01/11/2019 | Yazar: Ali Erol

Homofobik nefret söylemiyle karalanan gazete “köşe”lerinin değişmez küfürleri: “LGBT bireyi”, “homoseksüel”, “sapkın”, “ahlaksız”, “karaktersiz”, “ibne”…

“Eşcinselliğin hadi neyse de i…liğin lüzumu yoktur” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını sizler için okumaya devam ediyoruz.

Ekim ayının dördüncü haftasının cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Sabah, Akit, Milat, İstiklal, Yeni Şafak ve Aydınlık köşe yazarlarından seçtik… 

“Tabii bir de bu işin daha LGBT bireyi var”

“Cumhuriyet'in yıldönümlerinde, elindeki bayrağı sanki "düşmandan" ziyade aynı cumhuriyette yaşadığı bir kısım yurttaşa korku vermek için sallayanlar”dan yakınan Sabah gazetesinden Melih Altınok, “Yoksa ben Cumhuriyet erkeği değil miyim?” başlıklı yazısında, aynı bayrağı kendisi de “sallamaktan” geri kalmadı:

“Dünkü mevzuları da "Cumhuriyet kadını nasıl olur" sorusuydu. Edindiğin izlenime göre bir kere sarı saç boyası şartmış. Ama aradım taradım, "Cumhuriyet erkeği nasıl olur" sorusunu tartışan yoktu. Tahminimce rakı içmek gibi koşulları olmalı. Viski olur mu bilmiyorum. Tabii bir de bu işin daha LGBT bireyi var, Cumhuriyet yengesi var, halası, bebesi, görümcesi var... Siz kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz? Belli ki Cumhuriyetimizin 96. yılında yurttaşlık, vatandaşlık hâlâ yetmiyor da...”

“İçimizdeki ecnebileri anlamak için işaret misal LGBT simgesi”

Sabah gazetesinden bir diğer isim Haşmet Babaoğlu, “İçimizdeki ecnebilerin planlarının farkında mıyız?” başlıklı yazısında, “içerde artık hem siyasal hem de sosyolojik olarak iki cephe var” diyor, “milliler ve ecnebiler” diye ayırıyor ve “ecnebileri anlamak için” bakılması gereken “işaretler”i sıralıyor:

“Misaller de vermiştim... Ulusalcı bilinen bir internet sitesinin bir LGBT simgesinin "pekala herkesi temsil edebileceğini" iddia etmesi basit bir olay değildi.”

“Yaradılışın değil, toplumun belirlediği cinslere karşı ayrımcılık yapmamak dayatılıyor”

Akit’ten Osman Atalay, “Milli Eğitim, Rotary, İstanbul Sözleşmesi” başlıklı yazısında “gergin ve siyasi kutuplaşmanın yoğun olduğu bir süreç yaşıyoruz” diyor, “Bu sıkıntılı ve tarihi süreçten geçerken toplumsal geleceğimizi ilgilendiren en önemli iki kurumumuz olan milli eğitim ve aile kurumu ile ilgili gözden kaçan temel sorunlarımız var” diye de “köşe”sini açıyor.

Akit yazarı Atalay, yazısının başlığındaki “İstanbul Sözleşmesi”ne sıra geldiğinde ayrımcı ve nefret mikrofonunu Avukat Muharrem Balcı’nın “dikkate değer uyarıları”na bırakıyor:

“Toplumsal Cinsiyet Eşitliği de toplumun cinsler için uygun gördüğü davranışların, değerlerin eşitlik içermesi, ayrımcılık yapılmaması anlamında kullanılmaktadır. Ancak dikkat edilecek nokta, yaradılışın değil, toplumun belirlediği cinslere karşı ayrımcılık yapmamak dayatılıyor. Bunun için de kadın erkek belirlemesinin reddi, her türlü yasal veya illegal yollarla, reklam ve dayatmalarla, sözüm ona eğitilmiş kitlelerin, toplumun lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel cinslerin, hatta yanına bir + getirerek, ileride başka sapkınlıkların da kabul etmesi ve bu kurgulanmış cinsler arasında ayrımcılık yapılmaması sağlanmaya çalışılıyor.”

