06/07/2016 | Yazar: Yıldız Tar

Bu sene LGBTİ+ Onur Haftası diğer senelerden çok farklı geçti. Tehditler, yasaklar, hedef göstermelerin gölgesi ‘dağılarak’ aşıldı. Peki bu aşamaya nasıl gelindi?

Bu sene LGBTİ+ Onur Haftası diğer senelerden çok farklı geçti. Tehditler, yasaklar, hedef göstermelerin gölgesi “dağılarak” aşıldı. Peki bu aşamaya nasıl gelindi? Yürüyüşün yapılamayacağı belli olunca dağılma fikri nasıl ortaya çıktı? Biz sorduk, LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi üyeleri yanıtladı.

                           Foto: Ateş Alpar/Kaos GL, 26 Haziran LGBTİ+ Onur Günü

2016 yılının ilk yarısı LGBTİ hareketinin belki de hiç olmadığı kadar baskı ve tehditlere maruz kaldığı bir yıl oldu. IŞİD’in Kaos GL’yi hedef alacağına ilişkin istihbarat belgesi sosyal medyada dolaştı, Ankara Valiliği, İl Emniyeti ve Çankaya Emniyeti Kaos GL’yi koruyacak kapasiteleri olmadığını söyledi. Her yıl 17 Mayıs haftasında yapılan Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş Ankara Valiliği tarafından yasaklandı. İzmir Onur Yürüyüşü’ne de “terör propagandası” gerekçesiyle yasak geldi. İzmirliler yasağa rağmen yürüdü.

Haziran’ın son iki haftasına ise Trans Onur ve LGBTİ+ Onur Haftası’na Alperenler, Büyük Birlik Partisi (BBP) ve Müslüman Anadolu Gençlik gibi grupların tehditleri ve İstanbul Valiliği’nin her iki yürüyüşü de “güvenlik” ve “toplumsal hassasiyetler” gerekçesiyle yasaklaması damga vurdu. Polis 19 Haziran Trans Onur Yürüyüşü’ne saldırdı. 26 Haziran’da ise LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün formatı değişti, “dağılıyoruz” denerek Beyoğlu’nun her sokağında buluşma çağrısı yapıldı. Polis buna rağmen tüm gün homofobi ve transfobi karşıtlarına saldırdı. Sokakta durmak bile gözaltı gerekçesi oldu.

Nihayetinde 26 Haziran günü İstanbul’un birçok noktasında LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi’nin açıklaması okundu. Camlardan pencerelerden sloganlar atıldı. Gökkuşağı bayrakları sokağa asıldı. Polis bayrakları indirmek için seferber oldu. Öyle ki İstiklal Caddesi’nde yere dökülen gökkuşağı renkleri bile gözaltına alındı.

Peki, “Dağılıyoruz” fikri nasıl ortaya çıktı? LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi çalışmalarına ne zaman başladı? Neleri tartıştı? Dağılma öncesinde ve sırasında neler yaşandı? “Ramazan’da yürüyüş yapılmaz” ve “toplumsal hassasiyet” argümanlarını komite nasıl tartıştı? Bütün bu soruları ve dahasını komiteden Haziran Düzkan ve Görkem Ulumeriç’e yönelttik. Onlar da bütün içtenlikleriyle “nasıl güzel dağıldığımızı” anlattılar…

“Ramazan ya da Taksim olmasa da yürüyüşlerin yasaklandığını gördük”

2016 Onur Haftası Komitesi ne zaman, nasıl toplanmaya başladı?

Görkem: Geçtiğimiz yılın değerlendirmesini yapmak üzere toplantılar aldık. Güvenlik meselesini tartıştık. Kasım 2015’te çalışmalara başladık. Bu yıl geçen yıllara göre biraz farklıydı. Daha kalabalık bir ekip vardı. Biz Boysan’la Zeliş’in kaybından sonra enerji düşüklüğü beklerken daha kuvvetli bir şekilde çıktık. 60-70 kişilik bir ekip olarak çalıştık. Güvenlik sıkıntımız vardı ama değişiklik yapmadık ve açık çağrıyla yürüttük.

Haziran: Bu sene kendi camiamız içinden olmayan, çeşitli muhalif yapılardan insanlar da sahipleniyordu. Çevremizden tanıdığımız, öğrenci örgütlenmelerine ya da diğer örgütlenmelere gidip gelen insanların haricinde yeni birçok insan da vardı. Bazıları kendilerini LGBTİ+ olarak da tanımlamıyordu. Daha coşkulu ve kalabalık toplantılar yaptık.

