13/05/2020 | Yazar: Ali Erol

Mayıs’ın ilk haftasından homofobik nefret “köşe”leri Hürriyet, Yeni Şafak, Sabah, Diriliş Postası, Akşam, Türkiye, Millî Gazete, Milat, Yeni Asya ve Aydınlık yazarlarından...

Muhafazakâr “köşe”ler, mahremiyetinize karışmıyoruz, eşitlik talebiyle toplumsallaşmayın diyor! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz… 

Mayıs ayının ilk haftasından cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Hürriyet, Yeni Şafak, Sabah, Diriliş Postası, Akşam, Türkiye, Millî Gazete, Milat, Yeni Asya ve Aydınlık yazarlarından seçtik.

“Marjinal gruplar” tabirinin devlet sözlüğündeki tanımını Hürriyet’ten Selvi bilmiyor mu!

Hürriyet “köşe” yazarı Abdülkadir Selvi, Diyanet İşleri Başkanı’nı savunacam derken hızını alamamış, “mevzu”nun “islam” tartışması olmadığını, hak hukuk hürriyet meselesi olduğunu görmezden gelmeyi tercih etmiş, manipülasyon, dezenformasyon ve de nefret saçmada muhafazakâr medya yazarlarından geri kalmayacağını ilan etmişti.

Selvi, “Barolar ve mühendis odalarının yasası değişiyor” başlıklı yazısında da Hükümet sözcüğüne soyunmuş. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinselleri hedef göstermesine karşı Ankara Barosu’nun tepkisinin ardından, “Örgütlü, marjinal bir grubun baro yönetimlerini ele geçirmesi” karşısında harekete geçildiğini söyleyen Selvi, “Baroların seçim sistemi değişiyor” diye yazdı. Hürriyet “köşe” yazarı “daha çok marjinal gruplar organize hareket ettiği için baroların yönetimlerini ele geçiriyorlar” diyor ve devam ediyor: “Bakmayın böyle eşcinsel haklarını savunmalarını, Ankara Barosu 28 Şubat sürecinde yasakçı barolardan biriydi. Başörtülü avukatları baroya kaydetmemiş, mahkeme kararlarını uygulamamıştı.”

“Anketlere göre inenler-çıkanlar” başlıklı “köşe” yazısıyla “baroların seçimiyle ilgili yasa değişikliği” muhabbetine devam eden Hürriyet’ten Abdülkadir Selvi, “yeni düzenlemede Alternatif baroya izin verilmemesi kararı alındığını” söylerken hak, hukuk, hürriyeti tümden gözden çıkardığını bir kez daha ilan ediyor. “Marjinal gruplar” tabirinin devlet sözlüğündeki tanımını bilmezmiş gibi davranan Hürriyet “köşe” yazarı, “LGBT”yi de “nefret kokteyli”ne katmakta sakınca görmüyor.

İçişleri Bakanlığının, LGBTİ+'ları “vatandaş”tan görmeyip kurumsal ayrımcılığa tabii tutması, nefret söylemine devam edip, “terör” ile “LGBTİ”yi aynı cümle içinde kullanarak hedef göstermesini hatırlatan bir söylemin sözcülüğüne soyunan Hürriyet “köşe” yazarı Selvi, “alternatif baro fikri”nden neden vazgeçildiğini “ifade” ederken, LGBTİ+ insan hakları savunucusu avukat ve hukukçuları hedef gösterip, kriminalize edebiliyor: “Ancak PKK’lıların, FETÖ’cülerin ve LGBT gibi marjinal grupların alternatif baro kurma ihtimali üzerine bundan vazgeçildi.”

Neyse ki Hürriyet’den Sedat Ergin, on sene önceki bir köşe yazısındaki gibi, “Salgın günlerinde Türkiye’nin tartışma konusu” başlıklı yazısında, “Sözleşme çok açık ifadelerle “cinsel yönelim” üzerinden ayrımcılık yapılmasını yasaklıyor” dediği ve Türkiye’nin 2011 yılında imzalayıp, 2012 yılında TBMM’de onayladığı İstanbul Sözleşmesi ile Anayasa’nın 90’ıncı maddesini hatırlatıyor.

