17/10/2018 | Yazar: Aslı Alpar

Uluslararası Cinsiyet ve Hukuk Konferansı’nın ilk oturumunda, LGBTİ+’ların hukuki mücadelesi, hukukun LGBTİ+’ların insan hakları alanındaki işlevi tartışıldı.

“Toplumsal mücadele mahkeme salonlarında da sürüyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Uluslararası Cinsiyet ve Hukuk Konferansı’nın ilk oturumunda, LGBTİ+’ların hukuki mücadelesi, hukukun LGBTİ+’ların insan hakları alanındaki işlevi ve mülteci LGBTİ’lere yönelik hukuki süreç ele alındı.

Fotoğraflar: Semih Varol

Kaos GL Derneği’nin İzmir’de düzenlediği Uluslararası Cinsiyet ve Hukuk Konferansı’nın ilk oturumu “Haklara erişim mücadelesinde hukuk neyi başarabilir? Önümüzdeki engeller ve çözüm yolları neler” başlığı ile gerçekleşti.

Moderatörlüğünü Kaos GL Derneği’nden Avukat Kerem Dikmen’in üstlendiği ilk oturumda haklara erişimde hukukun rolü ve bu yoldaki engeller konuşuldu. Oturuma Ankara Üniversitesi’nden Av. Neva Övünç Öztürk, Ankara Barosu’ndan Av. Oya Aydın ve Kuir Kıbrıs Derneği’nden Av. Faika Deniz Paşa katıldı.

“Hukuk oldukça ideolojik bir aygıttır”

Avukat Faika Paşa konuşmasında Kıbrıs’ın kuzeyinde İngiliz Sömürge İdaresi döneminden kalma “doğaya aykırı cinsel ilişki” suçunun kaldırılması için LGBTİ+ hareketinin verdiği mücadeleyi anlattı. Av. Paşa konuşmasına hukukun normatif bir yapısı olduğunu ve yasaların ideolojik aygıtlar olduğunu hatırlatarak başladı.

Paşa, “Ceza yasasının değişmesinin ilk filizleri 2007 yılında kurduğumuz Homofobi Karşıtı İnisiyatif’i ile başladı. Bu inisiyatifin iki amacı vardı sodomi yasalarının değişmesi ve LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığın sonlanması. İnisiyatife kurulduğu ilk günden itibaren insan hakları örgütleri ve toplumsal cinsiyet örgütleri destek verdi. Avrupa Parlamentosu’nun da verdiği destek mücadelemizi güçlendirdi” dedi.

“Yasa insan haklarına aykırı uygulamaların önünü açıyordu”

Paşa yasanın LGBTİ+ toplumuna tehdit oluşturduğunu şöyle anlattı: “‘Eşcinsellik suçu’nun kaldırılması için mücadele verirken herkes bize bu yasanın uygulanmadığını söylüyordu. Ancak bu yasanın uygulandığını biliyorduk. Yasa erkekler arası eşcinsel ilişkiyi yasakladığı halde lezbiyen ve biseksüel kadınlar da bu yasadan dolayı zarar görüyordu. Keyfi gözaltılarda insan haklarına aykırı uygulamaların ya da şahısların şantaj yapmasının önünü açıyordu” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptıkları başvurunun yasanın kaldırılmasını hızlandırdığını belirten Paşa süreci şöyle aktardı: “AİHM bizim iç hukukumuzun bir parçası. Davayı ilgili yasanın özel hayata haksız bir müdahale olması gerekçesiyle açtık. Eşcinsel erkeklere ayrımcı bir uygulama olduğu belirttik. 2013 yılında Türkiye’den istenen savunma sonucunda yasa maddesinin değiştirileceği belirtilmişti. Türkiye kendi hukukunda olmayan bir madde nedeniyle mahkûm olmak istemiyordu. Ve yasa 2014 yılında değişti.