Kasım’dan Haziran’a; Onur Haftası’na gelene kadar neler yaşandı? Temel tartışmalar nelerdi?

Haziran: Tema herhalde en önemli, en çok zaman alan tartışmalardandı. Yürüyüşü nasıl yapabileceğimiz en temel tartışmaydı sanırım.

Görkem: Önceki yıllarda olduğu gibi 100 bin kişiyle coşkulu bir Onur Yürüyüşü istiyorduk. Bunun için yöntemleri tartıştık ama bir sonuca varamadık. Çünkü İzmir’de de Ankara’da da Ramazan ya da Taksim olmasa da yürüyüşlerin yasaklandığını gördük. Böyle bir döneme girdiğimizi fark ettik. Dolayısıyla yürüyüş yerinde bir değişikliğe gitmedik.

Hem yürüyüşlerin yasaklanması hem de LGBTİ hareketinin çok fazla hedef alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haziran: Geçen seneki saldırı ve sonrasında başlayan medya linci bu senenin her şeyini belirledi. Temadan yürüyüşle ilgili alacağımız kararlara kadar her şeyi etkiledi. LGBTİ+ hareketin muhalif bir özne olarak kabul edildiği ve hükümetin ideolojik araçlarından gelen saldırılarla karşılaşacağı çok belliydi. Zannediyorum bu durum insanların motivasyonlarını da yükseltti.

Bizim sadece kendimiz için değil, bu linçten etkilenecek herkes için siyaset üretmemiz gerektiği aşikar oldu. Bu senenin en önemli şeylerinden biri sadece kendi politik argümanlarımızı değil bu camianın her bireyinin politik varoluşunu kapsayacak sözler ve etkinlikler üretmeye çalıştık. Hareketin hedef olması aslında tüm LGBTİ+ bireylerin de hedef olması anlamına geliyor.

Görkem: Ülke çok kötü bir durumda ve bunun herkes farkında. Temayla ilgili bu yüzden farklı farklı öneriler geldi. Barış, aşk, emek, adalet, özgürlük gibi temalar tartışıldı. Bütün bunları bir başlık altında toplamaya karar verdik. Bu sebepten “Örgütleniyoruz” temasını seçtik. “Aşk, barış, emek, adalet, özgürlük, arzular, hazlar için örgütleniyoruz” diyor temamız.

“Güvenlik gerekçesiyle yürüyüş ve basın açıklaması engellenemez”

Temaya ve haftanın detaylarına geçmeden, Gezi’de inanılmaz bir enerji vardı. Gezi sonrası Türkiye’de sanki bir LGBTİ devrimi yaşandığı söylendi. Medyada haberler çok fazla çıkmaya başladı. Çok değil 2 yıl sonrasında Onur Yürüyüşü’ne polis saldırdı ve bu yıl da hedef göstermeler ve yasaklarla geçti. Ne oldu bu arada? Ne değişti?

Görkem: Aslında bu yıl daha da coşkuluyduk. Ben böyle bir Onur Haftası hiç yaşamadım. Beşinci Onur Haftamdı ve bu yıl gibisi yoktu. İnanılmaz bir coşku ve tutkuyla örgütledik bu haftayı. Ama hükümet de giderek agresifleşti. Gezi’den bu yana ülkede tekrar savaş çıktı. Toplumsal kesimler baskı altına alınmaya başladı. Aynı zamanda ülkede ciddi bir güvenlik sorunu var. Güvenlik sorunu olduğu zaman bizim agresif hükümetimiz özgürlükleri güvence altına almak yerine güvenlik gerekçesiyle özgürlükleri kısıtlamayı tercih ediyor. Hani bir terazi vardır ya bir kolunda özgürlük diğerinde güvenlik asılıdır. İşte orada hep güvenlik tarafı ağır basıyor.

Haziran: Taksim üzerine tartışırken biz hep şöyle bir argüman vardı: “Koskoca sendikalar, örgütler bile Taksim’den vazgeçti, siz neyinize güveniyorsunuz?” Bu bana eğer biz de Taksim’de olmazsak seneye 8 Mart’a, “On binlerce kişiyle yürüyen Onur Haftası Bakırköy’e gitti, siz niye gece yürüyüşünde ısrar ediyorsunuz” diyecekler gibi geldi. Bu bir döngü olarak devam edecek. Hükümet, muhalefetin her unsurunu bir şekilde ezmek istiyor. Ramazan çok iyi bir fırsattı bunun için. Kamuoyunun desteğini “Ramazan’da sapıklar toplanıyor” söylemiyle almaya çalıştı. Bütün araçlarını üzerimize saldı.