Yeni Şafak’tan Aktay, mahremiyetinize karışmıyoruz, eşitlik talebiyle toplumsallaşmayın ayarı çekiyor!

Yeni Şafak yazarlarının “sapkınlar” dediği “LGBTİ”leri düşmanlaştırdığını ve hedef gösterdiğini kayda geçirmiştik. Nisan’dan Mayıs’a Yeni Şafak “köşe” yazarlarından Yasin Aktay da, “Eşcinsel despotizm” ve “Özgürlük, sorumluluk ve eşcinsellik” başlıklı iki “köşe” yazısı ile tartışmalara katıldı.

Yeni Şafak “köşe” yazarı, Ankara Barosu’nun, Diyanet İşleri Başkanı’nın eşcinsellere ayrımcı yaklaşımını ve hedef gösteren nefret söylemine itiraz etmesini, “eşcinselliği dine karşı savunan çıkış” olarak tanımlıyor ve bu tepkiyi aynı zamanda “laik kompleks” diye adlandırıyor.

LGBTİ+’lerin anayasal tanınma, ayrımcılıklara karşı güvence ve eşit yurttaşlık hakkını, “Konu” diyor, Yeni Şafak “köşe” yazarı Aktay, “eşcinselliğin hak ve özgürlük talebi olmaktan çıkmış onu dine dahi nüfuz edecek yeni ve despotik bir iktidar arzusuna dönüşmüştür” ifadeleriyle görmezden geliyor. Aktay, Ankara Barosu’nun itirazını dezenforme ederek, “konu”yu gene “kompleks veya psikoloji”ye bağlamaya devam ediyor.

“Cami cemaatini”ni homojen ve hepten heteroseksüel varsayan Yeni Şafak “köşe” yazarı, Diyanet İşleri Başkanı’nın aynı toplumun bir kesimini sırf cinsel yöneliminden dolayı vatandaş olarak görmeyip hedef göstermesine yönelik itirazları “İslama itiraz” gibi sunarak tartışmaları tahrif etmekte sakınca görmüyor.

Yeni Şafak “köşe” yazarı Yasin Aktay, “Eşcinsel despotizm” başlıklı yazısında, “eşcinselliğin toplumsal dokuyu tahrip ettiğine, aile hayatını yok ettiğine ve neticesinde ekini bozduğuna dair bir yığın alamet” belirdiğini söylüyor. Bu “söylem”in varacağı yer bellidir: “Bugün dünyada siyasette, kültürde, finans ve iş dünyasında, hatta bilimde eşcinsel lobisinin efsanevi Yahudi lobisinden daha güçlü ve etkili hale gelmiş olduğu da…”

Psikolojinin, psikiyatrinin, tıp biliminin ve nihayet Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütünün “hastalık ve sapkınlık” tartışmasını çoktan geride bıraktığını bilmezden gelen sosyolog “köşe” yazarı, “hukuk alanında özel hayatın mahremiyeti çerçevesinde kimin ne yaptığına karışılacak bir toplum öngörmüyor”uz, daha ne istiyorsunuz, diyor ve eşit yurttaşlık talebiyle varoluşunuzu “toplumsallaştırmayın” ayarı çekiyor.

“Özgürlük, sorumluluk ve eşcinsellik” başlıklı devam yazısında, Yeni Şafak “köşe” yazarı, eşcinselliği, “bir sapkınlık biçimi” olarak görüyor. Önceki yazısından devam “eşcinsellik özel hayatta gizli olarak yaşanmakla yetinmiyor” söylemini tekrar ediyor. LGBTİ+’lerin eşit yurttaşlık taleplerine, “bir kimlik olarak tanınmak” olarak tanımlıyor ve yanaşmıyor. Ayrımcılıklara karşı anayasal hak olan güvence talebine ise “itibar görmek istiyor” diyor. Gerisi geleneksel komplo teorisi: “ama bununla da yetinmiyor, emperyal bir tarzda giderek herkesi bu günaha ortak etmeye çalışıyor. İnsanları bu işe özendirmek için türlü türlü ve sinsice yollara başvuruyor.”

