adliyede LGBTİ+ derneği avukatı olarak ayrımcı bir muameleye tutulmadım ama ne zaman translara Eryaman'da saldırılar oldu, ben onların avukatı olarak adliyeye gittim, o zaman ne kadar çok seyredildiğimizi, tuhaf karşılandığımızı, söze dökülmese de insanların davranışlarıyla fark ettim. Yanlarında avukat olmasa belki daha da farklı davranabilirlerdi. Transların avukatlığını yaptığım davalarda; emniyette, mahkemelerde bu hissi yaşadım. Bu söze dökülebilecek bir şey değil. Bakışlarıyla dahi huzursuz ediyor insanlar sizi. Size “Bizden değilsiniz” duygusunu konuşmadan bile veriyorlar.

“Devletle kıyaslanamayacak ölçüde sınırlı kaynaklarımız olduğu halde biz bu noktaya gelebildik”

Şu an size karşı bir önyargı var mı?

Geçen sene onur yürüyüşü aktivistlerinin yargılandığı davada ben avukattım. Hala hakimlere alışıldık gelmiyor bence böyle bir kitlenin yargılandığı, izleyicilerin LGBTİ+ olduğu, avukatların da bir ihtimal LGBTİ+ olduğu davalar. Kötü davranmıyorlar, yalnızca onlar da ne yapacağını bilmiyor gibi hissediyorum. Hangi dili kullanacaklarını, kendilerini size karşı nereye konumlandıracaklarını. Birbirini tanımayan bir kitlenin yanlış anlaşılma tedirginliği oluyor. Gerçekten bu konuya çok yabancılar. Çünkü yargı makamlarına toplumsal cinsiyet anlamında LGBTİ+ları kapsayıcı bir eğitim verilmiyor. Kişisel hayatlarında LGBTİ+larla ilgili ne kadar, ne öğrenmişlerse onunla baş başa bırakılıyorlar. Ben ayrımcı bir muamele görmedim ama biliyoruz ki özellikle trans kadınlara polis sokakta, karakolda ne kadar kötü muamele yapıyor ve eşcinsel erkeklere. Lezbiyen ve biseksüel kadınlar biraz görünmez kalıyor bu alanlarda ve yaşadıkları ihlaller de görünmüyor. Doğrudan fiziksel şiddetten daha sinsi, daha organize, daha kabul görmüş ihlallere maruz kalıyorlar çoğunlukla cinsiyetlerinden dolayı. Çünkü kadınlar toplumda zaten bir statü olarak görünmez durumdalar, onlar diğer kimliklerinden önce kadınlar. Tabi bu da çok olumsuz bir şey. Eşcinsel erkekleri ve trans kadınları görüntü, davranış ve konuşmalarından dolayı ayırt edebiliyorlar. Doğrudan şiddete maruz bırakıyorlar, bunu kolluk güçleri yapıyor. Davaları takip etmeye, hukuk yolu arayışına girdiğimizde, trans kadınlara ve eşcinsel erkeklere yönelik nefret cinayeti davalarını takip etmeye başladığımızda, ben fiilen takip etmedim ama, hareketin diğer avukatları takip ediyor ve aldığımız sonuçlar hep haksız tahrik indirimi uygulanan mahkumiyet kararları idi başlarda. Pek çok dava faili meçhul kalıyor, yeterince soruşturulmuyordu ve buna gerek duyulmuyordu. Nefret cinayetleri failleri indirim alıyorlardı fakat biz bu konuda çok çalıştık, çok yazı yazdık, dikkat çektik, görünür hale getirdik. Şimdi o tahrik indirimlerini çok kolay alamıyorlar. Yargıya bu eğitim verilmiyor, hakim ve savcılara. Siz bu toplumsal bakış açısını koruyup güçlendirmemelisiniz ve indirim gerekçesi yapmamalısınız diye bir LGBTİ+ ve toplumsal cinsiyet farkındalığı eğitiminden geçmesi gerekiyor hakim ve savcıların. Bu eğitim verilmeyince, hakim ve savcılar hasbelkader bizim çalışmalarımız sonucu medyaya yansımalardan, toplumda yarattığımız kabulden dolayı bir farkındalık edinmişlerse, bu nedenle sana indirim uygulamam diyen hakim de çıkıyor, cinayeti meşru gören de. Hakimin takdir yetkisini nasıl kullanacağı o hakimin inisiyatifine kalıyor. Oysa ki bunun bütüncül ele alınması lazım. Böyle bir başarı elde edemiyoruz; kanun değişikliği veya kamu politikası geliştirilmediği, farkındalık eğitimi yapılmadığı ve iktidar da bunu benimsemediği için. İktidar bu bakış açısını benimsese buna göre bir düzenleme yapar. Ellerinde her türlü kaynak var. Bizde devletin kaynakları olmadığı, devletle kıyaslanamayacak ölçüde sınırlı kaynaklarımız olduğu halde biz bu noktaya gelebildik.

