28/09/2019 | Yazar: Aslı Alpar

Uluslararası Bellek ve Tarih Konferansı’nın ikinci günü, ikinci oturumunda queer tarih yazımında karşılaşılan güçlükler ve bu güçlüklerle mücadele tartışıldı.

“Unuttuklarımız hatırladıklarımızı, hatırladıklarımız unuttuklarımızı çağırıyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL Derneği’nin düzenlediği Uluslararası Bellek ve Tarih Konferansı’nın bugün ikinci oturumu “LGBTİ+ ve queer tarih yazımı: Güçlükler ve mücadele” başlığı ile devam etti.
Konuşmanın moderasyonunu Selin Berghan üstlendi. Berghan, Metis Yayınları’ndan çıkan “Lubunya” kitabının yazım aşamasını anlatarak başladı konuşmasına ve “Kaos GL ile aynı yaşta olan mantilerle bir arada olmaktan çok mutluyum, teşekkür ederim” diyerek sözü konuşmacılara bıraktı.

unuttuklarimiz-hatirladiklarimizi-hatirladiklarimiz-unuttuklarimizi-cagiriyor-1

Bir ilham kaynağı olarak hatırlama

Oturumun ilk konuşmacısı “hesaplaşma olarak hafıza”yı tartışan yaklaşan Devrim Sezer oldu. Kaos GL’nin hayatını nasıl dönüştürdüğünü aktararak konuşmasına başlayan Sezer hatırlamanın farklı işlevlerinden ve LGBTİ’lerin hatırlama pratiklerini ele alacağını belirtti.unuttuklarimiz-hatirladiklarimizi-hatirladiklarimiz-unuttuklarimizi-cagiriyor-2
“3 farklı hatırlama tarzından bahsetmek istiyorum; resmi hatırlama, geçmişle hesaplaşma olarak hatırlama ve direniş olarak hatırlama” diyen Sezer bu 3 tarzı açıkladı. Birleştirici, seçici, pozitif bir hafıza olarak nitelendirdiği resmi hatırlamanın unuttuğu anların politik olduğuna şöyle değindi: “9 Eylül hatırlanır ama büyük İzmir Yangını unutulur. Çünkü unutulması istenen bir takım olaylar yaşanmıştır.”
Geçmişle hesaplaşma aracı olarak hatırlamanın ise mağdurun gözünden bakarak mümkün olduğunu belirten Sezer, “Resmi hatırlamanın unuttuğu öteki mağdurlar ön plana çıkarılır. Muhalif bir yanı vardır, karanlıklara odaklanır. Unutuluşa karşı bir çabadır” dedi.
Sezer, direniş olarak hatırlamayı ise “Geçmiş bir enkaz olarak karşımıza çıkmaz, bir ilham kaynağı olarak ortaya çıkar. Henüz anlatı haline gelmemiş bir takım mücadeleleri konu alabilir, geleceği yeniden kurma iddiasını taşır” diyerek özetledi. Sezer konuşmasını hatırlamanın, tarihin hem karanlık hem de aydınlık taraflarını içermesi gerektiğini söyleyerek sözü oturumun ikinci konuşmacısı Fatih Torun’a bıraktı.

Kadın ateşbaz, gerdek odalarının performatifliği ve cinsiyetin inşası

unuttuklarimiz-hatirladiklarimizi-hatirladiklarimiz-unuttuklarimizi-cagiriyor-3

Torun, konuşmasında, toplumsal cinsiyet ve feminist fikriyatla tarihçilerin Osmanlı tarih yazımında ‘queer bir tahayyüle’ nasıl katkı sunduğuna değindi. Osmanlı tarihçileri tarafından literatüre kazandırılan iki kavramdan bahseden Torun, tarihi toplumsla cinsiyet bağlamında araştıran Gülhan Balsoy, Serkan Delice, Irvin Cemil Schick ve Başak Tuğ’un makalelerinden örneklerle konuşmasını sürdürdü.
Torun, “1675 yılına dönüp havai fişekçiler hakkında konuşmak istiyorum. Osmanlı’da festivaller dediğimizde aklımıza düğün ve sünnet kutlamaları gelir. Ancak özellikle 1675 yılından bahsedeceğim çünkü 45 gün süren bir kutlama yaşanıyor bu yıl. Dahası bu yılda Emine isimli havai fişekçi bir kadın olduğunu görüyoruz tarihçilerin kayıtlarından. Arşiv kayıtlarından Emine’nin ismini yazan memurun yazısının zor okunması yüzünden söz konusu isim Emîn olarak da değerlendirilebiliyor ancak biz fişekçinin kadın olduğunu düşünerek burada başka bir imkânı tartışabiliriz” diyerek Osmanlı’da kadın ve erkek ikiliğine değindi.
Şenlik kitabı yazarlarından biri olan Abdi’den örnekler vererek geçmişteki cinselliklerle günümüzdeki örnekleri karşılaştırarak performans ve normallik kavramlarıyla bir hat çizen Torun, “Gerdek gecesinde, gerçekte cinsel birleşimin gerçekleşip gerçekleşmemesinin bir önemi olmaksızın, birincil kaynakların olayın performatif anlamı üzerinden politik propagandanın özneleri olduklarını ileri sürdüm” dedi.

“Sözlü tarihle resmi anlatının dışına çıkmak istedik”

Torun’dan sözü devralan Yıldız Tar, Kaos GL’nin sözlü tarih çalışmasına dair konuştu. Tar, “Bu çalışma için yola çıkarken derdimiz bir yandan köprüler kurmak diğer yandan da tutarlı bir resmi anlatıyı parçalama girişimiydi. Çoğu zaman LGBTİ+ kişilerin deneyimlerinin, resmi tarih dışında bir tarih inşa ettiğini biliyoruz. Buna ulaşmak istedik.”unuttuklarimiz-hatirladiklarimizi-hatirladiklarimiz-unuttuklarimizi-cagiriyor-4
Tar, Mekân ve bellek arasındaki bağı, “Sözlü tarih çalışmamızda beni en çok etkileyen mesele mekânın bu konudaki ağırlığı oldu. Aynı mekân için farklı kişilerin farklı anlatıları olduğunu gördük. Biz buradan hangisini öne çıkaracağız diye düşünmedik, onu yapmaya çalıştık” cümleleriyle aktardı.
“Unuttuklarımız hatırladıklarımızı, hatırladıklarımız unuttuklarımızı çağırıyor” diyen Tar, sözlü tarih çalışmalarını kolektif hatırlamaya dönüştürmeye çalıştıklarını söyledi.

Tar'ın konuşmasının ardından oturum katılımcıların sorularının yanıtlanması ile sona erdi.

Anlatılan sizin de hikâyenizdir…

Uluslararası Bellek ve Tarih Konferansı’nı önceleyen Çalıştay sona erdi. “Belki burada anlatılan sizin de hikâyenizdir. Belki bir izin peşine düşmüşüzdür beraber, belki de iz bırakmak için şarkılar söylemiş, hikâyeler anlatmışızdır. Çeyrek asrımızda bazen birlikte yürüdüklerimize, ayrılan yollarımıza, mektuplardan taşan hayatlara hürmetle…” diyerek yola çıkan Konferans 29 Eylül’e dek sürecek.

*Fotoğraf: Semih Varol / Kaos GL









Etiketler: insan hakları, kültür sanat, yaşam
Nefret