19/12/2019 | Yazar: Ali Erol

Haftanın cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Doğru Haber, Fikriyat, Diriliş Postası, Akit, Milat yazarlarından seçtik…

“Kadın ve LGBTİ’lerin cinsel özgürlüğü yasal teminat altına alındı” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını sizler için okumaya devam ediyoruz.

Aralık ayının ikinci haftasından cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Doğru Haber, Fikriyat, Diriliş Postası, Akit, Milat yazarlarından seçtik…

“KADEM’in LGBTİ ile birlikte seferber olmalarına ve adeta omuz omuza bir cephe savaşı vermelerine ne demeli”

Doğru Haber gazetesinden Dr. Bekir Tank, “Erdoğan Erdoğan’a karşı: Ak Parti Ailemize Cumhuriyet tarihinin en büyük travmasını yaşatıyor!” başlıklı yazısında, “İstanbul Sözleşmesini imzalayan bir Erdoğan’ı görmek o kadar acı ve üzücü ki…” diyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin “anayasanın da üstünde” olduğunu aktaran ve aynı zamanda İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden olan Dr. Bekir Tank, “hayâsızlığını, vahşiliğini ve değer tanımazlığını anlatmak için kelimelerin kifayetsiz kaldığı”nı söylüyor, “saldırı” sıfatıyla andığı Sözleşme’yi tasvir ederken: “Dikkat ederseniz, “toplumsal cinsiyet eşitliği” ve “bireylerin cinsel yönelimi-eğilimi” gibi muğlak ifadeler üzerinden insanın fıtratını doğrudan hedef alan saldırılar gerçekleştirmektedirler.”

Doğru Haber “köşe” yazarı Dr. Bekir Tank, “ailemiz üzerinden bizi kuşatanlar sadece dışarıdaki Anita’lar, Maria’lar ve David’ler değil” diyor ve “içerden” saymaya devam ediyor: “…çocuklarımız olmalarına rağmen zihnen ve fikren onlarla ve onların açtıkları seferberlik bayrağının altındaki yerlerini Ayşe’ler, Fatma’lar, Sümeyye’ler, Zehra’lar ve Yalçın’lardır. Ya çoğunluğu Müslümanlardan oluştuğunu düşündüğümüz KADEM’in LGBTİ ve diğer derneklerle birlikte seferber olmalarına ve adeta omuz omuza bir cephe savaşı vermelerine ne demeli.”

““cinsel tercih” özgürlüğünü savuma rolüne soyunarak, kadını kadınlıktan-erkeği erkeklikten çıkarmaya yönelik faaliyetler”

Fikriyat köşe yazarı Zekeriya Erdim, “Sınırlarda sızma var” başlıklı yazısında, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik Bekir Tank’ın bıraktığı yerden cinsiyetçi, homofobik ve transfobik nefret nakaratlarına devam ediyor: “İfsat”, “toplumun tarumarı”, “kötü niyetli çevreler” artık allah ne verdiyse sıralıyor ve “proje”yi deşifre ediyor: “İnsanımızın cinsiyetini ve cibilliyetini bozarak, ne olduğu ve olacağı belirsiz mahlûklar haline getirmeyi hedefleyen…”

“Hedef” bu olunca, Zekeriya Erdim’in geri kalan “fikriyat”ı haliyle İstanbul Sözleşmesi’ne dönük bildik nakaratların tekrarı bir bulamaç olarak sıralanıyor:

“Sivil toplum kuruluşu kisvesine bürünmüş yerli ve yabancı "misyon" kurumları; "kadın hakları" kozunu kullanarak, “cinsel tercih” özgürlüğünü savuma rolüne soyunarak, kadını kadınlıktan-erkeği erkeklikten çıkarmaya yönelik faaliyetler yapıyor.”

“Bazı medya ve moda kuruluşları, ortak bir "ihanet" organizesinin içindeler. Çocuk, genç, yetişkin düzeyindeki çalışmalarla; "cinsel kimlik" yerine "cinsiyetsizlik" fenomenleri oluşturacak şekilde, "Drag Kids" yahut "Drag Queen" tipi şöhretler üretip, rol model haline getirmenin peşindeler.”

