30/01/2020 | Yazar: Kaos GL

Birleşmiş Milletler Evrensel Periyodik İzleme (EPİ) toplantısını Kaos GL’den Murat Köylü değerlendirdi.

“Türkiye demokrasi notunu yükseltmek için ‘hatalardan ders çıkarmayı öğrenmiş’ devletlere kulak vermeli” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisinde 28 Ocak Salı günü 15 devletin, Türkiye’ye LGBTİ+ hakları ile ilgili tavsiye ve eleştirilerini sunduğu Evrensel Periyodik İzleme (EPİ) toplantısını Kaos GL’den Murat Köylü değerlendirdi.

Köylü değerlendirmesinde Evrensel Periyodik İzleme toplantısını, 16 devletin Türkiye’ye tavsiyelerini, BM temsilcisi Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı’nın yanıtlarını ele aldı.

EPİ toplantıları 5 yılda bir düzenleniyor

Evrensel Periyodik İzleme’de Türkiye’ye verilen tavsiyeler neye göre hazırlanıyor?

Evrensel Periyodik İzleme (EPİ) Birleşmiş Milletler’in (BM) insan hakları mekanizmalarından biri. Devletler kendilerinin yazdığı ülke raporlarının yanı sıra BM kurumlarının ve sivil toplumun paydaş raporları üzerinden inceleniyor.

Bu inceleme doğrultusunda devletler, incelenen devlete tavsiye ve eleştirilerini iletiyorlar. Tavsiyeler genellikle iki ila beş farklı konuda oluyor. Kısacası, EPİ için bir devletlerarası diyalog ve karşılıklı öğrenme ortamı diyebiliriz.

Bu buluşma için ne sıklıkla bir araya geliyor devletler?

Bu buluşma 5 yılda bir tekrarlanıyor.

Türkiye daha önce incelenmiş miydi?

Evet, Türkiye EPİ kapsamında daha önce 2010 ve 2015 yıllarında incelenmişti. 2010 ve 2015 yıllarında Türkiye bakan düzeyinde bu toplantılara katıldı.

2020 yılı çalışmaları ise 2019’un ilk aylarında başladı. Bildiğiniz üzere bu yıl Cenevre’deki toplantıda hükümeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı temsil etti.

Bu görüşmeler öncesinde Kaos GL ortaklarıyla birlikte BM’ye Türkiye’nin EPİ süreciyle ilgili iki rapor sundu. Bunlardan biri LGBTİ+ haklarına odaklanırken diğeri insan hakları savunucularının durumunu gündeme getirdi.

EPİ’de LGBTİ+ haklarına dair tavsiyeler

Peki, Türkiye’ye verilen tavsiyeler neydi?

Görüşmeler esnasında devletler, Türkiye’nin 2015’ten bu yana daha da kötüleşen insan hakları ortamını yansıtan tavsiye ve eleştirilerde bulundu. Genel duruma benzer şekilde LGBTİ+ hakları da o yıldan bu yana giderek kötüleşti. Artık ne Onur Yürüyüşleri yapılabiliyor, ne de herhangi bir merkezi düzey kamu kuruluşu ile iletişim var.

Ankara’da 2017 Kasım’ından beri tüm LGBTİ+ konulu etkinlikler yasak. Yani, başkentte bu can yakıcı insan hakları ve demokratikleşme konusu hakkında konferans, eğitim, seminer düzenlenemiyor. Dahası, LGBTİ+ kişiler liderliğini üst düzey hükümet yetkililerinin, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun ve Kamu Denetçiliği Kurumunun yaptığı bir nefret söylemi kampanyasına göğüs geriyorlar. Türkiye’de LGBTİ+ kişileri ayrımcılık ve nefret suçlarına karşı koruyan herhangi bir mevzuat ve politika hala yok.

Durum böyle olunca, LGBTİ+ hakları 2020 EPİ sürecinde devletlerin Türkiye’ye en fazla yönelttiği tavsiye konuları arasında yer aldı. Toplam 15 devlet hükümete:

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini içeren bir ayrımcılık mevzuatı geliştirmesi,

LGBTİ+ kişilerin toplanma, örgütlenme ve ifade özgürlüklerine saygı göstermesi,

Ankara’daki yasağı kaldırması,

LGBTİ+ kişilere yönelik nefret suçları ve nefret söylemleri ile mücadele etmesi,

“Kamu düzeni”, “kamu güvenliği” gibi kavramları LGBTİ+ haklarının kullanılmasının önünde gerekçe olarak sunmaması için tavsiyede bulundu.

Hangi devletler tavsiyede bulundu?

