05/07/2020 | Yazar: Evrim Demirtaş

“LGBTİQ+ haklarının tanınması ve geliştirilmesinde tam eşitlik hedeftir.”

“Staj eğitiminde LGBTİQ+ haklarının ders olması şart” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Adaletin bu mu dünya” yazı dizisinde avukatlara mikrofon uzatıyor, LGBTİ+ hakları ve hukuku konuşuyoruz. Yazı dizisinde bugünkü konuğumuz Avukat Doçent Dr. Öykü Didem Aydın.

Aydın, “LGBTİQ+ Onurunu ve barışçıl toplantı haklarını savunmak için avukatınım, yanındayım sloganı ile hak mücadelesi veriyoruz” diyor.

Merhaba Öykü, sizi tanıyabilir miyiz?

İlk cümleye şöyle gireyim. Ben Avukat Doçent Dr. Öykü Didem Aydın, şu sıralar aynı zamanda ODTÜ LGBTİ Dayanışması öğrencilerinin avukatıyım! Biliyorsunuz geçen Mayısta kampüste Onur Yürüyüşü düzenlemek isterken orantısız güç uygulanarak gözaltına alınmışlar, haklarında ceza davası açılmıştı. LGBTİQ+ Onurunu ve barışçıl toplantı haklarını savunmak için avukatınım, yanındayım sloganı ile hak mücadelesi veriyoruz.  Kuruluşunun öncüsü olduğum Ankara Barosu LGBTİQ+ Hakları Merkezi Başkanlığını yürütüyorum. Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Anayasa Hukuku Doçentiyim. Avrupa Konseyi Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) Eski Üyesiyim; Sınır Tanımayan Avukatlar ve İnsan Hakları Savunucuları Platformu Kurucu Başkanlığını yaptım. Ceza hukuku ve insan hakları alanında avukatım. Hacettepe Üniversitesi Tıp Hukuku Merkezi’nin kuruluşuna öncülük etmiş bir akademisyenim ve aynı zamanda Kitap Çevirmenleri Birliği Kurucu Üyesiyim. İletişim ve Everest Yayınları’dan çıkmış romanlarım var. Ankara Hukuk Fakültesi Mezunuyum, Ankara Üniversitesi ve Milano Üniversitesi’nde yüksek lisansımı tamamladıktan sonra doktoramı Federal Almanya Freiburg Üniversitesi’nde tamamladım. Doktora çalışmalarım sırasında Max Planck Yabancı ve Uluslararası Ceza Hukuku Enstitüsü’nde araştırmacı, proje yöneticisi olarak çalıştım. Dünyanın çok çeşitli üniversitelerinde misafir araştırmacı ve misafir profesör olarak bulundum. Federal Almanya’da Almanca olarak yayınlanan doktora tezim “Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Kin ve Nefret Suçlarıyla Cezai Mücadele; Halkları Tahrik ve Teşvik (Alman Ceza Kanunun 130. Maddesi) Suç Tipi ile Amerikan Genel Problematiği Olan Nefret Sözleri/Suçları Özel Bağlamında Her İki Sistemin Kriminoloji, Ceza Hukuku Kuramı ve Anayasa Hukuku Açısından Yabancı Düşmanlığını Ele Alışı” adını taşıyor. Federal Almanya’da 2006 yılında yayımlanan bu monografi, alanında dünyada yapılmış ilk kapsamlı karşılaştırmalı hukuk çalışma olarak yaygın uluslararası atıf alıyor.  Doçentliğimde Latin Amerika Anayasacılığı, Anayasa yapımı çalıştım. Doçentlik monografisi "Biz, Halk: ‘Egemenliğin Sahibi’ Halkın - Kurucu - Meclisi (Anayasa Konvansiyonu) ve Anayasa Yapımı: ABD ve Latin Amerika'nın Genel Çizgilerinden Türkiye İçin Bir Modele Doğru” adını taşıyor ve Yeni Latin Amerikan Anayasacılığı konusunda ülkemizde yayınlanmış ilk kapsamlı hukuk akademisi çalışması. Yayınlanmış çok sayıda bilimsel kitabım, makalelerim, denemelerim, konferansları ve aynı zamanda edebiyat, özellikle şiir çevirilerim bulunuyor. Anayasa Hukuku, Anayasa Yargısı, Edebiyat ve Hukuk, Sağlık Hukuku gibi dersler veriyorum üniversitede ve aynı zamanda avukatlık yapıyorum. Çalışmalarımın önemli bir kısmını LGBTİQ+ Hakları mücadelesi oluşturuyor.

LGBTİQ+ haklarını savunmak tarihsel bir görevdi”

Ankara Barosu LGBTİQ+ Hakları Merkezi Başkanı olarak merkezden bahseder misiniz?

Merkezimiz 2018 yılının Aralık ayında kuruldu, kuruluşumuzu 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde ilan ettik. Homofobi, transfobi ve nefret söyleminin günden güne arttığı bir dönemde LGBTİQ+ haklarını savunmak tarihsel bir görevdi aslında bizler için. Bu bilinçle yola çıktık. Kurulduğumuz dönemde ülkede ve tabii Ankara’da da LGBTİQ+ etkinliklerinin yasaklanması bir tarafa, türlü hak ihlalleri de ciddi boyuta geçmişti. Ankara Barosu’nun bünyesinde kurulan LGBTQ+ Hakları Merkezimizin, bu ihlallerle hukuksal mücadelede önemli olabileceğini düşündük. Sosyal politika alanında çok değerli çalışmalar yapan Kaos GL, SpoD ve benzerleri gibi sivil toplum örgütleri dışında hukuk politikası anlamında avukatların kurumsal olarak bir şeyler yapıp yapamayacaklarını uzun zamandır, aslında 2010’lardan beri, konuşuyorduk. 2015 yılında Sınır Tanımayan Avukatlar Platformumuzda da LGBTİQ+ çalışmalarını barolar nezdinde kurumsallaştırmak konusu tartışılmıştı. Kendi kişisel tarihimden bir örnekle başlayayım. Doktoramı Federal Almanya’da ABD ve Almanya’da nefret suçları ile mücadele konusu üzerine yaptım, demiştim. Homofobi ve transfobi de çalıştım bu bağlamda. Bunu zaten özne olarak da deneyimleyen bir kimseydim. Kim şu veya bu ortamda homofobi veya transfobi ile karşılaşmıyor ki! 2003 yılında Alman Lesben gegen Gewalt: Şiddete Karşı Lezbiyenler örgütü bir konferansa çağırmıştı beni ve konferansımın ana vurgularından biri öznelerin türlü kamu kurumları ve meslek örgütleri ve diğer kurumsallıklar içinde de, örneğin polis teşkilatında, barolarda, hakim savcı örgütlenmelerinde, hukukun pratikte olduğu her kurumda görünürlüklerinin arttırılmasının da şiddet ve nefretle mücadelede etkili olabileceğiydi. Bugün bakıyorsunuz pek çok ülkede Onur Yürüyüşü’nde asker de var, polis de var, adliye de var onlar da göstericilerle beraber kutluyorlar. Biz onların da destek verecekleri, gökkuşağı bayrağı ile Onur Yürüyüşüne katılacakları günlerin özlemi içindeyiz Türkiye’de. O günler burada da gelecek. Baromuzdan başladı işte. Hacettepe Üniversitesi’nde 2016 yılında düzenlediğim ve çeşitli alanlardan kırktan fazla STK’nun katıldığı bir çalıştayın en önemli oturumlarından biri LGBTİQ+ alanında insan hakları savunucularını savunmak konusuna hasredilmiş, o oturumda da bu dilekler dile getirilmişti. Barolar içindeki kadın hakları, mülteci hakları ve pek çok diğer insan hakları merkezlerinin yanında daha özel olarak LGBTİQ+ hakları merkezleri olsun mu diye diyaloglar içine girmeye çalışıyorduk. Gerçekleşmesi 2018 yılına kısmet oldu. Çünkü Türkiye’de son yıllarda LGBTİQ+ hak ihlalleri çok çeşitli ve yaygın hale geldi. Homofobik ve transfobik cinayetlerden, şiddetin her türlüsüne, nefret söylemine, twitter nefret dalgalarına, işten çıkarmalara, ayrımcılığa, mobbinge, ikamet ve hareket özgürlükleri ihlallerine uzanan geniş bir çerçeve! Buna rağmen çok önemli hak kazanımları ortada.

