30/01/2014 | Yazar: Ömer Akpınar

Türkiye’nin ilk trans erkek inisiyatifi Voltrans’ın artık bir belgeseli var.

Voltrans: Trans Erkekler ve Feminizm Bir Arada Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Türkiye’nin ilk trans erkek inisiyatifi Voltrans’ın artık bir belgeseli var. İlk gösterimi Ankara’da 3. KuirFest’te yapılan filmi hazırlayan P. Ulaş Dutlu ve Özge Özgüner, Voltrans’la çıktıkları yolculuğu kaosGL.org’a anlattı.
 
Voltrans belgeselini ben bir “kendine dönme” hikâyesi olarak izledim. Filmi hazırlarken hem Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi, hem de Ulaş ve Özge olarak nasıl bir dönüşümden geçtiniz? Voltrans sizde nasıl bir iz bıraktı?
Ulaş: Ben Voltrans’ı Eskişehir’deyken biliyordum ama tam olarak ne olduğunu, nasıl bir inisiyatif olduğunu bilmiyordum. İstanbul’a geldikten sonra daha çok içinde oldum. Bunda Ali'nin ve İlksen’in çok etkisi olmuştur. Belgeseli hazırlarken de ilk röportajlarda ağzım açık dinledim. Çok keyifliydi. Çok şey öğrendim kendi adıma. Bir süre sonra da ezbere bilir olduk. Aynı hikâyeyi bir sürü insana sormak herkesin kendi bakış açısıyla dinlemek çok değişikti. Benim kafam en çok trans feminizm meselesinde açıldı. Bunda da Ali’nin çok katkısı var.  
 
Özge: Ben, 2007 yılında “kimlik” konulu bir foto-röportaj atölyesine katıldım. Trans kimlikler üzerine çalışmak istedim. Tanıdığım bir trans yoktu o zamanlar, benim de aklıma “trans” diyince trans kadınlar geliyordu. Transları daha yakından tanımak istememle birlikte aslında hayatım değişti. İnsan Hakları Derneği’nden bir arkadaşım beni Esmeray’la tanıştırdı. Esmeray sayesinde de Amargi’yle tanıştım. Kendimi yeni yeni feminist olarak tanımlamaya başlamıştım ki Ali Amargi’de trans erkek olarak açıldı. Ardından Voltrans geldi. Kısaca şöyle diyebilirim, Voltrans’ın varlığının, benim kendi cinsiyetimi ve cinsel yönelimimi sorgulamamda, açılmamda etkisi büyük.
 
2012 Şubat’tı sanırım, Ulaş “filmi birlikte çekelim mi?” diye sorduğunda, ağzım kulaklarımda hiç düşünmeden kabul ettim. Çekim sürecinde de, Voltrans’ın geçtiği aşamaları öğrenmek, trans erkeklerle ve transgender bireylerle daha yakın olmak, birlikte yol almak, sorunları konuşmak ve transfobiyi içine sıkıştırıldığımız kalıplardan -bir nebze dahi olsa- çıkıp rahat nefes alabilmenin dayanışma sayesinde varolduğunu görmek, göstermek çok heyecan verici. Ben de Voltrans’ın içinde hissettim kendimi. O rengârenk yelpazenin neresinde olduğumuz değil, bir yerlerinde olduğumuzu bilmek mutlu ediyor, dönüşümse hiç bitmez diye düşünüyorum.
 
Voltrans’ta birbirine trans olmanın ya da olmamanın kurallarını dayatmayan, kişilerin kendi alanlarına ve bedenlerine saygı duyan ve bunu anlamaya çalışan bir anlatım var. Sizce trans erkeklerin görünürlüğünün artması, LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) hareketinin geneli için ne gibi kazanımlar sağlıyor?
Ulaş: Trans erkeklerin görünürlüğünün artması başta trans hareket olmak üzere LGBTİ hareketinde önemli bir yerde duruyor. Trans denilince aklımıza artık sadece trans kadınlar gelmiyor. Trans politikası, trans erkeklerin trans kadınların daha üst başlıkta trans gender’ların bir arada olduğu ve farklı hikâyelere yer verildiğinde bunlara saygı duyulduğunda gelişecek ve güç kazanacak.  
 
