30/04/2020 | Yazar: Kaos GL

“LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı ve yaşamlarını zorlaştırıcı söylemlere karşı devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini hatırlatıyoruz. Ankara Barosu ve Diyarbakır Barosu’nun yanındayız.”

Van Barosu: “Ankara Barosu ve Diyarbakır Barosu yalnız değildir!” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Van Barosu, barolar hakkında başlatılan soruşturmalarla ilgili basın açıklaması yayınladı: “LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı ve yaşamlarını zorlaştırıcı söylemlere karşı devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini hatırlatıyoruz. Ankara Barosu ve Diyarbakır Barosu’nun yanındayız.”

Diyanet’in LGBTİ+’ları ve HIV’le yaşayanları hedef gösteren nefret hutbesine tepki gösteren Ankara Barosu ve Diyarbakır Barosu hakkında soruşturma başlatıldı. Van Barosu, “Bu soruşturmaların barolar üzerinde baskı aracı olarak kullanılmasını asla kabul etmiyoruz” diyerek Ankara Barosu ve Diyarbakır Barosu’nun yanında olduğunu duyurdu.

“Demokrasi, hukuk ve insan haklarından yana tavrını koyan barolar hedef gösterilmiştir”

Van Barosu’nun Ankara ve Diyarbakır baroları için kaleme aldığı metinlerin bir araya getirilmiş hâli şöyle:

“Türkiye'nin kurucularından olduğu 47 üyeli Avrupa Konseyi temel amacını ‘üye ülkelerde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü güçlendirmek" olarak tanımlamaktadır. 1949 yılında kurulan Avrupa Konseyi gerek Bakanlar Komitesi tavsiyelerinde ve Parlamenterler Meclisi kararlarında, gerekse çok sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükmü ile pek çok kez cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını ‘irk, din ve cinsiyet temelli ayrımcılıklar ile eşdeğer’ tutmuştur. Türkiye’nin de taraf olduğu ‘Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ ile cinsel yönelim ve cinsel kimlik temelli ayrımcılığın yasaklandığı belirtilmiş, AİHS'nin 14. Maddesiyle de ayrımcılık yasağı güvence altına alınmıştır.”

“Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 9 Şubat 2012 yılında ‘Vejdeland and Others v. Sweden’ davasında oy birliğiyle alınan kararında; İsveç yasası altındaki bir grup olarak eşcinsellere yönelik saldırgan ifadeler içeren el ilanları dağıtan bireylere yönelik cezai hükmün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlali olmadığını ve bu tür edimlerin Sözleşme'nin 10. Maddesinde garanti altına alınan ifade özgürlüğü ile korunmayacağını, eşcinsellere yönelik saldırgan ifadeler içeren el ilanları dağıtmayı cezai hükme bağlamanın ifade özgürlüğüne ters düşmediğini belirtmiştir. Söz konusu davaya konu bahsi geçen el ilanları; eşcinselliği ‘sapkın bir cinsel eğilim’ olarak tanımlamakta ve ‘toplumun temeli için ahlaki yıkıcı etkileri olduğunu, eşcinselliğin HIV ve AIDS' in yaygınlaşmasından sorumlu olduğunu’ da savunmaktadır. AİHM söz konusu kararla, el ilanlarında belirtilen söylemlerin doğrudan bir nefret suçuna çağrıda bulunmasa da ciddi ve önyargılı iddialar ortaya attığını onaylamış, Mahkeme cinsel yönelim temelli ayrımcılığın ‘ırk, köken ya da renk’ temelli ayrımcılık kadar ciddi olduğunu vurgulamıştır.”

“Yine Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da 2002 yılında katılmış olduğu Abbas Güçlü ile Genç Bakış programında, eşcinsellerin kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınmasının şart olduğunu, zaman zaman bazı televizyon ekranlarında muhatap oldukları muamelelerin insani olmadığına dair kişisel düşüncesini de belirtmiştir.”