Bu sahada hak kazanımlarının LGBTİQ+’ların hem kendiliğinden-gelişen hem örgütlü girişimleriyle arttığını görüyoruz. 20. Yüzyılın sonu ve Milenyumun başlangıcından itibaren son derece geniş bir hak kazanımı yelpazesi mevcut. Şüphesiz bu gelişmeler, sırf 20. Yüzyıl bitti diye bir anda başlamadı. Uzun bir tarihi süreç, belki de bütün bir 20. Yüzyıl LGBTİQ+ hakları açısından kararlı bir mücadele pratiğine işaret ediyor. Dünyada da, ülkemizde de hak ihlalleri o kadar ciddi ve çeşitli ki biz bu alanda hak mücadelesinin ve kazanımların daha da artacağını öngörüyoruz. Düşünün eşcinsellerin evlilik-eşitliğine hakları ABD’nde 2015 yılında Yüksek Mahkeme tarafından federal düzeyde tanındı. Daha önce sayısız eyalette evlilik haklarına sahiplerdi ama bu, bazı eyaletlerin kendi yasalarına göre evliliği yasaklamalarının önünü alamıyordu. Şimdi durum değişmiştir. Ha keza Federal Almanya’da kimlik belgelerinde üçüncü cinsiyeti “talep” hakkı yine Anayasa Mahkemesi tarafından yakın bir geçmişte tanındı. AİHM gitgide LGBTİQ+ Haklarını daha da gelişkin bir düzeye taşıyor, gün geçmiyor ki çığır açıcı yeni kararlar çıkmasın. Çünkü her baskı aslında direnişi de beraberinde getirir. Direniş hakça ise, baskının süremeyeceğini, nihayetinde biteceğini insan haklarının tarihi bize anlatır. Hukuk, meşru hak taleplerinin yeşereceği en uygun zeminlerden biri. Hukuku yasaları değiştirerek, mahkeme kararlarına yol açarak değiştirebilirsiniz. Hukuk değişir: Olması-gereken-hukuk, olsaydı-çok-daha-iyi-olurdu-hukuk, bir gün olan-hukuk olur! Yasaları değiştirmek belki daha geniş ve siyasal programlar isterken mahkeme kararları açılan davalarla gelişir ve dava açmak avukatın işi, savunmak avukatın işi. Avukat yetkinse, sorunların farkındaysa, hukuku da hakçalık yolunda etkileyebiliyor, değiştirebiliyor.

LGBTİQ+ hakları insan haklarıdır, sloganıyla yola çıktık. Hukuk alanında baroların da katılımıyla hukuk politikası ve mücadelesine katkıda bulunulabilir. Sivil toplum örgütlerinin, özellikle hukuk alanında sınırlı imkanları dahilinde çalışmalar yürüttüklerini biliyoruz. Gönüllü avukatlar insan-üstü çalışıyor, her zaman sivil toplum örgütleri üzerinden hukuki destek ve hukuka özel programlar olamayabiliyor. Onların sosyal politika imkanlarının yanında meslek örgütümüz çerçevesinde hem hukuk politikası geliştirmek, yasa izlemek, dava izlemek ve yasaların değişmesi yolunda etkide bulunmak anlamında, hem de sahada bu hak ihlallerinin durdurulmasında neden avukatların desteği doğrudan olmasın dedik. Çünkü barolar konuşunca aynı zamanda ulusal gündem de yaratılabiliyor, farkındalık kanalları açılabiliyor. LGBTİQ+ Sahasında mesleki etkinlik gösterecek avukatlar meslek örgütlerince neden daha nitelikli kılınmasın diye düşündük.

“Rosa Parks “beyaz-adam”a otobüste yerini vermediğinde erken mi, diye sormadı”

Baromuzda kurumsal bir mücadele ve etkinlik yürütülmesi ivmesinin hızlanmasına çeşitli somut olaylar neden oldu. Birincisi basın yayın organlarında nefret propagandasının artması ve hukukçu meslektaşımızın doğrudan hedef alınması. Bir gün bir hukukçu arkadaşımız kendisini doğrudan hedef alan bir yayının nefret söyleminden bahsetti. Bir nevi, artık canıma tak etti dediği bir olay yaşadı. Üniversitede verdiği toplumsal cinsiyet ve LGBTİ eğitimi hedef alınmıştı. Hukuk fakültesi mezunu birkaç trans meslektaşlarımızın bulundukları kentlerde meslek örgütlerine kabul edilmedikleri yolunda haberler aldık. Bu haberleri alınca bizler de bu tür ihlallere karşı bir şeyler yapmamız gerektiğini hissettik, birikmiş bir baskı vardı. Meslek örgütlerinde yaygın cinsiyetçilik ve kadın hakları ihlalleri bir yana homofobi ve transfobi de yaygındır. Önce bir sosyal medya topluluğu kurduk, 150 kişi bir araya geldi ve öncülüğümde bu girişim kuruldu. O çatı altında toplandıktan sonra whatsapp grubu olarak örgütlendik. İzmir’de LGBTİ Komisyonunu kuran arkadaşlarımızın bir kısmı Sınır Tanımayan Avukatlar platformundan da tanıdığımız, takip ettiğimiz arkadaşlardı. İzmir Barosu’nun komisyon örneğini de görünce buradan da güç alarak Ankara’da bir girişim, hatta bir Merkez, bütün Türkiye barolarında bir hareket yaratabilir miyiz, diye düşündük. Ofisimde bir Çalıştay gerçekleştirdik. Arkadaşlarımdan da destek alarak sahip olduğumuz birikimi ve arşivi birbirimizin değerlendirmesine ve yararlanmasına sunduk. “Baroda LGBTİQ+ Hakları Merkezleri için 20 Neden”, “Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, “Dünyada ve Türkiye’de LGBTİQ+” başlıklarıyla mini bir yazılı zemin oluşturduk. Daha sonra bunu Ankara Barosu yönetiminin de bilgisine sunduk. Çalıştay; Ankara, İzmir ve Adana’dan gelen arkadaşlarla İzmir’in de değerlendirmelerini toplayarak, Ankara’da meslektaşlarımızla beraber imza toplama girişimine evrildi. Bu imzalar aslında uzun sürede toplanmış değil, oldukça kısa bir sürede toplayıp 2018 Aralık ayında başvuruyu yaptık. Bu başvuruda bugün TODAM olarak Merkezleşmiş ve toplumsal davalarda hak savunuculuğunu oldukça yetkin bir şekilde yürüten arkadaşlarımızın, Kadın Hakları Merkezi’nin, Gelincik’in de büyük desteği oldu. Diğer merkezlere de girişimimizi anlattık. Yani öncesinde baroda var olan diğer merkezlerden de görüş ve değerlendirme toplama fırsatı bulduk. Sonuç itibariyle başvurumuz öncesinde ihtiyacın, girişimlerin, çabaların uzun vadeli algısı içindeydik ama deyim yerindeyse akut sorunlar bizi artık daha somut adımlar atmaya itmişti.  Öte yandan başvurumuzla ilgili, sivil toplum örgütlerine mensup kesim kesim arkadaşlardan “Erken mi? Doğru mu? Ne olacak? En başta içi nasıl dolacak?” gibi, bir nevi heyecan duyduklarını ifade ederken kaygılarını da ifade eden açıklamalar gelmişti. Rosa Parks “beyaz-adam”a otobüste yerini vermediğinde erken mi, diye sormadı. Biz baromuzda deyim yerindeyse “beyaz adam”ların yanında artık LGBTİQ+ Onuruyla var olan, eşitlik hakları için mücadele eden avukatlarız. Doğru girişimler için “bir an önce” demeli. Şimdi Baromuza kalıcı ve kuşaklar boyunca avukatların bu sahada hak savunuculuğunu geliştireceği bir Merkez kazandırdık. Hiçbir kazanım dünden bugüne olmaz. Bugün bu mütevazı bir girişim olarak başlar, yarın, eğer içinde olan insanlar çaba gösterirse çok daha kapsamlı işler yapabilir. Aslında bir fikrin zamanı gelmişse eş zamanlı olarak farklı farklı illerde, bölgelerde dünya coğrafyasının her yerinde o fikir sahaya iner. İzmir, Ankara ve Diyarbakır Baroları’nda artık LGBTİQ+ Hakları Merkezleri veya Komisyonları bulunuyor. Artmalı. Mutlaka daha da gelişecektir.