“Siyasal mekanizmanın daha güçlü putları var artık: Toplumsal Cinsiyet, KADEM, LGBT hakları…”

Diriliş Postası’ndan Cemalettin Hacıosmanoğlu, “Kültür politikalarını geçin, vekil arabalarını konuşalım” başlıklı “köşe” yazısında, AKP içinde ““bakın ben de eleştiriyorum’’ moduna” girenlerden, “sosyal politika ibresi hassas mevzulara geldi mi, pek çok kişiden ses alamıyoruz” diye dert yanıyor.

Diriliş Postası “köşe” yazarı, “kültür ve kadın politikaları örneğin” diyor ve “hakikat için iktidar politikasının aleyhinde konumlanabilecek şahsiyetli duruşlar göremiyoruz” serzenişinde bulunuyor.

“Köşe” yazarının “yeni dokunulmazlar” olduğunu ileri sürdükleri ise derdini ortaya koyuyor: “siyasal mekanizmanın daha güçlü putları var artık: Toplumsal Cinsiyet, KADEM, LGBT hakları…”

Diriliş Postası yazarının güya “yeni dokunulmazlar” diye sıraladıklarının açılımı ise tabii ki ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemi sarmalıyla geliyor: “İstanbul Sözleşmesi, PKK tabanlı feminist sivil toplum örgütleri, Birleşmiş -Hristiyan/Siyonist- Milletler’in ideal Türk kadını imajı, Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi’ne dair kapsamlı projeler, çocuklarımızın yetiştirilme tarzındaki oligarşik sermaye manipülasyonu, Türkiye’deki eşcinsel hareketlerine destek olan uluslararası vakıflar, global endüstri kodamanlarının yararına toplumsallaşmış kadın profili; ve tüm bu sarmalda kendine enteresan bir yer edinmiş KADEM…”

“Kadın ve LGBTİ bireylerinin cinsel özgürlüğü yasal teminat altına alındı”

Diriliş Postası’nın “köşe” yazarı gibi Akit’ten Sefa Saygılı da, “Mesele “KADIN HAKLARI” değil, sen hâlâ anlamadın mı?” yazısında, “aile düşmanı güruh” sıfatıyla andığı feministlere ve kadın hareketine kendi ettiği sözlerle yetinmeyip, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı “iktidarlarını/zenginliklerini kaybetme korkusunda olanlar da susuyor/destek veriyorlar” diyerek yakınıyor.

“Anlamayanlara tekrar tekrar anlatmak zorundayız. Şiddet artıyor. Toplum atomize ediliyor. Aile çökertiliyor. Evlilikler azaldı, boşanmalar arttı. Fuhuş yapmak ceza mevzuatında suç değil. Kadın ve LGBTİ bireylerinin cinsel özgürlüğü yasal teminat altına alındı. Karar merciinde bulunanlar duymuyor/görmüyorlar. Makamlar/mevkiler elden gidince mi, çamur deryasını göreceğiz?” 

Akit “köşe” yazarı Sefa Saygılı’nın “…sen hâlâ anlamadın mı?” yazısını anlayanlardan Nevzat Tarhan, twitter hesabından “Sefa Saygılı hocam çok güzel özetlemiş, kendi ayağına kurşun sıkanlar artık gerçeği görmeliler” paylaşımı yaparken, Muharrem Balcı, “bir hukukçu olarak” itiraz ediyor. Diriliş Postası “köşe” yazarının serzenişine işaret eden Balcı, Akit “köşe” yazarının yazısının “müsvedde” olduğunu söylüyor: “Sefa Saygılı İstanbul Sözleşmesinin mimarlarından bir kısmını gizliyor, açık etmiyor. Kanunları kim yapıyor, kim imzalıyor, kim onaylıyor ve hepsinden önemlisi halen kim savunuyor? Bunları da yazabilirse bir anlam ifade eder.”