“LGBT dalgası ve diğer sapkın hareketler…”

Milat gazetesinden Akif Çarkçı, “Neler Yolunda Gitmiyor?” başlıklı köşe yazısında, “aile ve evlilik kurumu günden güne eriyor, aşınıyor” diye söze başlıyor ve Akit’ten Osman Atalay’ın bıraktığı yerden aynı cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratı ile devam ediyor:

“Bir yandan saçma sapan anlaşmalar ve sözleşmeler öbür yandan kirli kampanyalarla aile kurumu adeta yok edilmeye çalışılıyor. Toplumun çekirdeği ve Türk toplumunun en güçlü değeri aile. Bu değer yıkıldığı andan itibaren ortada ne toplum kalır ne Türklük ne de Müslümanlık. Şimdilerde İstanbul Sözleşmesi, CEDAW gibi aile ve evlilik kurumunu kökünden dinamitleyen anlaşmalarla aileyi ayakta tutabileceğimizi zannediyoruz. LGBT dalgası ve diğer sapkın hareketlerin cinsiyetsizleştirme ve homoseksüellik gibi anormal cinsel eğilimleri toplumun gözünün içine sokmasını saymıyoruz bile. Maalesef muhafazakar çevreler ve muhafazakar siyaset aile konusunda aldatılmıştır. Feminist İslamcı kadınlar batı kökenli bu hareketlerin paçasına tutunarak kadın haklarını garantiye alacaklarını zannediyorlar. Oysa ki yeterli referans iman ettiklerini iddia ettikleri dinin kendisinde bolca var.”

“İstatistiklere göre Batı da homoseksüellik, %46 dır”

İstanbul’un yerel basınından İstiklal gazetesinden Dr. Seyfi şahin, “Ahlakımız da şerefimiz de en üstte” başlıklı yazısında, “Ama Avrupa öyle midir?” diye soruyor ve gene kendi yanıtlıyor:

“Orada her kadın veya erkek nefsi ne isterse onu yapar. İstediği zaman kocasını bırakır. Başkasıyla ilişki kurar. Bluğa ermiş her kız veya erkek, İstediği kişiyle cinsi münasebet kurar. Kurmayanı da kınarlar. Yani zina serbesttir. Her erkek başka erkekle ilişki kurar. Batı ülkelerinde bu suç değildir. İstatistiklere göre Batı da homoseksüellik, %46 dır.”

“Bana homofobik müdür diyorlar”

Akit’ten Zekeriya Say, “Duydunuz mu? İzmit’te her şey çok güzel olmuş!..” başlıklı yazısında, CHP’li İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan’ı ve CHP’li İzmit Belediyesinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını eleştirmek için bahanesini gene “sapkınlık” dediği eşcinsellikten bulmaya devam ediyor.

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organı Akit’ten Zekeriya Say, “sorumlu müdür” olduğu dönemde “sapkınlar”, “ibneler” gibi nefret ifadelerini sürekli kullanmayı alışkanlık haline getirmekten Kaos GL Derneği’nin açtığı davada yargılanmıştı. Say’ın yargılandığı ve Kaos GL Derneği’nin müdahil olduğu dava, LGBTİ’lere yönelik basında yer alan nefrete ilişkin Türkiye’de açılan ilk kamu davası olma özelliği taşıyor

Akit’ten Say, yargılandığı davada, “Bana homofobik diyorlar. Homofobik müdür diye yayın yapıyorlar. Ne suçu, ben suç işlemedim. İnsanlar benimle dalga geçiyorlar. Beraatımı istiyorum” savunması yapmıştı.

Haftanın gündemi, karaladıkları “köşe”nin konusu Akit yazarları için fark etmiyor. İlgili ilgisiz bulamaçları hazırdır; "tartışma" diye içine çekecekleri ırkçı, cinsiyetçi, homofobik nefret çukuru hiç değişmez! Akit köşe yazarı Zekeriya Say da homofobik nefret suçu işlemeye devam ediyor:

Ak Partili vekillere “eşcinsel” göndermesi yapan CHP’li Fatma Kaplan, bu olaydan birkaç ay evvel; İktidarın eşcinselliği “sapma” olarak görmesinden ve eşcinselleri “yok” saymasından şekvacı olmuştu. Teknik olarak “sapkınlık” olan eşcinselliğe destek veren Fatma Kaplan’ın, espri(!) adı altında olsa dahi Ak Partililere karşı böyle bir ucuzluk yapması, hanımefendinin ne kadar sığ ve tutarsız biri olduğunu gözler önüne sermişti.”

“Eşcinselliğin hadi neyse de i…liğin lüzumu yoktur”

Boğaziçi Üniversitesi’nde “İstiklal Marşı” ile ilgili olduğu bahanesiyle üniversitenin LGBTİ+ öğrencilerine yönelik dezenformasyon, karalama, hedef gösterme, nefret söylemi üretme ve yayma kampanyasına Rektörlük’ün de ortak olmasıyla gelişen homofobik nefret dalgasına iki “köşe yazarı” da katıldı. 

Homofobik nefret kampanyasında Akit ve Aydınlık gazeteleri ortaklaşırken, Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan O marşla dalga geçilmez evladım” başlıklı köşe yazısıyla, Aydınlık yazarı Onur Caymaz ise “Cumhuriyet, rakı, leblebi ve diğerleri” başlıklı köşe yazısıyla dahil oldu.