Baro içinde ismiyle cismiyle böyle bir Merkez mütevazı ama basit bir iş değil. On yıllardır Türkiye’de sivil toplumdan ve tabii akademiden de hatırı sayılır bir kesimin yaratmaya çalıştığı bir birikime de dayandığı kesin, Türkiye’de LGBTİQ+ özneler var ve görünürler ve gerek tekil mücadeleleri içinde gerek topluca-örgütlü geniş bir kitledirler. Bizler bu birikimi, kendi meslek örgütümüze de ve fiilen aktardık bir nev’i. Uzun vade içinde, bizi bulunduğumuz zamanlara getiren süreçlerde belli başlı problemlerle karşılaşmaktaydık. Örneğin trans avukat arkadaşımız görünür olarak staj yapmaya çalıştı, dedim. Evrim, siz gündeme geldiniz yani. Bizim kuruluşumuzda Evrim Demirtaş’ın ortaya koyduğu mücadele ruhu da itkelerimizden biri oldu. Avukat olarak aramıza katıldınız. Efruz Kaya hukuk öğrencisi olarak gündeme geldi. Bunlar tarihi olaylar. Tarih yazıyorsunuz.  LGBTİQ+ olarak açık olmak, görünür olmak, hakkının peşinde olduğunu cesaretle ortaya koymak, hukuk alanında kimliklerle, öznelerin kendisiyle çalışmalar yürütmek gereği bizim için artık ihtiyaç. Yine mesela 2017 Mayıs ayında İnsan Hakları Merkezi tarafından bir film gösterimi düzenlemek istenmiş, o film gösterimi, baroya yapılan bir “polis baskını” ile engellenmişti. Bunun hafızası bizde tazeydi hala. Düşünün 2017’de polis baskınına maruz kalmış bu etkinliği biz 2019 yılında aynı filmlerle gerçekleştirdik. Geçen sene 17 Mayısta polis müdahalesiyle karşılaşsak da barışçıl gösterimizle sokağa çıktık, basın açıklaması okuduk. 

Kuruluşumuzdan önce de etkinliğimiz boyunca da LGBTİQ+ etkinlikleri üzerinde haliyle yoğun bir baskı vardı ve bu baskı devam ediyor. Bu da bizim yakın dönem hafızamızdaki yerini aldı. Meslek örgütünün de artık tavır koyması gereken bir sorun vardı. 2018 Ekim ayından günümüze kadar uzun vadeli ve akut sorunlarda kendini göstermiş bir hafıza vardı sonuçta, harekete geçmeye hazırdık. Ben örneğin Antalya Barosu Sayın Yönetim Kurulu üyelerine bile tek tek “Baronuzda LGBTİQ+ merkezi Kurmak İçin 20 Neden” başlıklı kitapçığı göndermeye çalıştım. İstanbul Barosu’nun Sayın Başkanı ile karşılaştığım bir ortamda bu dileklerimizi iletmeye çalıştım. Direkt temas kurmaya çalıştım. Mensubu bulunduğum Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyelerimize LGBTİQ+ Hakları Merkezi’ni ve nedenlerini anlatma fırsatımız oldu. Bize kulak verdiler. Onlar çok farklı, son derece duyarlı ve yetkin bir tutum sergilediler. Baromuzun halihazırdaki yönetimi aydın, düşünce ufukları engin ve yetkin üyelerden oluşuyor. Bizi gayet iyi anladılar. Başvurduk. 8 Aralık 2018 tarihinde olumlu bir yönetim kurulu kararı aldık. Süreç buydu.

Özetle bu süreçte ilk olarak LGBTİQ+ Hakları İnsan Haklarıdır, dedik ve demeye devam edeceğiz. LGBTİQ+ genel insan hakları sorunları içinde özel olarak ele alınmalıdır, dedik. Avukat eğitimi bu alana özgü özel bir etik anlayış içerinde verilmelidir, dedik. Genel olarak LGBTİQ+ hukukçu etiği; staj, adli yardım ve CMK gibi alanlarda ve türlü merkezlerin iç dinamiklerinde vurgulanmalıdır; önce insan haklarına farkındalık ama daha sonra LGBTİQ+ konusuna da özel bir duyarlılık gerekir, dedik. Staj, adli yardım ve CMK Merkezleri’nin çalışmalarında LGBTİQ+ vurgusu da olmalıdır. İkincisi trans arkadaşlarımızın örneğinde olduğu gibi baroya kabul edilmeme söz konusu olduğunda stajyer hakları, avukat hakları meslek özgürlüğü söz konusu oluyor ki bu iki kulvar bizim için önemlidir. Bir yandan LGBTİQ+ öznelere avukatlık öte yandan LGBTİQ+ özne olan avukatların avukat hakları ve meslek örgütlerindeki varlığı, görünürlüğü yani.

