03/12/2019 | Yazar: Ali Erol

Kasım’ın son haftasının nefret “köşe”lerini Akit, Millî Gazete, Referans, Yıldırım, Haber34 ve Antalya Hilal’den seçtik…

“Feminist ve LGBTİ lobisi”ni deşifre eden “köşe”ler!    Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını sizler için okumaya devam ediyoruz.

Kasım ayının son haftasından cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Akit, Millî Gazete, Referans, Yıldırım, Haber34 ve Antalya Hilal yazarlarından seçtik…

Gazete köşelerinden homofobik nefret nakaratları, “Homoseksüellik, lezbiyenlik akımlarına kapılmış gençlerimiz var..” ve “Alın size LGBT!” dosyalarının ardından işte Kasım ayının son haftasından nefret “köşe”leri…

“Eşcinselliği bir “insan hakkı” gören anlayış yarın “evlilik akdi”ni de kabul edecektir”

Haftanın gündemi, karaladıkları “köşe”nin konusu Akit yazarları için fark etmiyor. İlgili ilgisiz, bilgili bilgisiz bulamaçları hazırdır; "tartışma" diye içine çekecekleri ırkçı, cinsiyetçi, homofobik nefret çukuru değişmiyor!

Cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organlarından Akit yazarı Abdurrahman Dilipak’ın, Kasım ayının son haftasında kaleme aldığı “köşe”lerinden “Önce aile!” ve “Kim kazandı?” başlıklı yazılarında hedefi “İstanbul Sözleşmesi” oldu.

Akit’ten Dilipak, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde yayımladığı “Önce aile!” yazısında, “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” diye başlıyor ve hiç gecikmeden değişmez nakaratına geçiyor:

“25 Kasım’da, aileye karşı isyan bayrağı açan lezbiyen ve homoseksüeller, “Erkek ve devlet şiddetine karşı KAOS için LBGT insanları sokağa çağırıyor”du. Kasım’ın son haftası daha birçok ilde, vakıf, dernek, sendika gibi birçok kuruluş aile ile ilgili etkinlikler düzenleyecek, bildiriler yayınlayacaklar. 25 Kasım biliyorsunuz “Dünya kadına şiddetle mücadele günü”.”

Kadın hakları için verilen mücadeleyi aileye karşı açılan savaş” olarak adlandıran Dilipak, “lezbiyen ve homoseksüeller”ile yetinmiyor, “Yeşil Feministler bu işi çok sevdiler” diye devam ediyor.

“Zararın neresinden dönülürse kârdır” dedikten sonra Akit yazarından gene bildik nakarat geliyor: “Bu zarardan kurtulmak için ilgili sözleşmeleri ve bu sözleşmelere dayalı yasal düzenlemeleri geri çekin ve yerine yaraları saracak, daha adil, bu halkın inancı, tarihi, sahih geleneği ile uyumlu yeni yasalar çıkarın, hem de hemen!”

“Cinsiyet değiştiren kadın ve erkek partner arasında bu yasa nasıl uygulanacak!?” sorusuyla devam eden Akit yazarı daha önce kimsenin düşünmediği bir hamlede bulunur: “madem cinsiyet ayırımı yok, niye böyle bir ayırım yapıyorsunuz o zaman.”


Ve Akit yazarı Dilipak son uyaranı gönderir: “Eşcinselliği bir “insan hakkı” gören anlayış yarın, bunlar arasında “evlilik akdi”ni de kabul edecektir.”


Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, “Kim kazandı?” başlıklı yazısında ise siyaset gündeminden bir tartışmayı gene dönüp dolaşıp “İstanbul sözleşmesi ve CEDAW kafalılar” diye nitelediği “konu”ya bağlıyor:


“Birçok meselede siyasiler böyle kanlı bıçaklı olurken, nasıl oluyor da, bir yanda Emine Erdoğan, aile bakanlığı, KADEM öte yanda Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, İnce, Kaftancıoğlu, LGBT, AB’nin ortaya attığı bir “İstanbul sözleşmesi” ve CEDAW gibi, aileyi ve nefsi ifsad eden bir fitne konusunda bu kadar kolay uzlaşıveriyorlar. Bu millet, sağı ile solu ile bu gafleti affetmez!”

“O meşhur çıkış: “Eşcinselliğin bir hastalık olduğuna inanıyorum”

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde Millî Gazete köşe yazarı Mücahit Gültekin’in yazısı İstanbul Sözleşmesi TBMM’den nasıl geçti?” başlığını taşıyor.