“20-25 yıl uğraştık bu ortamın oluşması için”

Yargı mensuplarına toplumsal cinsiyet ve LGBTİ+ eğitimleri verilmiyor dedik, bu konuda barolara ve adalet bakanlığına ödev düşer mi?

Tabi ki düşer. Kaos GL LGBTİ+ hakları konusunda Adalet Bakanlığı için bir kitapçık yayınlamıştı, kılavuz niteliğinde. LGBTİ+ hak ihlallerinin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin yaklaşımlar, önerilerde bulunmuştuk. Burada çözülmesi gereken toplumsal bir sorun var, LGBTİ+lara günahkar, sapık, hasta diyerek geçiştirilemeyecek kadar yoğun. Başlarına ne gelirse gelsin diyemezsin, vatandaş bu insanlar. İnsan Haklarından, Anayasadan kaynaklı temel insan haklarının çiğnenmemesi lazım, bunları görmezden gelmemesi lazım devletin. Devletin hangi tedbirleri alması lazım böyle önerilerde de bulunmuştuk kılavuzda.

Her sene insan hakları raporu yayınlıyoruz ve raporda ne şekilde kamu politikaları geliştirilmesi gerektiği, ne şekilde mevzuat değişiklikleri geliştirmeleri gerektiğine dair önerilerimizi sunuyoruz. Yıllardır kendimizi tekrar ediyoruz çünkü kanun koyucu bu konuda bir adım atmıyor. Biz sorunu çok uzun yıllar önceden tespit ettik çözümü de bulduk. Mesele bunun kamu politikasına dönüşmemesi.

Ben 25 yılın sonunda Yasemin Öz olarak hala şunu yaşıyorum, kişisel olarak ben değil aslında tüm LGBTİ+lar yaşıyor. Yoksa belki benim yüzüme karşı ayrımcı söylemde bulunmayabilirler, benim karakterim ve yaptıklarım itibariyle. İyi bir hukukçu olduğumu düşünüyorum. Hukuku beğeneyim ya da beğenmeyeyim refere ettiğimi düşünüyorum. Argümanlarımda bir alt yapı kurabildiğimi düşünüyorum hak savunuculuğu yaparken. Evrensel hukuk, insan hakları anlamında dünyadaki gelişmeleri takip edip, oraları da refere edip, LGBTİ+ 'ların Türkiye’de yasalarla düzenlenilmesi tercih edilmemiş hukukunu mahkeme kararlarıyla geliştirmeye katkı anlamında ve kadın haklarını geliştirmeye katkı anlamında çok fazla çalışmam oldu ve çok fazla kadın ve LGBTİ+ örgütleriyle ilişkim olduğu için, benim yüzüme bir şey söylemek çok kolay olmayabilir ama LGBTİ+'ların hukuk alanında aldıkları aksiyonlara karşı tepki hala var. Hukukçuların ve bir kısım Baroların kendisi bile LGBTİ+ hakları bizim gündemimiz değil ve bizim LGBTİ+ haklarını savunmak gibi bir görevimiz yok noktasındalar, hala. Ben yine de hukuk camiasına bakarsak, çoğunluğu arkamıza aldığımızı düşünüyorum. Yüksek sesle savunmayabilirler LGBTİ+ haklarını ama itiraz etmezler. Aksiyon almaya gelince, hangi baroların aksiyon alıp LGBTİ+ komisyonları kurduklarını görüyoruz. Barolara bunları sahiplendirebilmek ciddi bir başarı. Bunlar durduk yere olmadı, 20-25 yıl uğraştık bu ortamın oluşması için.

“Toplumsal bariyeri kolektif olarak nasıl aşabiliriz?”

Hukukçu LGBTİ+ 'lar kimliklerinden ötürü neler yaşıyor?