Öte yandan geçelim yürüyüşü bizim Tünel’de basın açıklaması yapmamızı da yasakladı. Dolayısıyla bizim tüm muhalefete bir şey önermemiz gerekiyordu, birbirimizin durumunu etkilediğimiz çok belli siyasi özneler olarak.

Hafta ve yürüyüş öncesi Komite sosyal medyada çok fazla eleştiri de aldı. Yürünmemesi gerektiği, güvenlik sorununun büyük olduğu ifade edildi. Şu an geldiğimiz nokta itibariyle bir sorun yaşanmadı ama bu eleştirileri nasıl değerlendirdiniz?

Haziran: Biz her zaman yürüyüş siyaseti yapmaya, yürüyüş hakkımızı talep etmeye devam ettik. Bunu istemeye devam etmemiz gerekiyordu. Ama tabi ki bu endişelere yönelik bir plan belirliyorduk. Bu düzeyde büyük bir yürüyüşün planlanış aşaması nerede bütün kamuoyuyla paylaşılmış? Nerede her tartışma her detayıyla bütün kamuoyuna aktarılmış? Bir an kendimi yalnızlaşmış hissettim bu eleştirilerden dolayı. Sosyal medyada bir an toplantılarımıza katılmayan, bizle iletişime geçmeyen ama sürekli eleştiren paylaşımlar vardı. Sanki hiç tanışmamışız gibi bir muamele vardı.

Görkem: Tehditlerden ve yaşananlardan komite olarak biz de korktuk tabi. Ülkeyi kasıp kavuran terör örgütlerinin endişesi bizde de vardı. Son ana kadar yürüyüşü talep etmeye devam ettik çünkü asıl sorulması gereken soru, “Bu tehditler varken devlet ne yapıyor” sorusu. Her zaman bu soruyu sorduk. Kendimizce önlemler almaya çalıştık, dikkatli adımlar attık.

Bir yandan da biz zaten bu tarz tehditlere hayatımızın her alanında alışığız. İşe gidince işten atılma, okurken okulda sorun yaşama, polisle güvenlikle sürekli sorun yaşıyoruz. Sokakta tacize uğruyoruz. Beş yaşımdan beri ben bizi tehdit eden bu insanları zaten tanıyorum. Beş yaşındaki hallerini de biliyorum, kafalarından geçenleri de biliyorum. Hepimiz öyleyiz. Bu tehditlere çok alışık olduğumuz için soğukkanlı davrandık. Devletten güvenlik talebinde bulunduk. Kalbimle inanıyorum, İstanbul Emniyeti isterse bizim güvenliğimizi çok iyi sağlar. Ama bunu yapmayı tercih etmediler.

Valiliğin yürüyüşü yasaklarken iki gerekçesi vardı. Biri güvenliği sağlayamayacakları idi…

Haziran: Güvenliği tabi ki sağlayabilir. Tayyip Erdoğan’ın kızının düğününün güvenliği çok iyi sağlanmıştı değil mi?

                      Foto: Ateş Alpar/Kaos GL, 26 Haziran LGBTİ+ Onur Günü

“Ramazan dolayısıyla hiçbir hakkın kullanımından vazgeçilemez”

İkinci gerekçe ise toplumsal hassasiyetlerdi. Bu gerekçeyle yürüyüş yasaklanabilir mi?

Görkem: Toplantı ve yürüyüş yapmak bizim anayasal hakkımız. Devlete düşen özgürlüğü sağlamaktır.

Aslında toplumsal hassasiyetlerle Ramazan kast ediliyor sanki. Ramazan’da yürüyüş yapılamaz mı? Yapılmamalı mıydı?

Görkem: İnsan hakları hiçbir inancın takvimine göre düzenlenemez. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığa karşı mücadele, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitlik ve özgürlüğü temel insan haklarındandır. Ramazan dolayısıyla hiçbir hakkın kullanımından vazgeçilemez. Eğitim, sağlık, ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi haklar herhangi bir ay dolayısıyla kısıtlanamaz. Ayrıca biz kimsenin din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayan bir etkinlik yapmıyoruz. 2014 yılında Taksim Meydanı’nda iftar etkinliği varken biz İstiklal Caddesi’nde yürüyüşümüzü yaptık. Otoritelerin gerçekleştirmesi gereken bu ikisinin de güvenliğini sağlamaktır. Kamuoyunda kendine gerekçe yaratmak için, toplumun bir kısmını LGBTİ+’lara dönük şiddete ikna etmek için Ramazan’ı araçsallaştırdılar.