Geriye baktığımızda zorlu ve hiç de kolay olmayan bir yol da olsa bir dizi basın açıklamamızla, akut olaylarda öznelere acil hukuki destekle, ODTÜ Onur Yürüyüşü gözaltıları ve davalarına destekle, yerel, ulusal ve uluslararası basında ve yeni medyada kendimizden söz ettirmemizle, izlediğimiz gözlemci bulunduğumuz ortamlarla, yayınlarımızla, İzmir ve İstanbul Onur Yürüyüşü katılım ve atölyelerimizle, düzenlediğimiz eğitimlerle, hukuki çalışma zeminimiz olan Yönergemizin çıkarılmasıyla önemli bir faaliyet birikimi yarattığımızı söyleyebilirim. Faaliyet Raporu’muz Baromuza sunuldu. Oldukça kapsamlı bir belge. Yakında yayınlanacak. Ama sorunlarımız da var: Bir kere bütçeli ve atamalı bir merkez değiliz. Baroca doğrudan doğruya görevlendirilebilmemiz önünde bazı engeller var. Üyelerimizin tamamı tabii ki gönüllü ama avukatlar, gönüllü etkinlikte sorunlar yaşayabiliyor çünkü herkes çalışıyor, kimi üyelerimizin zaman ayırması güçleşebiliyor, meslekte var olabilme mücadelesi içindeki meslektaşlarımızın düzenli toplantı katılımları güçleşebiliyor. Bazen geleneksel alışkanlıkları kırmak zor olabiliyor, insanların birbirine otomatikman cinsiyet ataması gibi. Yeni bir dil kurma yolunda zorlanabiliyoruz. Baro Yönetimi büyük destek olsa da bazen bir basın açıklamasına seks işçisi sözünü yazdırabilmek bile sorun olabiliyor, yönetime anlatmaya çalıştığımız çok şey oluyor. Onlar da genel kamuoyu, baro kamuoyu ve bizim aramızda bir denge kurmak zorunda ve bu her zaman bizim Merkez olarak dilediğimiz hızda gerçekleşmeyebiliyor. Mesela staj eğitiminde LGBT haklarını ders kılma, anlatma çabalarımızda başarılı olamadık. Her seferinde staj eğitimi programları yapıldı bitti dendi.  Kadın Hakları Merkezi’ne eğitim verdik ama bunu tüm Merkezlere yaymak, herkese LGBTİQ+ Hakları anlatmak istiyoruz. Geni kapsamlı bir HIV Paneli yapmamız önemli bir başarıydı örneğin. Bu paneli Sağlık Hukuku Kurulu ile birlikte düzenledik. Kayıtları Youtube’da mevcut. Tam da içinde bulunduğumuz bu pandemi öncesi HIV pandemisi ve hakikati üzerinde konuşmak baromuzun tüm avukatlarına açık bir panelde uzmanlar ve STK’larla bunu ele almak önemli bir çabaydı. Yalnız CMK atama süreçlerinde ve adli yardımda LGBTİQ+ öznelere merkezimizden atama yapılması konusunda olumlu kararlar almamıza rağmen pratikte yaşadığımız bazı güçlükler var. Her akut olayda yepyeni bir atama listesi yapmamız gerekiyor. Kolay değil. Yepyeni bir Merkez ve aslında ancak büyük bir kitleselliğe erişebilirse baro içinde ve dışında daha nice değişimlere yol açabilir. Üye sayımız yüze yaklaşıyor ama artmalı kanısındayım. Bütçemiz olmadığı için en ufak seyahat bile ya cebimizden ya da en fazla iki kişi için otobüs bileti başvurusuyla her seferinde Baro Yönetiminden olumlu karar çıkarmakla olabiliyor. Örneğin ben şahsen İstanbul, İzmir vb. illerdeki toplantılara her zaman gönüllü, yani kendi imkanlarımla gidiyorum, meslektaşlarım da eğer katılım sayısı artacaksa öyle yapmaya çalışıyorlar. Yani kısıtlı imkanlarla çalışıyoruz aslında. Bütün çalışmalarımız, bütün emeğimiz, materyallerimiz gönüllü. Bazen etkinliklerimize fizik mekan konusunda çabuk ve önceden hareket ederek yer bulabiliyoruz çünkü pek çok Merkezin etkinliklerinin sıraya konulması gibi durumlar oluyor ister istemez. Ama baromuzun etkinlikler için fizik mekanları olması, toplantı organizasyonu mekanı olması, meslektaşlarımıza bunları ilan etmesi, yeri geldiğinde etkinliklerimizin sms’le meslektaşlarımıza bildirilmesi çok çok önemli tabii. Baromuzun hali hazırdaki altyapısının, overhead’inin Merkezimiz etkinliklerine de sunulabilmesi çok önemli.   Yine de bir buçuk yıl uzun bir süre değil tabii. Daha çok şey yapılabilir. Önümüzdeki dönemde projeler yapmak gerekecektir sanıyorum. Atamalı bir Merkez olmak gerekecektir. Örneğin Kadın Hakları alanındaki Gelincik Programına benzer bir altyapının Baromuzda da kurulmaması gerekecektir LGBTİQ+ Hakları avukatlığında. Bununla birlikte Yönergemizin çıkması son derece olumlu da bir gelişme. Yönergemiz zemininde önümüz açık olarak ileride pek çok etkili ve verimli işler yapabiliriz imkan dahilinde diye düşünüyorum. Bir Hotline (telefonla acil hukuki müdahale için) oluşturma ve bir sertifika programı düzenlemeye başladığımız sırada pandemi başladı ve bu durum bizi oldukça zorluyor şu sıralar diyeyim.

Kimi yayın, biz kurulduktan sonra nefretin dozunu arttırmaya kalktı ama bu bizdeki kararlılığı sadece perçinliyor....

“Onur en başta görünürlükle savunulabilecek bir değer”

LGBTİ+ avukatların mesleklerini icra ederken, karşılaşabilecekleri sorunlar aslında çok ortada, siz bu duruma nasıl yaklaşıyorsunuz? Meslek birliği olan barolar bu durumun önüne geçmek için nasıl adımlar atmalı ya da atıyorlar mı?

Ankara Barosu’nda merkezimiz üyesi meslektaşlarımız içinde hem görünür LGBTİQ+ özne olanlar var hem heteroseksüel ve cisgender meslektaşlar var. Özellikle özne avukatların mesleki dayanışma zemini olması bakımından da Merkezimizin varlığı önemli. Çünkü hak mücadelesi bakımından kadın hakları mücadelesinin kilometre taşlarına tamamen olmasa da bir ölçüde benzeyen bir yapımız var. Kadın hakları nasıl ki en başta kadınların mücadelesi ise LGBTİQ+ hakları mücadelesi kanımca en başta öznelerin kendilerinin mücadelesi. Ama bu demek değil ki kadın olmayan destekçi olamaz, kadın hakları savunucusu olamaz. LGBTİQ+ olmayan meslektaşlarımız da aramızda bizlerle beraber müttefik olarak yer alıyor sonuçta. Mülteci Hakları Merkezi bakımından mülteci olmanız gerekmez ama bizim merkezimizde öznelerin artması oldukça sevindirici olacaktır. En başta avukatlar olarak da görünürlük önemli.  Çünkü sonuçta avukat veya değil hak savunusu alanında öznenin yaşadıklarını bilen hak savunuları; o yaşananı, deneyimi bilerek içselleştirmiş olarak görev yapar. Ayrıca biz LGBTİQ+ Onuru diyorsak. Onur en başta görünürlükle savunulabilecek bir değer. Rol model ibaresi her zaman sevilmez ama özne meslektaşlarımızın çaresizliğe, yalnızlığa itilmemesi ve bakın baroda da benim gibi birisi var diyebilmeleri için bizlerin rol modeli olmamız önemli. Kadın hakları mücadelesi veren bir kadın avukat gibi LGBTİQ+ hakları mücadelesi veren bir lezbiyen, gay veya biseksüel, veya transseksüel avukatın görünür olmasını son derece önemli buluyorum.  Meslek örgütümüz içinde LGBTİQ+ olan avukatlar var, alışın varız, diyoruz, onların meslek onuru ve görünürlüğünü, mesleki haklarını savunmak, onurumuza saygı gösterilmesini talep etmek için de bir araya geldik. Kimi yayın, biz kurulduktan sonra nefretin dozunu arttırmaya kalktı ama bu bizdeki kararlılığı sadece perçinliyor: “sapkın”lar, “lezbiyen”ler, “homo”lar bir araya geldi, diye yazıyor. Evet bizler lezbiyen veya gey olabiliriz ve “sapkın”sak sapkın olduğumuz yer hak-ihlallerinden, nefretten, cinayetlerden, ayrımcılıktan sapmak ve insan haklarının, onurun, hürriyetin, eşitliğin yolundan gitmektir. İnsan hakları ihlallerinin yaygın olduğu, kişi onuru ve haysiyetinin saygı görmediği her karanlık ve cürümkar zeminden saparız biz! Avukatın hak savunuculuğu budur. Heteroseksüel ve cisgender olup da bizlerle ittifak içinde; mesleğin onuru, hak öznelerinin onuru, cinayetlerden zorla tedaviye, işten çıkarmalara, gasptan ikamet sorunlarına, cinsiyetin cerrahi ataması operasyon hukukuna, askerlik düzenine, cezaevi uygulamalarına kadar uzanan yelpazede nitelikli LGBTİQ+ avukatlık hizmetlerinin geliştirilmesi, yasaların izlenmesi, davalarda baromuzun gözlem yapması, raporlama vb. etkinlikler için bizimle beraber hareket edecek, en azından manevi olarak destekleyen geniş bir kitle de vardır, olacaktır. Öte yandan meslektaşlarımızın cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun hep beraberiz; bu sahada birlikteyiz, kutuplaştırmaya, ayrımcılığa, maalesef “işlenemez suç” gibi duran “sapkın” vs. yolundaki nefret söylemlerine inat.

