19/02/2010 | Yazar: Kaos GL

Geçen sene düzenlediğimiz 4.Kadın Kadına Öykü Yarışmasını teması “Ütopya-m”dı hatırlarsanız.

Geçen sene düzenlediğimiz 4.Kadın Kadına Öykü Yarışmasını teması “Ütopya-m”dı hatırlarsanız. 1.lik Ödülünü Eskişehir’den “Leyla’yı Beklerken” adlı öyküsü ile Ç.Nisa Yılmaz, 2.lik Ödülünü İzmir’den “Sobe” adlı öyküsü ile Ceren Avşar, 3.lük Ödülünü de Kıbrıs’tan “Gökkuşağı” adlı öyküsü ile Gonca Nedim almıştı.
 
Dereceye giren öykücülere, karınca kararınca, ödüllerini takdim ettik. Ayrıca üç de özel ödülümüz vardı. “Ütopya Özel Ödülü”, “Mut ve Umut” adlı öyküsü ile Ankara’dan Ece Can’ın, “Birliktelik için Umut Özel Ödülü”, “Uzaklara Bakmak” adlı öyküsü ile Ankara’dan Zargana rumuzlu yarışmacının, “Eşik Özel Ödülü” de, “neredeyse gerçek” adlı öyküsü ile İstanbul’dan Deniz Güney’in oldu.
 
İlk üçe giren öyküyü, daha önce dergimizde okumuştunuz. Şimdi de web sayfamızda bulabilirsiniz. Keyifli okumalar...


Gökkuşağı
Gonca Nedim
 
O hiç mutluluk nedir bilmemiş bir akıldı. Diğeri, mutluluğu nasıl vereceğini bilmeyen bir kalp... İkisi de "öteki" dünyadan geliyordu. Soruları çoktu O'nun ve kopya çekercesine cevaptı Diğeri. Tebessümleri kahkahaya bağlanıyordu...
 
Dünyalar boyut boyuttur elbette. İçinizdeki bir dünyadır. Bir dışınız varsa, ki olmalı, o bambaşka bir dünyadadır. Bambaşka dünyalar da boyut boyut başkalaşır. Kar topu tek bir dünyaya yuvarlanır sonunda. Bu oluştaki en küçük atomdur dünyanız ve onu parçalamaya çalışan bir sürü “dünyalı”yla karşılaşırsınız. Bunların sizinkinden büyük dünyaları ve hiç olmayan içleri vardır...
 
O, Lâl, iki elinin arasına aldığı başını dayayacağı bir omuz ararken; Bâlâ, Diğeri, omzunda atan kalbini ikna edemiyordu. Bu hikayenin onlarca yıllık kahramanları, Lâl ve Bâlâ, yüzer yüzer yılları toplarken yüzüp karaya çıkmayı başarmışlardı. Bu seferki Lâl, Bâlâ’yı bulacak ve çok sevilecekti. Dünya yüzülmesi gereken bir zamandı ve vakti yüzerek aşanlar “öteki” dünyadan geliyordu.
 
Onlar kırmızıydı bazen... Yaşadıkları her hallerinden belli... Kırmızı merhabalaşmışlardı. Kırmızı bakmıştı Lâl Bâlâ’ya. Kırmızı gülüşmüşlerdi. Öpüşleri kırmızıydı ve kırmızı seviştiler, bağırmaktan korkmadan. Yan yana yürürken özlediklerinde birbirlerini, o yüz yıllık hasretle elini tutuverirdi Bâlâ, Lâl’in. Etrafta dünyalılar vardı, evet. Onlar karaya çıkmayı becermiş, yüzme bilen dünyalılardı. Tuttuğu eli çekerek dudağından, bir seni seviyorum çaldı Lâl, Bâlâ’nın, kırmızı...
 
Mutsuzluğunu bir sabah kahvaltısıyla iyileştirdi Lâl. Her kahvaltıları turuncuydu. Aşk demlerdi sabahları Bâlâ ve biri içince diğeri kanardı. Günaydın dedi, sıcak ekmek kokan dünyalı, uzattığı gazetenin üçüncü sayfası yoktu. Bizimkilerin gözleri mahmur saatinde kesişmeyegörsün, dünyalının getirdiği ekmek de çoğunlukla bitmezdi. Günlerinin ilk aydını turuncu ve demini almış dökülürken, ilk yudumuyla aşk, ısıtırdı...
 
Güneş yükseldi tüm dünyaların köşesinden. İşte bu sarıydı. Bâlâ biliyordu, Lâl severdi sarıyı. Tanrı’nın şişirdiği sarı balon hava kaçırırken, altında ısınmak vaktiydi artık. Teni sararken sarı bir nefes, daha sıkı sarıldı Lâl Bâlâ’ya... Kokusu vardı, sarı. Kolları sarı sarardı. Sıcaklar zaten yüzyıllardır sarıydı...
 
Düştüler sonra... Yeşil... Kalkmaktan daha fazla kalkmaktı bu düşüş. Tanrı’nın balonu sönmeden seyretmek lazımdı yeşile düşen saçlarını sevgilinin. Düştüler, yuvarlandılar ve uzandılar yeşil yeşil... Saçları birbirine karıştı ve çiçekler vardı düğümlere takılan. Bir papatya koydu Lâl, Bâlâ’nın göğsüne. Burnundan öptü ve yaprağına hiç dokunmadı elleri. Elleri yeşil, saçları düğümdü...
 
Gece çökerken davetkar bir bakış uzandı Bâlâ’ya, fonda bir tango ritmi vardı ve mavi uçuyordu havada. Ayakları aynı bedende, ruhları beden yokmuşçasına birbirine geçti. Mavi tuttu belinden Lâl. Bâlâ mavi sardı bacağını Lâl’in bedenine. Sabaha kadar yükselecekti dans. Sabaha kadar maviydi...
 
Yıllar zincirleme ömür tamlamasıydı ve birbirlerinin elini hiç bırakmadılar... Bir gece Tanrı derin derin nefes alırken, son nefeslerini birbirlerinin ağzına verdiler. Sevgi bir yıldız olup uçtu geceye, iki çift göz güldü yıldıza, bedenleri sevişedururken ruhları karıştı Tanrı’nın nefesine... Mor... Dünyalılar gözyaşı döktü ve parladı gökte bir yıldız... Altı renkli bir bayrakla uğurladılar bedenlerini. Üstlerine düşen son gölge mor oldu...
 
Dünya yüzülmesi gereken bir zamandı ve vakti yüzerek aşanlar “öteki” dünyadan geliyordu. Kurulandılar...
 

Etiketler: kadın
Nefret