Haziran: LGBTİ+’lar arasında oruç tutan insanlar var zaten. Basın açıklamasında dediğimiz gibi toplum bizden başkası değil. Ramazan’da orucu da bizden başkası tutmuyor. Bu toplum Onur Yürüyüşü’nü de gerçekleştirebilir, orucunu da tutabilir, bayramını da kutlayabilir. Bu ikisi birbirine karşıt değildir.

“Bizi tehdit eden gruplar esas marjinal”

Yürüyüş öncesinde de sonrasında da İslam ve LGBTİ karşıtlığı kurulmaya çalışıldı. Hatta yürüyüş sonrası LGBTİ haklarını savunan bir partinin milletvekili bile bu minvalde açıklamalar yaptı. Bu karşıtlığın gerçekçi olmadığını söylediniz ama yine de bu tarz söylemlerin rahatlıkla kuruluyor olması, böyle bir karşıtlık yaratılmaya çalışılması tehlikeli değil mi?

Haziran: Biz hiçbir zaman kendimizi bir cinsel azınlık olarak tanımlayıp buna göre siyaset üretmedik. Biz bütün insanlık için başka bir dünya talebiyle yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. “LGBTİ+ diye marjinal bir grup var. Bu grup şehrin görünmeyen bir yerinde yürümeli. Ramazan’da hiçbir şey yapmamalı. Türkiye Ramazan’dır, Müslümandır ve bunun marjinal bir azınlığı vardır” demeye çalışıyorlar. Biz marjinal bir grup değiliz. Onur Yürüyüşü’ne gelen insanlar çok çeşitli ve ürettiğimiz siyaset toplumun çoğunluğunu kapsıyor. Biz bir azınlık değiliz. Biz herkesiz ve her yerdeyiz. Bizi koruyamayacaklarını söylemeleri de benzer bir zihniyetin ürünü. Tabi ki koruyacaksın. Başka etkinlikleri nasıl koruyorsan beni de koruyacaksın. Beni saldırıya açık hale getiren zaten sensin. Biz dağılıyoruz ve örgütleniyoruz diyerek bunu bir nebze de olsa kırmış olduk.

Görkem: LGBTİ+ vs İslam deniyor ama İngiltere’de bu Hıristiyanlık, İsrail’de Yahudilik olabiliyor. Birbirinden farklı dinler olsalar da aynı cümleleri kuruyorlar. LGBTİ+ olmak herhangi bir dine karşı değildir. İnançlı LGBTİ+’lar da var ve bu yaman bir çelişki değil. Biz homofobi ve transfobiye muhalefet eden bir hareketiz. Sol örgütlere de, ateistlere de homofobik ve transfobik oldukları noktada muhalefet ediyoruz, hakkımızı savunuyoruz. Ben Türkiye’deki insanların demokrasi ve barış istediklerini düşünüyorum. Bizi tehdit eden gruplar daha çok ayrımcı ideolojilerin taraftarı olan marjinal gruplar.

Örgütleniyoruz’dan dağılıyoruz’a nasıl geçildi? Dağılıp her yerde basın açıklaması okunmasını birçok kişi çok başarılı buldu. Buna nasıl ve neden karar verildi?

Haziran: Bomba tehlikesi ve faşistlerin örgütlenmesinden önce de bu sene yürüyüşün nasıl yapılacağına, yasaklanabileceğine dair tartışmalar vardı. Onur Yürüyüşü bence özellikle insanlara güç vermesi gereken bir yürüyüş. Bir yere çağrılıp, polis müdahalesi ile ara sokaklara dağılma hissinin kimseye güç vermediğini düşünüyorum. İlk birkaç sefer belki o dağılmamak hâlâ güçlendirici bir şeydi ama artık birçok insan açısından çok tekrarlanan ve klişe bir şeye dönüştü. Onur Yürüyüşü özelinde bir de şöyle bir farklılık var, yürüyüş bittikten sonra da devam ediyor her şey. 7’de basın açıklamamızı okuyorduk ama sabaha kadar LGBTİ+’lar var oluyordu sokaklarda. En iyi hissettiğimiz anlar da o anlar oluyor. O hissi korumak istediğimize karar vermiştik. Trans Onur Yürüyüşü’ne polis saldırısından sonra netleşti artık yapacaklarımız.