“Vekillerin desteği ve feminist dayanışma taleplerimizin kaybolmasının önüne geçti”

Vekillerin ve feminist hareketlerin desteğinin de ceza yasasındaki değişikliğin önünü açtığını belirten Paşa, “Vekillerle ve feministlerle dayanışma sayesinde taleplerimizin kaybolmasının önüne geçildi” dedi.

Ceza yasasındaki değişiklikle yasadaki “ahlak”, “namus” terimlerinin ortadan kalktığını ve cinsel yönelim ile cinsiyet kimliği ifadelerinin yasaya girdiğini belirten Paşa “Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık da suç olarak tanındı” dedi.

“Nefret yasadan kalktı ama kafalardan kalkmadı”

Paşa yasanın ardından nelerin değişmediğini de şöyle aktardı: Nefret söyleminin cezalandırılmasını planlanıyordu ancak bu istediğimiz şekilde olmadı. Nefreti yasalardan kaldırdık ancak kafalardan kaldıramadık. Yasa değişikliğinin ardından yürüttüğümüz billboard çalışmamıza saldırılar gerçekleşti mesela. Buna rağmen toplumda LGBTİ haklarının tartışmasını sağladığımızı düşünüyoruz. 1, Mayıs’ta, 17 Mayıs’ta görünür olarak yürüyoruz. Onur Haftası’nda siyasi partiler, belediyeler gökkuşağı bayrakları asıyor. Ceza yasasını değişmesiyle kazandığımız özgüven sayesinde “Aile Yasası Değişmeli İnisiyatifini” kurduk ve değişen aile yasasında artık cinsiyetsiz bir dil var. Karı-koca yerine eşler ifadesi geçiyor. Benzer şekilde bu süreç Baro’yu da dönüştürdü.”

Oya Aydın: “Mahkeme salonları da toplumsal mücadelenin sürdüğü yerler”

Ankara Barosu’ndan Av. Oya Aydın LGBTİ’lerin bazı ülkelerde eşit haklara sahip olurken bazı ülkelerde ölüm cezası ile karşılaştığını, ancak yaşadığımız dönemde LGBTİ’lere yönelik nefret suçlarının ceza yasalarına girdiğini, kimliğin değiştirmedeki engellerin kaldırıldığını hatırlattı. Av. Aydın, “İnsan hakları öncülüğünde hukuksal korumanın kazanıldığına tanıklık ettik ancak, hukuk alanında verilen mücadeleye de eleştirel bakış söz konusuydu” dedi.

Av. Aydın konuşmasını queer, sol ve anarşist haraketin LGBT+ haklarının hukuk üzerinden ilerlemesine yönelik eleştirileri hatırlatarak sürdürdü.  “LGBTİ hareketinin insan haklarını hukuk üzerinden inşa etmesine gelen eleştirilerden bahsedelim. Nefret suçlarının ceza yasasına alınma talebimiz cezalandırma kültürünü genişlettiği ileri sürüldü. En temel eleştiri ise insan hakları hareketinin Avrupa Birliği’ni arkasına alarak kazandığı zaferlerin eşitlik mücadelesine karşı körlüğe sebep olabileceğiydi. Ancak bütün düzen böyle işlerken LGBTİ’leri hukuk mücadelesinden dışlamanın doğru olmadığını düşünüyorduk. Normatif bir düzen olarak inşa edilen hukuka hapsolmak norma girmekti ama onun dışında kalmak da LGBTİ’leri kurbana dönüştürürdü.”

“Yükselen sağ dalga LGBTİ hareketinin kazanımları konusunda endişelendiriyor”

Bu eleştirilerin tartışıldığı sırada dünyada yükselen sağın yeni sorular sordurduğuna dikkat çeken Av. Aydın, kazanımlar konusunda artan endişeden bahsetti.

Av. Aydın “Bu dalga yeniden aileye dönüş, kürtaj yasakları, LGBTİ bireylerin evlilik hakları dâhil olmak üzere tüm kazanımlarına açıktan saldırıya geçti. İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla LGBTİ hareketinin kaygıları arttı” dedi.