Yeni Şafak “köşe” yazarı Yasin Aktay, “özel hayata saygı hakkı”nı bilmezden gelip, özel hayatın gizliliği hakkının ihlali olarak ifşa ile LGBTİ+’lerin kamusal alanda varolma ve eşit yurttaş olarak görü(n)lme hakkını bile isteye çarpıtıyor! Yetinmiyor, heteroseksüel cinselliğin teşhiri ile eşcinsel kadın ve erkeklerin, cinsel yönelim ayrımcılığına maruz kalmadan kamusal alandaki vatandaşlık haklarına erişebilmek için özsaygılarına sahip çıkıp gizlenmek istememelerini aynı kategorideymiş gibi gösteriyor. Bile isteye çarpıtıyor ve LGBTİ+’lerin bizatihi varoluşlarını “teşhir”e dahil ediyor, böylece sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik hayatın her alanından kovulmalarını normalleştiriyor.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyoloji’den olan Yeni Şafak “köşe” yazarı, mevcut cinsiyet rejimini ve heteroseksist iktidar ilişkilerine hiç değinmeden eşcinselliği, “lanet” ve “günah” ile anabiliyor, üstüne, “başka insanların haklarına tecavüz eden bir boyuta sahip” olmakla itham edebiliyor. Bütün inananları heteroseksüel varsaydığından, eşcinsellerin de imanlı olabileceğine bile tahammül edemeyen Yeni Şafak “köşe” yazarı, Diyanet’in devlet memuruna yönelik anayasal eleştirileri “İslam’a öfke” olarak çarpıtmaya devam ediyor.

“Türk, Sünni, Müslüman ve Heteroseksüel” sopası sallamayı pek seven, “Oğlancı-lezbiyen” nakaratını ağzına almadan “köşe”sini dolduramayan ve de iktidar, güç ve kibirle baştan çıkmanın güya günahını çıkartırken bile bedelini LGBTİ+’lere ödetmeye kalkan Yeni Şafak “köşe” yazarı Ergün Yıldırım ise, “Allah nefret suçu işliyor, Müslüman da homofobik: Eşcinsel sapıklık” başlıklı yazısı ile yurttaşları aptal yerine koymaya devam ediyor.

Aynı zamanda Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden “köşe” yazarı, Diyanet İşleri Başkanlığı bürokratı ve devlet memuru Ali Erbaş’ın kurumsal ayrımcı söylemini savunurken çarpıtmada sınır tanımaycam diye, Yeni Şafak’tan Yasin Aktay’ın “eşcinsel despotizm” dediğine “kıç despotizmi” diyerek seviyeyi Akit’e bağlıyor: “Cinsel sapmalarını insan hakları kılıfında savunuyorlar. Müslümanları da homofobik diye damgalıyorlar. Tam bir cinsiyetçilik despotizmi. Kıç despotizmi!” Devamında nereye varacağı belli değil mi: “İnsan hakları kılıfıyla eşcinseller engizisyonunda çarmıha geriliyoruz. İstanbul Sözleşmesi, İstanbul’a hakarettir artık. Fatih’in İstanbul’una, İslam İstanbul’una hakarettir. İstanbul Sözleşmesi’ni lağvetmeliyiz.”

Yeni Şafak’tan bir başka isim Yusuf Kaplan, “köşe”sine Doğu Perinçek’i “konuk yazar” olarak almış. “Homofobik nefret söylemini görmeyen medya, “skandal” ile “hakaret” arasında salınıyor!” ve “Sapkın eşcinsel ilişkiye dayalı bir toplum icat edilmeye çalışılıyor!” dosyalarından hatırlayacağımız Yeni Şafak “köşe” yazarı Kaplan, “Doğu Perinçek’ten sonra diğer liderlerden de değerlerimizi ve milletin haysiyetini koruyacak açıklamalar bekliyoruz...” başlıklı yazısı ile bildik nefret nakaratını tekrar ediyor: “Eşcinsellik, herhangi bir tercih meselesi değildir. Cinayettir. Nesli ifsad edecek, insan türünü yok edecek bir intihar!”