Ama avukatlar arasında da homofobi ve transfobi yaygın söyleyeyim. Cinsiyetçiliğin yaygın olduğu gibi bu da yaygın. Sosyal medyadan aldığımız duyumlarda, yaptığımız gözlemlerde bakıyorsunuz bazı avukat grupları var, on bin kişi bir araya gelmişler, ne güzel, çok kalabalık grupları var. Biz kurulmadan önce buralarda Merkezimizi tanıtmaya çalıştığımızda dikkate değer sayıda homofobik yorum geldi ve bilgisiz yorum geldi. LGBTİQ+’nın ne olduğunu bilmemek ayıp değil ama belki öğrenmemek ayıp diyeceğim çünkü size ‘’kadın da kim ya’’ diye sormak kadar anlamsız gelebilir. O cehaleti ve biraz da alaycı yaklaşımı biz ne yazık ki orada gözlemledik. İnsanlar öldürülüyor, homofobik, transfobik cinayetlere kurban gidiyor, her türlü hak ihlali yaygın, bu arkadaşlar deyim yerindeyse “gülünç yorum”larla konuyu basit şakalara da veyahut çiğ espriler içeren Caps’li Bülent Ersoy fotoğraflarına dökebildiler. Mesela “Bu bir sorun mu?” “Bu harflerden daha ne kadar olacak?” gibi sorular oldu, bunlar heteronormatiftir. Sen her yerdesin, heteroseksüel olarak her yerde sen varsın! Ama eşcinsellerin görünürlüğü ile ilgili derdin var, bunu gördük. Heteronormarif ve cisnormatif anlayış o kadar yaygın ve hegemonik olmuş ki tanıdığınız bildiğiniz bir homofobi, transfobi tarzıdır, incedir ama çok tehlikelidir. Görünürlüğe karşı ‘’kimse sana özel hayatını soruyor mu, ben söylüyor muyum? Söylemene gerek yok” tarzında yaklaşımlar oluyor. ‘’Niye bu harflerle çıkıyorsunuz, kimse sizi bilmesin’’ tarzında. Oysa bu yorumları yapanların kendisine kimse sormuyor ama hep orta yerdedir; ayrımcı pratiklerle insanların hayatlarını zorlaştırmakta, homofobi ve transfobi ile baştadır. Baro içerisinde hafife alma sık olmasa da türlü kesimlerde var. Neticede çok kalabalık bir avukat kitlesiyiz. Aslında içten bir desteği ve sevinci de gözlemliyoruz çünkü sayısız meslek örgütü içinde ilk Merkez bu. Bunu türlü türlü meslek örgütleri içinde avukatların gerçekleştirmesi de tarihi bir olay. Avukatın karakterine yakışır bir şey. Vicdanı olanın, bu meselelere vakıf olduğunda, aynı biçimde ve hakkın tarafında davranacağına inanıyorum. Bizim mesleki olarak yetkin olma ve müvekkillere nitelikli hizmet verme, en başta aydınlatma yükümlülüğümüz bulunmakta. Vicdanla görevini yapan meslektaşlarımın LGBTİQ+ların yaşadıkları sorunları yakından gördüklerinde LGBTİQ+ haklarının insan hakları olduğunu bırakın tanısal düzlemde duygusal düzlemde de kabul edeceğine, sayacağına ve alanın hakkını vereceğine inanıyorum. Sosyal medyada da fizik ortamlarda da desteklerini bildiren, dayanışma gösteren dikkate değer ve geniş bir kitle var. Birebir konuşma ve toplantılarda da ortaya çıkıyor ki avukat meslektaşlarımız böyle bir merkezi takdirle karşıladılar. Mağduriyet yelpazesi tanınmadığı zaman ve vicdani yaklaşım geliştirilmediğinde kaba bir homofibi kusuluyor, biz tabii bunu da gözlemledik. Bir whatsapp grubunda işte LGBTİQ+ Hakları Merkezi’nin etkinlikleri, diye homofobik şeyler paylaşılmış mesela, bunları duyuyoruz. Hem olumsuz yaklaşımlar hem de olumlu yaklaşımlar, meslek örgütümüz içinde neleri aşmamız gerektiği konusunda bizi gayet iyi aydınlattılar. İşin daha başında mıyız, hangi önyargıları kırmamız gerekir, farkındalığın tam olarak neresindeyiz, eğitimde olsun, diğer etkinliklerde olsun nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda bizlere ışık tuttu bunlar. En başta burada sizin sayenizde genç meslektaşlarımıza, bütün meslektaşlarımıza sesleneyim: İnsanların katledilmesi ile ilgili espri veya deyimi bağışlayın “lagala-lugala” yapabiliyorsanız, bu konu ile ilgili de yapın!

Mesela biz burada hak ihlali derken kimi meslektaşlar bunu “cinsel fantezi” düzlemine çekebiliyorlar. Oysa heteroseksüel olsun eşcinsel olsun, cinsel yönelim “cinsel fantezi”lerle ilgili bir konu değildir. İnsanın yatak odası davranışlarıyla, pek sınırlı olarak ilgilidir. Kadın veya erkeğin de yatak odası davranışları normdan sapabilir, farklı pratikler geliştirebilirler ama “kadınlık” ve “erkeklik” dediğimizde biz çok geniş ve toplumsal olgulardan bahsederiz. Kadının veya erkeğin sorunları, kadının veya erkeğin yatak odası sorunları olabilir ama tamamı herhalde o değil. Biz kadın sorunlarından söz ederken kadının özel ve sosyal varlığının bütününden bahsederiz. Çalışma hayatına katılımından bahsederiz. Cinayete kurban gitmesinden bahsederiz, yoksulluğundan, aileler içinde ikinci sınıf kabul edilmesinden bahsederiz. Tamamen aynı olmasa da bunun gibi. Cinsel yönelim “cinsel fantezi” değildir. Deri rengi bir fantezi değilse, etnik köken, cinsiyet kimliği, kadınlık-erkeklik, milliyet gibi bireyin maddi ve manevi bütünlüğünün ayrılmaz bir parçası olan nitelikler; kimlik ve yönelimler “fantezi” değildir. Bir kısım meslektaşın ilk önce bunları öğrenmesi gerekiyor. Anlamadıkları şey bunun Habeas Corpus hakları ile ilgili olması. “Benim bedenim var.” Bugün eşcinselliği tedavi ediyorum diye ortaya çıkan hekimler var. Malpraktistir, hekim hatasıdır çünkü öyle bir hastalık yok. Çok önemli bir perspektifimi vurgulamak istiyorum: Bu tür haklar HabeasCorpus haklarıdır. HabeasCorpus, bedene haksız müdahaleleri, yani haksız tutuklamaları önleyen bir ceza muhakemesi kavramı dar anlamda. Ama geniş anlamda bedene yönelik, yani bedeninin bireyin kendisine ait olmasına yönelik tüm tehditlerden koruyan bir kavram. HabeasCorpus “benim bedenim var” demek. Yani beden bana ait, sana değil. Laikliğin felsefi ve sosyo-siyasal temelleriyle çok ilgilidir, bedenin bireyin kendisine ait olması ve hiç kimsenin, bir bireyin, hiç kimseye zarar vermeyen bedeniyle uğraşamaması ilkesi. Bu nedenle LGBTİQ+ Hakları Hukuku sahası tüm temel haklar, beden hukuku, bedensel dokunulmazlık hukuku, üreme, yapay döllenme, evlat edinme, aile kurma, medeni birliktelikler, ikamet, yabancılar, malvarlığı vb. hukuk alanlarını da irdeleyen bir sahadır. Bu sahalarda kapsamlı reformlar gerekiyor.