Yeni Şafak’tan İsmail Kılıçarslan, “Yahu eşcinselsen eşcinselsin. Eşcinsel olmak birine ahlâktan beri, karakterden müsellah olma hakkı veriyor da haberimiz mi yok?” diye başlıyor. Kılıçarslan, kendi anlattığı hikâyeye kendi attığı “ahlaksız” iftirasının ardından “tuvalet” dezenformasyonuna geçiyor: “Daha dün, “ben cinsiyetsizim yahu, ne var ki bunda?” diyerek Boğaziçi Üniversitesi’nin kızlar tuvaletine dalan bir ibibiğin haberini okudu bu gözler.”

Oysa, Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ Çalışmaları Kulübü’nün (BÜLGBTİ) talepleri doğrultusunda üniversitede ‘cinsiyetsiz tuvaletler’ de kullanıma açık bulunuyor. Köşe yazarı önce dezenformasyonu tercih ediyor: “Sen kendini cinsiyetsiz mi kabul ediyorsun, trans mı kabul ediyorsun, ne ediyorsan et. Ama insanların “cinsiyetli varlıklar” olduğunu kabul edenlere niçin rahatsızlık veriyorsun? Bu çirkin girişkenlikten, bu rahatsız edici “assertivite”den muradın nedir?” Sonra haliyle gelsin hedef gösterme: “O marşla dalga geçilmez evladım. O marşla dalga geçersen başına geleceklerden “eşcinseliz diye bize bunu yapıyorlar” diyerek yırtamazsın.”

Yeni Şafak yazarı, dezenformasyonla döşediği köşesinden, hedefe koyduğu eşcinselliğe karşı “ahlâksız, karaktersiz” diye saydırıyor ve gerisini “okurlarına” bırakıyor:

“Eşcinselliği dini hassasiyetlerim bakımından “günah” kabul ediyorum. Eşcinselliğin “haram” olduğuna inanıyorum. Sen buna inanmıyor olabilirsin. Senin için din, günah, haram gibi kavramlar bir şey ifade etmiyor olabilir. Sorun yok burada. Yani var da yok. Sorun, senin “kendini ifade etmek” adına sürekli ahlâksız, karaktersiz yollara başvurmayı alışkanlık haline getirmen. Babana sövmen, kızlar tuvaletine dalman, bilmem ne. Sorun senin “bir arada yaşamanın asgari hassasiyetlerini” uygulamaman; dahası bu dünyanın tek gerçeğinin, tek hakikatinin “kendinde” olduğunu düşünmen. O rahatsız edici girişkenliğin de tam buradan kaynaklıyor işte. Her insan eşcinselliği normal kabul etmek durumunda değil. Kimse “cinsiyetsizim” beyanını ciddiye alıp sana kendi mahremiyet alanını açmak zorunda değil. Yine de bunları çok konu etmeye değer bulmuyorum aslında. “Yine bir eşcinsel girişkenliği, yine bir çirkinlik” deyip geçerdim normalde. Ama iş, Boğaziçi gibi bir devlet üniversitesinin resmi hesaplarını kullanarak İstiklâl Marşı’nı sarakaya almaya gelince dedim ki “oha ulan, oha artık.””

Yeni Şafak’tan Kılıçarslar, twitter hesabından yaptığı yazı paylaşımına, “Keşke MEKSİKA SINIRI programınıza devam etseydiniz de bu siyaset çirkefliginden uzak kalsaydınız.” yorumu alırken, takipçisini, “Siyaset nerede yazıda? Gösterin, ikna olayım.” cevabıyla karşılıyor.

Aydınlık köşe yazarı Onur Caymaz, “Rahat! Biraz cumhuriyeti anlatacağım. Şimdi hazır ol! Militarist mi geldi biraz! O zaman rahat, rahat...” diye başladığı yazısını, “Âkif dedim de aklıma geldi...” diyerek malum “İstiklal Marşı” tartışmasına bağlıyor:

“Boğaziçi’nde eşcinsel arkadaşların kulübü, geçenlerde “eğlence” olsun diye kendilerine İstiklal Marşı’nı seçmiş. Kimin kimle nasıl seviştiğiyle hayatım boyunca ilgilenmedim, ilişkilerde karşılıklı rıza esastır fakat sevişme biçiminin birilerini ayrıcalıklı kılabileceğini sanmıyorum. Bu marşı sevmek zorunda değil kimse, evet. Ama sevmese, eleştirse de belirli bir kalite gözetilmeli. Arada Boğaziçi adı geçmesi, o şeyi doğrudan kaliteli kılmaz. Bu “orantısız” şımarıklık, sıkıcı oluyor kanımca, not düşülmeli.”

Not: Bu haberde, internet ortamı ile sosyal medyadan yapılan alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alıntılanıyor.


Etiketler: medya
Nefret