13/08/2019 | Yazar: Kaos GL

Ayrımcılık, ayrımcılığa uğrayan grubun toplumun genel yaşama biçimini tehdit ettiğine yönelik, ayrımcılığı meşrulaştıran ya da ayrımcılığı inkâr eden akıl yürütmelerle söylemsel olarak beslenir.

Yasaklar: Kamusal alanın dışına atma ve gayrımeşrulaştırma stratejileri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Ayrımcılık, ayrımcılığa uğrayan grubun toplumun genel yaşama biçimini tehdit ettiğine yönelik, ayrımcılığı meşrulaştıran ya da ayrımcılığı inkâr eden akıl yürütmelerle söylemsel olarak beslenir. 

Melek Göregenli, Kaos GL dergisinin “Bir İnsan Hakları İhlal Aracı Olarak Hukuk” dosya konulu 166. sayısına yazdı:

Cinsiyet, cinsiyet kimlikleri, cinsel yönelimler gibi tarihsel ve bağlamsal koşullara göre değişen farklı kavramlar kullanarak, beden ve genel olarak cinsellikle ilgili müdahale ve kontrol sistemleri, mekanizmaları vb. konularda, olan biteni anlamaya çalışırken, neyin evrensel, neredeyse değişmez, görece kalıcı; neyin bağlama, döneme ve hatta kültüre göre değiştiğini anlamak önemli görünüyor. Sadece bedene ve bedene dair her şeye yönelik iktidarların müdahale biçimlerini anlamak dolayısıyla beden ve cinselliğin toplumsallığını kavrayabilmek açısından değil, bütün bu kontrol mekanizmalarına karşı, insanın bedeni ve cinselliği üzerindeki kontrolünü geri almak için politikalar geliştirmek konusunda da bu gerekli görünüyor. Her yıl, başta Kaos GL olmak üzere LGBTİ ve diğer hak örgütlerinin çabalarıyla yayınlanan raporlar, Türkiye'de cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelim merkezli ayrımcılık ve hak ihlalleri konusunda neler olup bittiğini, giderek artan miktarda nesnel verilerle ortaya koyuyor. İş hayatındaki ayrımcı uygulamaları, medyada nefret söylemini ve gerçek hayatta pek çok insanın doğrudan hayatını etkileyen bazen yaşamına kasteden sonuçları yani nefret suçlarını görünür kılan çok sayıda rapor üretiliyor. Güne ve döneme dair olanı anlamak ve güncel bir söz üretmek belki de niceliksel değil de niteliksel olarak değişenin ya da en azından daha görünür olanın ne olduğuna daha yakından bakmayı gerektiriyor. Bir yazının sınırlarını aşacak bir amaç olsa da bu yazıda, uzun vadeli bir düşünme ve anlama niyeti olarak, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim merkezli olarak, son dönemde giderek artan ve sistemli bir iktidar yaklaşımını inşa etmeye yönelik milliyetçi-muhafazakâr ideolojiye ilişkin başlangıç sorularımı paylaşmak istiyorum.