Akit yazarı Dilipak’ın bıraktığı yerden devam eden Millî Gazete köşe yazarı, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” diye başlıyor ve asıl derdine geçiyor: “Oysa ki, Sözleşme’nin 4. maddesi LGBT haklarını güvence altına alıyor… Hemen hiç bir konuda anlaşamayan bu dört parti İstanbul Sözleşmesi oylamasında aynı çizgide hizalanmış, aynı safta durmuşlardı.”

Millî Gazete’den Gültekin, “İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamak yanlıştı” ile bitirdiği köşe yazısında on sene öncesinden Kavaf’ı yad ediyor: “Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf bir şeylerin yanlış gittiğini anlamıştı. 2009 Haziranında Viyana’da yapılan Avrupa Konseyi Aileden Sorumlu Bakanlar Konferansı’na katılmış ve “farklı aile formları” diye bir kavram geçtiği için tavsiye karar metnini imzalamamıştı. Sebep, bu kavramın eşcinsel aileleri de içeriyor oluşuydu. Yurda döndüğünde niçin imzalamadığını anlattı ve o meşhur çıkışını yaptı: “Eşcinselliğin bir hastalık olduğuna inanıyorum.”

“LGBTİ olarak bir hak iddia eden kimseler Allah’ı tanımadıkları gibi…”

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele haftasından cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarına Referans gazetesinden Abdurrahman Örnek, Aileyi bitirme planı toplumsal cinsiyet eşitliği; Yıldırım’dan Fatma Aydın Aras, “Toplumsal Ahlaksızlık Projesi”; Haber34’ten Eyüphan Kaya, “İstanbul Sözleşmesi Edep ve Namus kavramlarını tanımıyor”; Antalya Hilal’den Mustafa Ece, “Küreselleşmenin Türkiye Ayağı” başlıklı yazıları ile katılıyorlar. 

Referans’tan Abdurrahman Örnek, “feminist ve LGBTİ lobisi”ni deşifre ediyor ve okurlarını bilgilendiriyor: “Toplumsal cinsiyet eşitliği savunusu yapan pek çok metinde aynı zamanda cinsel yönelim savunusu da yapılmaktadır. Feminist örgütlerin Türkiye'de en önemli kazanım olarak gördükleri İstanbul Sözleşmesi'nin 4. maddesinin 3. fıkrası eşcinsellik ve biseksüelliği de güvence altına almaktadır.” 

Yıldırım gazetesinden dan Fatma Aydın Aras, “‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ ve ‘İstanbul Sözleşmesi’ üzerinden ilerleyen ahlâkî operasyon”u deşifre ediyor: “Sadece kadınları hedef almakla kalmamış, aynı zamanda çeşitli cinsel tercihlere de imkân sağlayarak, toplumun zayıf halka olarak kabul ettiği lezbiyen, gay, biseksüel tercihleri güçlendirme çalışmasıyla, ne kadar etek altı sever varsa arkasına alıp ilerlemeye çalışmaktadır.”

Haber34’ten Eyüphan Kaya, “Toplumsal cinsiyet eşitliği/eğilimi gibi sinsi ifadeler içeren bu sözleşme, cinsiyet değişimi ve LGBTİ gibi insanın yüz karası olan kimi mahlukların taleplerine de zemin hazırladığını” deşifre ediyor ve ekliyor: “Unutmayalım LGBTİ olarak bir hak iddia eden kimseler Allah’ı tanımadıkları gibi bu memleketin başına bir ilahi tufanın gelmesine öncülük yapanlardır… Bu LGBTİ mensupları “onur yürüyüşü” adı altında ülkemizin farklı illerinde yürüyüşler yaparak, insanlığın en başta gelen kavramlardan birini lekelediler.”

Antalya Hilal’den Mustafa Ece, “cinsiyet eşitliği”ne karşı geliştirilen “cinsiyet adaleti”ndeki komployu yutmuyor ve deşifre ediyor: “Hedef aynı olduktan yani küreselcilerin değirmenine su taşıdıktan sonra toplumu yumuşatacak isim algısı oluşturmak sonucu değiştirmeyecektir. Toplum arasında ….lik diye bilinen sapkınlığı meşrulaştırmanın adını, toplumun genelinin anlayamayacağı bir sürü (LGBT) harfleri yan yana getirerek yumuşatmaya çalışmakta küreselcilerin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramayacaktır.”

Not: Bu haberde, internet ortamı ile sosyal medyadan yapılan alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alıntılanıyor.

 

 


 


Etiketler: medya
Nefret