Ankara’da kurulurken aktif fiziki bir engelleme ile karşılaşmadık ama homofobi ve nefret söylemi ile karşılaştık. Çünkü sabah kalktıktan sonra akşam yatmadan günde on on beş kere cinsiyetçilik, homofobiklik, transfobiklik yapan meslektaşlarımız da var ne yazık ki! Ben daha önceden gayet iyi tanıdığım ve baro başkanlığına adaylığını dahi koymuş bir meslektaşıma Merkezimizin kuruluşunu haber ettiğimde tebrik ederim cevabı dahi alamadım. Ha bu çok önemli mi? Bunun dışında hangi merkez kurulmuş olursa olsun bir tebrik mesajını esirgemeyecekti eminim. Bazen harflerin dahi ortaya konması sorun bazıları açısından. Konunun adını “toplumsal cinsiyet” koy, geç git, diyorlar. Tamam “toplumsal cinsiyet” da bu işin içinde ve bu daha “zararsız” bir ibare gibi görünüyor ama bu sahanın adı belli. Bu sahanın adı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks, Queer ve Artı Hakları. Bu isimden korkacak bir durum yok. Avukatların da cinsiyetçilik, kadın ayrımcılığı, homofobi, transfobi konusunda öz-eleştiriden geçmesi gerekiyor. LGBTİQ+ hakları insan haklarıdır, deyince zillerin kafasında çalması lazım ama avukat olarak insan hakları ihlalleri, yabancılar hukuku, ceza hukuku, iş hukuku, aile hukuku, yani aslında cinayet ve nefret suçları, şiddet, yaralama, gasp, işten çıkarma, mobbing, ikamet sorunları diyoruz, ayrıca tabii ki medeni hak ve özgürlükler de diyoruz, ortak hayat hukuku diyoruz bir zil çalmıyorsa bizim de anlatmamız gereken, yapmamız gereken çok şey var diyoruz. Bazen Merkezde bizler dahi pek çok konuda birbirimizi düzeltiyoruz, önyargılarımızdan arınıyoruz, sahanın kendine özgü dinamiklerini anlamaya anlatmaya çalışıyoruz. Sürekli tartıştığımız, birbirimize küstüğümüz haller bile oluyor. Şu halde gelsinler, öğrensinler, bu bence ahlaki bir yükümlülük de.  Bakıyorsun yüzyıllar önce kölelik nasıl kaldırılmış anlata anlata bitiremiyor. Sanki köleliği kendi kaldırmış gibi “biz insanlık çok ilerledi” diye böbürleniyor. Buyur bugün köleliğin kaldırılışına benzer bir saha var, görünmeyen, ikinci sınıf sayılan, deyim yerindeyse “parya” sayılan, hayat hakkı dahi tanınmayan, her türlü baskıya, şiddete maruz kalma bakımından çok yüksek bir risk altındaki seks işçiliği olgusu var. Daha “seks işçisi” demekten çekiniyorsun, bana hangi yüzyıldan “biz insanlar köleliği kaldırdık” diyebiliyorsun?! Burada yanlış anlaşılmayayım. Seks işçiliği zaman zaman bireylerin özgür iradesiyle de giriştiği bir emek formudur. Onu demiyorum. Ama kot işçileriyle birlikte seks işçilerine ve ikisinin çalışma koşulları ve emekleri sırasında maruz kaldıkları yüksek hayati ve insani risklere aynı şekilde duyarlı olacaksın ve bunu yüksek sesle ve “seks” ve “işçisi” diye büyük puntolarla yazarak ifade edebileceksin. Yoksa beş yüz yıl önce ne olmuşsa bunun hikayesini anlatma, bugün benzer hikayelerde sen ne yapıyorsun, ne yapacaksın, onu anlat. Hak ihlalleriyle uğraşan avukatlara da çağrım var o yüzden: “Şimdi ve burada” meydana gelen sorunlarla daha fazla ilgilenmeliler. Homofobi ve transfobinin önemli nedenlerinden biri insanların kötü olması değil bence, kimse kötü değil çoğunlukla: neden, çoğu zaman bilgisizlik ve cehalet ve açık söylüyorum: mesleki yetersizlik çünkü cisgender veya heteroseksüel olarak da LGBTİQ+ bir danışanla müvekkille karşılaştığında bir kere nasıl konuşacağını, davranacağını, bu sahayı bilebilmeli; aynı zamanda öznelerle karşılaşma ve karışıp görüşme imkanının sınırlı olması homofobi ve transfobinin nedenidir çünkü görünürlük bir sorun, öyle olunca tanımadığı, hayatının bir yerinde diyalog kurmadığı, dolaptan çıkmamış insanların haklarından bahsediyoruz, ne anlayacak?! Hele hele STK’ların çalışmalarını bu sahada özel olarak takip etmemişse, toplumcu bir avukatlık geleneğinden, demokratik kitle hareketlerinden veya örgütlerinden, sivil alanlarda da etkinliklerden gelmiyorsa veya dünyaya açık bir yapısı yoksa bu anlaşılabilir bir durum. Örneğin biz Merkezi kurduğumuzda meslek örgütü içinde çok da görünür olmayan, hatta hiç de görünür olmayan özne arkadaşlar, bizler, LGBTİQ+ avukatlar ortaya çıktık. Merkezimize üye olmak için LGBTİQ+ özne olmak tabii gerekmiyor ama eşcinsel avukat yok mu, bitabii var, trans avukat yok mu bitabii olur. İzmir’de komisyon kurulduğunda o komisyonun kuruluşuna önayak olan Mahmut Şeren arkadaşımın sözlerini hatırlıyorum: "İlk kez bir hukuk çevresinde bulunurken, kendimi oraya ait hissedebiliyorum. Bunu sağlamak için emek veren çok insan var, iyi ki varlar. Önemle belirtmek gerekir ki bizler; hukuk fakültelerinde, adliye koridorlarında, yargı kürsüsünde görünür olan ve ol(a)mayan LGBTİ+’ların olduğunun ve meslek içi ayrımcılığa maruz kaldıklarının farkındayız. Meslektaşları için var olan baromuzda bu dayanışma alanını yaratmak için uğraşacağız. Bütün yok sayma, ayrıştırma ve baskı politikalarına rağmen yaşamın her alanında olmaya devam eden LGBTİ+’ların yanında olmaya, nefrete karşı yaşamı savunmaya kararlıyız." Bende de bu duygular o kadar özdeş ki.

Öte yandan heteroseksüel, cisgender arkadaşlarımız da çok sayıda. Ama onların özne olan arkadaşlarla bir araya gelmesi de yeni işbirliği ve ittifak ufukları açıyor, algı aralığı genişliyor. İster cisgender olsun ister heteroseksüel, avukatların cinayetlere, nefret suçlarına, gaspa, işten çıkarılmalara dur demesi; LGBTİQ+ öznelere, örneğin cinsiyetin cerrahi atanması operasyonlarında hukuki zahmet yaşayanlara, zorla tedavi ettirilmeye, cezaevlerinde tecrite maruz kalanlara, aile ve sosyal çevre baskısını zulüm şeklinde yaşayanlara, beraberliklerini hukuki bir çerçevede insanca yaşayamayanlara hukuki destek vermek için birikim, donanımlarının arttırılması, deyim yerindeyse sahada olmaları için bu Merkez kuruldu. Eğer sosyal ve mesleki hayatta karışıp görüşme olursa, insanlar birbirini anlayacaktır. Bir meslek örgütü açısından bu çok önemli. Düşünün kadın hakları da aynı sancıları çekmiştir. Vaktiyle kadın üniversitede okumaya kalktığında zekasının üniversitede okumaya yetmeyeceğini ispatlamaya kalkan erkek bilimciler bile olmuş. O alanda nereden nereye gelindi. LGBTİQ+ haklarının tanınması ve geliştirilmesinde de benzer bir süreç içindeyiz. Tam eşitlik hedeftir. Buna aslında salt insan hakları değil, medeni hak ve özgürlükler de dahildir. Nasıl ki kadın hakları alanında gettolaşmaya karşıyız bu alanda da cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun, avukatların öznelerin hakları için bir araya gelmesi gerekir.