Öncelikle iktidarın bir başlangıç ve dönüm noktası olarak gördüğü ve dönüştürücü politikalarını toplumsallaştırdığı OHAL Dönemi, bu politikaların en azından görünür uygulamalar haline gelmesi açısından önemli. 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen OHAL, 730 gün yani iki yıl sonra 18 Temmuz 2018'de kalktı. OHAL sürecinde, otuzun üzerinde Kanun Hükmünde Kararname ile yüzlerce dernek, vakıf vb. ve askeri okulların kapatılması, yüz binlerce kamu personelinin ihracından evlilik programları ve kış lastiği uygulamalarına kadar pek çok konuda düzenlemeler yapıldı. OHAL'in kaldırılmasından sonra ihraçlar dahil tüm KHK'lar Meclis’te, kanunlaştı, böylece yasal hale geldi. OHAL Dönemi uygulamaları niteliksel olarak, OHAL öncesi politikalardan büyük ölçüde farklılık göstermese de olağan yasama süreçlerini izleme zorunluluğu olmaksızın hükümete karar alma ve uygulama imkânı sağlaması bakımından hem örgütlenme alanının disipline edilmesi hem de kamuda ve vakıf eğitim kurumlarında en hafif söyleyişle muhalif-alternatif-eleştirel düşüncelerin eğitim süreçlerine dahil olması imkânını ortadan kaldırdı; bir anlamda özellikle kamuda iktidar ideolojisinin standartlaşması sağlandı. Eğitim-Sen üyelerinin bir kısmının ve Barış Akademisyenleri’nin ihracı sadece bir hak ihlali ve hukuksuzluk olarak ele alınamaz. Aynı zamanda her düzeyde eğitim süreçlerinde toplumsal cinsiyet ve beden politikaları konusunda feminist, eleştirel ve LGBTİ ayrımcılığına yönelik her türden akademik müfredat ve etkinlik eğitim kurumlarının dışında bırakıldı. ODTÜ, Boğaziçi gibi bu konuda öncü etkinliklere geleneksel olarak ev sahipliği yapmış üniversiteler de dahil olmak üzere LGBTİ alanındaki öğrenci faaliyetleri, kulüp etkinlikleri ya yasaklandı ya da büyük ölçüde kısıtlandı. İktidarın toplumsal cinsiyet ve LGBTİ alanındaki gerek akademik gerekse eleştirel pratikleri- etkinlikleri eğitim alanının dışında bırakması, eğitim alanında bir sosyal dışlama mekanizması olmasının yanı sıra, başta LGBTİ yurttaşlar olmak üzere belirli toplumsal grupların kamusal alanın dışına atılması dolayısıyla gayrımeşrulaştırılması amacını göstermektedir. Oysa eğitim süreci ve okulun kendisi, yerleşik ayrımcı ideolojilerin pekişmesinin ve çoğunluğa ait olmanın, benzerliğin bir erdem ve sosyal olarak onaylanmanın adeta tek yolu olduğu yönündeki sosyalizasyonun, evrensel olarak en önemli araçlarıdır; okul yaşantısı erkeksilik ideolojisini güçlendiren ve giderek ırkçılaştıran bir etkiye yol açmaktadır. Pek çok çalışma, okul yaşantısının, erkeksiliğin, dayanıklılık üzerine temellenmiş bir hiyerarşiye göre işleyen şiddet tehdidini veya gerçek şiddeti besleyen, 'zorunlu heteroseksüellik' ve onun ayrılmaz parçası homofobiyi, transfobiyi saygın hale getiren yaygın ideolojiyi pekiştirdiğini göstermektedir. Pek çok araştırma dil-ideoloji ilişkisinin, homofobi ve şiddetin öngörülmesinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Heteroseksizm ve önyargılı söylem sadece insanların tutumlarının, atıflarının araştırılması yoluyla anlaşılamayabilir; gerçek iletişimler incelendiğinde bile söylemin, önyargılı olarak etiketlenmesi korkusuyla kurgulanabileceği, bu nedenle günlük hayattaki göreceli olarak sabit söylemsel pratikler içinde, ancak bir ideolojik olgu olarak önyargıya dayalı söylem pratiklerinin bulunabileceği vurgulanmıştır. Bu ideoloji, otoriterlik, muhafazakârlık, milliyetçilik ve insanlar ya da gruplar arasındaki doğal hiyerarşi inancı gibi her türden ayrımcılıkla ilişkili gruplararası bir dünya görüşüne işaret etmektedir. Dolayısıyla, heteroseksizm karşıtı akademik bilgi ve pratikler üretilmesinin formel eğitim sisteminin prensip olarak dışında uzağında tutulması yeni bir durum olmasa da, bu sosyal dışlama sürecinin iktidarın bu konudaki ideolojik kararlılığını göstermesi bakımından OHAL uygulamalarıyla yasallaştırılması yeni bir olgudur ve nasıl bir toplumsal dönüşüm süreci hedeflediği incelenmeye muhtaç görünmektedir. Eğitim süreçleri yoluyla tekbiçimli cinsiyet ve cinsellik ideolojisinin sosyalizasyonu kurumsallaştırılırken bir yandan da sokağın, kamusal alanın kontrolünün ve dönüşümünün sağlanması yönünde uygulamalar giderek çeşitlenmekte ve resmî ideolojinin ideolojik tercihi bu alanda da görünür kılınmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde tarihsel ve kültürel olarak karşılaşma mekânları olarak işlev gören sinemaların, hamamların kriminalize edilerek polis baskınlarıyla kapatılması, bu operasyonların medyada ahlakdışı faaliyetlerin engellenmesi olarak sunulması da zorunlu heteroseksüellik dışındaki özel hayatın gayrımeşrulaştırılması, yasadışılaştırılması ve damgalanması sonucunu doğurmaktadır. Böylece, kurumsallaştırılan sosyal dışlama aynı zamanda mekânsal kontrol yoluyla kamusal olarak da denetlenmektedir. Bu kontrol ve denetleme sistemi, sosyal medya ve internet üzerinde de sürdürülmektedir; pek çok web sitesine erişim engellenmiştir.