Bir kere, kimliklerinden dolayı karikatürleşme, aşağılama, itibarsızlaştırılma veya tersine aşırı sahiplenilme, korunma, pamuklara sarılma gibi tepkilerle karşılaşıyoruz, heteroseksüellerin görmek zorunda kalmadığı tepkilerle. '' Heteroseksüeller normal (!) '' ve ne karşı çıkılması ne de desteklenmesi gereken insan olarak görülmedikleri için, negatif ya da pozitif bir ayrımcılığa tabi tutulmuyor pek çok kimlik. Ama LGBTİ+'lar hem negatif hem de pozitif ayrımcılığa tabi tutuluyor. Tabi pozitif ayrımcılık belirli bir noktaya gelene kadar gerekli. Bunun nasıl uygulandığı önemli tabi ve nihai olarak pozitif ayrımcılığın ortadan kalkacağı eşit bir dünya kurulması gerekiyor. Yani LGBTİ+ olmanın herhangi bir insan özelliği olduğu ve başka artı veya eksi bir niteliği olmadığı noktasına gelmemiz gerekiyor. Kişilerin rızaya dayalı cinselliklerine toplumun hiçbir şekilde karışmaması gerektiği hususu yerleşmeli toplumda. Bizim de karşı çıktığımız cinsel davranışlar var, rıza dışı yapıldığında.

LGBTİ+ hukukçular şunu çok iyi bilsinler, biz meslekte LGBTİ+ kimliğimizle var olmaya dair korkularımızla var olduk. Aman duyulmasın, aman bilinmesin kaygısı yaşadık. Bir de olayın müvekkiller boyutu var. Kaç tane müvekkilin senin LGBTİ+ olduğunu bildiğinde seninle çalışmak ister? Olayın sadece mahkemeler boyutu yok, müvekkiller boyutu da var. Müvekkiller boyutu tam da toplumun kendisini yansıtıyor. Benim müvekkillerimin bir kısmı, kimliğimi bilerek geliyorlar. Kimliğim bir tarafa, benim avukatlık niteliklerimle ilgileniyorlar. Bazıları kimlik mücadelemi takdir ediyor ve destekliyor. Her müvekkile kimliğinle açık olman gerekmiyor tabi. Ama benim geldiğim noktaya gelmek benim için kolay olmadı, “bilseler ne olur” noktasına gelmek ve kaygılara göre hareket etmemek. Her seçimin bir bedeli var. Hangisini ödemeyi tercih edersen. Seçimlere bedel ödetmeyen bir dünya düzeninde değiliz. Bedelleri gibi ödülleri de var. Sizi ne daha iyi hissettiriyor, yalnızca kendi seçebileceğiniz bir durum. Hiçbir reçeteye, kritere bağlanıp genellenebilecek bir şey değil. Herkesin kendi biricikliğinde. Ama kendi biricikliğimizin kimliklerimizden dolayı kolektif olarak karşımıza çıkardığı toplumsal bariyerleri unutmamak gerekiyor. O noktada kimliğin getirdiği toplumsal bariyeri kolektif olarak nasıl aşabiliriz diye sorgulamadan, tek başına sağlıklı bir şekilde hayatta kalma ihtimali var sanılıyorsa, ben olduğunu düşünmüyorum. Kendimize daha sağlıklı hayatlar yaratmak ancak kolektif çözümler üreterek gerçekleşebilir. Dünya küresel bir köy, birbirimize akıl almaz bir bağla bağlı olduğumuz çok hızlı bir iletişim ve dolaşım çağı yaşıyoruz, pandeminin de en görmezden gelen ve inkar edene dahi gösterdiği üzere

Açık kimlikli LGBTİ+ meslektaşlarınıza ya da adaylara ne söylemek istersiniz?