Bu devletler Almanya, Arjantin, Avustralya, Finlandiya, Hollanda, Honduras, İsveç, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Malta, Meksika, Norveç, Myanmar ve Şili oldular.  

“BM yasalarda ‘cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği’ ibarelerinin açıkça geçmesi gereğini hatırlatıyor”

Türkiye temsilcisinin bu tavsiyelere yanıtı ne oldu?

Hükümet yetkilisi Dışişleri Bakan Yardımcısı Kaymakçı Anayasa’nın ayrımcılık karşıtı 10. Maddesine atıfta bulunarak “ve benzeri temellerde ayrımcılık yasaktır” hükmündeki “ve benzerinin” cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de kapsadığını iddia etti. Oysa “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” gibi bu ibare de ayrımcılık başvurularını alan TİHEK’in Kanununda yer almadığı için LGBTİ+ mağdurların başvuruları reddediliyor.

Benzer şekilde pek çok birinci basamak ve üst düzey mahkeme bu ibareyi “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini” içerecek şekilde yorumlamıyor. Bu yüzden LGBTİ+ ve insan hakları örgütleri gibi BM, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği yıllardır hükümete yasalarda “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibarelerinin açıkça geçmesi gereğini hatırlatıyor.

Kaymakçı, Türkiye’de LGBTİ+’ların toplantı ve gösteri hakkının ihlal edilmediği iddiasını neye dayandırdı?

Dediğiniz gibi Bakan Yardımcısı Kaymakçı ifade, toplantı ve gösteri haklarının ihlaline ilişkin Türkiye’de LGBTİ+’lara yönelik sistematik bir yasak olmadığını söyleyerek karşılık verdi. Biliyoruz ki bu doğru değil.

Onur Yürüyüşleri ve benzeri kamusal etkinlikler 2015 yılından bu yana Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Mersin’de ve diğer pek çok kentte yasaklanıyor. Barışçıl gösteri hakkını kullananlar plastik mermi, gaz bombası ve polisin kötü muamelesine maruz kalıyorlar. Mahkemeler, özellikle bu yürüyüşler ve etkinlikler etrafında yoğunlaşan nefret söylemlerini AİHM içtihadının dışına çıkarak “ifade özgürlüğü” olarak değerlendiriyor ve cezasız bırakıyor.

Bakan Yardımcısı Kaymakçı’nın ne söylediği kadar ne söylemediği de önemli. Örneğin, Türkiye’nin İnsan Hakları Eylem Planı’nın “tüm” paydaşlar ile görüşülerek yapılandırıldığını ifade etti ama ne eylem planı ne de EPİ Devlet Raporunun hazırlanma sürecinde LGBTİ+ hak örgütleriyle hükümetin herhangi bir iletişimi ya da işbirliği olmadı. Ya da Kaymakçı, ifade özgürlüğünün engellenmesi eleştirilerine, “Bu özgürlük mutlak değildir. Şiddetin engellenmesi gibi nedenlerle sınırlandırılabilir,” şeklinde yanıt verdi. Ancak geleneksel ve sosyal medyada yer alan ve giderek pervasızlaşan homofobik ve transfobik nefret söylemleri ve bunları “ifade özgürlüğü” gibi gören mahkeme kararlarına yönelik hükümetin nasıl bir politikası olduğundan bahsetmedi.

Son olarak toplantıda LGBTİ+ haklarının dışındaki önerilerden de biraz bahseder misiniz?

Tavsiyelerde LGBTİ+ haklarının yanı sıra öne çıkan diğer konular terörle mücadele mevzuat ve uygulamasından kaynaklı ihlallerin önlenmesi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının sağlanması, kuvvetler ayrılığının güçlendirilmesi, cinsiyet eşitliği ve cinsiyet temelli şiddetle mücadele, erken yaşta evliliklerin önlenmesi; ifade, toplanma ve gösteri haklarına saygı gösterilmesi ve TİHEK’in Paris Prensipleri uyarınca bağımsız ve tarafsız bir ulusal insan hakları kurumuna dönüştürülmesi oldu.

Görüleceği üzere bu konular LGBTİ+ kişilerin haklarını ve LGBTİ+ örgütlerinin yıllardır sürdürdüğü eşitlik ve özgürlük mücadelesinin anahatlarını kesiyor. Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi notunu yükseltmesi ve daha barışçıl, çoğulcu bir topluma dönüşebilmesi için hükümetin LGBTİ+ örgütlerinin yanı sıra BM gibi uluslararası örgütlerin ve “hatalardan ders çıkarmayı öğrenmiş” devletlerin tavsiyelerine kulak vermesi gerekiyor. 

 


Etiketler: insan hakları
Nefret