21/02/2020 | Yazar: Yıldız Tar

“Onarım Terapisi” dosyamızın üçüncü bölümünde Klinik Psikolog Çağla Apaydın anlatıyor: Çocukluk ve ergenlik çağında onarım terapisi gibi uygulamalara maruz kalan çocuk ve ergenler ciddi zararlar görüyor.

Psikolog Apaydın: Çocuklara onarım terapisi uygulanması ciddi zararlara yol açıyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Onarım Terapisi” dosyamızın üçüncü bölümünde Klinik Psikolog Çağla Apaydın’la konuştuk. Apaydın, mesleki ve etik ilkelere göre klinik pratiklerini uygulayan hiçbir ruh sağlığı çalışanının onarım terapisi gibi uygulamalara olumlu bir yaklaşımı olmaması gerektiğini söyledi ve ekledi:

“Çocuklar ve ergenlerin ailelerine duygusal ve fiziksel olarak bağımlı olduklarını ve bilişsel ve duygusal gelişimlerini düşündüğümüzde onarım terapisi gibi uygulamalardan daha çok zarar göreceklerini düşünebiliriz. Bu bağlamda ailelerin bilgilendirilmesi büyük önem taşıyor.”

TIKLAYIN - “Onarım terapisi”: Sağlık örgütleri ne diyor?

TIKLAYIN - CETAD’tan Psikiyatr Cesur: Onarım terapisi meslek etiğine ve insan haklarına aykırı!

“Onarım terapisinin” ayrımcı tarihi

“Onarım terapisi” adı verilen bir uygulama özellikle sosyal medyada yaygınlaşıyor. Nedir bu “onarım terapisi”?

Psikoloji/psikiyatri tarihinde uzunca bir süre eşcinsel, biseksüel ve translar “hasta” veya “anormal” olarak görülmüştü. Bu nedenle de araştırmalar daha çok eşcinselliğe sebep olduğu düşünülen “sorun”u bulmaya ve “düzeltmeye” odaklanmıştı. Bu bağlamda birçoğu fiziksel ve psikolojik hasara yol açan tedavi yöntemleri uygulandı (Psikoaktif ilaçlar, tiksindirme tedavisi, elektroşok, onarım terapileri gibi.) Fakat son 50 yılda verilen mücadeleler sonucunda bu yaklaşımlar terk edildi, daha önce eşcinselliği “hastalık” olarak değerlendiren kuruluşlar hastalık tanı kriterlerinin bulunduğu kitaplardan (DSM gibi) eşcinselliği ve biseksüelliği çıkardı. Aynı şekilde ülkemizde de ruh sağlığı örgütleri eşcinselliği ve biseksüelliği bir cinsel yönelim olarak tanımladı, bunun aksine olan pratiklerin etik ihlali olduğunu ifade etti.

Peki psikoloji ve psikiyatrideki bu değişim 1970-1980’li yıllarda olmuşken neden hâlâ onarım terapisi gibi bilimdışı bir uygulama devam etmekte? Bu yöntemi uygulayan sözde ruh sağlığı çalışanları daha önce bahsettiğim tiksindirme tedavisi, elektroşok ya da psikoaktif ilaçlar gibi yöntemleri kullanmadıklarını, sadece konuşma tedavisi uygulayarak eşcinselliğe sebep olduğu düşünülen travmaların ortaya çıkarılmasıyla ya da davranışsal müdahalelerle eşcinselliğin değiştirilebileceğini iddia ediyor. Bunu da danışanların eşcinsel olmaktan rahatsız olabileceğini, (“egodistonik eşcinsellik” -bireyin kendi eşcinselliğinden rahatsızlık duyması) ve danışanın onayı ve isteği olduğunu söyleyerek meşrulaştırıyorlar. Fakat egodistonik eşcinsellik 1987 yılında toplumdaki baskı ve ayrımcılıktan kaynaklanan bir durum olması nedeniyle DSM tanı kitabında hastalık listesinden çıkarıldı. Tam da bu baskı ve ayrımcılıktan dolayı günlük hayatında birçok sorunla karşılaşan ve bu sorunlarla baş etmekte zorlanan ya da heteroseksist bir toplumun parçası olarak içselleştirilmiş homofobiye sahip olabilen LGBTİ+’lar ve ailelerinin yardım arayışı onarım terapisi gibi etik dışı uygulamalarla sömürülüyor. Son olarak bu uygulamaların cinsel yönelimi değiştirmediği, sadece cinsel davranışları baskılama ve kişinin kendini tanımlama sürecini engellemeye neden olduğu ve ileride ciddi psikolojik hasarlara yol açtığı kanıtlandı.