Yeni Şafak “köşe” yazarı Ömer Lekesiz, “Kültür savaşının yerli mevzileri” başlıklı yazısında, bir sürü laf kalabalığının sonunda sadede geliyor: “Baronun eşcinselliği özneleştirme gayreti…”

Sabah “köşe” yazarı, LGBTİ+ toplumuna neden eşit evlilik ve aile kurma hakkı talep ediyorsunuz, diye soruyor!

Nisan’ın son haftasında Sabah “köşe”lerinin eşcinselliğin sosyolojik seyrini inkâr ettiğini kayda geçirmiştik. LGBTİ+ hareketin yıllardır yürüyüşlerde yükselttiği “Susma haykır, eşcinseller vardır” sloganını, “Durma haykır, eşcinsellik günahtır!” diye bozmaya çalışan Sabah “köşe” yazarı Hilal Kaplan, “bir sosyolog olarak” manipülasyon, dezenformasyon ve de nefret korosunun nakaratlarına Mayıs ayının ilk haftasında da devam etti.

Sabah “köşe” yazarı, manipülasyon, dezenformasyon ve homofobik nefret dizisinin bölümleri, “Feminizm ve eşcinsellik: Aileyi tahribin başlangıç noktası”, “Ailenin kaderi bir sözleşmeden öte”, “Aile için tehlike çanları çalıyor”, “İstanbul Sözleşmesi’ne gelince dilini yutanlar”, “Çocuğu cinsel karmaşadan korumak” başlıkları oldu.

Sabah “köşe” yazarı, ilk yazısında, “bir sosyolog olarak”, LGBTİ+ toplumuna neden eşit evlilik ve aile kurma hakkı talep ediyorsunuz, diye soruyor. “Cumhuriyeti kurduğunu söyleyen partinin temsilcileri” ile CHP’yi cinsel yönelim ayrımcılığına karşı eşit yurttaşlık taleplerini desteklemekle eleştiren Sabah yazarı, aradığı desteği “Konuyla ilgili görüştüğü” Vatan Partisi’nden Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Tülin Oygür’den buluyor: “Eşcinsel siyasi hareket, emperyalist sistemin beslediği bir "muhalefet" türü olup…”

“Çocuğu cinsel karmaşadan korumak” başlıklı son yazısında ise Sabah “köşe” yazarı, eşcinselliği “cinsel kimlik bozukluğu” olarak gören İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji’den Prof. Dr. Zeki Bayraktar’dan medet umuyor. Sosyal-çevreci yaklaşımdan fizyo-biyolojik yaklaşıma, beyin araştırmalarından genetik araştırmalara oradan toplumsal cinsiyet tartışmalarına kadar “neden” arama konusunda yirminci yüzyılda denenmedik yol kalmış gibi Sabah “köşe” yazarının üroloji uzmanı çaresizce ağacı yaşken eğmek ile ebeveyn dövmek arasında salınıyor. Gerisi ise “LGBTİ lobisi” nakaratı!

Sabah “köşe” yazarı, yazısının sonunda “Son bir uyarı da benden” notuyla, barolara ve mühendis odalarına müdahale yetmez, diyor ve ekliyor: “Türkiye'deki psikolog ve psikiyatrist camiasını temsil eden dernekler, büyük ölçüde LGBT lobisinin boyunduruğuna girmiş durumdalar. Dolayısıyla bu hususlarda kimden yardım aldığınıza da dikkat edin.”

Sabah’tan bir başka “köşe” yazarı, aynı zamanda SETA İstanbul Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nden Zeliha Eliaçık, “LGBT sopası ve yeni dogmalar” başlıklı yazısında, “sözde ötekileştirme veya ayrımcılığa karşı geliştirilen “antisemitizm” ve “homofobi” gibi kavramlar”dan dert yanıyor.

Bazı Batılı ülkelerde eşcinselliği “bozukluk” olarak niteleyememekten yakınan Sabah yazarı, ayrımcılık suçuna dair mevzuatın işlemediği yerlerde de, aydın ve ilerici çevrelerce "homofobik" olarak damgalanmaya sitem ediyor. “Özel hayat konumuz değil. LGBT’nin nasıl örgütlü bir “sopaya” dönüştüğünü yazdığını” söyleyen Sabah “köşe” yazarı Zeliha Eliaçık, “düşünce ve felsefe” üretememekten yakınırken, Devletin Diyanet memuru tarafından LGBTİ+ yurttaşlara yönelik sarf edilen ayrımcı söylemin ardından gelişen süreci “sun'i tartışma” diye görüyor.

