14/12/2012 | Yazar: Volkan Yılmaz

Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği ‘Yeni Sendikalar Yasası’nı Tartışıyoruz’ başlıklı bir toplantı gerçekleştirdi.

Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği 24 Kasım tarihinde “Yeni Sendikalar Yasası’nı Tartışıyoruz” başlıklı bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda iki oturum yer aldı. İlk oturumda, Yeni Sendikalar Yasası’nın işçi sendikaları temsilcileri ve akademisyenler tarafından tartışmaya açıldı. İlk oturumun konuşmacıları şöyleydi: Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Aziz Çelik, İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi ve Eğitim-Sen temsilcisi Görkem Doğan, Sendikal Güç Birliği Platformu’ndan ve Belediye-İş’ten Hasan Gülüm ve Eğitim-Sen’den Barış Uluocak. Toplantının ilk oturumunda gerçekleşen konuşmalar Yeni Sendikalar Yasası’nın Türkiye’nin siyasi ortamına nasıl bir etkide bulunacağını anlamaya yönelik önemli ipuçları sundu.
 
Konuşmalarda Yeni Sendikalar Yasası’nı tarihsel bir perspektif içerisinde değerlendirmek gerektiğine vurgu yapıldı. 1909 Tatil-i Eşgal Kanunu’nda özellikle kamuya dönük bir sendika yasağı rejimin hâkim olduğunu ve tek parti döneminde grev ve sendika yasağının kural haline geldiğini hatırlatıldı. 1947 yılında başlayan sendikal özgürlüklere dair göreli gevşemenin ise grevi yasaklamayı sürdürdüğünü ve bu nedenle sendikaları birer dayanışma derneği ya da meslek örgütü olarak gören bir yaklaşımın eseri olduğu vurgulandı.
 
1963’te başlayan süreçte ise olumlu bir gelişme olduğunu ve grevli bir toplu sözleşme rejimin başladığını belirtildi. Bu rejimin çalışanların siyasi etkisinin artmasını beraberinde getirdiği ve çalışma koşullarında iyileşmeyle sonuçlandığı söylendi. Fakat bu süreçte dahi kamu çalışanlarının bu rejimin büyük bir istisnası olarak tanımladığını vurgulandı.
 
12 Eylül darbesi sonrasında 1983 yılında çıkarılan yasanın ise işçi sendikaları açısından görece özgürlükçü olarak adlandırılabilecek 1963-1980 arası dönemin bir rövanşı olarak algılanabileceğinin altı çizildi. Bu çerçevede, Yeni Sendikalar Yasası’nın her ne kadar sendikal özgürlükleri artırmaya yönelik bir çabanın sonucu gibi sunulmaya çalışılsa dahi, bu yasanın darbenin kurduğu yasakçı sendikal rejimin temel parametrelerini aynen koruduğunu vurgulandı.

Yeni Sendikalar Yasası: Ayrımcı, Statükocu ve Yasakçı
 
Yeni yasanın en temel üç özelliği şöyle sıralandı: işçiler arasında sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasına dair ciddi eşitsizlikler oluşturması nedeniyle ayrımcı, darbenin kurduğu sendikal rejimi sürdürmesi ve var olan sendikal yapının aynen devamını teşvik etmesi nedeniyle statükocu, çok sayıda sektörde grev yasağını sürdürmesi ve yeni grev yasakları getirmesi nedeniyle de yasakçı.
 
1983 tarihli Sendikalar Kanunu’nun Siyasi Partiler Yasası ve 12 Eylül Anayasası ile birlikte, darbe rejiminin kurucu yasaları olduğuna vurgu yapıldı. Sendikalar Kanunu ve Siyasi Partiler Yasası’nda 12 Eylül darbesinin kurduğu çerçevenin dışına çıkılmaması nedeniyle, her ne kadar yeni anayasa yapılsa dahi, darbe rejiminin temel parametrelerinin sürdüğünün altı çizildi. Yeni Sendikalar Yasası’nın; var olan çalışma ilişkileri düzeninin statükosunu, var olan sendikal statükoyu (işkolu sendikacılığı formunun dayatılması) ve de sendikal örgütlenmenin önünde var olan engelleri (baraj düzeni) göstermelik bir oran düşürme ile koruduğu belirtildi.
 
İş Kanunu’nda çalışma ilişkilerini dönüştüren (esnekleştiren, güvencesizleştiren) değişiklikler yapılırken, Sendikalar Yasası’nda ise statükonun korunduğuna vurgu yapıldı. Bu durumun yeni çalışma ilişkilerini kapsayabilecek bir işçi sendikası modelinin kurulmasına izin verilmemesi anlamına geldiği söylendi.
 
Yasanın uygulamasında yetkili sendikaların belirlenmesi için sendika üyeliği ile ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu verilerinin temel alınacağını belirtildi. İlk vadede 20’yi aşkın işçi sendikasının yetki kaybedeceği ve DEV SAĞLIK-İŞ başta olmak üzere bir kaç sendikanın da yetki kazanacağı beklentisi dile getirildi.
 
Yeni yasada devletin sendikal hakların kullanılmasına dair hiçbir pozitif destek öngörmediği ve bu durumun anayasal bir hak olan sendikal hakları güvencesiz bıraktığının altını çizdi.
 
Yasanın oluşturulması sürecinde özellikle Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) sermaye temsilcisi bir taraf olarak ortaya çıktıklarına değinildi.
 
İşçi sendikalarının üye kaybetmesinin Türkiye’ye has bir durum olmadığına dikkat çekildi. Fakat Türkiye’de işçi sendikalarının karşı karşıya kaldığı en büyük tehdidin işçi sınıfı adına konuşma meşruiyetini yitirmeleri olduğunun altı çizildi.
İşçi sendikalarının Yeni Sendikalar Yasası’na ortak bir karşı duruş geliştiremedikleri belirtildi.
 
Türkiye’de son dönemde sendikasız işçiler arasında bir örgütlenmenin başladığı ve bu örgütlenmenin bağımsız bir güç olarak ortaya çıktığı söyledi. Yeni yasanın ise bu bağımsız gücün önünü kesmeye yönelik bir nitelikte olduğu vurgulandı.
Kamu görevlilerinin sendika kurma hakkının önemli mücadelelerle kazanıldığını, fakat bu hakkın grev hakkı içermemesinin kamu görevlilerinin sendikal özgürlüklerini kullanmalarının önünde ciddi bir engel oluşturduğunun altı çizildi. Kamu görevlileri için söz konusu olan toplu sözleşme sürecinde olan anlaşmazlıklarda yetkili olan Hakem Heyeti’nin pratikte işçi sendikalarının aleyhine bir yapısı olduğunu vurgulandı.
 
Son olarak, dinleyiciler sendika temsilcilerine sendikaların istihdam alanında ayrımcılığa uğrayan kadınlar, engelliler, LGBT bireylere yönelik politika geliştirmeleri gerektiğini ve sendikaların bu alanlarda çalışmaya başlamalarının sendikalara üye kazandıracağını belirttiler.

Etiketler: insan hakları, çalışma hayatı
Nefret