Türkiye’de LGBTİ’lerin 20 yıllık mücadelesinde net hukuki kazanımların elde edilmediğini söyleyen Aydın sözlerini “Toplumsal mücadele mahkeme salonlarında da sürüyor. Pozitif karar alınmasa dahi sürecin kendisi bir meşruiyet sağlanmış oluyor”  diyerek sonlandırdı.

Av. Neva Övünç Öztürk: “Uluslararası hukukta mültecilerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği durumunun hassasiyet yaratacak bir özellik olduğu kabul ediyor”

Ankara Üniversitesi’nden Av. Neva Övünç Öztürk mülteci hukukunda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini ilgilendiren hususları katılımcılarla paylaştı.

LGBTİ mültecilerin Türk hukukundaki ve uluslararası hukuktaki yerini karşılaştırmalı olarak anlatan Av. Öztürk konuşmasına “Türk hukukunun uluslararası mülteci hukuku ve insan hakları hukukuna uygun olarak dönüşmesi mümkün mü” sorusuyla başladı.

Mülteci LGBTİ’lerin uluslararası hukukta hassas gruba dâhil olduğunu ve dezavantajlı konumlarının kabul edildiğini belirten Öztürk, uluslararası hukukta cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine yönelik verilen kararlardan bahsetti. “Uluslararası hukuk mültecilerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği durumunun hassasiyet yaratacak bir özellik olduğu kabul ediyor. Kabul Koşulları Direktifi’nde de oldukça net bir gönderme bulunuyor” diyen Öztürk “hassasiyet” tanımın sonuçlarından bahsetti.

“Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden kaynaklı hassasiyete uygun mülakat tekniklerin kullanılması gerekir”

Av. Öztürk, “’Hasassiyet’ kişinin geldiği ülkesinde olmayabilir. Yani kişi ülkesinde hassas grup olarak nitelendirilebilirken kaçış yolunda da ya da sığınma ülkesinde de ‘hassasiyet’ durumu söz konusu olabilir. Yerleştirmenin bu hassasiyetin değerlendirilerek yapılması gerekir. Benzer şekilde bu hassasiyete uygun mülakat tekniklerinin kullanılması gerekir” dedi.

Öztürk, LGBTİ+ mültecilerle görüşme yapacak personelin farkındalığının gelişmiş olması ve bu konuda eğitim alması gerektiğini hatırlattı. Türkiye’nin zorunlu göç aldığı ülkelerin tamamında LGBTİ’ların kriminalize edildiğini belirten Av. Öztürk Türk hukukunda “hassas” ifadesinin kullanılmadığını söyledi.

“Yasalarda cinsel kimlik ve cinsel yönelim ifadesinin açıkça belirtilmeli”

Özel ihtiyaç sahipleri ve usul güvencelerinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ifadelerinin yer almamasının LGBTİ+’ların doğrudan tanım kapsamına girmediği anlamına geldiğini belirten Öztürk, “Peki LGBTİ’ler nasıl bu tanıma dâhil edilebilir” sorusunu tartıştırdı.

Öztürk konuşmasını kanun ve yönetmeliklerde cinsel kimlik ve cinsel yönelim ifadesinin açıkça belirtilmesinin, idarenin ve idare mahkemesinin verilen kararları denetleme konusunda deneyim kazanmasının önemine vurgu yaparak bitirdi.

İlgili haber:

“Şimdi buradayız ve haklarımızı şimdi istiyoruz”

LGBTİ'lerin İnsan Hakları İçin Farkındalık ve Savunuculuk Projesi Avrupa Birliği tarafından desteklenmektedir. Bu, proje etkinliklerinin içeriğinin AB'nin resmi politikasını yansıttığı anlamına gelmez.


Etiketler: insan hakları
Nefret