Homofobik nefret korosu hızını alamıyor!

“Devlet, ne pahasına olursa olsun bu sorunu çözmeli” başlıklı yazısı ile Diriliş Postası “köşe” yazarı Ferhat Ersin Devlet’ine yaptığı “yasa/k/lar” çağrısında hızını alamıyor: “Eş cinsellik, suç kabul edilip eş cinsellikle ilgili dernekler, vakıflar ne varsa acilen kapatılmalıdır!.. Eş cinseller, hastaysa tedavi edilmeli, değilse ıslah edilmeli ve ısrar edenler kesinlikle vatandaşlıktan çıkarılmalıdır!..”

“Evrensel değerler” adıyla yürütülen “hayâsızca akın!” başlıklı yazısı ile Diriliş Postası “köşe” yazarı Abdullah Şenaslan: “Avrupa değerlerini bir paket halinde Türkiye’ye ithal etmek isteyen kitle bu kitle. LGBT, Feminizm, Çevrecilik, İnsan hakları hepsi bu paketin içinde. Kovid-19 ile parçalanma sürecine giren AB’nin etkisinden kurtularak Türkiye’nin de bu ajan örgütlere karşı TCK 226’yı işleme koyması gerekmektedir.”

“İslam’da “neslin korunması” temel insan hakkıdır” başlıklı yazısı ile Millî Gazete “köşe” yazarı Siyami Akyel: “Günümüzde LBGT (lezbiyen, biseksüel, gey ve transgender) adlarıyla meşrulaştırılmaya çalıştırılan fiil, İslâm’a göre tam bir sapkınlıktır. İslâm’da zina ve fahişelik nasıl men edilmişse livâta (oğlancılık, ibnelik, homoseksüellik, eşcinsellik) ve “sevicilik” diye tabir edilen “lezbiyenlik” de men edilmiştir.” 

“'Eşzihinsel' sapma!” başlıklı yazısı ile Akşam “köşe” yazarı Prof. Dr. Cevdet Erdöl: “LGBT hareketlerinin asıl hedefinin, büyüyen Türkiye olduğu da bu tartışmalarla bir kez daha ayan olmuştur. Eşcinsellik bütün kutsal değerler açısından gayrimeşru olmasının yanında tıbben ruhsal bir patolojidir.”

“Pik yapan virüs: İstanbul Sözleşmesi!!!” başlıklı yazısı ile Türkiye “köşe” yazarı Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil: “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, bizi bu noktalara getiren ve hız kesmeden devam ettirilen bir Soros projesi idi. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi ile LGBT’lileri de içine alan çarpık cinsel yönelimler savunuluyordu. Bu durum Türk’ün üç bin yıllık anane, ahlak, edep ve değerlerinin mahvolması manasına geliyordu.”

“İstanbul Sözleşmesi ve Diyanet’in sapıklığa karşı çıkışı” başlıklı yazısı ile Türkiye “köşe” yazarı Dr. C. Ahmet Akışık: “Kendilerini Sekülerizm girdabına kaptıranlar, kurtulabilmek için İslam çığlıkları atıyor ve temize çıkmak istiyorlar. Hayır, biz bu değiliz, diyorlar. Biz, “eşcinselliği, LGBTİQA+’yi savunmuyoruz” diyorlar. KADEM ve benzeri başörtülü feministler böyledir.”