Dağılıyoruz’a giden süreçte seri toplantılar aldık. Bir toplantı benim için çok belirleyiciydi. Komitemden çok güç aldım. Hepimizin korkumuzu konuştuğu toplantıdan güçlenerek çıktım. Konsensusla ilerlememiz, birbirimizi ikna etmemiz, neden korktuğumuzu ve neden Taksim’de olmak istediğimizi anlatmamız kendimi iyi hissettirdi. Biz siyasi görüşleri çok ortak olan insanlar değiliz. Görkem’le aynı ortak hayalimiz olduğunu sanmıyorum ama birbirimizin hassasiyetine saygı duyduk. Beraber karar almayı başardık. Birbirimizi terk etmeyeceğimizi bilmemiz güçlü bir yoldaşlık hissettirdi. Korkularımı komitede yer alarak aşabildim. Dağılıyoruz gibi bir şey de ancak böyle yapılabiliyor.

Görkem: Bir terör korkusu da vardı açıkçası ama Taksim’e binlerce polisin yığılması bir tür güvenli alan oluşturdu. Her sokak tutulmuştu, kapalıydı. Haliyle terör korkusu azaldı. Öte yandan ülkemizde ifade özgürlüğünün geldiği noktayı da düşündük. Birerli ikişerli gruplar halinde camlardan pencerelerden basın açıklamasını okumaya karar verdik. Birkaç hafta boyunca hangi pencere, hangi çatı olacağını örgütledik. Vermek istediğimiz bir mesaj vardı. Korkmadığımızı ve Onur Günü’nde onurumuzu savunduğumuzu göstermek istedik. Türkiye’de ifade hürriyetinin geldiği nokta bu. Bir basın açıklaması dahi okumak istiyorsanız camlara çıkmanız gerekiyor. Dağılıyoruz konseptini çok beğendim. Daha önce böyle bir yöntem seçilmemişti.

Bursa’dan 18 yaşında bir eşcinsel geliyor mesela ve onun güvenliğini de düşünmek zorundaydık. İnsanlara “gidin kafelerde oturun ve canlı yayın yapın” diye tavsiye ettik. “Kim ne yapabiliyorsa onu yapsın” dedik. Onur Haftası ekibi olarak da daha riskli eylemleri kendimiz yapmaya karar verdik. Gözaltıların bir kısmı da böyle yaşandı.

                  Foto: Ömer Tevfik Erten/Kaos GL, Görkem'in gözaltına alınma anı

“Stonewall’daki talepler hâlâ geçerli”

Sen de gözaltına alındın. Nasıl oldu, gözaltında neler yaşadınız?

Görkem: Basın açıklaması okunması için belli alanlar vardı. Bunlardan biri de Tünel’di. Tünel’de basın açıklaması okumak için zaten Valilik’e bildirimde bulunmuştuk ve güvenlik gerekçesiyle reddedilmişti. Avrupalı parlamenterler ile birlikte oradaydım ben de. Tünel öyle bir sarılmıştı ki Avrupalı parlamenterleri kafelerde bekletmek zorunda kaldık. Daha sonra Tünel Meydanı’nda basına seslenmeye başladığımızda 10 saniye içerisinde gözaltına alındık. Benle beraber komitemizden iki arkadaşımız, AB parlamenteri Terry Reintke ile iki asistanı ve Alman parlamenteri Volker Beck de gözaltına alındı. Parlamenterler 10 dakika içerisinde serbest bırakıldılar ama biz beş kişi 7 saat gözaltında kaldık. Toplamda 29 aktivist gözaltındaydı. Yolda yürüyen dört kişiyi de sadece LGBTİ+ oldukları için gözaltına aldılar. Yurtdışından gelecek çok sayıda insan son anda iptal etti. Konsoloslar gelmedi. Konsolosluk çalışanlarının gelmesi zaten yasaktı. Gelen çok az sayıda insan da çok cesur insanlar. Bana kendimi çok iyi hissettirdi. Kendi ülkelerine döndüklerinde de burada yaşananları anlatmaya devam ettiler.