Ruh sağlığı uzmanları cinsel yönelim veya cinsiye kimliğinin “onarım terapisi” denen uygulamalarla değiştirilebileceği iddiasına yaklaşımı nasıl olmalı?

Yukarıda da kısaca bahsettiğim psikoloji tarihindeki gelişmelerden veya Türkiye’deki psikoloji/psikiyatri örgütlerinin açıklamalarından biraz olsun haberdar olan ve mesleki/etik ilkelere göre klinik pratiklerini uygulayan hiçbir ruh sağlığı çalışanının onarım terapisi gibi uygulamalara olumlu bir yaklaşımı olmaması gerekir. Onarım terapisi gibi zarar veren yöntemlerin uygulandığına dair bir bilgimiz olduğunda ise bu durumu Türk Psikologlar Derneği Etik Kurulu gibi yerlere şikâyet etmeliyiz.

Elbette ki danışanlar toplumsal baskı nedeniyle yaşadıkları zorluklardan dolayı onarım terapisi gibi bir taleple psikologlara başvuruyor olabilir. Burada önemli olan bir ruh sağlığı uzmanı olarak bizim de heteroseksist bir toplumda yaşadığımızı unutmadan ve olası önyargılarımızı fark ederek heternormatif olmayan empatik bir dil kullanmaya özen göstermemizdir. Terapinin amacının kişinin cinsel yöneliminin ne olduğunu ya da ne olacağını belirlemek olmadığını danışana ifade etmenin ve bunun bir süreç olarak değerlendirilip terapinin de bu süreçte bir destek olabileceğini belirtmek de çok değerli olacaktır. Ayrıca tüm meslektaşlarıma hem kendi klinik pratiğimde hem de bu demeç için çokça faydalandığım Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği’nin (TODAP) yayınladığı Psikologlar için LGBTİ’lerle Çalışma Klavuzu’nu öneririm.

“Çocuk ve ergenlerde intihar eğilimi gibi sorunlara yol açıyor”

“Onarım terapisi”nin çocuklara uygulanması çocukların ruh sağlığında ne gibi sorunlara yol açıyor?

Çocuklarla çalışırken en önemli noktalardan biri de ebeveynlerin tutumlarıdır. Heteroseksist bir toplumda çocuklarının cinsel yönelimleriyle ilgili endişeler duyan ebeveynler ruh sağlığı danışanlarına başvurabilir. Maalesef bu endişe ve soru işaretleri de onarım terapisi uygulayan sözde ruh sağlığı danışanları tarafından kötüye kullanılmakta. Ailelere bilimsel dayanağı olmayan çocuğun hemcinsiyle daha çok vakit geçirmesi ve rol modeli olması veya davranışçı ödevler (maskülen bir hareket ya da seçim yaptığında ödüllendirmek gibi) gibi uygulamalar önerebilirler. Kendini tanımlama sürecinin en önemli evrelerinden olan çocukluk ve ergenlik çağında onarım terapisi gibi uygulamalara maruz kalan çocuk ve ergenler ciddi zararlar görüyor.

APA (Amerikan Psikoloji Derneği)’nın 2009’da yayınladığı rapora göre bu uygulamalara maruz kalan çocuklar suçluluk, utanç, umutsuzluk duyguları, onaylanmama/ reddedilme korkusu ve intihar eğilimi gibi sorunlar yaşıyor. Çocuklar ve ergenlerin ailelerine duygusal ve fiziksel olarak bağımlı olduklarını ve bilişsel ve duygusal gelişimlerini düşündüğümüzde onarım terapisi gibi uygulamalardan daha çok zarar göreceklerini düşünebiliriz. Bu bağlamda ailelerin bilgilendirilmesi büyük önem taşıyor.

Ruh sağlığı uzmanlarının cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliğinin değiştirilebilir olduğunu iddia etmesi bilimsel veya etik mi?

Daha önce de söylediğim gibi bu uygulamaların cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğini değiştirmediğini sadece baskılamaya çalıştığını biliyoruz. Böyle bir iddiada bulunmak bilimsel ve etik değildir ve dünyada ve Türkiye’deki psikoloji/psikiyatri örgütlerinin ifade ettiği gibi etik ihlalidir.

*“Onarım Terapisi” dosyamız alandaki küresel gelişmeler, ruh sağlığı uzmanlarının görüşleri ve bu uygulamaya maruz bırakılmış kişilerle söyleşilerle devam edecek.

**Bu dosya kapsamında bilimdışı ve ayrımcı yayınları, sosyal medya sayfalarını yaygınlaştırmamak adına isimlerine yer vermiyoruz.


Etiketler: insan hakları, sağlık, sağlık hakkı
Nefret