“LBGTİ+ Lanet Sebebidir” başlıklı yazısı ile Milat “köşe” yazarı Muhammed Özkılınç: “LBGTİ+ diye anılan “fahşa dini” sadece lanet sebebi olan lutilik değildir. Bu fahşa dini, lutilikten çok daha ötesidir. Homoseksüellik denilen lutilik bu fahşa dini yanında devede kulak kalır. Çünkü buradaki beş harfin her biri, fahşa dininin bir sapıklığını ifade ediyor. Şimdi buna bir de (+) eklemişler ki, nereye çekersen çek. Bu bazen LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel veya travesti) veya LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, transgender, intersex), LGBTTIQ (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti, Transseksüel, Intersex, Queer) şeklinde de kullanılmaktadır. Kısacası, şerrin, kötülüğün, şehvetin, sadisitliğin, sadoşizmin sonu yok. Sapıklığı adeta din edinen bu vahşilerde, hazlara tapınmakta doyumsuz. Dolayısıyla bir yerde durmuyor.”

“Ahlaksızlığın Özgürlüğü Olmaz” başlıklı yazısı ile Milat “köşe” yazarı Mustafa Uçurum: “LGBT diyerek, rengarenk boyalara bürünerek kendilerini sevimli göstermeye çalışanlar en hafif söylemle sapıklıklarının ardına düşerek haktan, hukuktan bahsediyor. Bunların yaptığına Müslüman mahallesinde salyangoz satmak desek konuyu çok hafife almış oluruz. Bunların yaptığı lanetlenmiş bir kavmin artığı olmaktan başka bir şey değil. Sanatçısından siyasetçisine kadar LGBT denen ahlaksızlığa destek veren kim olursa olsun aynı bataklığa saplanmıştır. Cinsel sapkınlıkları özgürlük olarak gören hukukçular, sanatçılar, siyasetçiler bu özgürlük girişimine kendi evlatlarından başlayabilirler. Ne de olsa özgürlük önemli onlar için. Bakalım böyle bir şeye razı olacaklar mı? Elbette olmayacaklar. Çünkü onların derdi özgürlük falan değil, bu ülkenin değerlerinin karşısında ne varsa onun yanında olmayı maharet sayarak yaşamayı gaye edinmişler.”

“Demokratik olgunluk, hürriyet ve ahlâk” başlıklı yazısı ile Yeni Asya “köşe” yazarı Kâzım Güleçyüz: “Eşcinsellik konusu Batıdaki hürriyet anlayışının sakatlığı sebebiyle çok farklı noktalara götürülüyor. Demokratik bir hak gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu istikamette yasal düzenlemeler yapılıyor. Eşcinsel evlilikler yasallaştırılıyor ve eşcinsel evlilikle bir araya gelenlerin evlât edinmesine imkân veriliyor vs. Bunlar çok yanlış. Ahlâkî değerleri hiçe sayan bir özgürlük anlayışını kabul edemeyiz.”

“Eşcinsellik, pozitif hukuk teorisi ve dindarlar” başlıklı yazısı ile Yeni Asya “köşe” yazarı Mustafa Eren Bozoklu: “Eşcinselliğin toplumda istenmediğini açıkça ilân etmek; meşrû çerçeveli bir toplumsal izolasyon uygulamak, tedavi ve ıslah yollarını etkinleştirmek, meşrûlaştırma girişimleriyle meşrû şekilde mücadele etmek şarttır. Eşcinselliği özendiren medya unsurlarına karşı yaptırım uygulamak hem hükümetin, hem toplumun üzerine bir görevdir.” 

“Özgürlük budalalığı” başlıklı yazısı ile Aydınlık “köşe” yazarı Atakan Hatipoğlu: “Bugün LGBT örgütlenmelerinin hak talep eden, uğradıkları haksızlığın telafi edilmesini isteyen demokratik baskı örgütleri olduğu kolay kolay söylenemez. Çünkü bu hareket, 1960’larnı sonlarından itibaren, kadın eşcinselliğini erkek egemen kültüre alternatif olarak sunan radikal bir feminizm yorumu üzerinden, Queer denilen farklı bir aşamaya vardı. LGBT örgütleri AB’den proje paraları alan, HDP’nin kimlik siyaseti çizgisinde hareket eden, milli devleti ve milli örgütlenmeyi, “eril tahakküm yapıları” olmakta suçlayıp düşmanlık mevziisinde hareket eden bir yapı haline dönüştü(rüldü)ler."

Not: Bu haberde, alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alınıyor.


Etiketler: medya
Nefret