“gaylik, lezbiyenlik” nakaratı: “eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu öncülüğündeki parti”yi eleştirmek için de işlevsel…

Akit’ten bir diğer isim Ali Karahasanoğlu, “Yürü be Davutoğlu, tarihe geç, lanetle anıl!” başlıklı, “eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu öncülüğündeki parti”nin kuruluşunu eleştirmek için demediğini bırakmadığı ve uzattıkça uzattığı sıkıcı yazısını, Abdurrahman Dilipak’ın ilgili ilgisiz her “köşe”sini bağladığı gaylik, lezbiyenlik” nakaratıyla bitiriyor.

“Çıkışınızla, Erdoğan’dan % 2.59 oy çalabilirseniz... Yerine gelecek olanların her günahı da, sizin boynunuza asılacaktır. Şimdi, bay Ekrem’in, gaylik, lezbiyenlik yolunda attığı her adımın boynunuza yapıştığı ve bugün o adama verdiğiniz oyu, sesli dillendirmekten utandığınız gibi.. Yarın da, kurduğunuz parti ile utanacaksınız..”

“Zoraki inançsızlık ve yanlış terbiyeden kaynaklanan birtakım sapmalar”

Milat gazetesinden Özlem Doğan’a konuşan İlahiyatçı Ali Rıza Demircan cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarını tekrar etmeye devam ediyor. 

Özlem Doğan, “özellikle İslam ülkelerinde çok daha fazla propagandası yapılan LGBT’ye sürekli maruz kalıyoruz” diyor ve “İslam eşcinselliği nasıl değerlendiriyor?” sorusuyla başlıyor.

“Allah, insanları erkek ve kadın olarak yaratmıştır. Üçüncü bir cins yok, ilmen de yok” diye sözü alan Ali Rıza Demircan, “ilmen de” dahil bildiği yanıldığına yetmez nakaratları sıralıyor: “Zoraki inançsızlık ve yanlış terbiyeden kaynaklanan birtakım sapmalar ve anne karnında alınan yanlış ilaçların etkisiyle erkek suretiyle dişilik hormonları da gelişenler olabiliyor.”

Demircan, “medyada gerçeklerden sapan insanları övgüyle topluma kabul ettirilmeye çalışıldığını” söylüyor ve devam ediyor: “İnsanlık adına bilim-buluş yapan ya da sanatçıları öne çıkaranlara soruyorum; bu insanlar önleri arkalarıyla değil, başarılarıyla ünlü oldular. Bir kadının bir erkek, bir erkeğin de bir kadın olması iç organları değişmedikçe mümkün değildir.”

“LGBT’li bireylerin istisnasız hepsinde ruhsal bir eziklik var. Çünkü insan doğasına aykırı bir durum yaşıyorlar”

“LGBT’li bireyler ruhsal olarak eziktir” ara başlığının ardından Milat gazetesinden Özlem Doğan, “LGBT bireyleri savunan bazı yazar ve tarihçilerin dediği gibi eşcinsellik Osmanlı’da gerçekten yaygın mıydı?” sorusuna geçiyor.

“Bunların hepsi eşcinsellerin kendi günah, çirkinlik ve pisliklerini makul göstermek için yaptıkları iftiralardır” diyerek soruyu geçen İlahiyatçı Ali Rıza Demircan, “konu”yu Kuran’a bağlayıp kapatıyor: “Allah, eşcinselliği Kuran’da yasaklamıştır. Her toplumda eşcinsel ve lezbiyen vardır. İslam ulemasının bir bölümü kabul etmez ama Nisa Suresi’nin 15. Ayeti lezbiyenlerle, Nisa Suresi’nin 16. Ayeti de geylerle alakalıdır. LGBT’li bireylerin istisnasız hepsinde ruhsal bir eziklik var. Çünkü insan doğasına aykırı bir durum yaşıyorlar.”

Not: Bu haberde, alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alınıyor.


Etiketler: insan hakları, medya
Nefret