Özge: Bence hem trans hareket içinde, hem de LGBTİ hareket içinde, zaman zaman insanların kafasında varolan “lezbiyen şöyle olur”, “trans erkek böyle olur” gibi standart kalıpların kırılmaya başladığını görüyoruz. Umarım bunda belgeselin de önemli katkısı olur. Bunun yanında, KuirFest’te filmi izleyen bazı arkadaşların, kadınlık ve erkekliğin sabitliğini sorgulamaya başlaması, beni çokça umutlandırdı. Bunda Voltrans’ın feminist tandanslı olmasının çok büyük payı var bence.
 
Filmde Voltrans’ın kurucularından, Eylül ayında kaybettiğimiz Aligül’e geniş bir yer veriliyor. Voltrans için Aligül’ün kendisi ve feminist hareketin içinden geliyor olması ne gibi anlamlara geliyor?
Ulaş: Ali’nin varlığı hem LGBTİ, hem de feminist hareket için çok önemli bir yerde duruyor. Erkeklik sorgulaması, beden algısı, transfeminizm bakış açısı ve sayamayacağım birçok yönüyle Ali çok daha ileri bir yerde duruyordu. İntersekslerin görünürlüğü ve mücadelesi için de çok şey yaptı. Çok destek attı. En özet haliyle cinsiyetlerin ve cinsel yönelimlerin akışkan olduğunu, değişebilirliğini, birçok farklı trans hikâye olabileceğini, bu hikâyelerin meşruluğunu anlatması, bunu savunması kendisini hiçbir tanıma ait hissetmeyen birçok insanı da kapsadı, çok net tanımları olan insanları da. Yeni fikirlere her zaman açıktı ve bu onunla politika yapmayı kolaylaştırıyordu. 
 
Özge: Ali’nin kendi deneyimlerini tüm açıklığıyla ifade ediyor oluşunu, kafa karışıklıklarını dahi konuşulabilir bir zemine çekmesini, politik olarak ilişkileri de güçlendiren özel bir tutum olarak görüyorum ben. Ali’nin bu açıklığı, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tartışmalarında hep kafa açıcı oldu bu zamana kadar. O yüzden Ali’nin açtığı tartışmalara özellikle yer vermek istedik. Bir de Ali, trans erkek olarak açıldıktan sonra feminist hareketle bağını kesmedi, zorunlu olarak geçtiği kadınlık deneyiminin nasıl bir şey olduğunu her fırsatta dillendirdi, cinsiyet kimliklerinin yıkılabilir yeniden kurulabilir olduğunu özel-kamusal her alanda yaşayarak performe etti. Hastanede son ana kadar verdiği mücadele ve filmin kurgu sürecinin bu mücadele ve dayanışmayla eşzamanlı ilerlemesi, hem duygusal hem politik olarak süreci etkiledi. Ne söylesek az kalır yani.
 
Voltrans belgeselinin bundan sonraki yolculuğu nasıl olacak? Üniversite gösterimleri, DVD’sinin çıkması ya da vizyona girmesi gibi planlarınız var mı, anlatır mısınız?
Ulaş: Şu anda gösterimi belli olan !f İstanbul ve Baki Koşar Haftası var.
 
Özge: İlk gösteriminin KuirFest’te olması çok anlamlıydı bizim için. İstanbul ve İzmir’den sonra, Londra’da ve İstanbul’da üniversite gösterimleri olacak. Yurtdışındaki queer ve LGBTİ film festivallerine göndereceğiz. Bakalım, sonrasını hep beraber göreceğiz. 

Video Haber İkon  İlgili Video:


Etiketler: kültür sanat
Nefret