“Avukatlık Kanununun ilgili maddelerinde de hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak ile bu kavramlara işlerlik kazandırmak görevi barolara yüklenmiştir.”

“Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Cuma hutbesinde LGBTİ+ bireylere yönelik kullandığı, yukarıda belirtmiş olduğumuz Vejdeland and Others V. Sweden davasına konu söylemlerden farkı olmayan söylemlerine karşı Ankara Barosu tarafından açıklama yapılarak Diyanet işleri Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ankara Barosu Yöneticileri hakkında dini değerleri aşağılama suçundan re'sen soruşturma başlatıldığını öğrenmiş bulunmaktayız.”

“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonrası Ankara Barosu tarafından yapılan açıklamada da belirtildiği üzere, Ankara Barosu geçmişten günümüze Anayasa ile güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetinin savunucusu olmuş, dini değerleri hiçbir dönemde aşağılamamıştır. Ancak Ankara Barosu’nun 26.04.2020 günü yapmış olduğu açıklamasında İslam dini ve Müslümanlık hiçbir surette hedef gösterilmemişken ve bu açıklamada bu yönüyle herhangi bir açık beyan söz konusu değilken her nasılsa yapılan açıklama, temel hak ve hürriyetler söz konusu olduğunda uzun süredir suskunluğa bürünen bir takım çevrelerce provoke edilmiş, demokrasi, hukuk ve insan haklarından yana tavrını her dönemde açıkça ortaya koyan Ankara Barosu hedef gösterilmiştir.”

“Bilinmelidir ki Van Barosu, tüm temel hak ve hürriyetlerinin işlerlik kazanması için geçmişten günümüze mücadele yürütmüş olup din ve vicdan hürriyetinin de korunması adına mücadelesini kararlılıkla yürütmeye devam edecek, din ve vicdan hürriyetine yönelecek herhangi bir saldırıda da faili kim olursa olsun karşısında güçlü bir şekilde duracaktır.”

“Ancak; uzun bir süredir hukukun üstünlüğü ve insan hak ve hürriyetlerinin korunması için birlikte omuz omuza mücadele yürüttüğümüz Ankara Barosu tarafından yapılmış olan açıklamada dinimiz hiçbir surette hedef gösterilmemiş olmasına rağmen yaratılan toplumsal algi sonucu Ankara Barosuna yönelen kin ve nefretin karşısında olduğumuzu, Ankara Barosu hakkında başlatılan soruşturmanın kapatılması gerektiğini, oluşturulmaya çalışılan alginin giderek kötüye giden hukuk sistemini daha da otoriterleştirme eğiliminden ibaret olduğunu, yine Ankara Barosu üzerinden Baroların yapisinin değiştirilmeye çalışıldığının farkında olduğumuzu belirtir, LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı ve yaşamlarını zorlaştırıcı söylemlere karşı devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini hatırlatır, yaşanan süreçte Ankara Barosu’nun yalnız olmadığını kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

“Bu soruşturmaların barolar üzerinde baskı aracı olarak kullanılmasını asla kabul etmiyoruz”

“Belli bir kesimi nefret objesi olarak tanımlayıp hedef göstermesi nedeniyle, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında bir açıklama ile eleştirilerini yönelten Diyarbakır Barosu hakkında da soruşturma açıldığı ifade edilmiştir.”

“Barolara, herkesin temel hak ve özgürlükleri koruma görevi kanunla verilmiştir. Diyarbakır Barosu’nun açıklaması tamamen ifade özgürlüğü kapsamında, yaşamı savunan ve ayrımcılığı kınayan bir açıklamadır. Toplumun bir kesimini hedef haline getirenler yerine ifade özgürlüğü kapsamında açıklama yapan Barolara soruşturma açılması, temel hak ve özgürlüklere saldırı olup, bu soruşturmaların barolar üzerinde baskı aracı olarak kullanılmasını asla kabul etmiyoruz.”

“Hakkında soruşturma başlatılan Diyarbakır Barosu’nun da yanında yer aldığımızı kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.” 


Etiketler: insan hakları
Nefret