Şüphesiz görünürlük Türkiye’de önemli bir sorun. Çoğu insan görünmez yaşadığı için bu sorunlar yokmuş gibi algılanabilir. Ayrıca görünür olmanın da bedelleri var. Bu yüksek bir medeni cesaret ve aynı zamanda kırılganlık da getiren bir şey. Cesaret ağır kırılganlıkları da beraberinde getiren bir haslettir. Aslında kırılganlığını ortaya koymayan cesur olamaz. Merkezi kurar kurmaz öyle yayınlar oldu ki hedef gösterildiğimiz, ağır nefret söylemlerine maruz kaldığımız. Bırakın öznenin kendisini, haklarından söz eden avukatlar da hedef olabiliyor. Heteroseksüel meslektaşlarımıza çevrelerinden sürekli “sen eşcinsel misin” soruları sorulabiliyormuş. Baronun kendisine dahi saldıran yayınlar, konuşmalar oldu. Öne çıktığınızda, görünür olduğunuzda zaman zaman bunu hayatınızla bile ödemek zorunda kalabiliyorsunuz. Ahmet Yıldız davasında görünürlüğün bedelini de gördük. Cinayetle sonuçlandı. Eğer LGBTİQ+ avukat arkadaşımız varsa ki büyük bir kitledir kanımca, kimseye ortaya çık kendini anlat misyonu yükleyemeyiz tabii ama farklı cinsiyet kimliği ve farklı cinsel yönelimi ile içimizde olana, hikayesini anlatana ve kimliği ve yöneliminin onuru ile mesleğinin onurunu birleştirene cesaretlendirici olmak zorundayız. Görünürlük kırılganlıklarla bezelidir ve anlatsanız, çoğu zaman homofobik bir tepkiyle karşılaşmanız olası, anlatmazsanız hayat pratiklerini kolektif bir anlayış içinde savunmak zorlaşıyor. Bu bir ikilem. Çözümü nedir? Farkında olanlar farkında olmayanlara anlatmalı ve kolektifin gücünden yararlanılmalıdır. Avukat meslek örgütlerimizde, öyleyse bu bizim ahlaki ödevimiz: Bütün özne arkadaşlarımızı da bizler nasıl oradaysak aramızda görmek istiyoruz, cisgender ve heteroseksüel olanların yanında. Dinamik bir merkezimiz olacaktır, kurulmuştur, geleceğe kalacaktır. Çünkü bakıyorum Merkezlerde aktif olarak görev alan arkadaşların çoğunluğu hayli genç. Stajyerler de çok sayıda. Bu bir şans. Gelecekte buna sahip çıkacaklar, daha ileri taşıyacaklardır. Bazı konular zamanın ruhunu yansıtır. Zamanın ruhu her zaman olumlu anlamda kullanılan bir ifade değil ama burada olumlu bir ruhu kastediyorum. Bu ruh bugün sandığımızdan daha güçlü. Sadece görünür kılmak, daha etkin kılmak gerekir. Bazen meslektaşlarımız diyor ki destekçinizim Hocam, etkinliklerinize katılmak isterim veya içimden gönülden destek veriyorum ama katılamıyorum. Neden diye soruyoruz, işte ailem, etraf ne der kaygısı var. Üzücü tabii. Üye olmak cesaret gerektirir, diye düşünülüyor. Bu, diğer Merkezler açısından böyle değil. Hani tebrik ederim, ne kadar cesursun Mülteci Hakları Merkezi üyesi oldun, Kadın Hakları Merkezi üyesi, İnsan Hakları Merkezi Üyesi oldun diye bir şey denmezken, bizde çok yaygın, ne kadar cesursun demek. Örneğin biz etkinliklerimiz sonrası fotoğrafta çıkıp çıkmamayı konuşuruz hep. Hemen öyle pat diye fotoğraf çekilmez, haydi gelin deyince herkes koşmaz ne yazık ki. Sıradan başka bir merkezde böyle şeyler fotoğraf öncesi konuşulur mu bilmem. Hani bir fotoğrafta çıkmak dahi bizler için bir cesaret örneği sayılabiliyor. Kıvançla, gururla, onurla fotoğraf verebilmeliyiz ama deyim yerindeyse kazın ayağı öyle değil işte!

LGBTİQ+ ayrımcılığının önlenmesine ilişkin kuralların avukatlık mesleki mevzuatına da girmesi gerektiği kanısındayım. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi bakımından farklılaşan meslektaşlarımıza güvence verecek yasal ve yönetsel adımlar atılmalı. Staj eğitiminde LGBTİQ+’nın ders olması bir kere şart. Barolar kapsamlı olarak konuyu çeşitli temel merkezlerin, örneğin CMK merkezlerinin eğitimlerinde ders başlığı yapmalılar. Görünür LGBTİQ+ avukatların toplantılarla deneyimlerini ve yaşadıklarını paylaştığı toplantılar artmalı. En başta sadece Ankara, İzmir, Diyarbakır değil, tüm barolarda LGBTİQ+ Hakları Merkezleri ve Komisyonları olmalı ve bunlar gerekirse ulusal düzeyde de toplanmalı, yasal girişim ve reform etkinlikleri düzenlemeli. LGBTİQ+ konusunda dil de son derece önemli. Eril dili kadınlar sorgulamaya başladılar, meslekte heteronornatif, cisnormatif dili de biz sorgulamaya başlamalıyız. LGBTİQ+ meslek insanlarının, ofislerde, kamu ve özel kuruluşlarda yaşadıkları sorunlarda başvurabilecekleri birimlerdir de aslında Merkezimiz gibi merkezler. LGBTİQ+ avukat haklarında da girişimlerimiz artmalı. Biz öznelere, yani vatandaşa destek veriyoruz diyoruz ama biz birbirimize de destek veriyoruz özünde. Baroda “bizler” varız, bunu gösterdik.  Ankara Barosu’nda LGBTİQ+ özne olan avukatlarla bir dayanışma imkanıyız.

“Fuhuş” kelimesini kaldırıp atmak lazım bir kere. Seks işçiliğidir adı. Bir emek formudur...

Gerek kayıtlı gerekse kayıt dışı çalışan seks işçisi trans kadınların maruz kaldıkları olumsuzluklarla ilgili neler yapılabilir? Mevzuata baktığımızda, yaşadığımız zamanların çok ama çok gerisindedir diyebilir miyiz? Mevzuat çalışması yapılmasının zamanı geldi de geçiyor diyebilir miyiz? Merkez olarak nasıl bir yol izliyorsunuz?