LGBTİ örgütlenmesi ve heteroseksizm karşıtı çalışmaların sonucunda LGBTİ görünürlüğünün artışı, insanların kamusal alanda da diledikleri gibi var olmaya çalışmaları bir yandan özgürlüklerin artması ve şiddetle başa çıkılmasında önemli bir adım anlamına gelirken bir yandan da yerleşik erkeksilik ideolojisini tehdit ettiği için her türlü ayrımcılık ve şiddeti yükseltmektedir. Pek çok araştırma, bir grubun gayrımeşrulaştırılması sürecinde o gruba ilişkin tehdit oluşturduğu yönünde bir algı oluşturulmasının, bu gruplara yönelik önyargıların üretilmesinde ve bu grupların yararına olan kamu politikalarına karşı kamuoyu desteği sağlanmasında önemli bir rolü olduğunu göstermiştir. Bu kolektif korku ve bunu takip eden önyargılar şu duygulardan ortaya çıkmaktadır: (a) bir grubun diğerine yönelik üstünlük algısı (b) dezavantajlı gruplardan farklı ve ayrıcalıklı olma (c) belirli ayrıcalık alanlarının ayrıcalıklı kişilere ait olduğu iddialarına sahip olma (d) hâkim grupların haklarının, ayrımcılığa uğrayan gruplar tarafından ihlal edileceğine yönelik korku ve şüpheler. Ayrıca önyargıları güçlendiren sembolik tehditler, iç grubun değer sistemini tehdit eden düzeye geldiğinde dış gruplara karşı iç grup lehinde tutumlar sergilenerek ayrımcılığın güçlendiği pek çok kuramcı tarafından vurgulanmıştır. Tehdit ve kaygı pek çok kaynaktan beslenir; önyargı, negatif kalıpyargılar, özcü inançlar, gruplar arası kaygı, gerçekçi tehditler ve sembolik tehditler arasındaki ilişkiler.

Bu noktada bir başka örnek üzerinden OHAL Dönemi'nde gerçekleşen, fakat OHAL kaldırıldıktan sonra, valiliklere verilen geniş yetkiler yoluyla değişik biçimlerde sürdürülen, LGBTİ faaliyetlerin kamusal alandan dışlanması uygulamalarına bir örnek üzerinden bakalım. 16-17 Kasım 2017 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilmesi planlanan Alman LGBT Film Günleri yasaklandı. Yukarıda özetlediğim, bir grubu gayrımeşrulaştırma sürecinde, o gruba ilişkin bir tehdit oluşturduğu -bu örnekte üstelik yakın tehdit- yönündeki algı oluşturma süreci milli ve dini bir ideolojik çerçevede açıkça inşa edilmiştir. Valilik açıklamasında, bu faaliyet, kimler olduğu açıkça ifade edilmeyen toplumsal gruplar arasındaki çatışmayı ve düşmanlığı alenen tahrik edecek bir faaliyet olarak tanımlanmıştır. Aşağıda Valilik açıklamasını içeren haber metni sunulmuştur.

"Çeşitli sosyal medya ve birtakım yazılı ve görsel medya organlarından; 16-17 Kasım 2017 tarihlerinde Büyülü Fener Sinema Salonunda Alman LGBT Film Günleri adıyla, birtakım toplumsal hassasiyet ve duyarlılıkları içeren film gösterimi organizasyonu yapılacağı şeklinde bilgiler elde edildiği" belirtildi. Açıklamada, "Söz konusu paylaşımlarla, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimin aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edeceği, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkabileceği, ayrıca terör örgütlerinin karşıt görüşlü gruplara yönelik eylem arayışı içerisinde olduğu yönündeki istihbarî bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, yapılmak istenen film gösterimi etkinliğinin, organizasyona katılacak olan grup ve şahıslara yönelik olarak birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği değerlendirilmektedir."

Sosyal ve geleneksel medyada Ankara Valiliği'nin bu kararını ortaya çıkaran gerekçelerden biri olarak, sosyal medyada bu etkinlikle ilgili yapılan karşı kampanya gösterilmişti. Sosyal medya kampanyalarının kamu otoritelerinin kararlarını nasıl etkilediği ya da kamu otoritelerinin sosyal medya kampanyalarını nasıl biçimlendirdiği ikilemini aklımızda tutarak bu kampanyanın, milliyetçilik-muhafazakârlık-homofobi ideolojik setine çok iyi bir örnek olduğuna işaret edelim. Bazı sosyal medya kullanıcıları, Twitter’da #İstiklalimizeKaraLeke başlığı ile Alman LGBT Film Günleri’ni tehdit etmeye dönük bir metin kaleme alarak kampanya başlattılar. Kampanya metni, "Alman" sömürgeciliğinden, ahlaki işgale, etkinliğin ücretsiz olmasında kasıt aramaktan, gerekirse "kan dökülerek" direnileceğine kadar geniş bir çerçevede, "bir mini film festivali"ni, milli bir tehdit olarak temsil etmektedir. Hâlâ ulaşılabilir olan bu metin ve ilgili mesajlar ayrıntılı bir analizi hak etmektedir ama bu yazının sınırları içinde kampanya metninin bir ayete gönderme yapan son cümlesini yazmakla yetinelim:

"Lût’u da (Peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre, halâ o hayasızlığı yapacak mısınız?
(Neml Suresi 54.Ayet) #İstiklalimizeKaraLeke"

Ayrımcılık, ayrımcılığa uğrayan grubun toplumun genel yaşama biçimini tehdit ettiğine yönelik, ayrımcılığı meşrulaştıran ya da ayrımcılığı inkâr eden akıl yürütmelerle söylemsel olarak beslenir. Sosyal psikoloji literatüründe, sistemin ve hiyerarşilerin meşruluğunu sağlamak amacıyla hegemonik olarak geliştirilen söylemsel yapılara “meşrulaştırıcı mit”ler denilmektedir. Muktedirler, toplumda egemen olan sistemin doğal ve meşru olduğuna ve kimlerin yönetilebilir ve tabi gruplar olduğuna, onların üzerindeki üstünlüklerini korumaya yönelik sadece yasal düzenlemeler yapmakla kalmazlar; aynı zamanda bu düzenlemelerin yaygın anlamda meşruiyetini sağlamak için, hiyerarşiyi arttırıcı meşrulaştırma mitlerini üretirler. Etiketleme ve kategorizasyon böylece tamamlandıktan sonra, geriye kalan, bu grubun “tehlikeli” olduğuna işaret etmektir. Kuşkusuz, yazının başlangıcında vurguladığımız, teorik olarak evrensel ama hayata geçiriliş pratikleri bakımından bağlamsal ve kültürel bir niteliğe sahip olan heteroseksizmin inşası, bu topraklarda, özellikle son dönemde "milli ve dini" bir çerçevede, muhafazakârlığın toplumu bu yönde dönüştürme sürecinin önemli aracılarından biridir. Bu iktidar yaklaşımı, kendisini geniş toplumsal kesimler içinde gerçekleştirmekte ve soyut ideolojik yapılar olmanın ötesinde yurttaş olmak bakımından eşit haklara sahip olması gereken milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkileyecek dışlayıcı politikalara, psikolojik ve toplumsal sonuçlara yol açmaktadır: Belirli kurumlardan kısmen ya da bütünüyle uzak tutulma, kurumsal ayrımcılık; işsizlik, arka planda çalıştırılma, görünürlüğün engellenmesi ya da kısmen de olsa geri alınması vb. biçimlerde ortaya çıkan sosyal olarak dışlama, uzak tutma ve kişisel olumsuz yaşantılara yol açan, benlik saygısının azalmasına giderek ruhsal sorunlara yol açabilen kişisel düzlemde ortaya çıkan ayrımcılık yaşantıları (kişiliğin zedelenmesi, parçalanması, hakarete uğramış hissetme, utanç duyma, kendini suçlama, günahkâr hissetme, şiddete uğrama sözel ya da fiziksel ya da yok sayma biçiminde açık ve sembolik şiddete maruz kalma, vb.).

Sonuç olarak, heteroseksist erkekliğin toplumsallaşması, dolayısıyla erkek kimliğinin inşası ideolojik bir toplumsal dönüşüm süreci olarak anlaşılmalıdır. Erkeklik ideolojileri, içselleştirilmiş kişisel inanç ve eğilimlerin ötesinde, toplumun bütününü cinsiyet ve cinsellik temelinde yeniden inşa eden, normatif etkileşim biçimlerini, kültürel-dini gelenekleri ve sosyal pratikleri kapsamaktadır; sıradan bir erkeği bir kahramana dönüşebileceği vaadiyle pohpohlayan popüler milliyetçilikten beslenen ve giderek daha çok dini motiflerle kutsallaştırılarak kutsanan bir milli göreve çağırmaktadır.

Bu nedenle hâlâ, cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimlerle ilgili edilen edilecek her söz politiktir ve bütün bir toplumu, bütün bir toplumsal gelecek tahayyülünü doğrudan ilgilendirmektedir.

Kaos GL dergisine nereden ulaşabilirim?

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin 166. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler kitapçılardan satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.


Etiketler: insan hakları
Nefret