O gün herhangi bir LGBTİ’nin sokakta durması bile gözaltı sebebiydi sanki…

Haziran: Dağıldıktan sonra birisi “Pride bu sene kuantum fiziği gibiydi, her an her yerden bir Pride çıkabilir” demişti. Biraz öyle bir gündü. Ama zaten LGBTİ+ varoluşa çok uygun bir eylemdi. Her an her yerden çıkabilir. Çocuğun olabilir, iş arkadaşın olabilir. Onur Yürüyüşü’nün temel meselesi: Biz bu toplumun bir parçasıyız, emeğimiz var ve bunun karşılığını almak istiyoruz. Stonewall’daki talep hâlâ geçerli. Biz özgür ve saygı gördüğümüz bir toplumda yaşamak istiyoruz. Dağılıyoruz teması tam da bunu söyleyen, her yerde olduğumuzu bir kez daha vurgulayan bir şey. Her yerde emek gösteriyoruz ve bunu görmezden gelemezsiniz. Saygı duymak zorundasınız.

“Sadece direnişle hayata tutunabileceğimi tekrar hatırladım”

Bundan sonra ne yapacaksınız?

Haziran: Çok fazla insan gözaltına alındı. Yaralananlar da var. Hükümet’in dayattığı hukuku ve uygulamaları kabul etmememiz gerekiyor. Bize plastik mermi fırlatamazlar. Basın açıklamasına izin verilmemesi söz konusu olamaz. Bu ülkenin yeni düzeni budur diye kabul etmemek lazım. Sadece sokakta yürüyorlar diye LGBTİ+’lar gözaltına alınamaz.

Görkem: Hukuk komisyonumuz gözaltına uğrayan, şiddet gören, tacize uğrayanların bize ulaşması için çağrı yaptı. Haksızlığa uğrayan herkesin eğer ellerinde görüntü de varsa pridehukuk@gmail.com adresinden bizlere ulaşmasını bekliyoruz. Suç duyurusunda bulunacağız. Biz son derece meşruyuz ve yanlış hiçbir şey yapmadık.

Haftanın ardından aklınızda kalan anlar neler? En iyi hissettiğiniz bir an var mı?

Görkem: Ben gerçekten böyle bir Onur Haftası yaşamadım. Olabilecek en iyi Onur Haftası’ydı. Herkes o kadar muhteşemdi ki kelimelerle anlatamıyorum. Herkes sabahtan akşama kadar aralıksız çalıştı. Arkadaşlık ettik. O kadar kalabalık bir grup birbirimize göz kulak olduk.

Haziran: Benim için de çok eşsiz benzersizdi. Örgütlenmenin hayatımdaki yeri yeniden tesis edildi. Onur Haftası devam ederken hayatlarımıza devam ettik. Hayatın rutini devam ederken yaptığım şeyle varoluşumun çok değerli ve anlamlı olduğunu hissettim. Hayatımızdan çekip alınamayacak his bu. Çok karanlık bir dönemdeyiz ve sadece direnişle hayata tutunabileceğimi tekrar hatırladım.

Beni tek rahatsız eden yürüyüş sonrası yazılanlardı. Biz başarılı olsak da, kendimizi gerçekleştirsek de bize başka bir hikaye yazmak istiyorlar. Mağdur, güçsüz bir LGBTİ+ temsili kurmaya çalışıyorlar. Bizle sempati kurmak istediklerinde dahi bunu yapıyorlar. Belki de bu yüzden Kaos GL gibi kendi basınımıza ihtiyacımız var.

                       Foto: Ateş Alpar/Kaos GL, 26 Haziran LGBTİ+ Onur Günü

Onur Haftası komitesi çağrısı

26 Haziran 2016 Pazar günü İstanbul Valiliği’nin hukuka ve kanuna aykırı kararıyla engellenen 14. Onur Yürüyüşüne kolluk kuvvetleri orantısız bir biçimde müdahale etmiş ve yürüyüşü ve basın açıklamasını engellemişti.

O gün maruz kaldığınız, tanık olduğunuz ve kayda aldığınız;

1- Polisin şiddet eylemleri (sözlü, psikolojik ve/veya fiziksel) ve müdahale görüntüleri

2- Sivil halktan yönelen şiddet eylemleri (sözlü, psikolojik ve/veya fiziksel)

3- Polis tarafından durdurma, yakalama ve/veya gözaltı işlemi gerçekleştiyse

süreci adli mercilere taşımak için size ihtiyacımız var. Elinizdeki bilgi ve belgeleri bizimle paylaşmak ve hukuk ekibimizle irtibat kurarak hak ihlallerinin raporlanmasını sağlamak ve suç duyurusunda bulunmak için pridehukuk@gmail.com adresine mail yoluyla ulaşmanızı bekliyoruz.

Bilgileriniz Onur Haftası Hukuk Komisyonu dışında bir kişi, kurum veya kuruluşla paylaşılmayacaktır.


Etiketler: yaşam
Nefret