Fuhuşla Mücadele Tüzüğü son derece eski ve çağdışı bir anlayışı yansıtır hale gelmiş artık. “Fuhuş” kelimesini kaldırıp atmak lazım bir kere. Seks işçiliğidir adı. Bir emek formudur. Ayrıca bir kere en başta cinsiyetçi. Seks işçiliğini kadınlara özgülemiş ve genel kadın diye bir tabir kullanıyor. “Genel kadın” tabirini de kaldırıp atmalı. Bu soruna kadın hakları örgütlerinin el atması da lazım. Seks işçisinin kadını erkeği olmaz, cinsiyetlendirmeye lüzum nedir? Erkekler kayıtlı seks işçisi olamaz gibi bir anlayış, kusura bakmayın bu sözü pek sevmiyorum ve kendince sorunlu olabilir ama en iyi anlatan da o: Barbarlık yani. Vahşet. Bu emek formunda kadın ve erkek eşit olarak düzenlenmeli, bu bir. İkincisi kayıtlı seks işçisi olabilmek çok zor. O nedenle örneğin trans seks işçileri çoğunlukla sokaklara da itilebiliyor ve ekonomik sorunlar, yoksulluk bir tarafa, sokaklar güvenli değil, saldırıların, sağlık haklarının hiçe sayıldığı ortamlar olabiliyor. Evlerde çalışılınca ikamet hukuku sorunları var, evlerinden atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar, sağlık ve sosyal yardım güvencelerinden yoksun kalarak hizmet veriyorlar. Mevzuat çalışmasının zamanı geldi de geçti evet. Kurulduğumuzdan bu yana seks işçiliği konusunda avukat eğitimlerine katılan pek çok üyemiz oldu, seks işçiliği hukuku konusunda eğitim çalışmaları artmalı. Seks işçilerinin haklarını savunan çeşitli STK’larda Merkez kurulmadan önce de eğiticilik yapmıştım. Bu alanda STK’larla işbirliklerimiz artacaktır. Merkezimiz seks işçilerinin akut sorunlarında sahada pek çok müdahalede bulundu. Örneğin seks işçisi olarak kabahat para cezasına çarptırılan ve bunu ödeyemeyen çok kimse var. Para cezasını ödemediğinizde cezaevine konuluyorsunuz. Cezaevinde tekli koğuşa, tecrite konuluyorsunuz. Böyle durumlarda ziyarete koşabiliyoruz, destek olmaya çalışabiliyoruz. Bir örnekte tecrite konulmakla kalmayıp saçı kesilen ve son derece zor koşullarda tutulan bir seks işçisine destek olmaya çalıştık örneğin veya sokakta kötü muamele ve polis merkezlerinde şiddet tehdidiyle karşılaşan seks işçilerin çağrılarına cevap vererek oralarda varlığımızı gösterdiğimiz durumlar oldu ve bizler görününce ve etkili dille öznelerin yanında olunca ortamda müvekkillerimizin korkularını aştıklarını, haklarını ortaya koyabildiklerini tecrübe ettik. Adalet sistemi ne yazık ki her kademesinde ayrımcı. Seks işçilerini korumak yerine onlara karşı suç işleyen ve cezasızlığa güvenen polis dahi olabildi biliyorsunuz: Hande Şeker Davası örneğin İzmir’de. Bir nefret cinayeti. Cezasızlık tehlikesi doğmasın, katiller hak ettikleri cezayı alsın diye önümüzdeki duruşmalarında biz de orada olacağız gözlemci olarak.

Aslında Baroların yanında Adalet Bakanlığı, türlü bakanlıklar, sosyal politikanın her kademesinde devlet kurumları, en başta polis teşkilatı, bu sahada eğitilmeli, savcılar hakimler eğitilmeli bir kere; onlara farkındalık kazandıran programlar olmalı, akademilerinin Curriculum’unda bu konular olmalı ve fakat idare bu sahaya uzak duruyor, duyurmak dinletmekte, program önerileri getirmekte büyük güçlükler var. Partilerde, TBMM nezdinde de LGBTİQ+ hukuku farkındalığı geliştirilmeli. İşimiz çok, yolumuz uzun ama açık bence. Nefretin diliyle konuşanlar kaybedecekleri bir savaşı veriyorlar. Tarih ve bu arada hukuk tarihi yanımızdadır.

Daha önce Kaos GL Dergisi için evlilik haklarıyla ilgili olarak yazdığım bir makaleden alıntı yapayım bitirirken:

Türkiye’de LGBTİ’ler -bir gün nefret, cinayet, ayrımcılık vb. son derece ağır dertleri sırtlarından atabildiklerinde ve başka mecralarda yeni kazanımları daha büyük ivmelerle elde etmeye yöneldiklerinde ‘evlenme hakları’ için daha fazla mücadele edebilir hale gelecekler midir? Gelmeli midirler? Evliliğe karşı mı yoksa bunun yanında mı olmak gerekir? Heteroseksüelliğin ailevi meseleyi evrensel mekanizmaya bağlaması; çiftleşmenin, yaşam, kültür ve değerlerin yeniden üretilmesi için bir koşul olduğu anlatısı; ırkçı anlatılara özgü yabancı ve göçmen korkusu; cinsiyetçi ve homofobik anlatılarda kuir korkusu ve uygunsuz sayılan çiftleşme ve eşleşmelere karşıtlığın nedenlerinden biri olan melezleşme korkusu arasındaki geçirgenliği açıklıyorsa evliliğe-sızmanın, heteroseksüel bir tarihsel pratiği değişip dönüştürmenin de paha biçilmez bir manası olabilir. Dileyenler için. Eski Yunandaki “demokratik” “kamu meseleleri davacılığı” prensibini de hatırlayalım o zaman: Ho boulomenos! Kim arzu ederse! Arzu ettiğimizde "medeni hal"inizi  evli bekar kutucukları ile sınırlı olarak değil, daha gelişkin ve çeşitlenmiş bir sistem içinde alacağız: Divorced = Boşanmış; Legally separated = Ayrılık kararı ile ayrı/l/mış; Married = Evli; Married - Civil Partnership = Medeni Hayat Arkadaşlığı; Married - Common Law Marriage = Ortak Hukuka Göre Evli; Married Domestic Partnership = Evli, Ev-İçi Hayat Arkadaşlığı; Married Pacts (“Pacte civil de solidarité) = Sivil Dayanışma Paktı ile Evli; Separated = Ayrı yaşıyor; Single = Bekar; Widowed = Dul

Türkiye’de de kararlı ve yaratıcı hak savunucularının girişimleriyle her geçen gün yeni ve öncekinden farklı bir anlayışa dayandığını düşündüğünüz yeni içtihatlar gelişiyor.  “Karşı-Oylar” bu sahada hukukun evrileceği yönü ve geleceği temsil ediyor. Bir dizi karşı-oy ile uç veren “trend” Mahkemenin tüm üyelerinde karşılığını bulacaktır gelecekte. Her şey bir “karşı-oy”la veya karşı-oylar dizgesiyle başlar diyerek bu dinamik alanın geleceğinin “olumlu anlamda” belirsiz olduğunu vurgulayayım. Örneğin trans geçiş süreçleri bakımından Medeni Kanunun 40. maddesinin zorunlu bir şart olarak öngördüğü “üreme yeteneğinden yoksunluk” şartı, tartışmaları bitirmeyen bir başvuru neticesinde verilen bir kararla da olsa Anayasa Mahkemesi tarafından “hak ihlali” olarak değerlendirildi (tartışmaları bitirmeyen çünkü nüfus sicilinde gerekli değişikliği yapabilmek için geçiş operasyonu şartı, yani 40. Maddenin 2. Fıkrası, korunmakta ve bu cinsiyet yeniden atama operasyonu geçirmemiş ve belki de bunu istemeyecek ya da isteyemeyecek transseksüellerin kimlik belgesi alabilmelerini yine de önlemektedir). Bu demektir ki politika ve mücadele tercihleriyle kararlar da değiştirilip dönüştürülebilir. Her şeyden önce Anayasa Mahkemesi olsun, AİHM olsun her türlü Yüksek Mahkemenin “tarih yazan” bazı kararlarında olduğu gibi olmakta-olan hukukun ve olsaydı-çok-iyi-olurdu-hukukun pek çok alanında LGBTİQ+’nin meseleleri mevcut. Mahkeme Kapısı’ndan Duruşma-Meydanına Bizler kıpırdamadan bir şey kıpırdamaz ve en başta iyi bir çaba için ne çok erken ne de çok geçtir. Başta insan hakları hukukunun yakın tarihi hiçbir kavram ve kurumun Anayasal metinlerde durduğu gibi durmadığını, dönüştüğünü bize çok çarpıcı biçimde anlatır. AİHM içtihatlarında da eşcinsellerin hakları ile ilgili kararlar, 1990’lardan bu yana ortaya konulan baş döndürücü bir ilerlemeye işaret ediyor. Oysa “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” aynı sözleşmedir, kimse virgülüne dahi dokunmamıştır ve fakat hukuk aynı kalmadı. Mahkemelerin “yarattığı” bir şeydi. Yeniden yaratılanın ve dönüşenin arkasında büyük bir felsefe-politik ve her mekânda sesli bir sosyal-politik vardır. Bu felsefe-politik’in ve sosyal-politik’in de dinamizm içinde olduğu ve değişimin yargıçları da belirleyeceği aşikardır.  


Etiketler: insan hakları
Nefret