Bir kere kendilerine güvensinler. Kimliklerinin engel değil artı bile yaratabileceğini bilsinler. Farklılıklarının; dünyayı analiz etmeleri, dünyadaki eşitsizliği, insan hakları alanındaki boşluğu öğretmek için önemli bir deneyim olduğunu bilsinler. Kimliklerini eksi değil artı olarak görsünler. Bu farklılık onlara çok fazla şey katabilir, dünyayı analiz etmek ve çözüm önermek anlamında. LGBTİ+ kimlikler bir nosyon da getirebilir. Mesela ben özne olmasaydım belki de insan haklarıyla bu denli uğraşmayacak, Birleşmiş Milletler’den Avrupa Birliği’ne dünyada insan hakları ve siyaset konusunda düşünüp değişim yaratmak için iletişim kurmayacaktım. Dünya siyasetine, insan haklarına ufacık da olsa katkım da olmayacaktı. Şu an çoğu avukatın yaptığı gibi, hukuk yaratmaya değil mesleğimin ve toplumsal yaşamdaki kodların getirdiklerine odaklanacaktım. Dünyayı gözlemek zorunda hissetmeyecek, sınırlı bir dünya ile iletişim kuracaktım ve insanlığa daha iyi bir dünya için katkıda bulunma gereği duymayacaktım. Çünkü pek çok şey beni rahatsız etmeyecekti. Seçeneklerden bahsediyorum; LGBTİ+ kimliğinle de her istediğin şey olabilirsin seçenekler içinde. Her karaktere bürünebilirsin. Dünyadaki hiçbir şey senin kim olduğunu belirleyecek güç elde edemez üstünde. Kim olduğun, tamamen senin zihninle ve vicdanınla kurmayı seçtiğin inşadır. Seçenekler içinden kim olduğunu seçmektir kim olduğun. Demiyorum ki her seçenek önümüzde sınırsız açılıyor, her kapının anahtarı bize sunuluyor. Madde dünyasında tezahür eden seçenekler bizi sınırlandırabilir. Bedenimizin de sınırları olduğu gibi, sistemin de sınırlarına çarpabiliriz sürekli. Ama beden sınırlarını zorlayarak insanlığa eşsiz yaratıcı katkılarda bulunan sporcular ve sanatçılar gibi, biz de düşünsel yetilerimizle ve harekete geçerek toplumda insanlık aleyhine olan sınırları kaldırmaya çabalayabiliriz. Bu sınırlara karşı ne tepki vereceğimizi biz seçeriz hala. O yüzden düşünceler cezaevlerine hapsedilerek engellenemiyor ve tarih boyu engizisyonları, idamları, cadı olarak yakılmayı göze alarak itiraz edenler yaşamıştır. Ve haklı çıkmışlardır. Heteroseksüel kimliklerin de tek tip olmayıp yüz bin ayrı karakter olabildikleri gibi, biz de kimliğimizle ne yapacağımızı seçeriz.

Yapamayacağım dediğiniz zaman oldu mu?

Yapamayacağım dediğim zamanlar oldu. Kişisel olarak yapamıyorum dediğim zamanlar. Çünkü biz hep ikincil travmaya maruz kalıyoruz. Şiddet alanında çalışıyoruz, şiddet görenlere danışmanlık veriyor ve onların hak mücadelesini sürdürüyoruz. Maalesef bizim yaşadığımız ikincil travmayı onaracak psikoterapi desteği mevcut değil. Önceliğimiz başka insanlar ve bir hareketin mücadelesi olduğu için ve ikincil travmayı onarmaya yönelik finansal kaynağımız çoğunlukla olmadığı için kişisel olarak tükendiğimiz zamanlar oluyor.

Kişisel olarak yıldığım, tükendiğim, aşırı çalıştığım için yorulduğum zamanlar oluyor. Beni en çok yıldıran şeylerden biri de mücadelenin içinde gördüklerim. Egoların ve dayatmaların kolektif iyiliğin önüne geçtiği durumlarda iyiliğin, insanlığın yararının ve adaletin yayılabileceğine dair umudumun zayıfladığı zamanlar oluyor. Kişisel olarak yıldığım oldu ama mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmedim. Çünkü mücadeleden vazgeçmek, dünyada başka hiçbir insan inanmasa bile, kendi inancımdan vazgeçmek demek. Yorulduğum zamanlarda yanımda başta Kaos GL, beni güçlendiren ve destekleyen örgütler ve insanlar vardı. Umudumu yitirmeme engel oldular.

Her olumsuzlukta şunu düşündüm; biz Kaos GL'yi kurduğumuzda paramız, mekanımız ve insan kaynağımız dahil yeterli hiçbir kaynağımız, toplumsal kabulümüz, destekçimiz yoktu. O kadar ürkütücü bir ortamda Türkiye’de çok marjinalleştirilen bir grubunun mücadelesini başlatmayı göze almıştık bir avuç üniversite öğrencisi ve genç emekçi. Kafelerde toplanırdık. Dergiyi öğrenci harçlıklarımızı birleştirip, bilgisayarı olan birkaç arkadaşımızın evinde düzenler, katlar, zımbalardık. Postaneye, kitap evlerine elden götürürdük, kargolardık.

Harekete başladığımız zaman bana deselerdi ki; “Siz bir gün İstiklal Caddesi’nde 100 bin kişi yürüyeceksiniz, siz bugün yaptıklarınızı yapmazsanız yarın o da olmayacak”, ben bunu hayalimde bile canlandıramazdım. Biz hayallerimizin ötesine geçtik. Sıkıntılı zamanlarda ' şu an'ın sonsuz olmadığını kendime hatırlattım hep. Yaptıklarınızın ve olanların gelecek tezahürünü hayal bile edemeyebilirsiniz. Anın olumsuzluğunda boğulmaya izin vermemek gerekir. 


Etiketler: insan hakları
Nefret